İSLAM VE HZ.MUHAMMED DÜŞMANI BİR GRUBUN PSİKOLOJİK SAVAŞ TAKTİKLERİ VE YERLİ BOZGUNCULAR

Hey !!! Sabah oluyor, uyanalım artık ! Merhaba mü’minler ve diğer dinlerden olan iyiliksever, barışçı arkadaşlar!

         Evrensel insan haklarındandır; herkes dini inancını seçmekte özgürdür. Fakat diğer inançtakilere alay, hakaret ve yok etme çağrısı insanlık açısından ayıp ve aşağılık bir durumdur!

         Daha önce bahsettiğim yalan, iftira dolu ve İslam’ı yok etme çağrısı yapan kötü niyetli web sitesinin uyguladığı sinsi planı ve savaş taktiklerini saf Müslümanların tuzağa düşmemesi için açıklayacağım.

         Özellikle Müslüman gençlerin, kendi dini görevlerinin anlamını, faydalarını, hikmetlerini önceden öğrenmeleri, inançlarının doğruluğunu ve sağlamlığını kavramalarına neden olur! Fırtınada uçan yapraklar gibi geleneksel ve yanlış anlaşılmış bir inanca sahip olmazlar!

         Tarih boyunca hep peygamberleri inkar edip alay edenler kendi içlerinde çelişki içinde olmuşlardır. Allah c.c., inkarcıların derin bir gaflet içinde olduğunu belirtir. Yani onlar, kendilerini akıllı zannederken gözleri önündeki açık gerçekleri görüp anlamıyorlar; bile bile, inadına ve kibirden dolayı inkar etmeyi hoş görüyorlar…

         İbret verici öyküler içinde çok beğendiğim “Koyun mu Kaplan mı” hikayesi, “sürekli telkin” in insanın kendi doğru bildiğinden bile şüphelenmesine ve tuzak kuranlara aldanmasına çok güzel bir örnek!

Ali Sina ve grubunun  http://www.faithfreedom.org/challenge.htm” adresindeki “SİNA’NIN MEYDAN OKUYUŞU” sayfasındaki büyük İslam düşmanlığı olayını yansıtması açısından bugün sunmak nasip oldu. O sayfanın tüm Türkçe tercümesini vermekten vazgeçtim; çünkü kötü şeyler, iftiralar, insan onlara inanmasa ve kabul etmese bile hafızaya yapışıyor ve izler bırakıyor. Zaten onların istediği de odur! Ama iradesi güçlü, kendinden emin araştırmacılar tam sayfayı, anlamını inceleyebilirler. Günümüzdeki korku verici ve dehşetli sahneler içeren filmlerin, çocukların ve zayıf mizaçlı kimselerin hafızasında yapacağı kalıcı izlerden sakındırmaya benzer!   

         “Faithfreedom” sitesinin de kullandığı 1.taktik;

Müslümanların içinde şüphe uyandırmak ! Aslında kendileri de açıkça belirtiyor. “Çamur at, izi kalsın !” taktiğini uyguluyorlar! Bakalım bu niyetlerinin sonu nasıl olacak ! Bir diğer açıdan da, az önce bahsedilen öyküdeki uysal ve barışçı koyun, İslam’a benzetilebilir; adam telkin sonunda koyunu kaplan sanarak bırakıp gidiyor. Kaplan ise, aslında karşıdaki hilekar zalimlerin kendi suretidir. Kaplan, hem hayatta hem rüya tabirlerinde “zalim”i temsil eder; emperyalizme, siyonizme benzetilebilir.

         2.Taktik; para ve ödül vaadiyle insanları bataklığa çekme tuzağı,

         3. Yapılan iftiraların ve ithamların anormal derecede yapılmış olması kasıtlı. “Çamur at, izi kalsın!” mantığını uyguladığını gösteriyor. Müslüman, onların kendi 12 ahlaksız özelliğini yansıtan sıfatların, Hz.Muhammed a.s. için yanlış olduğunu kanıtlamak için 100 sayfa, 1000 sayfa delil getirse, somut kanıt sunsa inanacaklar mı? “Hayır!” Kendileri Hz.Peygamberin o suçları işlediğini somut ve kesin olarak kanıtlasın, İslam Ülkeleri o parayı onlara versin! Gerçekleşmeyen bir suçu nasıl kanıtlayacaklar !? Şöyle olmuştur: Duydukları bir olaya bozuk ayarlı gözlükle baktıklarından tersinden anlıyorlardır!

         4. Güya Hz. Muhammed’in suçlarını rapor eden orijinal kaynaklar dediği de; kendileri gibi münafık, mürted iki-üç kişinin, tarihi kitap yazarının uydurmalarıdır. Para karşılığında çıkarcı veya korkak âlimlerin Tevrat ve İncil’i bozdukları gibi Kur’an’ı bozamadıkları için hased kurdu, içten ruhlarını yiyordur.

         5. Saçmalıklardan biri de din uzmanı, tarih uzmanı vb. kişiler değil de internet okuyucuları bu suçlamalarda jüri olacakmış. Kendileri gibi sapıkların toplandığı grup hüküm verecekse… Tarihte birçok halkın çoğunluğunun sapıttığı ve helak olduğu yok mu !? “Var!” Hz.Nuh zamanındaki Tufan’da 83 kişi hariç bütün dünyanın su altında kalması; Hz.İbrahim’i ateşe attıklarında, Babil halkından kaç kişi onun doğruluğuna şahitlik etmiş !? Hz.Lut’un içinde yaşadığı sapık homoseksüel halktan inananların bir elin parmakları sayısı kadar olduğu, söylenir. Yani; “Çoğunluk doğru karar verir!” diye de bir gerçek yok!

         6. Özellikle Müslüman âlimleri tartışmaya davet etmesi ve meydan okuması da yine kendi metni içinde sırıtıyor:

         “İslam’ın günleri sayılıdır. Bu nefret ve cehalet şeytanı, kendi başlıca kurbanlarının elleriyle katledilecek!” Başlıca kurbanları dediği, Müslüman alimlerine şüphe sokup, birbirine düşürüp, zafer kazanacağını zannediyor. Atom çekirdeğini bir bozdu mu, elektronların dağılacağını hesaplıyor. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz! İslam’ın “Altın Çağ” ı tekrar yaklaşıyor. Onların korktuğu da bu zaten!

         7. Davetlerin bir kopyası onlara gitmeliymiş. Bu da İslam Dünyasındaki bütün seçkin tabakayı zincirleme izlemek, taktiklerini ve savundukları hususları toplayıp, yeni bir saldırı için başka sinsi planlar hazırlamak. Ama nafile! Kaderde bildirilenler gerçekleşir! Kıyametin 3 Kahramanı Hz.Mehdi, Hz.İsa, Hz.Hızır a.s. yönetiminde Müslümanlar tekrar son bir altın çağı yaşarlar! Değil Dünyalılar, Uzaydan gelenler bile bu kaderi  değiştiremez !!!

         8. Bugün 06.02.2008’de ilginç bir gerçekle daha karşılaşıldı. O sitenin adı “faithfreedom”,  “Google” arama motoruyla arandığında; tanıtımında İngilizce olarak “Laik eski-Müslümanlar tarafından Müslümanların İslam’ı terk etmesine yardım etmek için kurulmuştur.” (Created by secularist ex-Muslims to help Muslims leave Islam) Diye belirtilmiştir. Bu mesajın yabancı ülkedeki bir grup İslam düşmanı tarafından böyle yayınlanması, Türkiye’deki herhangi bir yazarın yanlış anlaşılmaması için ve Türklerin “tam dindar olmak” la, “yarım inançlı olmak” arasında iyi düşünüp taşınması için Allah’ın bir işaretidir! Demek ki insanlar günahları işleye işleye dinden uzaklaşıp soğuyor, kendilerini “laik” olarak yani “dinden ayrı, uzak” diye tanıtmaya başlayıp sonra da bir zamanlar Çin’de kızıl muhafızların yaptığı gibi dine, eski kültüre, tarihi mirasa düşman olup acımasız bir materyalist haline geliyorlar. İşte telkin ve fitne tohumu ekme metoduyla halkı dinden çıkarıp sonra da “Aydınlanmış Vefalı Uşak”  madalyasıyla taltif eden, önce münafık sonra mürted sıfatıyla yaşayan özgür sapıklar böyle kimselerdir !

         İnandığı gibi yaşamayanların zamanla bakış açılarının bozularak nasıl bozuk bir hayat tarzına girdiklerine adaletli halife Hz.Ömer’in şu sözü delildir: “İnandığınız gibi yaşamazsanız, yaşadığınız gibi inanırsınız!”

         Allah c.c., marifet versin şu garip halkımıza !         

Türkiye’de Yarı Aydınların Bakış Açıları:

21. Yüzyılda bulunduğumuz bu yıllarda, yaşadığımız toplumun, yaklaşık %95’i Müslüman sayılan ülkemizde insanların artık İslam Dini’ne, inançlarına nasıl baktıklarını yansıtan size çarpıcı bir örnek vereyim. 7 Şubat 2008 Perşembe günü alışverişe çıktığımda bir gazete alıp okuyayım, dedim. Okumak ve incelemek için birçok gazete ve dergiyi aldığım olur. Tespitlerimin sonucunu aktarmadan önce, şu ünlü değerli vecizeyi başta bütün gazetecilere, araştırmacılara, bürokratlara vb. armağan ediyor, hiç unutmamalarını diliyorum. “Basit bir insanı dost edinmek istiyorsanız, övünüz; olgun bir insanı dost edinmek istiyorsanız, tenkit ediniz!” Doğrudan tenkit değil de, dolaylı bir eleştirel değerlendirmeyi anlatan  “haram parayla kazanılmış bir ineğin dergaha bağışlanması” konusunda  Hacı Bektaşi Veli ile Hz. Mevlana arasında geçmiş ibretli, birbirlerine nasıl hoşgörü ve saygıyla baktıklarını gösteren  , tarihi bir olayı daha önce anlatmıştım. Gerçekten hayran olunacak  davranışlar! İkisi de diğer meslektaşını ve kardeşini üstün görüyor, kendini günahkar olarak tanımlıyor; erdem işte budur!

         Hakiki inanca sahip veya yaptığı işin doğruluğundan kesin emin olan kimse, gerekirse kanıtlarıyla ve hikmetleriyle kendi dünyasını anlatabilir. Bir çeyrek asır, 25 yıl ilim, irfan edinmiş kişilerin artık bakış açıları, hikmetler,  sırlar dünyasına girmesi gerekir! Eğer sadece akıl ve ilimle insanlar gerçekleri anlasaydı, açık deliller ve mucizelerle gönderilmiş bütün peygamberler gibi İslam Peygamberini de 2007 itibariyle 5 milyar kişi inkar etmezdi ! Liberal sayılabilecek gazetede köşesi veya sütunu bulunan 20 kadar yazar ve konu vardı. Bunlardan 12’si güncel konu olan “türban /başörtüsü ve hükümetin çalışmaları” hakkındaydı. Bütün önemli bakış açılarının altını çizdim. Sonuç şaşılacak mahiyetteydi ; Çünkü 12 kişiden 1 tanesi türban/başörtüsüne olumlu bakıyor ve destekliyordu. Zaten altıncı hisse göre de onu önceden 1-2 konudaki fikirlerinden dolayı hissetmiştim. Üzerinden 1400 yıl geçmiş bir dinin prensiplerine bakış açıları nasıl bozulmuştu ?!

         Sebebi şunlar; Birincisi, şu rivayet açıklıyor: “Ahir zamanda ibadet edenlerin çoğu din cahili olacak; din adamlarının çoğu da fasık (açıktan günah işleyen, Allah’a isyan eden) olacaktır!” Bir Müslüman devamlı günah işleyen toplumda yaşarsa, zamanla onları sever ve savunmaya başlar! Alışkanlık gerçeği!

         İkincisi; Müslüman,  Hıristiyan ,Yahudi olsun semavi dinlerden birine inanan insan, dini bir görevini yapamıyorsa, alışmamışsa, bilmiyorsa; “İnanıyorum ve biliyorum fakat yapamıyorum, alışmamışım! “ gibi mazeret beyan ederse sadece “Günahkar” dır. Aksi takdirde, Allah’ın ve peygamberin emrinin saçma, günümüzde geçersiz, eski çağların adeti gibi hakaretler yaparsa, o kimse inancını kaybetmiş bir inkarcı; daha da tehlikelisi  Müslüman görünen “münafık”tır! Hz.Muhammed a.s. bile her fırsatta işlerine engel çıkaran, fitne ve fesat çıkaran münafıklardan çok çekmiştir! Münafık, dindar ve dürüst Müslümanın başarısına sevinmez, kıskanır . İyi işlerde onu desteklemez, engel olmaya çalışır. Açıkça bilinen konularda eğri yorumlar yapar; dini hükümlerin kendi menfaatlerine, hayat tarzına uydurulmasına çalışır. Daha benzeri birçok işler…

         Ve günahkarlar niye üzülüyor, anlamak mümkün değil! Dar bakış açısından herhalde! İnsanın yaratıldığı günden beri günahlara özgürlük daha fazla olmuştur. Birçok ülke halkı içki, kumar, zina vb. istediği günahı serbestçe işliyor. Bakın ülkemizde içki satışı, sigara satışı, genelevde zina, plajlarda yarı çıplak gezmek hatta üstsüz bulunmak serbest!…Bundan daha fazla  hak, homoseksüelliğe, lezbiyenliğe, Las Vegas’taki gibi kumarhanelere istenir, onlara da serbestlik tanıyan ülkeler çıkmaya başladı…

         Fazla uzatmayayım; yanardağ gibi patlarım…Allah gaflet uykusunda olanları uyandırsın, ıslah etsin! Açıkça inkar edene, şiddet uygulamayana, zorla, silahla inandırmak dünyanın hiçbir hukuğunda yok! İstisnalar kaideyi bozmaz!

         * Bakış açısında ve tutumlarında insan haklarına saygının ve hoşgörünün olmadığı taraftar gruplar:

         Demokrasi ve cumhuriyetle yönetildiği söylenen ülkelerde hemen hemen hiç değişmeyen bir gerçek vardır: 4+3+2+1= 10 ; 1+2+3+4= 10’dur. Bunlar belli bir görüşe sahip grupları, partileri temsil eder. Çeşitli inançlar ve görüşler daima var olmuş ve olacaktır. Bütün tartışmalar ve bakış açılarının zaman,mekan, ve olaylara göre değişmesinin ilk sebeplerinden biri de değer sıralamaları değiştiği içindir. Yani 4 yıl önce birinci olan, bu yıl dördüncü olabilir;insanın yetenekleri ve görüşleri sabit bir varlık değil, hayat böyle! 1400 yıldır Kur’an’da, halkın zihinlerinde ve sözlüklerinde var olan “başörtüsü” kelimesinin bir anda politik metotla başka anlamlara geldiği savunmak ve karşı olmak ta, lekeli gözlükle gerçekleri bulanık görmektir!

         * Kur’an’daki “humur” kelimesinin anlamı geçmişte de, bugün de “başörtüsü” olmuştur!

         Gerçekten Kur’an’daki “humur”, tekili “hımar” kelimesinin anlamını öğrenmek isteyen gazeteci yazarlara rastladığım için 3 değişik ülkede yaşayan dilcilerin yayınladığı sözlükten anlamını göstereyim:

1-    “El-Mevarid” Arapça-Türkçe Lügat, Mevlüt Sarı, Bahar Yayınları, İstanbul, 1980. “Hımar” kelimesi, çoğulu “humur” (s.443): Örtü. Sarık. Kalabalık İnsan. Kadının başına örttüğü örtü.

2-    Arapça-Türkçe Yeni Kamus, Bekir Topaloğlu-Hayrettin Karaman, Elif Ofset, İstanbul,1980

“Hımar”, ç. “humur” : Örtü, başörtüsü. Sarık

3-    Elias’ Pocket Dictionary Arabic-English, Elias A. Elias and Edward E. 

Elias, Daru’l Gail (Ceyl), Beirut, 1987, Lebanon

*Publisher: Edward Elias Elias, 1, Sh. Kenisset Roum Catholic, Zahir,Kahire, MISIR

* Humur’un tekili “hımar” için (s.133) : “Veil” karşılığı verilmiş.

“Veil” ise, peçe, başörtüsü, yaşmak, rahibe başlığı, örtü anlamlarında.

İngilizce’de “To take the veil: Rahibe olmak” ifadesinden de bunun başörtüsü olduğu ortaya çıkar. Yoksa sıradan Hıristiyan kadınları da gömlek, bluz gibi vücut örtülerini giymektedirler.

4-   Wortabet’s Pocket Dictionary Arabic-English, John Wortabet, Librairie du Liban, Beirut.

“Hımar”, ç.”humur” (s.83): Covering; veil.

(Covering: Örtü; üzerini kapatma. Veil: Peçe, başörtüsü, rahibe başlığı.)

 

 

         * Geçenlerde Çin’de bir mucize daha gerçekleşti. Fotoğrafını isteyenler bakabilir. Toprak altından bir ağacın kökleriyle oluşmuş çıplak şekilde “Bir adam ile kadın figürü; yani Adem ile Havva’yı andıran figür” çıktı. Bu mucizenin işaret ettiği şu anlamları ifade edebiliriz: “Ey ateist kavim! Sizin atanız topraktan yaratıldı; bir erkek ile kadından çoğaldınız! İlahi dinlerde bildirilen yaratılış hikayesine inanın!” Yarım inançlı, semavi dinden olanlara da: “Ağacın köklerine sahip olmayan meyve vermez! Semadan indirilen son din İslam’ın temel prensiplerinden ayrılmayın; dalını, yaprağını, meyvesini keserek ürün almaya çalışmayın. Kökler sağlam olmalı, köksüz ağaçlar kuruyup yok olur!” En doğrusunu Allah bilir. İnanmak istemeyen, yine inanmamaya devam eder. “İnanmak istemeyeni hiçbir mantık inandıramaz!”

         * Yarım inançlı veya kısmen inananı Allah iyi dereceyle mükafatlandır mı ?!

Karanlık ruhu suretine aksetmiş en çirkin görünen, hayatında hiç abdest almamış ter kokulu, hayatı günahlarla geçmiş vs. insanın bile Allah, ateşe düşmesini istemez, Allah kimseye zulmetmez; en şerefli yarattığı insandan “tanınmasını ve şükredilmesini istemek, Allah’ın hakkı değil midir? Dünyadaki birçok kurum 2-3 hata yapan, karşı gelen işçisini işten kovarken; 75 yıl Allah’ı ve Son Elçisini inkar etmiş, onların buyruklarının hep inadına tersini yapmış nankörleri Allah Cennet’ine mi koysun? Dünyada bile böyle bir kurum var mı? Varsa bilelim, faydalanmak için sıraya geçelim; hiçbir iyi iş yapmadan, çalışmadan, hep ters işler yaparak  okyanusta bir tatil cennetine gidelim ! Sonuçta tövbe kapısı açıktır ! Ortalama 75 yıllık bir ömür gerçekleri anlamak için yeterli değil mi?

         Yeni keşiflerde buluşmak dileğiyle. Mimoza33, Türkiye, 10.02.2008

 

KOYUN MU KAPLAN MI?

! (Telkinin Etkisi) !

         Bir çiftçi, şehirdeki pazardan aldığı koyunu yürüyerek köyüne götürüyordu. Yolda, koyunu alırken yaptığı sıkı pazarlığı hatırlıyor ve kendi kendisini tebrik ediyordu.

         O sırada, yolun kenarına saklanmış olan dört hırsız çiftçinin ardındaki koyunu çalmaya karar verdiler ve aralarında gizli bir plan yaptılar.

         Hırsızlardan birisi, ortaya çıkıp çiftçiye yaklaştı. Selam verdikten sonra şöyle dedi:

         “Amcacığım, bu kaplanı nereye götürüyorsun? Şehirde kaplan satmaya mı başladılar artık?

         Çiftçi şaşırmış bir şekilde cevap verdi:

         “Sen neden bahsediyorsun Allah aşkına? Bu yaşa gelmişsin, kaplanla koyun arasındaki farkı göremiyor musun? Bu bir koyun, kaplan değil.”

         Sonra yürümeye devam etti. Aradan birkaç dakika geçmemişti ki, ikinci hırsız çiftçiye yaklaştı ve:

         “Amca, bu kaplanı nereye götürüyorsun? Bu arada cesaretine hayran kaldım. Bir kaplanla ıssız bir yolda yürümeye herkes cesaret edemez.”

         Çiftçi ona da ardındaki hayvanın bir koyun olduğunu söyledi. Ama küçük te olsa içinde bir şüphe uyandı. Hayvan ya gerçekten kaplan idiyse? Geriye döndü, hayvana baktı; ah, evet bu bir koyundu. Ama ya…

         Derken, üçüncü hırsız geldi adamın yanına.

         “Bana bu kaplanı nasıl yakaladığını anlatır mısın?” diye sordu çiftçiye.

         Adam bu defa cevap vermeden hızlı hızlı yürümeye başladı. İçindeki şüphe giderek büyüyordu. Tamam, o hayvanın koyun olduğunu kendisi biliyordu, ama bu kadar insan niye durup dururken ona kaplan diyordu ki? Yoksa, kendisi mi yanılıyordu?

         Çok geçmeden, dördüncü hırsız çıktı adamın karşısına:

         “Aman Allah’ım! Şu kaplanın güzelliğine ve azametine bak! Amca nereden buldun bu yırtıcı hayvanı. Aman dikkat birilerini parçalayıp yemesin!”

         Çiftçi şimdi şüpheler içinde kıvranıyordu. Bir sürü insan kendisine o hayvanın kaplan olduğunu söylemişti, demek ki bir bildikleri vardı. Onu evine götürdüğünde üstüne atılırsa ne yapacaktı? Koyun gibi görünüyordu, evet, ama ya gözleri onu aldatıyorsa? Hayatını tehlikeye atmaktansa, bu hayvandan kurtulmak daha emin bir yoldu. Böyle düşünerek, koyunu bırakıp köyüne doğru kaçmaya başladı.

         Saklandıkları yerden çıkan hırsızlar da koyunu götürüp pişirdiler ve kendilerine mükemmel bir ziyafet çektiler.

*       *       *       *       *