(RESİMLİ ŞİİR KARTLARINI "BLOG FOTOGRAFIM" ALBÜMÜNDE BÜYÜK BOYDA OKUYABİLİRSİNİZ …)
 
                                                                    
                                                                            
                                                  
Bölüm 1:

CİNSEL ARZU, YARI ÇIPLAKLIK TUZAĞI, YILIN FUHUŞ OLAYLARI VE İBRET ALMASI GEREKENLER

Sayın Dinleyiciler,

İnsanın hayattaki ruh hallerinin dönemleri aslında 4 mevsime de benzer. Kimisi hep tek mevsimi, kimisi 4 mevsimi de birden yaşar! Bazıları ise hep kışta yani acılar, zorluklar ve hüzün içinde yaşar! Fuhuş bataklıklarının çamurları veya kokuları az veya çok hepimize ulaşıyor da herkes birbirine, “Tencere, dibin kara!” diyor !

Avusturya’da 24 yıl evin mahzeninde hapsedilmiş ve sapık babanın  defalarca saldırısına maruz kalmış Elizabeth, bu acılara katlanmak zorunda kalmış ta siz, bu kez uzunca olan bu  acıklı hikayeleri dinleyip bitirmeye sabretmeyecek misiniz ?

            İlk olarak şunu belirteyim ; “İnsan hüsrandadır; ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Gerçeği ve sabrı tavsiye edenler hariç! ” İlahi tebliğine istinaden önemli olayları bile incelemek ve anlamak için sabrı ve vakti olmayanlar, hemen bu mesajdan ayrılabilirler. İnsanların çoğunun günümüzde sabırsız olduğunu ve hemen sıkıldığını hissediyorum.  Onlar çok meşgul ise ; “Anahtarları bıraktınız, güle güle ! ” , sabırsız iseler , “iyi eğlenceler!” diyoruz….

            Yalnız sizden “Acil Durum” sinyaliyle bu trajik olayları sonuna kadar dinlemenizi  istiyorum !!!

            Bazı haberlerin, olayların, hikayelerin sonuna “püf noktaları” içeren kısa bir yorum, açıklama koymanın daha etkili ve faydalı olduğunu düşünüyorum. Tabii bakış açıları farklı olabilir. Fakat elbette yorumların, yaşanmış olaylara, tecrübelere, kanıtlara ve ipuçlarına göre yapılması “makul ve kabul edilebilir” olmasını kuvvetlendirmektedir. 

            Size son zamanlarda vuku bulan hem ülke çapında hem uluslar arası olarak yankı uyandıran 3 önemli cinsel taciz veya fuhuş olayına dikkat çekeceğim. “Akıllı kişi başkalarının başına gelen olaylardan ders alan kişidir”. Atasözünün önemini göstermekle beraber kendi başına gelen olumsuz olaylardan yine ibret almayan insanlar da çok var… Hani anlatırlar; Aids veya frengi gibi hastalık taşıyan bazı Nataşalarla beraber olan zinâkârlara: “Bunlar hasta değil mi, niye birlikte oluyorsunuz?” diye uyarılmışlar da, “Atın ölümü arpadan olsun !!” diye yanıt vermişler! Olsun öyleyse !!

Bu olaylar suç derecesine göre sıralanacak. Aralarında elbette farklar var.

Birincisi; yazar Hüseyin Üzmez’in Bursa’da yaşadığı cinsel taciz olayı ! Hâlâ iddia aşamasında. Yargılamadan sonra kesin sonuç çıkacak. Acele ederek, alay ederek hemen yargılayanlar tersi çıkarsa, pişman olan Japonlar gibi küçük parmağını keserek  karşı tarafa mendil içinde özrünü sunacak mı, onu da merak ederim… Eğer cinsel istismar olayının  gerçekleştiği kesinleşirse, zaten şu anda cezaevinde. Bu yaştan sonra hapishanede çile ve üzüntü, o kişiye yeter ! 

İkincisi; Birleşik Krallık’ın en zengin 110. kişisi olan, Baron ve Lord lakaplı Irvine Laidlaw’un (65) Monaco’daki malikanesinde telekızlarla günlerce seks partisi yaptığıyla ilgili.

Üçüncüsü de “Yüzyılın Sapığı” başlıklı Avusturya’nın Amstetten Kasabası’nda yaşanmış bir olay…

24 yıl boyunca bodruma kilitlediği öz kızından 7 çocuk sahibi olan yüzyılın sapığı dünyayı şoke etti. Suçunu itiraf eden sapık, bir çocuğunu da yakmış.
1984 yılında o zamanlar 18 yaşında olan kızı Elisabeth’i (42), bodruma kapatan baba Josef Fritzl (73), yıllarca öz kızına tecavüz etmiş.

Bazıları haber veya konu özetini okuyunca, ayrıntılara zaman ve zahmet ayırmaz; halbuki “BÜYÜK GERÇEKLER, KÜÇÜK AYRINTILARDA GİZLİDİR!” Vecizesini ilke edinirlerse, olayların sebep sonuç ilişkisini daha iyi anlarlar !!!

 

Bütün Olaylar Önce İyi Zanla Sonra Kötü Yönden Bakılarak Değerlendirilir

Yaşanmış Anılardan:

Yıllar önce 93-95 yıllarında İstanbul’da çalışırken Mehmet Memiş Hoca’ya, ‘bir selam vereyim, göreyim’ diye ziyarete gitmiştim. Tek ziyaretim olmuştu. Bir çayını içip kısa bir sohbet etmiştik. O günlerde de kendisine “derdimiz var” deyip ziyaretine gelen ve görüşen, sonra da iftira atan iki genç kızın şikayetinden dolayı biraz canı sıkkındı. Ben de “Geçmiş olsun!, Allah selamet versin!” diyerek teselli etmiştim.

            Yâni meşhur hocalara, imamlara, yazarlara arada sırada yapılan asılsız iftiralar olmaktadır! İnsanoğlu bu; hepsi düzgün, meyveli bir ağaç gibi değil ki! Kimisi eğri, kimisi dikenli, kimisi meyvesiz…Bu nedenle genellikle meyveli ağaçların taşlandığı bir gerçek!..

            Bu arada “Üzmez Olayı” ile ilgili aktarılan bir habere dikkat ederseniz, “polis ekipleri fuhuş ihbarı üzerine kızı ve annesini takibe aldı.” deniyor, diğer bazı haberlere göre 2 ay önceden başlamış. Demek ki zâten önceden annede bazı  kirli işler görülmüş, hissedilmiş veya oyun tezgahlanmış… Sonra Hüseyin Bey’in evine gitmişler. Yani insan 50 yaşına kadar biri olsa yine çamur lekesi sonucu şüphe uyanabilir de; 78 yaşında , iyi bir işi olan, ünü olan amcamız, şüpheli bir kızcağıza  bu kadar muhtaç olması şaşırtıyor! Buna sevk eden sebepleri anlamak, diğer insanlara kılavuzluk eder. Hem Allah aşkına, 78 yaşında makine çalışıyor mu, ben gerçekten bilemiyorum ! Allah bu millete nefsi yenme iradesi ve geniş düşünme yeteneği versin; bir millet kendini düzeltmedikçe Allah c.c. düzeltmez! İmtihandır, insanların akıllanması için ibret vericidir! Gizli kötü alışkanlıklar ve tutkular çoğu insanda vardır da, adı üzerinde “gizlidir” , yanında yaşayanlar hatta basireti olanlar daha kolay anlayabilir!

*          *          *          *          *

Uzun zamandır bir kenarda bekleyen, “taşı gediğine koymak” deyimine çok güzel denk gelen bir fıkrayı düşündürücü olması açısından ve genç kızların kendileri ile iletişim kuran çoğu kimseye kötü zanla bakmaması açısından ekleyeyim. Tüm dünyada cinsel açıdan şu andaki yaygın kötü adet şudur: Cazip ve tahrik edici kadınların tuzak olarak kullanılması ve erkeklerin de bu tuzağa sarkıntılık ederek düşen avlar olması ! İki tarafın da hataları var… Bu fıkra özellikle genç kızların kimseyle dalga geçmemesi için bir kaynak.

CAN SIKICI

Adam, barda gördüğü güzel bir kadınla konuşmanın yollarını arıyordu. Sonunda cesaretini toplayarak kıza yaklaşır:

Affedersiniz hanımefendi biraz konuşabilir miyiz? Diye sorar. Kız, birden haykırır:

Terbiyesiz! Ben senin bildiğin kızlardan değilim!

Adam, utancından yerin dibine girmiş, kıpkırmızı olmuştur. Herkesin bakmasından, daha da rahatsız olmuştur. Bir süre sonra kız ona yaklaşır ve gülümseyerek:

Az önceki olay için özür dilerim. Ben, Psikoloji öğrencisiyim. Utandırıcı durumlarda insanların nasıl davrandıklarını inceliyorum, der.

Bu açıklama, adamın canını daha da fazla sıkar. Bağırarak şöyle cevaplar:

Nee…Gecesi 500 dolar mı? Deli misin sen?

*          *          *          *          *

Vakit Gazetesi bugün yayınlanacak olan sayısında Yazar Hüseyin Üzmez hakkında şu açıklamayla yer verdi;

www.habervakti.com (27.04.2008)

 

Gazetemizin 78 yaşındaki yazarı Hüseyin Üzmez, maruz kaldığı çirkin komplo sonucu dün tutuklandı. Ailece görüşüp yardım ettiği bir ailenin kızının kandırılarak yazarımız aleyhine iftira ettirilmesi sonucu gözaltına alınan Üzmez, daha sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

Söz konusu kızın ailesinin, Üzmez aleyhine herhangi bir beyanda veya şikâyette bulunmadığı öğrenilirken, yazarımızın akrabaları da, çirkin bir komplo ile karşı karşıya kalındığını belirttiler. Kartel medyasının, evli ve iki çocuk babası olan Üzmez’in gözaltına alınma haberini hiçbir araştırma yapmadan sitelerine taşıması dikkat çekerken, sorumlu gazetecilikten ziyade sırf gazetemize ve mütedeyyin insanlara çamur atma çabasıyla hareket etmeleri tepkiyle karşılandı. Hüseyin Üzmez’in eşi Ayşe Üzmez de söz konusu iddiaları yalanlayarak, kandırılan kızın annesi L.Ç.’nin, Hüseyin Bey’e ‘ağabey’ diye hitap ettiğini, Hüseyin Bey’in bu aileye büyük yardımlarda bulunduğunu ve çirkin bir komploya maruz kaldıklarını söyledi. Üzmez, tutuklama kararından sonra cezaevine götürülürken, ‘Bu büyük bir komplodur’ dedi.

*        *        *        *        *

HÜSEYİN ÜZMEZ NİYE ÜZDÜ

Nazım Alpman; www2.internethaber.com ; 28.04.2008

Vakit gazetesinin 78 yaşındaki değerli(!) yazarı Hüseyin Üzmez hayatının son dönemi kötü bir finalle tamamlayacak gibi görünüyor.

……………………………………………………..

İnsanlık halleri…

Allah şaşırtmasın ve korusun. Ötekilerinin de başına gelebilir!

Olay yoksul bir ailenin dramını yansıtıyor.

Fakir anne, kendilerine göre zengin yazarın banka kartını alıp, otomatik vezneden 300 YTL çekmek için dışara çıktığında, 14 yaşındaki kız çocuğunu dedesi yaşındaki Üzmez"in yanında bırakıyor.

Onu böyle korumasız bırakırken, kızının “iffetine” zarar gelmeyeceği konusunda bir sigortası var:

-Hüseyin Üzmez"in cinsel aktivitesi yoktu!

Nereden biliyor?

Anne de ünlü yazarla birlikte oluyormuş.

Kızını da şöyle teselli ediyor:

-Dayan kızım Hüseyin Bey bize ev kiralayacak!

Bu ve benzeri bilgiler polis ifadesinde yer alıyor.

Kadın yaptıklarını açıklarken diyor ki:

-Maddi durumumuz çok kötüydü…

İşte kapitalizmin tartışılmaz kuralı kendini gösteriyor:

-Her mal değerini piyasa koşullarına göre bulur!

Kapitalizm her şeyi “alınıp-satılan mal” haline getirebilir, getiriyor da… Ahlak da buna dahildir!

Hüseyin Üzmez"in çok ayıplanan eylemi Güneydoğu Asya ülkelerinde ticari bir sektör haline gelmiş durumda. Amerika"dan kalkan uçaklar çocuk seksi için bu ülkelere inen iri yarı insan kılığındaki yaratıkları taşıyor, düzenli olarak.

Üzmez muhafazakar bir yazar olduğu için yerel imkanları ekonomik olarak kullanmış. Annesine 300 YTL verince kızını almış!

Hüseyin Üzmez"in ait olduğu çevreyi üzen eylemi aslında kapitalizmin sınır tanımaz gelişmesinin basit (adi) bir yansımasıdır.

Talihsiz kız çocuğu da devlet tarafından koruma altına alınmış, ona psikolojik destek verilmeye başlanmış.

Acaba şöyle mi diyorlar:

-Üzülme evladım, kapitalizm herkesin ırzına geçer!

*        *        *        *        *

ÜZMEZ ÜZDÜ !

Abdurrahman Dilipak; www.habervakti.com; 28.04.2008

Bazı işler bilinir, ama kimse sesini çıkarmaz.
Bazıları da bu işleri bilir ama gizler, tâ ki günü gelince servis edilir..

            Bu işlerin servis edilmelerindeki maksat, ya o kişiyi bitirmektir, ya da o kişi üzerinden bir çevreye kara çalmaktır. Ya da her ikisi..
Media, siyaset, iş, sanat çevresinde bol miktarda benzer olaylar vardır..
Hep olayların günü beklenir..

Bazı işlerin savunulacak bir tarafı yoktur.. Yazık, ayıp, günah, çirkin. Ne derseniz deyin. Ancak bu tip olayların üzerinden belli bir çevreyi, bir inanç topluluğunu küçük düşürmeye çalışmak da aynı şekilde aşağılık bir şeydir..
            Üzmez hakkındaki iddialar ortada. Ama suçlanan kişi henüz kendini savunmadı. “Susma Hakkı”nı kullanmış.. Konuşur ya da konuşmaz, kabul eder ya da etmez, karar açıklandığında, karar esas bilgiler ortaya çıktığında neyin ne olduğunu öğreneceğiz.. Ortada bir yanlış, suçlu, sorumlu birileri varsa o kim olursa olsun onu savunamayız.. Ama bir komplo sözkonusu ise onu da bilmek hakkımız..
            Üzmez adı hep gündemde oldu. Malatya olayının ardından siyaset dünyasında da adından söz ettirdi. Anıları, ilişkileri ile, sohbetleri ile Üzmez bir şekilde hep gündemde kaldı.
            Müslüm Gündüz basıldığında onun evindeydi..
Tartışmalı bir evlilik yaptı. Esprili biriydi.. Mübalağa ederdi. Hazır cevaptı.. Tartışmayı severdi. Taşı gediğine koymasını bilirdi.. Sağcı, milliyetçi, dindar bir imajı vardı..
            Dostları bu isnatlara çok üzüldüler. Gerçeğin bir an evvel ortaya çıkmasını bekliyorlar.. Zina bizim inancımızda büyük bir günahtır.. “Belki nikah yapmıştır” denebilir, ama bu da örfe, yasalara aykırı, en azından yakışıksız bir durum..
Ben bu işin bir komplo olmasını temenni ediyorum. Basında çıkan haberlere konu iddialar sağlıklı bir ruh halinin ürünü değil..
            Her şeye rağmen fasıklardan gelen haberlere araştırmadan inanmama konusunda sabırlı bir direnç içinde olduğumu söylemem gerek..
Gerçek ne olursa olsun, bu durum bizi yaralamıştır.. Eğer komplo ise bu konuda da söyleyecek sözümüz var. Biz bu tür komploları ilk kez yaşamıyoruz.. 28 Şubat öncesi de yaşandı benzer olaylar.. Bugün de Topkapı Sarayındaki din görevlisi, tesettür defileleri ve çok evlilik tartışmaları, Üzmez olayının arkası arkasına patlak vermesinin planlı bir iş olduğunu düşünüyorum.. Yani olayın gerçek olması halinde bile, Üzmez ve benzer olaylara adı karışan kişilerin üzerinden bir kesime yönelik bir planın yürürlüğe konmasından derin bir kuşku duyuyorum..
            ………………………………………….
            Daha önce Hasan Karakaya ve Hasan Maden’in nasıl bir komploya kurban edilmeye çalışıldığı, gözaltına alınıp, nelerle suçlandığını biliyorsunuz.. İtirafçı bir tanık da bulmuşlardı aslında. Ama tutmadı..
Bu işler bir Tv’nin ünlü bir spikerinin başından geçince, kimse o camiayı, o kurumu hedef almazken, bu iş bir Vakit yazarı için söz konusu olunca farklı bir anlam kazanıyor..
            ………………………………………..

Üzmez’e isnat edilen şeyler, burada değil Filipinler’de ya da Tayland’da yapılsaydı, diğer kimi gazetecilerin yaptıkları gibi… Aslında bu isnatlar, bu kadar sorun olmayacaktı belki de, malum çevrelerin gözünde!
Allah(cc) indinde ise, kim nerede ne yapıyorsa, onun yaptığının karşılığı bellidir..
            …………………………………………

Bana sorarsanız, ister gerçek, ister iftira olsun, bu olayın, bugün, bu şekilde ortaya çıkması bir komplodur. Bundan sonra da benzer komploları bekleyebilirsiniz.. Bazan komplo gerçekler üzerine kurgulanır.. Bu konuda uygun adam bulmakta hiç de zorlanacaklarını sanmıyorum.. Çünkü onlar bu işi iyi biliyorlar..
            Bir korkumsa, hapishanede Üzmez’in başına bir işler gelmesi korkusu. Ya konuşmadan giderse.. Ya da ağır psikolojik baskı, ilaç ya da bir başka şekilde, akli dengesi  bozulursa..
            Dilerim bu iddialar iftira olsun. Bütün bunlar bir kâbus gibi, bir an önce geçip gitsin.
            Ve dahi, bu işler birileri için ders olsun!
            Selâm ve dua ile..

(KOMPLO ÖNGÖRÜSÜNE YORUM: Belki de başka gizli güçler, daha fazla para vererek bu kadına ‘büyük oyun içinde küçük oyun’ u oynatmış olmasınlar ?! 

*          *          *          *          *

“KIZIM FATIMA BİLE OLSA !…”

Hasan Karakaya; Vakit Gazetesi; 28.04.2008

…………………………………………………..

BİZİM ÖLÇÜMÜZ, HZ. PEYGAMBERİMİZ!
En başta dediğimiz gibi;
Yıllardır bunu söyledik… "Dilimizde tüy bitse" de, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz!..
Çünkü, Vakit olarak bizim misyonumuz;
İnsanımıza "doğru"ları söylemek, onları "dürüst ve ahlâklı" olmaya davet etmektir!..
Eğer "yanlış" yapan, "çirkinlik" yapan insan, "bizim içimizden biri" ise, onu da asla "savunmaz", ona asla sahip çıkmayız!..
Bu konuda "ölçü"müz gayet açık… Ölçümüzü, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) koymuş…
Bilirsiniz… Bir "hırsızlık" olayında, "güçlü" ve "itibarı yüksek" bir kabileye mensup "bir kadının kolunun kesilmesine" karar verilince, "kadını kurtarmak" isteyen güçlü, itibarlı ve nüfuzlu kabile mensupları, Peygamber Efendimiz (sav)’e gelirler…
Gelenlere, Peygamber Efendimiz (sav)’in verdiği cevap, tarihî niteliktedir:
"Nefsi kudret elinde olan Allah (c.c.)’a yemin ederim ki; hırsızlık yapan, kızım Fatıma da olsa, yine elini keserim!"
Ölçümüz budur!..
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in, "kızı Fatıma’yı bile gözden çıkarabilecek" derecede "net ve açık bir ölçü" varken; "O’nun yolunda" olan bizlerin yeni bir ölçü koyması, elbette mümkün değildir!..
Bizler de;
"İçimizden biri" dahi olsa; eğer "hırsızlık" yapmış, eğer "sarkıntılık" işlemiş, kısacası eğer "yanlış, yamuk ve iğrenç bir iş" yapmışsa; onu ne savunuruz, ne de ona sahip çıkarız!.
"Hüseyin Üzmez olayı"na bakışımız budur!..
BİR TEZGÂH OLABİLİR Mİ?
Herhalde olayı duymayan kalmamıştır…
78 yaşındaki Hüseyin Üzmez, Mudanya’da 14 yaşındaki bir çocuğa "sarkıntılık" ettiği iddiasıyla önce gözaltına alındı, sonra da tutuklanıp, cezaevine konuldu… Halen Bursa E Tipi Cezaevi’nde!..
Olayın savunulacak bir tarafı yok!..
Nereden bakarsanız bakın;
Çirkin ve iğrenç bir olay!..
Ancak, olayın üzerindeki "esrar perdesi" henüz aralanmadığı için; ortada bir "tezgâh" ve "komplo" olabileceği kuşkusu içindeyiz!..
Sanki, böyle bir çirkinliğe "zemin hazırlandı" ve Hüseyin Üzmez de bu tuzağa düştü diye düşünüyoruz!..

…………………………………………………………………………………………

TEK ÇARE “HARAM”DAN SAKINMAK!
Herhalde söylemeye gerek yok… “Şeytan”ın görevi “yoldan çıkarmak”tır!.. Köpeğin görevi “havlamak” ve gerekirse “ısırmak”tır!.. Kartel gazetelerinin görevi de, “çamur” atıp, “yıpratmak”tır!..
Peki, “Müslüman’ın görevi” ne?..
Müslümanın görevi de;
Hangi zemin ve şartta olursa olsun, “haramdan korunmak”tır!.. Eğer “haram-helâl” kavramına dikkat etmez, eğer “dinin yasakladığı” şeylerden uzak durmazsan, bir gün gelir, “sana uygun bir elbise” dikerler ve üzerine geçirirler!..
Eğer hakkındaki iddialar, birer “yalan ve iftira” ise, bilesin ki, o elbise, asla “üzerine oturmaz!”
Ama, “yalan ve iftiralara uygun bir beden”in varsa, hiç kuşku yok ki; diktikleri elbise üzerine oturur!..
O halde ne yapmalı?..
Hasbihalimizin başında da ifade ettiğimiz gibi; bir Müslüman, “günün 24 saati”nde her eylem ve söylemine dikkat etmek durumundadır!.. Unutmayalım ki, Müslüman, “kendisinden emin olunan kişi”dir!..
Bu düsturu yıkmaya hiç kimsenin hakkı yoktur!.. Herkes, “eline, beline ve diline” hakim olmalı ve “iddia” bile olsa, “iddialara haklılık kazandıracak bir yaşantı” içinde bulunmamalıdır!..
Son “çirkin” olaydaki “bireysel” görüşlerimiz de, “kurumsal” tavrımız da budur!..
Ancak; bütün bunlara rağmen, bu son olayın “çirkin bir komplo” olduğu kanaatimiz devam ediyor.
Selâm, saygı ve gönül dolusu muhabbetlerimizle…

*        *        *        *        *

ÜZMEZ GECELERİ UYUYAMIYORMUŞ !

Milliyet Gazetesi; 28.04.2008

………………………………………………………………

EVİ GARSONİYER OLARAK KULLANIYORDU

Yapılan araştırmada Hüseyin Üzmez’in, Mudanya İlçesi’nde Hasanbey Mahallesi Kesik Selvi Sokak Akgün Apartmanı 1’inci kattaki evini geçen yıl Mayıs ayında satın aldığı, B.Ç. ve annesi Livaze Ç. ile birlikte olmak için garsoniyer olarak kullandığı öğrenildi. Üzmez’in, B.Ç.’ye İnegöl’den Mudanya’ya tek başına gelmesi için güzergahı öğrenmesini söylediği, daha sonraları ise Livaze Ç.’ye, “İsterseniz siz bu evde kalın. Ben geldiğim zaman birlikte oluruz” dediği öne sürüldü.

DHA muhabirinin cep telefonundan ulaştığı B.Ç.’nin babası Bekir Ç., kent dışında olduğunu söyledi. Bekir Ç., “Biz Hüseyin Üzmez’i 20 yıldır tanıyoruz. Ankara’da kayınpederimin komşusu ve arkadaşıydı. İnegöl’de de sık sık görüşüyorduk. Olanlara inanamıyorum. Bakmakla sorumlu olduğum iki çocuğumun ruh sağlığı bozuldu” dedi. Olaylardan önce Mudanya’ya taşınma hazırlığı yaptıklarını belirten Bekir Ç., DHA muhabirinin “Neden Mudanya?” sorusuna, “Orada kapıcılık yapacaktım. Artık taşınmamız mümkün değil” yanıtını verdi.

……………………………………………..

* Fantezi Medya Yayında

(Nagehan Alçı; Akşam Gazetesi; 30.04.2008)

 

Dört gündür bir hikâye okuyoruz medyada. 78 yaşındaki Hüseyin Üzmez’in 14 yaşındaki bir kıza tecavüz ettiği iddia ediliyor. Buraya kadar tamam. Ortada haber değeri taşıyan bir iddia var: Tecavüz. Hem de bir çocuğa. Ama bu haber nedense ballandıra ballandıra, tüm detaylarıyla veriliyor gazetelerde.

“Üzmez B.Ç.’ye hediyeler alıyor, göğüslerini ve cinsel organını öpüyordu” ifadeleri kullanılıyor.

Soruyorum size: Ortada bir cinsel istismar iddiası varsa, suçu işleyenin, mağdurun neresini nasıl öptüğü kimi ilgilendirir? Okur, Üzmez’in kızın göğüslerini öptüğünü öğrenince ne yapacak? Daha çok mu kınayacak olayı? Yoksa?

* * *

Bu haberi, böylesine büyük bir habercilik iştahı ile verenler acaba kınama mesajları altında bir yandan kendilerini detaylarla tahrik mi ediyorlar? Neden tecavüz haberlerinde hep “yoğun erkek kokusu” geliyor burunlarımıza?

* * *

Maalesef ataerkilliğinden hiçbir şey kaybetmeyen, aksine gittikçe ataerkilleşen bir toplumda yaşıyoruz. Oysa kentleşme, sanayileşme arttıkça atarerkil toplum düzeninin dönüşmesi beklenir. Ama biz “kentleşip, modernleşirken” kimliğimizi kaybetmemek bahanesiyle kadınlar üzerinden frene basan bir toplumuz.

*          *          *          *          *

VAKİTTEN HÜSEYİN ÜZMEZ AÇIKLAMASI !

www.habervakti.com; 30.04.2008

………………………………………………

Evrensel hukukta, “suçun şahsiliği” ilkesi esastır. “Fail” kim ise, “eylem” sebebiyle sadece o suçlanabilir ve o cezalandırılabilir.

Eylemin; Hüseyin Üzmez’e, “şahsi suç” olarak atfedilen bir “iddia” olduğu, Vakit Gazetesi ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı ortadadır!.. Buna rağmen; ısrarla “Vakit Gazetesi”nin ve mütedeyyin insanların suçlanmaya kalkışılması, olayın “maksatlı” olduğu tezini güçlendirmektedir.

Şu ana kadar Hüseyin Üzmez aleyhine delil olarak küçük kızın karakol beyanlarından başka bir bilgi yoktur. Bu kız da; “adı kötüye çıkmış bir kadın”la dolaştığı için, olaydan iki gün önce babasından “dayak” yiyen ve bu sebeple karakolluk olan bir kızdır. Dolayısıyla o kızın beyanlarının ne derece sıhhatli olduğu şüphelidir.
Kaldı ki; adı geçen kızın, tutuklama sonrasında kendi öz babasına ve teyzesine, olayın gerçek olmadığını açıkladığı tarafımızca bilinmektedir.

……………………………………………

! ! !

YORUM: İşte, onlarca haber, sayfalarca belgelerden sonra en önemli bilgi, kızın “olayın gerçek olmadığını açıkladığı” söz ! Eğer doğru olmadığı daha sonra da anlaşılırsa;  4 gün boyunca iftira atan, dalga geçen, aceleyle hükmünü tüm ülkeye ilan eden, yaşlı başlı, kendini akıllı gören gazetecileri ne yapmak lazım ?! Önce kara listeye almak lazım !

            İşte, 11 Nisan 2008’de dikkat çekerek belirttiğim ve kaleme aldığım, “Politika Virüsünün 2 Yanlış Prensipli Aynası veya Kendini Bilen Alim Olmak” adlı makalemdeki yanlış politika gerçekleşti !

“İnsanların yanlış hayat tarzları ve dünya politikası şu 2 temel prensip veya kötü huya dayanır: Kendi yaptıkları hataları ve suçları gizleyerek küçük iyiliklerini büyük göstererek ve överek çevreye anlatmak; başkalarının, özellikle beğenmedikleri kişi veya kurumların, yaptığı iyi işleri ise gizleyerek, onların küçük hatalarını ve günahlarını etrafa yaymak !”