*** SEVGİ***

Uzak doğu ülkelerinden birinde, bilgeliğin sırlarını arayıp bulabilmek amacı ile yoğun bir ziyaretçi akınına uğrayan bir Budist Tapınağı vardı. Bu tapınağın özelliği arzu edilen , ya da anlatmak istenilen bir şeyi konuşmadan işaret ya da simgelerle izah etmek gerekiyordu. Her zamanki gibi tapınağa bir ziyaretçi geldi. Adet olduğu üzere kapıya yaklaştı, ne tıkladı ne de zile bastı. Kapının önünde bekledi. Zaten kapıda hiçbir alet de yoktu. Bir müddet bekledikten sonra kapı açıldı. İçerdeki görevli, yani “bilgelik arayıcısı” kapıda bekleyen yabancıyı süzdü ve işaretle selamlaştılar. Selamdan sonra sessizce sözlü konuşma olmadan beden diliyle konuşmaya başladılar. Gelen yabancı tapınağa girip bir müddet kalmak istiyordu. Tapınak görevlisi anladı ve kapıyı örterek bir süre gelmedi. Bir müddet sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü. Bu kabı, kapıda bekleyen yabancıya uzattı. Yabancı bunun manasını anlamıştı. Görevli şöyle demek istiyordu: “Tapınak ağzına kadar dolu, bir kişiyi dahi alma imkanı yok.” Su dolu kabı eline alan yabancı tapınağın bahçesine doğru yürüdü. Bahçedeki güllerden bir yaprak kopararak elindeki su dolu kabın üzerine koydu. Gül yaprağı suyun üzerinde yüzüyordu. Ama su taşmamıştı, kapıya geldi. İçerdeki görevli kapıyı açtı ve selamladı. Yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan gül yaprağına her zaman yer bulunurdu. Bu SEVGİ’ydi ve sevgiye her zaman her yerde yer bulunurdu.           

Yukardaki sezgili ve geniş görüşlü arif insanların hayatından bir kesit sunan hikaye çok güzel; fakat yalan, hile ve vefasızlıkların çok olduğu asrımızda, bir çok kimse kesin delilleri bile inkar ederken ve farklı yorumlarken, endişeli insanlar haklı olarak sevgi, güven ve samimi dostluk konusunda “Kesin kanıtlara” ihtiyaç duyuyor!..

Bu yüzden korkakların, vefasızların ve benzeri huylara sahip olanların sevgisinin veya yapay ilgisinin makbul olmayacağını yansıtan şu vecizeye hayranım:

 *** Beni seven kalbini değil, beni sevdiğini söyleyebilen cesur yüreğini istiyorum. ***