SORULARLA DÜNYADAKİ BATIL SİSTEMLERİN ÇÖKÜŞÜNÜ GÖSTERME…

SORU 1: Neden dürüst, cesur, adil Turgut Özal, Recep Yazıcıoğlu, Muhsin Yazıcıoğlu, Rachel Corrie, Anna Politkovskaya, Prenses Diana, Mahmut Esat Coşan gibi kahramanlar suikasta uğrayıp ya şehid oluyorlar ya da kahramanca can veriyorlar da, Fethullah Gülen gibi ilim adamları ve politikacılar rahat yaşıyor?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 1: “Şeytanla el sıkışmadan iktidar olunmaz!” O, Amerika’ya ve İsrail’e sert eleştiride bulunmuyor, mazlum Müslümanları suçluyor! O gibiler daima güçlü olanların yanında yer alır! Bakalım Allah c.c. mahşerde politikanıza ödül verecek mi?

SORU 2: Politikaya bulaşan nurcular Türkiye’de kimlere komplo kurdular ve düşmanlık ettiler?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 2 : Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Adnan Oktar’a, bilim adamı ve yazar Hans Von Aiberg’e, öğretmen yazar Memduh Özcan’a ve bunlar gibi nicelerine “Bize katılmıyor, bizim kabilenin taraftarlığını yapmıyor.” diye düşmanlık etmişlerdir!” Taraftarlıklarının ve düşmanlıklarının cezasını er yada geç göreceklerdir !

SORU 3: Nur veya Gülen Cemaati hakkında gizli

gerçeklerden başka olaylar anlatır mısınız?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 3: Biz burada gayri Müslimlerin İslam hakkındaki antipatisini değil, bütün semavi dinlerde yasak olan münafıklığı ve zalim taraftarlık yönünü göstereceğiz…

ABD’Lİ DİPLOMATLARA GÖRE GÜLEN’İN HEDEFİ KUŞKULU

17.03.2011 Tarihli Haber

WikiLeaks’ın elindeki belgelerin Türkiye ile ilgili bölümleri Taraf gazetesinde yayınlanmaya başlandı. İlk belgelerde ABD’li diplomatların Gülen ve cemaate ilişkin raporları yer alıyor.


3 POLİSİN GÜLEN RİCASI
… Bu telgrafta, Emniyet’ten 3 polisin Büyükelçiliğe gelerek Fettullah Gülen için temiz kağıdı istendiği şöyle iddia ediliyor: “Gülencilerin ABD’nin Gülen’e karşı olumsuz tavırları konusundaki spesifik endişesinin, Gülen’in avukatının ‘Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası’ndan yararlanarak elde ettiği 2004 tarihli bir FBI raporundan kaynaklandığı anlaşılıyor. Türk Ulusal Polis Teşkilatı’nda irtibatlı olduğumuz üç üst düzey yetkili, kısa süre önce bu konuyu İstanbul’daki ‘legat’ın (İstanbul Başkonsolosluğu’nda FBI’ı temsil eden diplomat kastediliyor) dikkatine getirdiler ve bu görüşmede aynı zamanda Gülen’le ilgili basılı malzemeler sunarak, FBI’ın, kendisi hakkında bir tür ‘temiz kağıdı’ verip veremeyeceğini sordular.”

CEMAAT HER YERDE Mİ?
….Gülen ayrıca, Yahudi cemaatince kendi varlığına destek olarak algılanan tavırlar da sergiliyor. Ancak Gülen hareketinin nihai niyetleri konusunda derin ve yaygın kuşkular hâlâ geçerli. Bu hareketin bünyesindeki çeşitli çevrelerin içine çektiği insanlar üzerinde uyguladığı baskıya ilişkin ipucu veren anekdotlara sahibiz; işadamlarına Gülenci okulları ve diğer faaliyetleri desteklemek için para vermeyi sürdürmeleri yönünde yapılan ağır baskı buna örnek. Gülencilerin kendi okul ağlarını (buna ABD’deki düzinelerce okulları da dahil), din propagandacısı haline getirilmeye müsait buldukları öğrencileri büyük bir dikkatle seçmek için kullandıkları hakkında çok sayıda güvenilir rapor elde ettik ve bu okullardaki yatılı öğrencilerin beyinlerinin yıkandığını da defaatle işittik. Bu gerçekler, Gülencilerin Türk Milli Polis Teşkilatı dahil birçok devlet kurumuna sızmalarıyla birleştiğinde, yüzeyin altında çok daha katı bir çizginin, dünya çapında bir İslamcı yayılma propagandası misyonunun yattığına işaret ediyor.

DEVASA BİR AĞ
23 Mayıs 2006 tarihinde ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Deborah K. Jones’un Washington’a gönderdiği telgrafın konusu da yine cemaatle ilgili. Bu telgrafta ise şu saptama yapılıyor: “Fethullah Gülen” diye yazmış dönemin Başkonsolosu, “30’dan fazla ülkede, 50’den fazlası ABD’de olmak üzere 160’tan fazla örgütten oluşan ve büyümeye devam eden devasa bir ağın merkezinde oturuyor. Sonuç olarak da, Gülen’in destekçileri Türkiye Misyonu’na (ABD’nin buradaki diplomatik temsilcilikleri kastediliyor) ulaşan ziyaretçi vizesi başvurularının giderek artan bir oranını oluşturuyor.

Başvuru yapan Gülenciler seyahat gerekçeleri ve Gülen’le ilişkileri konusunda hemen her zaman kaçamak davranıyorlar; bu da, Konsolosluk memurlarında soru işaretleri yaratıyor.”

HER YERDE OL!
Bir diğer telgrafın tarihi ise 25 Temmuz 2008. Mektubu yazan dönemin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson. Washington’a gönderilen telgrafın başlığı ise: “Türk Gülenci okullar: Ya her yerde ol, ya hiçbir yerde olma.”
Bu ve diğer Gülenci okulların somut, müspet kazanımlarına bakıldığında, bu okulların ya da bu okulların öncülük yaptığı Gülenci hareketin Türkiye’nin demokratik laik sistemine nasıl tehdit oluşturabileceğini anlamak güç. Ama hareketin dışındaki Türklerin derin kuşkuları var; hatta konuya kuvvetli bir laik tavırla yaklaşmayanların bile.
Kısa süre önce görüştüğümüz etnik kökeni Uygur olan ve Gülenci okulların Orta Asya’daki faaliyetlerini bilen bir Ankara Üniversitesi Profesörü eski bir Çin atasözü söyledi bize: ‘Sadece tek bir kitap okuyan adama güvenme.’ Gülenci okulların öğrencilerinin, özellikle de evinden uzaktaki yatılıların, kitap okumalarının ve televizyon izlemelerinin sıkı biçimde denetlendiğini anlattı.

Gazetecilerle toplantı izlenmiş
Gülen Hareketi sadece Ankara’daki ünlü Samanyolu Lisesi ve Fatih Üniversitesi gibi eğitim kurumlarından değil ama aynı zamanda Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan, çeşitli şirketlerden, Zaman, Today’s Zaman, Samanyolu TV ve Aksiyon gibi medya organlarından oluşuyor.

Gülencilerin ayrıca Ergenekon (…) soruşturmasının öncüsü olarak görev yaptıkları Türk Milli Polisi’ne de hâkim oldukları belirtiliyor.

       (YORUM: Türk Milli Polisi’nin Gülencilerin kontrolünde olduğu iddiasını teyid etmek imkânsız ama biz buna karşı çıkan kimseye rastlamadık ve Gülenci yurtlarda kalan polis adaylarına polislik sınavındaki soruların cevaplarının önceden verildiğine ilişkin tanıklıklar işittik.)</I>

       BAŞKA BİR YORUM: Sınav sorularının önceden verilmesi kul hakkı hırsızlığı değil midir? Kime karşı yarışıyorsun, düşman ülke gençlerine karşı mı hırsızlık yapıyorsunuz?

Erdoğan cemaatin dışında duruyor


…Gülen’le ilgili konuşmaların siyasi bağlamı da karmaşık, zira Cumhurbaşkanı Gül, bizim ilişkide olduğumuz kişilerin hemen hepsi tarafından Gülenci olarak görülüyor ama Başbakan Erdoğan öyle görülmüyor. Esasen, görüştüğümüz bazı kişilerin iddiasına göre, Erdoğan, o kadar kararlı biçimde Gülen cephesinin dışında duruyor ki, Gülen’in sadık çevresi onu bir yük (liability) gibi görüyor. Bu arada, Cumhuriyet Halk Partisi ve AKP’nin diğer muhalifleri ABD’yi, sözümona Türkiye’nin laik temellerini zayıflatarak bir ılımlı İslami devlet “modeli” yaratmak amacıyla, gizliden gizliye Gülen’i desteklemekle itham etmekte pek aceleci. Bu itham, Türkiye’de laiklik karşıtı faaliyetleri nedeniyle yargılandığı bir sırada Gülen’e ABD’ye sığınma imkânı ve nihayetinde de sürekli oturum statüsü tanınmış olması gerekçesine dayandırılıyor.

       YORUM: Bu konuda başbakana bravo! Hiçbir grubun veya çıkarcı kabilenin hizmetkarı olma! Yalnız Allah (c.c.) ’ı, Hz.Peygamber (a.s.)’ı, Hızır (a.s.)’ı, Evliyayı dost bil, yeter! Allah’ın lütfuyla size verilen koruyucu zırh yeter! Yalnız bazı mücahidlerin sizde hakkı kalmış, onu ödeyin ! Selamete erersiniz!

SORU 4: Hiç bir semavi dinde, “Taraftarlık yapın, kul hakkı hırsızlığı yapın, sizin gruptan olmayanlara yardım ve iyilik etmeyin, onların işini yapmayın!” diye bir buyruk var mı?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 4: Tam tersine kavmiyle övünenler, taraf tutanlar, kul hakkı yiyenler, zalimler lanetlenmiştir! Yüce Yaratan, herkese yaptıklarının karşılığını er yada geç gösterecektir !

Özgür Zülkarneyn,

Gizemli Süvari, 19.03.2011