MÜZİK VE SAVAŞ; KABİL-HABİL KAVGASINDAN KIYAMETE KADAR BİTMEYEN SAVAŞ…

     

 

“CHOR JAVON” ŞARKISININ TÜRKÇE ANLAMI: Chor Javon (Tacikce: dört civan kardeş)

“CHOR JAVON”
dört civan kardeş silahlarını aldılar,
büyük bir umutla yola düştüler.
baba oğullarını,
yaklaşan bir tehlike için uyardı,
ancak oğulları onu dinlemedi
ve avlanmaya gitti
gök gürledi ve şimşek çaktı
birden tepelerden çığ düştü
dört civan kardeşi yuttu
vah vah vah
şaman bir cenaze duası okuyor
oğullarının yasını tutan anne
başını taşlara vuruyor.

 

http://nedir.antoloji.com/chorjavon

BAŞKA BİR TERCÜME: Sözlerin yaklaşık karşılığı şöyle;

CHOR JAVON

dört yoldaş bir silah aldılar
ve büyük ümitlerle yola çıktılar
baba oğullarını uyardı
geleceğin tehlikede olduğuna dair bir işaret var Tanrıdan
yoldaşlar babalarını dinlemediler ve ava gittiler
yıldırım ve şimşek vurdu
aniden geçitten bir çığ düştü
ve yoldaşları yuttu.
kutsal adam hüzünlü bir cenaze duası okudu
ve anne oğulları için yas tutarak başını taşlara vurdu

http://ean.btturk.net/?p=39

*          *          *          *          *         
           

KABİL-HABİL KAVGASINDAN KIYAMETE KADAR BİTMEYEN SAVAŞ…

Uzmanlar ne kadar plan ve hesap yaparlarsa yapsınlar, insan, gelecekte Kaderin neler göstereceğini tam olarak bilemez! Bizim inancımızda nefsi müdafaa hakkı vardır. İnsanlar ister meşru bir yolculuğa ister savaşa gitsinler, bazen insanın içine âni bir sıradışı his doğuyor, ‘Kader’ umulmadık şeylerle karşılaştırabiliyor!…

Şu geçen birkaç gün içinde âni bir ilham rüzgarıyla “Nato”nun şarkılarını web sayfalarına eklemek geldi içimden…Biri, ‘Chor Javon’, diğeri ‘Be Umide’. Aslında anlamını bilmiyordum, sadece hüzünlü bir ağıt hissediyordum.  Sonra baktım, araştırdım; anlamlı ve düşündürücü sözler. İkisinin de ortak noktası ümitsizlik; biri savaşta, diğeri aşkta!…Sonuç olumsuz!  Tam da TBMM’nin Irak’a askeri operasyona izin verdiği günlere rast gelmesi ve babasının sözünü dinlemeyen 4 evladın  savaşa gidip hazin bir sonla biten trajediyi anlatması açısından çok hayret verici!

Tabii ki Türkiye veya terör saldırısına maruz kalan başka ülkelerin hakkıdır savunma savaşı yapmak! İster Türk olsun, ister Kürt , ister Arap olsun, haksız saldırıya uğrayan toplumlar kendini savunmak için savaşır. İnşaallah masum siviller gözönüne alınarak ve savaş dışı bırakılarak sadece suçlulara yönelik savaşlar başarılı olur, herkes hak ettiğini bulur! Bununla beraber umulmadık aksilikler olursa, ateş parçaları sağa sola dağılarak çoğu kimseyi yakabilir! Barışçı halklar için en iyisini, hayırlısını ümit edelim!

Natalie’nin dediği gibi şu anda durum ümitsiz ama “Ümitle” geleceğin güneşli tarafına bakalım!

Şarkıdaki tedbir gerektiren ifade şu; “4 silahlı kardeş/ yoldaş umutla yola çıktılar”. Dikkat ederseniz bütün büyük savaşlara başlayanlar zafer ümidiyle başlıyorlar, sonra hep hüsran oluyor!

Yani en zayıf ve güçsüz görünen ülkeye bile saldırıldığında, savaş umulmadık acı sonuçlar doğuruyor!

Bazen de Türkiye, İran gibi ülkeler haklı bile olsa ; güçlü rakiplerini açık meydanda yenemeyeciğini düşünen büyük güçlerin, rakibi bataklığa çekmek için düzenlediği bir taktiktir küçük çaplı ve sürekli saldırılar! Sonra suçlamak ve büyük darbeyi vurmak için bahaneleri oluşabilir!

Bir de şarkıdaki diğer önemli nokta; ava giden 4 kardeşin, bu av işinde haksız olduğu anlaşılıyor! Bilge babaları uyarmış; gökten İlahi bir ceza gelmiş, burası da çok ibret verici!

Gerçekten sadece şarkıdaki ilginç ve önemli bir gerçeğe işaret etmek istedim! Yoksa kamuoyu nazarında ve sağduyuya göre hangi olaylarda hangi halklar haklıdır, o bellidir! İnsan hakları ihlal edilen, saldırılan, zulme uğrayan her insan veya millet haklıdır, mücadelesinde de haklıdır!

Bendeniz hayat ve savaş madalyonunun bir yüzünü yani haksız avlanmayı ve savaşı göstermek istedim; diğer yüzünü de sezgili başka bir yazarın ekli adresteki bakış açısından inceleyiniz, doğruluğunu kabul edip etmemek size kalmış!  

Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferinde olduğu gibi; Hz.Muhammed a.s.’ın başkanlığındaki erenler meclisi yol gösteriyorsa, o yolda gidelim! İnanalım  ve tasdik edelim! Kalp gözünden gerçekleri algılayamayan bütün siyasetçilerin politikaları iflas eder!  

Hayata dair İlâhi hükümlerden biri şudur: Allah, bir zalimi başka bir zalime musallat eder!” Çoğu kişi ve ülke günümüzde kendini iyi, başkalarını zâlim olarak görüyor! Amerika, İsrail ve Rusya gibi ülkeler barışı, demokrasiyi ve “Sizi biz koruruz, biz ancak düzelticileriz!” telkinini yerleştirmek için bütün Dünyayı işgal edip öldürmüyorlar mı!?  Gafletin en büyük uyuşturucusu şudur:  “Ateş dokunmadığı sürece boş ver, yansın!”  Haksızlık karşısında susan dilsiz Şeytan değil midir !? Bu dikkatten kaçıyor mu? Bir toplumun yüzde 60’ı kötüyse, % 40’ı iyiyse fakat bu kendini iyi zannedenler, kötülüklere, zulümlere engel olmuyorsa; “Bana değmeyen yılan bin yaşasın!” düşüncesinde ise Allah (c.c.)’ın geçmişte böyle bir topluma büyük bir felaket yaşatarak cezalandırdığı bizi gafletten uyanışa sevk etmelidir ! Ve bu haksız güçlü yılanlar ejderha olup yaklaşıyorsa hâlâ ejderha fark edilmiyor  ve çizgi film izlendiği mi zannediliyor !?  Son pişmanlık fayda vermez!…

Özellikle günümüzde, hayatın zevkli ve fantastik eğlenceleri varken, çoğu eğlenceye alışmış insan nefsine ölüm ve savaş gibi konular çok itici ve korkunç gelir!

Dünyada kimse, her zamanki gibi neşeli ve normal hayatlarına devam ederken âni ve korkunç bir saldırı beklemiyorlardı. Bu dünyada savaşa, doğal felakete veya kazaya maruz kalıp ölenlerin çoğu, güzel bir gün geçirirken ummadıkları o trajedileri yaşamışlardır! Nadir olarak ta “Korkulan, başa gelir!” ifadesindeki gibi endişe gerçekleşmiştir!

İnsanı kıpırdatan ve dansa sevk eden müzik dinlemek varken, fantastik ve heyecanlı filmler izlemek, kafeteryada coca cola içip hamburger yerken sevgilinin yapay ışıklı gözlerine bakmak, sigaranın dumanını izlemek, plajda çekici ve renkli mankenleri seyretmek varken; aç insanları düşünüp yoksullara mal bağışlamak, felaketzedelere yardım etmek, savaş mağdurlarına para ve silah yardımı yapmak, eşe dosta karşı terletici ve zahmetli bir iyilik yapmak, ölümü ve ötesini düşünerek ibadet etmek, ne kadar nefse zor gelen ve nâhoş işler olarak görülür! Büyük savaş, nefsle yapılan savaştır! Devekuşu gibi kafayı kuma sokmakla acı gerçeklerden kaçılmaz ki ! Hani hep güllere kavuşmak için dikenlere katlanmak gerekir, denirdi, katlanalım öyleyse !

Çoğu âniden olan başlıca savaşlara ve felaketlere kısaca bir göz atalım:

·         1937’de japonlar, Çin’de Pekin ve Şangay’a saldırmışlardır.

·         1 Eylül 1939’da Almanya bir hava saldırısıyla sabah 05:00’te Polonya’ya savaşa başlamıştır. (Eğer sabah namazı vakti savunmaya hazırlıklı olsalardı zayiat daha az olurdu! )

·         6 ve 9 Ağustos 1945’te ABD, Japonya’da Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası atmıştır!

·         1979’da Sovyetler Birliği, zayıf ve garip gördüğü fakat doğal kaynakları zengin olan Afganistan’ı işgale başlamıştır. 60 Bin Sovyet askeri öldü, halktan ise nice insan mahvoldu! Ne kazanıldı !?

·         17 Ağustos 1999’da Türkiye’de gece yarısı âni ve korkunç Marmara Depremi meydana gelmiştir! ( Neden gece yarısı diye merak ettiniz mi !?)

·         Yine ABD, 2003’te, bulunmayan nükleer silah bahanesiyle Irak’ı işgal etmiş, yıllardan beri patlamalar, kan, gözyaşı bu ülkede hiç eksik olmamıştır!

 

·         Ordunun Kaybolması (Irak Ordusunun) (2003)

Mehdi’nin beş alameti bulunur. Bunlar Süfyani, Yemani, semadan bir sayha (çağrı, nara), Beyda’da bir ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir. (Naim Bin Hammad)

…Kendisine bir ordu gönderilecek. Bunlar yerin bir çölünde iken yere batırılacaklardır. (Müslim’den; Geleceğin Tarihi 4, s.31)

Bir ordu savaş için gelir, çöle girdiğinde baş ve sonundakileri batar, ortadakiler de kurtulmaz. (Hanbel, Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud’dan; Geleceğin Tarihi 4, s.30)

            2003 yılında gerçekleşen Irak Savaşı sırasında Irak ordusunun büyük bir kısmının neredeyse birdenbire ortadan yok olması savaşın en dikkat çekici olaylarından biriydi. Birçok gazete ve televizyonda, Cumhuriyet Muhafızları olarak bilinen yaklaşık 60.000 kişilik ordunun ve Fedailer olarak bilinen yaklaşık 15.000 Iraklı askerin kaybolması haber olarak yer aldı. Yan sayfadaki hadislerde bu konuya dikkat çekilmesi, Hz. İsa’nın ve dolayısıyla Hz. Mehdi’nin geliş alametlerinden biri olan "bir ordunun batması" olayının gerçekleşmiş olabileceğini göstermektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Nitekim ilerleyen günlerde de savaş uçaklarının bir kısmının çöl kumları altına gömülmüş olarak bulunması, hadiste bahsedilen çölde bir ordunun batması olayının Irak ordusu ile ilgili olma ihtimalini güçlendirmektedir. (1)

 

* Doğuda Yer Batması Tsunami (2004)

On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; … Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası’nda meydana gelecek yere batma hadisesi…" (Müslim, Fiten, 39)

             Peygamber Efendimiz (sav)’in haber verdiği kıyamet alametlerinden bir tanesi, "doğu tarafında gerçekleşecek olan yere batma" hadisesidir.

            Bu alametin büyük bir kara parçasının ya da insan topluluğunun ortadan kalkması, yeryüzünden yok olması anlamına gelmesi muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.) 2004 yılının son ayında Güney Asya’da gerçekleşen büyük tsunami felaketi bu alametle çok büyük benzerlikler göstermektedir. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği "doğudaki yere batış" alameti, bu büyük tsunami felaketine işaret ediyor olabilir. (Hiç şüphesiz en doğrusunu Rabbimiz bilir.)

            Tarih boyunca Asya’da, Uzakdoğu’da çeşitli felaketler, depremler ve kasırgalar yaşanmıştır. Bu felaketlerde çok büyük yıkımlar gerçekleşmiş, çok yüksek sayılarda insan hayatını kaybetmiştir. Ancak 26 Aralık 2004 tarihinde Güney Asya’da gerçekleşen ve 400 bin kişiye yakın insanın ölümüyle sonuçlanan tsunami, bu felaketlerin en büyüğü olmuştur. Bu büyük felaket sırasında, yeraltındaki büyük levhaların hareketi sonucu oluşan 1000 kilometrekarelik kırılmalar ve kıtaların yer değiştirmesinin yarattığı büyük enerji, okyanuslarda meydana gelen çok büyük enerjiyle birleşip, Güney Asya ülkelerinden Endonezya, Sri Lanka, Hindistan, Malezya, Tayland, Bangladeş, Myanmar, Maldiv Adaları ve Seyşel Adaları’nı hatta 5 bin km uzaklıktaki bir Afrika ülkesi olan Somali sahillerini dahi vurmuştur. (2)

 

  • Batıda Yer Batması Katrina (2005)

     New Orleans Şehrinin Yere Batışı 

On alamet görülmeden kıyamet kopmayacaktır; … Biri doğuda, biri batıda, bir diğeri de Arap Yarımadası’nda meydana gelecek yere batma hadisesi…" (Müslim, Fiten, 39)

             ABD’nin Meksika Körfezi’nde yaşanan Katrina Kasırgası’nın meydana getirdiği büyük yıkım, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in haber verdiği bir diğer kıyamet alametini, "Batıdaki Yere Batış"ı akıllara getirmektedir.

            Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda gerçekleşeceğini bildirdiği bu "yere batışın", tarihteki benzerlerinden çok daha büyük, çok daha etkili olması gerekmektedir. Nitekim Katrina Kasırgası da geçmişteki benzerlerinden çok daha büyük bir yıkım meydana getirmiştir.

"İnsanlara ölüm gelip evler mezar olduğu zaman halin nice olur." (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir zaman Alametleri, s. 392, no. 726) (3)

·         6 Haziran 1982 Lübnan işgali de sayıldığında, kurulduğu 1948 yılından beri 5 kez Araplarla savaşmış olan İsrail, 12 Temmuz 2006’da yine Lübnan’a saldırdı. 34 gün süren savaşta Lübnan’ın 3’te biri harap oldu! 

           

            İnsanların yaygın ve olumsuz kişilik özellikleriyle, devlet politikaları arasında paralellik vardır; Hırs (devlet polikasında emperyaizm), cimrilik, haksız isteğine ulaşmak için hile yapmak, yabancılara genellikle kötü zanda bulunmak gibi…

            Bazı milletler, açlık, kuraklık, zehirli veya yaşanmaz ortam gibi sebeplerden dolayı başka topraklara göç etmeye, gerektiğinde savaşmaya mecbur kalırlar. O zaman imkanı olan ülkeler yardım etmelidir. Örneğin, Japonya küçük bir adadır ve çok yoğun bir nüfusu vardır. Japonya’nın her zaman toprak ve ham maddeye ihtiyacı olmuştur. Çin de kalabalık olduğundan, Çin’e değil de, Japonya örneğin Rusya’ya dese ki: “Ya komşu, sizin toprak çok fazla, bizim nüfus fazla, ülkenizde bir bölüm ayırıp bize verin, bizim de ihtiyacımız giderilsin! “ Rusya rızayla verir mi? Verilmediğinde işte savaş bazen de böyle çıkıyor!

            Türkler de Orta Asya’dan kuraklık nedeniyle göç ederek Anadolu’ya geldiler. Tabii inancın ve dilin farklı olması da yabancı ve kötü gözüyle bakılmasına neden olabiliyor. Bizanslılarla Türkler arasında 1071 yılında Malazgirt’te savaş olmuştur. Ondan sonra Türkler Anadolu’ya dağıldılar ve yerleştiler.

            Çoğu savaşların sebebi ise, diğer ülkelerin maddi varlıklarını sömürmek, tek güç olarak Dünya’ya egemen olmak gibi bitmeyen hırslar…

            Konunun ve sayfaların fazla uzamaması için Türkiye ve Irak’taki çatışmalara dair ve siyasi yöntem hakkında önemli bir görüşü içeren makalenin köprü (link) adresini vereyim:

            http://www.kononline.com/author/Hasan-Celal-Guzel/64/Sinir-otesi-ve-Ermeni-tasarisi-uzerine.html 

            Bir süre inşaallah Kaf Dağı’nın ardındaki gizemli ülkeye yolculuk yapacağım, selamet içinde kalmanız dileğiyle Allah’a ısmarladık.

            ASR SÜRESİ (Kur’an’dan): Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna !

Esenlikle, Mimoza33; 18 Ekim 2007

KAYNAKLAR:

(1),(2),(3) www.mercek.org

WEB SİTELERİ:

·         http://kardelenkutuphanelibrary. spaces.live. com

·         http://memoza1. sitemynet. com

·         http://mimoza33. fotopages. com

·         Gerçeğe inanmak için 5 adım gerekir: 1-Önyargısız geniş görüş 2-Cesaret 3-Yaklaşım 4-Dinlemek/ Düşünmek 5- Anlamak (Mimoza33)