PENTAGON’DA EZAN VE İFTAR,MARS’TA MÜSLÜMANLAR,TÜRKİYE’DE MÜNAFIKLAR

3. Dünya Savaşı’nın Türkiye’ye yönelik füzelerinden bahsedecekken ve 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Cumhuriyet Halk Partisi’yle ilgisine işaret edecekken, hikmet sahibi Yüce Allah başka bir olaya işaret etti! Bazı insanlar veya kurumlar, farkına varıp tam tanıyamadığı fakat aldandıkları nankör sevgilisinin ihanet oklarıyla ölürmüş…

            Ondan önce başka bir gerçeği insanların acilen anlaması gerekiyormuş…10 Şubat 2008 Pazar günü Brezilya’da Rio Şehrinde Dünya’nın en büyük Hz.İsa heykeline yıldırım düştü !!!  Önce haberden bazı bölümleri dinleyelim, sonra Allah’ın izniyle yorumu yapayım…

“Brezilya Rio’daki dünyanın yedi harikasından biri olarak seçilen İsa heykeline yıldırım düştü, Hıristiyan alemi ‘kötü işaret’ diyerek kiliseye koştu.”
            “Bunun üzerine Hıristiyanlar kiliselere koştu. Herkes, din adamlarının olaya açıklık getirmesini istedi. Papazlar halkı yatıştırmaya çalıştı ama kiliselere koşturup dua edenler "O tepede paratoner de var. O varken nasıl oluyor da yıldırım heykele düşüyor?" dedi.
            Rio’nun 700 metre yüksekliğindeki Concovado tepesinde bulunan 39.6 yüksekliğindeki, 700 tonluk beton heykel, dünyanın yeni 7 harikaları arasında da yer alıyor. Yıldırım düşmesi sonucu çok az hasar gördüğü açıklandı.” (1)

Bu olağan dışı olaydaki sırlar şunlar:

1- Dünya’nın en büyük Hz.İsa heykeline düştüğüne göre; siz Hıristiyanlar Hz. İsa’nın en büyük heykelini yapmakla ona gerekli inanç ve saygıyı göstermiş olmuyorsunuz, onu ilahlık seviyesine çıkararak putlaştırıyorsunuz. Allah, gökten yıldırımla çarparak bu işin yanlış olduğunu gösteriyor !

Bir rivayete göre mahşerde Yüce Rabb Hz.İsa’ya sorar: “Beni ve annemi ilâh edinin, diye sen mi insanlara buyurdun?”  İnsanlara öyle emretmediği halde bu sorunun ağırlığı altında Hz. İsa uzun zaman mahcup bir halde kalır !

Ne Buda, ne Hz. İsa (a.s.), ne de birçok aziz insan, halklarına “Bizim heykelimizi yaparak taparcasına sevin, veya ilah edinin!” diye bildirmemiştir. Ama  tarih boyunca insanların batıla sapma eğilimini göz önüne alarak; “insan kurban etme”, “yüzyıllarca kölelik”, “20. yüzyıla kadar İslam değil, başka batıl din mensubu halkların, kadınları insan yerine koymama değer yargısı”, “putlara tapınma”, “eşcinsellik” gibi sapık âdetlerini düşünürseniz, İlahi dinlerde canlı resmi ve heykel yapmanın neden yasaklandığını anlarsınız! Hatta bazen çevrenizde veya filmlerde duyarsınız: “Aşkım, seni taparcasına seviyorum!; senin için her şeyi yaparım! Vb. ” Bu gibi duygular Allah’ı kızdırıyor ! Kim Allah (c.c.)‘ı ve Hz.Muhammed (a.s.)’ i diğer varlıklardan daha az severse, tam iman etmiş olmaz ve Allah (c.c.), o taparcasına sevdiği şeyi öyle kimselerden alır!..

2- Yıldırımdan koruyan ‘paratoner’ olduğu halde, “yıldırım çarpması”, maddi tedbirleriniz Allah’ın dilediği konularda işe yaramaz!, demektir.

3- Olayın Hıristiyanların kiliseye gittiği Pazar günü olması ve onların papazlara sorup açıklama istemesi ve onların da makul bir açıklama yapamaması, 2000 yıldır “Mutlak Gerçeği”, batıl bir inanca dönüştürdüklerinin işaretidir. Hz. İsa (a.s.), gökten yeryüzüne indiğinde haçı kıracak, domuzu ve şarabı ortadan kaldıracak! Gerçeğe en yakın İncil olan,yalanlanan ve saklanan “Barnaba” İncili’nde “Benden sonra Ahmed gelecek!” diye bildirdiği Son Peygamber Hz.Muhammed’in doğruluğunu tasdik edecektir!

BARNABA İncili’ndeki Hz.İsa’nın bazı sözleri şöyledir:

“-Ben, Allah’ın Resulünün yolunu hazırlamak için geldim. Bu resul, sizden birkaç yıl sonra, İncil tahrif edilip hakiki inananların 30 kişi kadar kalacağı bir zamanda gelecektir. O zaman, Cenab-ı Hak, elçisini gönderecektir. Onun başının üzerinde beyaz bir bulut bulunur. O, putları kırar. Onun sayesinde, insanlar Allah’ı tanır ve ben de hakiki olarak tanınırım. (72. bab)

“O resulün adı Ahmed’dir.” (97. bab) (2)

Şimdi de Türkiye’ye dönelim. Başbakan, mazlum Müslüman kızlarına dini bir görevlerini yapması için Allah’ın buyruğu olan “başörtüsü” konusunda iyilik yapmak istemiş. Fuhşu ve kadınların çok açıklığını tenkit etmiş! “Vay! Sen misin öğüt veren !?” diye bütün ülkenin yarım inançlıları, fitnecileri, münafıkları, bozguncuları homurdanıyor! Aynı ilk Müslümanların Bedir’de endişeye düştüğü gibi bir durum oluşabiliyor ! Sayın başbakan ve iyi işlere niyet edenler, “İnancınızı koruyun, asla korkmayın!” Alemlerin Rabbi ve meleklerden ordusu mü’minlerle beraberdir! Bedir’de 3000 melekle yardım ettiği gibi ansızın saldırıya uğrayan garip mü’minlere yardımla zafere erdirir!  2002 Kasımında takdiri İlahi gereği rast geldiğim “Allah tarafından bir mevkiye göreve gelen, O’na olan güvenini kaybetmemesi şartıyla hep orada kalacağı, düşmeyeceği” ne dair sâlih bir müslümanın özlü sözünü şimdiki  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de bulunduğu bazı bürokratlara göndermiştim. 1-2 hafta gibi kısa bir süre sonra Başbakanlık binasına girerken ayağı takıldı, düşecek gibi oldu. Hayret ederek içimden, “Her halde tereddütü oldu, tam inanmadı !” diye düşündüm. Aradan 5 yıl geçti; geçenlerde ben de burada bir kafeteryaya girerken ayağım kayarak düşecek gibi oldum, bu anı aklıma gelerek gülümsedim. Zannederim, Allah’ın dünyadaki bunca zalime ve münafığa hemen ceza vermeyip hep Firavun gibilerin birçok ülkede egemen görünmesi konusunda üzüntü ve endişem oldu!

Ardından kısa sürede Brezilya Rio’da madden korunduğu zannedilen dünyanın en büyük Hz.İsa heykeline yıldırım düşmesi, bizim için ibret verici! Bütün âleme anlamı, kalplerimizi taparcasına sevilen tutku ve ihtiras putlarının lekelerinden arındırmak! Zamanla insanı esir alan arzu ve alışkanlıklar, bizi kendine hizmetkar yapıyor…Gönül tahtında, lâyık olmayan geçici sevgililer; en başta da ihtiyarlamış makyajlı,süslü, hilekar ‘sevgili dünya’ oturduğu için, ‘Gerçek ve Ölümsüz Sevgili Sultan’ gelmiyor ve gönül sarayında görünmüyor! Ve aynı gün aklımdan geçen bir konuya, gazeteci yazar Dilek Önder’e de malum olmuş olacak ki, örtülü Müslüman kadınların çoğunun takvayla ve samimiyetle örtünmediğine geçen gün işaret etmiş. Gerçekten buna kendim de şahit oluyor ve görüyorum.

“Tutkularınızın tutsağı olmak istemezseniz, onları; dizginlemeye çalışınız.” (Homus Babington Macaulay) Kadınların günaha sevk eden  derecede güzellik ve modaya uyma tutkusu gibi…

Örtünmenin anlamı dikkat çekmemek, tahrik etmemek, vücut hatları belli olmamak olduğu halde; örtülü kadınların çoğu boyalı makyaj yaparak, ayağı açık, topuklu ayakkabı giymiş veya dar pantolonla kalçası belli manken gibi geziyor, bu nasıl takva oluyor ! Hatta bazı genç kızların web sayfalarında bakıyorsun; Allah’ın isimleri, Peygamber hadisleri, sayfa aralarında gölden ay ışığında çıkan tüllü, erotik yarı çıplak kadın resimleri…Hayret, değişik bir bakış açısı!..

Ayrıca namaz, örtü,sakal vb. gibi işaretlerle dindar görünenlerin çoğu, işe girme, resmi dairede sıraya geçme, tayinler, mal veya para bölüşme gibi konularda öyle bir kul hakkı yiyorlar ki görünüşte dindarlık hakikaten maske gibi kalıyor!.. Hakikaten dindarı, laiki, milliyetçisi herkes önce saf kalpli, dürüst, kul hakkı yemeyen, yalan ve hileden uzak bir insan olsun, sonra Allah işlerini rast getirir! Bir de sabrederlerse ve küçük sıkıntılara katlanırlarsa…

Kişi ne kadar günahkar olursa olsun inkarcılar ve münafıklardan başka kim Allah’ın ve Peygamberin buyruğuna karşı gelebilir ? Allah’a yakınlık derecelerinden en aşağıda bulunan 1. derece “Nefs-i emmare=Kötülüğü emreden nefs” in kölesi ve hizmetkarı olanlar! Hastalıklı nefsi temsil eder. Sarı veya gri renkle gösterilebilir. Gri, daha kötüdür. Maskeliliği ve münafıklığı gösterir. 2. derecede “Nefs-i Levvame=Kınayıcı nefs” gelir. İnancı vardır, iyiliğe meyillidir ama bazen günaha ve kötülüğe düşer; mor renk bunu temsil edebilir; üzüntü ve sırlar.   3. derece “Nefs-i Mülhime=İlham alan nefs” dir. Yeşil buna işaret olabilir. 4. derece, “Nefs-i Mutmainne: Huzura ermiş nefs” tir. Bu derecedeki Müslümana “Cennet’e gir!” denilir. Beyaz gül gibidir. Bu insani dereceler şimdilik fazla uzamasın.

Sözün kısası, Nefs-i Emmare’nin hizmetkarı durumunda olan birine hiçbir öğüt, işaret, kanıt fayda vermez. 1000 tane delil sunsanız nafile. Hasta bünye ilaç ve tedaviye cevap vermez! Ne olacağını Allah bilir. Sohbet edilecek kimseler, 2. derece ve yukarısında olanlardır. Kur’an’da inatçı inkarcıların neyi beklediği konusunda âyet var; geçmiş kavimler hep azabın gelmesini veya ansızın gelmesini beklemişler!

Tam bu konuyu yansıtması açısından güzel bir yazıya denk geldim. Hayat boyu insanlık olarak hepimizde yaygın olan, belli bir süre veya ömür boyu olabilen psikolojik bir hata veya hastalık vardır, gerçekten ebedi kurtuluşa erdirecek veya hüsrana uğratacak kadar önemli; “FARKINDA OLMAMAK (ŞUURSUZLUK) veya      KENDİNİ BİLMEK”.

 

GÜLİSTAN’DAN KAÇANLAR

Hz. Mevlana mürşit kitap olan Mesnevi’sinde şöyle bir hikaye anlatır:

“… Adamın biri kötü kokulara alışık olduğundan gül kokuları ve diğer güzel kokular satılan bir çarşıya gelince bayılmış…”

       ( Peygamberler tarihinde de görüleceği üzere çağlar boyunca, inkarcıların, münafıkların dindarlara bakış açıları hep aynı olmuştur, yine aynı metinden)

 “Bu söz, bize zahmet veriyor, bu sözden hastalanıyoruz… sizin vazınız iyi değil, bize iyi gelmiyor. Eğer yine susmaz da nasihata başlarsanız derhal sizi taşlar, öldürürüz. Biz, oyunla, abes ve saçma şeylerle semirmişiz… öğüte hiç alışmamışız! Bizim gıdamız yalandır, asılsız laftır, saçma sapan sözlerdir… sizin bildirdiğiniz şeyler, midemizi bozuyor. Siz bu sözlerle hastalığımızı yüzlerce defa artırıyor… akla ilaç olarak afyon veriyorsunuz” demişlerdir.
“Kime öğüt miski fayda vermezse muhakkak o, kötü kokulara alışmıştır. Pislere temiz ve güzel şeyler layık değildir. Yılana şeker teklifi yersizdir. Kötü şeylere alışanlar iyi şeylerden hastalanırlar.”

            Allah’ın emirlerinden, Peygamberimizin (s.a.v.) sünnet-i seniyyelerinden, Hak ve hakikatlerden, helal daireden, zikirden, sohbetten, camiden, tesbihten, ibadetten, secdeden rahatsız olanlar rezalete alışık olduklarından hep dünyayı isterler. Alıştıkları şeyler yerine cennet kokusundan cüzler duyduklarında, rahatsız olurlar, dinlemek istemezler.

Dünyanın, nefsinin, hevasının, hevesinin, şeytanının peşinden giderek insanlara, mala, mülke, servete, şöhrete, makama kulluk edenler, bir de kaygı duymadan kendilerini savunurlar, adam olma dersleri vermeye kalkışırlar. Allah’a kulluk edenleri, O’nun yolunda cehdedenleri kınarlar. Kör olanın ışığa, sağır olanın sese karşı tepkisizliği gibi yüreklerin de Hak ve hakikatlere karşı tepki veremez duruma düşmesinden kaygı duymak gerekir.
            Müslüman ana babadan doğup hatta evi caminin yanında olduğu halde güzel kokulara tahammül edemeyenler olduğu gibi, dünyanın diğer ucunda ezan sesi bile duymayanların Hak ve hakikatlere karşı vicdanı sönmemiş olabiliyor. Zorbalıktan gelen kötü kokuları duyabiliyor.

Pentagon`da Ramazanda iftar verildi. Haberi aynen okuyorum:

"Pentagon`daki iftarda ezan ve Kur`an Arapça okundu.
Her dinden binlerce subay, astsubay ve erin görev yaptığı Amerikan ordusundaki müslüman görevliler için Pentagon`da bir iftar verildi. Önceki akşam verilen iftara Pentagon`da görevli subay ve astsubaylar aileleriyle katıldı. Genelkurmay Başkan Yardımcısı’na Kur`an-ı Kerim hediye edildi. Özel olarak getirilen hurmanın ikram edildiği iftarda Ezan-ı Muhammedi ve Kur`an-ı Kerim aslına uygun olarak Arapça okundu.
Daha sonra okunan ayetlerin mealleri İngilizce olarak verildi. Burada bir konuşma yapan Genelkurmay Başkan Yardımcısı: "Amerikan ordusunda her dinden asker var. Hepsinin inançlarına saygılıyız. Bütün insanlarla iyi geçinmek istiyoruz. Herkesin ibadetini serbestçe yapabilmesine imkan veriyoruz" dedi. Pentagon`un görevli imamı tarafından teravih namazı kıldırıldı." (3)

            Mars’ta hayata ve Müslümanların varlığına işaret eden maddi ve manevi delilleri ayrı bir makalede ele almıştım. Başlıktaki üç değişik ifadeyi, üç medeniyete ve  aralarındaki uygarlık derecesi farkına dikkat çekmek istedim. Türkiye’nin gelişmesine dindarlar mı, günahkarlar mı engel oldu ! ?

Her insanın “beyaz gül” olmasını temenni ediyorum.

Son olarak bir dileğimi belirtmek isterim. İmkanı olan bütün yayıncı arkadaşların bu makaleyi yayınlamalarını dilerim. İnşaallah insanlığın uyanışına vesile olacaktır. Selam ve iyi dileklerimle.

Memduh Özcan , Öğretmen Yazar, Türkiye; 15.02.2008 Cuma

Web Sitesi: http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com 

 

KAYNAKLAR:

(1)   www.milliyet.com.tr; 13.02.2008

(2)  Barnabas İncili (Orijinal El Yazması bir Barnabas İncili, Viyana İmparatorluk Kütüphanesinde);  http://www.iusozluk.net/barnabas+incili.iu

(3)  Filiz Konca; http://genckalem.org/content/view/86/27/ ; 31.08.2008