POLİTİKA VİRÜSÜNÜN 2 YANLIŞ PRENSİPLİ AYNASI VEYA

KENDİNİ BİLEN İHLASLI ÂLİM OLMAK

Yine kalbi yanık Mecnun kardeşimizin insanlığa ibret verici şu hikayesine kulak verelim; kendimizi hep iyi ve yeterli sanıp, başkalarına hakir bakmayalım:

Mecnun ve Namaz Kılan Derviş

Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur.Dolaştığı günlerden bir gün…fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini . Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan: “ Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?“

*          *          *          *          *

            Bu kısacık öyküde aslında tarih boyunca dünyada uygulanan, en çok politikacıların yaptığı, diğer insanların da kurtulamadığı yaygın, olumsuz bir bakış açısına dayanan kötü huyları dikkat çekiyor !  O da “kendini bilmemek, yaptıklarının iyi mi kötü mü olduğunun farkında olmadan diğerlerini hep tenkit etmektir!” Diğer deyişle; Kendi aileniz, mahalleniz,işyeriniz, şehriniz, ülkenizdeki yaşayan insanların tartışmalarını, kavgalarını bir inceleyin ! Hayatınızda rastladığınız, kendini doğru ve iyi görenlerin sayısı yüzde kaç, geçmişteki kendi hatalarını itiraf edip haksızlık yaptığını belirterek “özür dileyen”  kişilerin sayısı yüzde kaç ?  Fark dağ ile nokta kadardır!

Sadece kişisel hatadan düzelme ve gönül alma bir kenarda dursun; koskoca devletler dahi geçmişte haksız yere katlettikleri milyonlarca insan ve tahribat için bile özür dilemeyip hatta dalga geçebiliyorlar ! İşte, insanoğlu bu kadar zalim !!! Yanlışlık itiraf edilirse, gurur ve kibir eksilir ! Kahrolası Cehennem’e götüren gurur ve kibir, onlara göre budanmaması gereken bir Şeytani Ağaç’tır ! O , budanmamalı, ilaçlanmamalı ; öyle yapılırsa Şeytan’ın güzel gösterdiği “orijinal, dikenli, yabani ağaç”  görünümünün prestiji sarsılır, öyle değil mi ?!

İnsanların yanlış hayat tarzları ve dünya politikası şu 2 temel prensip veya kötü huya dayanır: Kendi yaptıkları hataları ve suçları gizleyerek küçük iyiliklerini büyük göstererek ve överek çevreye anlatmak; başkalarının, özellikle beğenmedikleri kişi veya kurumların, yaptığı iyi işleri ise gizleyerek, onların küçük hatalarını ve günahlarını etrafa yaymak !

Bunu çerçeve yaparak duvarınıza asın, ömür boyu unutmayın, ben bunu çok düşündüm ve hayatın acı gerçeği bu! Dünyadaki neredeyse tüm ülkeler, kurumlar, televizyonlar, gazeteler, partiler, dernekler, uluslararası kurumlar, hatta kişiler hep bu politikayı uyguluyor !.. Anlaşılan şu ki; hayatta en zor işlerden biri, ne inşaatta çalışmak, ne maden ocağında, ne de onlarca kilometre yol yürümek vb değil, en zor gelen şey, bir zamanlar insanın anlayamadığı, kötü zanda bulunduğu bir gerçeği itiraf etmek, haksızlık ettiği bir kimseye “kusura bakma, hakkını helal et!” demek. Bu yüzden ateşten gömleklerle yolculuklarına devam ediyorlar…

İşte Mecnun’un hikayesine dönersek; onda anlatılan, samimi olmayarak namaz kılan kişi, kendi ihlassızlığının farkında değil; ama gözü çevresindeki diğerlerinin yanlışını incelemekte… Mecnun, kendi hatasını itiraf etmekle beraber,onun ibadetindeki içtensizliğe işaret etmiştir! Yunus Emre’nin güzel bir şekilde yansıttığı gibi gerçek ilim, “Kendini bilmek ve düzeltmektir!”  

“İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsin,

Ya nice okumaktır! “   

Hz.Mevlana da yedi değerli öğüdünden birinde buna dikkat çekmiştir: “ Kusurları örtmekte gece gibi ol!” Zâten Hz. Mevlana’nın 7 öğüdünü yapabilen insan erdemli, aziz insan olur!

Yine zamanımızdaki mürşidlerden bir Allah dostu, başta imamlara, öğretmenlere, yazarlara, siyasetçilere, yayıncılara ve tüm insanlığa düstur olabilecek şu ilkeyi benimsemeye işaret etmiştir:

“İnsanlara iyilik ve hizmet etmek isteyen kimse, kendini nefsini ıslah etsin,yeter!”

Nasıl ki bir gemi,otomobil, uçak vb, yolculuk yapan bir araç , gövdesindeki bir arızadan dolayı bozulup durabiliyor veya hiç gidemiyorsa; insan da farkında olsun olmasın,sürekli işlediği bir suç, günahtan dolayı “Huzura ermiş nefs” derecesine ve İlahi Sırra eremiyor ! Bunun aynısı maddi dünyada da gerçekleşmiştir; Amerikan uzay mekiği Challenger, uzaya yolculuğuna başlamadan önce kontrolde gövdenin bir yerinde arıza tespit edilmiş fakat önemsenmemiş, arıza giderilmemiş! Nitekim kalkıştan 72 saniye sonra patlayarak parçalanmıştır! Nasıl ki bir virüs, kanserli hücre bir sistemi yok ediyorsa, insan da günah ve suç kirinden arınmadan “Sır Kapısı” ndan geçip Yüce Âleme ulaşamıyor !

Yaygın tutkuları ve kötü alışkanlıkları uzun uzun saymadan günümüzde görülen başlıcalarını belirtelim, diğerlerini herkes kendi bulsun!

·         Para tutkusu,

·         Çok mal ve zenginlik hırsı,

·         Çok yemeğe düşkünlük,

·         Gösteriş ve moda tutkusu,

·         Şehvet düşkünlüğü,

·         Şarap, alkol alışkanlığı,

·         Sigara veya uyuşturucu madde bağımlılığı,

·         Aşırı film izleme ve televizyon bağımlılığı,

·         Kumar, şans oyunları ve diğer oyunlara bağımlılık,

·         Hilekarlık ve sahtekarlığı zenginliğin kolay ve hızlı yolu olarak görmek,

·         Tembellik, ihmalkârlık,

·         Gıybet ve iftira gibi huylar…

Bir insanın dünyasını anlamak için onun hâlini yaşamak veya yaşıyor gibi hissetmek

lazım! Ateşin üzerine benzinle değil, suyla gitmek gerekir ! “Suçu toplum hazırlar, suçlu işler!”

Bütün suçlar,günahlar, kötü alışkanlıklar, Allah’a ulaşma yolunda tuzaklar ve

engellerdir! Bunları atlatabilirsek huzura ve sırra erebiliriz…

Sıradan insanların yaygın olumsuz huylarından biri de hasta, dertli, borçlu

veya şüpheli,tehlikeli gördüğü kimselerden hep kaçarlar… Yalnız evliyalar ve sâlihler, Hızır Acil Servisi elemanları gibi kederli insanların imdadına, iyiliksever ve yardımsever olarak yetişirler…Bu yüzden evliyalara ve sâlihlere hayranım ! Kendinin nasıl olduğunun farkında olmayan dünya halklarının durumunu yansıtan Ziya Paşa’nın şu vecizesi hatırlanmaya değer:

       “Laf ile verirler âleme nizâmât,

       Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde.”

Günümüz Türkçesiyle;

“Dünyayı laf ile düzeltmeye çalışırlar,

Evlerinde bin türlü karışıklık (bozukluk) bulunur ! ”

Çoğumuz öyle değil miyiz ?!

Son olarak olumsuz bakış açısı, önyargı ve kötü zannın yaptığı sosyal

tahribata dikkat çekmek istiyorum. Hayatta çoğu kimse, ilk tanışmalarda birbirine inanıp güvenemediğinden, kötü zanda bulunduğundan veya şüpheyle, korkuyla uzaklaştığından birbirini kaybetmiştir !

        Selam ve dualarımla, kendinize iyi bakın.

Bu nisan ayında, iki cihanın Güneşi Hz.Muhammed a.s.’ın doğum günü kutlu

olsun! Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed ve sellim !

 Allah’a emanet olun! Hoşça kalın! ,11.04.2008 Cuma

*          *          *          *          *