AZİZLER PARTİSİNE GİDELİM; ARİFLERDEN İNCİLER TOPLAYALIM

 

CALİNUS’UN İLACI

(RUHLARIN YAKINLAŞMASI)

Filozof Calinus, kendisini çevreleyenlerle sohbet ediyordu. Aniden bir ilaç ismi söyledi ve :

– Bana bu ilacı getirin, dedi.

Orada bulunanlardan biri:

– Aman efendim, dediğiniz ilaç deliler için kullanılır. Sizin gibi akıllı bir bilgin bu ilacı ne yapsın, dedi.

Calinus:

–Sabah yolda giderken bir deli karşılaştım. Bana öyle güzel baktı ki…Gülümseyip göz kırptı. Sonra da elbisemi yırttı. O deli beni kendine yakın bulduğu için o şekilde davrandı. Beni kendi cinsinden görmeseydi öyle davranır nıydı? Herkes kendi cinsiyle ilişki kurar.

 

Gelip bana sataşması, bunun göstergesidir, dedi.

 

Kaynak:

Mesnevi’den Seçme Hikayeler; Râşit AKER,

Romantik Kitap Yayınları; İstanbul; Aralık 2006

             

*      *      *      *      *

        HER ŞEY VAR AMA HİÇ BİR ŞEY YOK
 Her şey var ama hiç bir şey yok’
Ezelden hiç olanın bir şeyinin olması mümkün mü.! ! !

Her şeye sahip olduğunu sananın en basitinden aldığı ya da verdiği nefese hükmedebilmiş olması mümkün mü..! ! !

Sahip olduğu Saltanatını “gördüğü bir rüya” neticesinde kardeşi Harun Reşit’e bırakıp kendisini dervişliğe adayan Behlül Dânâ Hz.(mekanı Cennet-i âlâ olsun)
nin çok ibret verici menkıbelerinden birisi…
Harun Reşit… abisi Behlül Dânâ’yı her zaman anlamaya çalışmakla beraber bazen de sorgulamakta…! yine böylesi bir günde… ki Gönül gözü sonuna kadar açık Mübarek Behlül Dânâ… işin elbetteki farkında… ama sabırla kardeşini dinler ve en can alıcı noktasında hamlesini yapar… Ey kardeşim şimdi sen yaşadığımız çağın en kudretli hükümdarısın değil mi..? Mütevaziliğini hiç bir zaman terk etmeyen kardeşi, “Sayenizde abim” der…

“Yok yok kardeşim, sen bana cevabını ver; kudreti elinde bulunduran hükümdar mısın değil misin..?” Kardeşi, “Evet abi.” der… “O zaman dinle beni !” der ve elindeki su dolu kupayı göstererek… Peki, der, “Şimdi farz edelim ki sen bir çölde yolculuktasın, haramiler (eşkiya) senin her şeyini elinden aldılar ne bineğin kaldı ne yiyeceğin ne de içeceğin… ölmek üzeresin ve birden karşına benim gibi birisi çıktı… ve bu kupadaki suyun sadece sana yarısını içmen karşılığında senden sahip olduğun her şeyin de yarısını istedi, verir misin..!”
Kardeşin cevabı, “Elbette abi, tereddüt etmem…!” Peki verdin sahip olduğun her şeyi, içtin kupanın yarısını… ve bir müddet sonra bevl etmen gerekiyor (idrarını yapması) ama bir türlü yapamıyorsun…! yine sana suyu veren karşına çıktı ve,”Ben sana ihtiyaç duyduğun şifayı vereceğini garanti ettiğim bu şifalı suyu veririm ama senden sahip olduklarından geri kalanları da isterim” dedi…! Sen ne yaparsın sevgili kardeşim..!”  “Hiç tereddüt dahi etmem abim !”dedi…!
ve Behlül Dana Hazretleri başka da bir şey demeden dönüp gitti.: (Her şeysin ama “hiç” sin!)
Kenan Sayın

www.antoloji.com/siir/

YANLIŞINIZ VAR

 

Bir Alman kadın, görevli olarak Berlin’e giden M. Akif’e:

 

– Memleketinizde kadınları içeri kilitler, sokağa çıkmalarını engellermişsiniz. Onlara acımıyor musunuz? deyince, M. Akif şu cevabı vermiş:

 

– Yalanınız yok, yanlışınız var madam. Biz kadınlarımızı dışarı çıkarmıyor değiliz. Fakat dışarıdan içeriye alamadığımız günler çoktur.

 

PİS KOKU

 

Harun Reşit, Kendisini sık sık ikaz eden Behlûl-i Dânâ Hazretlerine:

 

– Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.

 

Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.

 

Halife, kendisini sıkıştırdığında:

 

– Gördüğünüz gibi demiş, her koyun kendi bacağından asılır ama etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

 

DİKEN VE GÜL

Ebü’d Derda Hazretleri, bir sohbette insanların ahlakının gitgide bozulduğunu söyleyen bir zata şöyle dedi:

– Haklısınız!.. İnsanlar, eskiden dikeni bulunmayan güllere benzerlerdi. Şimdi ise, gülü olmayan dikenleri andırıyorlar!..

 

ADAMA GÖRE

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.

 

Kral, bunları görünce dayanamayıp:

 

– Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili Çavuş:

 

– Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

 

ÖLÜM NEDİR?

Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e:

 

– "Ölüm nedir?" diye sorduğunda, Konfüçyüs’ün cevabı şu olmuş:

 

– Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

 

HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR

 

– Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:

 

– Eğer otuzbeşinde ölmezsen!..

 

MEZARTAŞI YAZISI

 

Behlül Dana’ya biri sorar:

 

– Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?

 

Behlül Dana cevap verir:

 

– Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter."

 

NİYET

 

Ömer Seyfettin, kız lisesine Edebiyat öğretmeni olduğu zaman, bazı arkadaşları şaka yollu: "Senin kadar genç bir adamı kız lisesine nasıl tayin ettiler?" diye takılmışlardı. Ömer Seyfettin, gözlerini açarak:

 

– Aman cancağazım, dedi. Benim karşımda genç kızlar yok ki.. Yarının anneleri var.

 

GENÇ İHTİYARLAR

 

Yazar Hekimoğlu İsmail’e:

 

-Yaşlılık nedir? diye sorduklarında:

 

– Bence yaşlılık, ne saçın ağarması, ne de belin bükülmesidir demiş, gayesi biten ve ümidi sönen herkes yaşlıdır.

 

KABRİSTAN

 

Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:

 

– İki sebebi var: Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan konuşup, gıybetimi yapmıyorlar.

 

ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!

 

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.

 

Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:

 

– Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?

 

Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:

 

– Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

 

ANLAŞMANIN YOLU

 

Dünya nimetlerine önem vermeyen ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta, zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmeyince geçmek mümkün değildir… Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.

 

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

 

– Ben çekilirim!

KAYNAK: http://tokat.meb.gov.tr/egitim/HazirCevaplar.htm ;

Haziran 2008

 

İNSANIN KENDİNİ İYİ VEYA KÖTÜ ZANNETMESİ

         Hz.Aişe’ye (r.a.) soruldu:

         “Kişi ne zaman günahkâr olur?”

         O da şöyle cevap verdi:

         “Kendisini iyi bir insan zannettiğinde !”(1)

Önemli ve ilginç noktaları bulan insanları tebrik ederim !..

İyiliksever insanlar, iyi işler yapmak isteyenler, gerçeği arayanlar, kötü bir iş yaptıkları zaman pişmanlık duyanlar ve bunu fark edenlerin ruh derecesi 2. nefs derecesi “Nefsi Levvame”(Kınayıcı Nefs)  den başlar! Bunlar öğüt tutar, insana değer vererek dinler, doğruyu kabul ederler!

Fakat hep yalan söyleyen, insanlara sahtekarlık ve hile yapan, sürekli hırsızlık yapan, seri katiller, uyuşturucu satıcıları, diğer insanları gurur ve kibirle küçümseyerek kendini iyi ve büyük görenler, batıl geleneklerine körü körüne bağlı kalarak “Kainattaki Gerçeği” aramayanlar  vb. Nefsi Emmare (Kötülüğü Emreden Nefs) derecesindedir. Bunlara atasözü, vahiy, öğüt, kanıt, işaret vs. tesir etmez! Onların işi Allah’a kalmıştır!

Biz insanoğlu genelde kendimizi “iyi insan zannederiz; bazen de kötü !”  Fakat Hz.Aişe’nin açıkladığı gibi kendimizi “kötü” olarak zannetmemiz gerekir. Çünkü iyi zannettiğimizde, gerçekleri ve doğruları keşfedemiyoruz. Nefs muhasebesi işlemini bitirmiş oluyoruz. Sürekli karşı tarafa savcılık yapıyoruz, nefsimizin ise avukatlığını…Fakat “Nerede hata yapmış olabilirim, farkında olmadan kime haksızlık yaptım?” diye düşündüğümüzde bu, gerçekleri keşfetmemizi ve daha erdemli olmamızı sağlıyor !

Mimoza33; 13.06.2008

MERAKLI VE ÇALIŞKAN OLMAK

“Meraklı olmak” ve “Çalışkan olmak” öğrenim ve sürekli gelişim için ilk şartlardan ikisidir! Bunu herkese kesinlikle tavsiye ediyorum. Çünkü yaşanan hayatta en yaygın olumsuz huy olarak insanların “Bu hayattaki ve Gelecek Dünyaya ait önemli gerçeklere olan ilgisizliği ve soru sormayışları” görülüyor.

En önemli örnekleri vermek gerekirse; Yüce Allah Kur’an aracılığıyla insanlığa 6666 ayet göndermiş, kaç kişi ilgileniyor? Son Peygamber Hz.Muhammed a.s.’ın yaklaşık 7300 hadisini,örnek davranışını, peygamberliğine inanmayanlar bile sadece örnek bir lider ve insanlığa getirdiği yenilikler açısından kaç hadisiyle ve hayatındaki olayla ilgileniyor; çok az!  Uluslar arası itibar gören Mevlana ve Konfüçyüs gibi azizlerin hangi dertlere nasıl çözüm önerdiğini kaç kişi inceliyor? Sadece özel ilgisi olanlar…

Yıllar sonra geçenlerde tekrar izlediğim Japonya’yı anlatan bir belgeselde, Müslüman olan 2 Japon kadının fikir ve duygularını dinledim. İkisinde de ortak yön; “Gerçeği” arama duyguları ve merakları…Birisi, taa lise yıllarında İslam kültürünü ve sanatını merak etmiş, kendilerinde hayranlık bırakan olumlu yönler, onları İslam’ı kabule teşvik etmiş! Adam vardır; 50 yıldır mahallede yaşar, kendi dininden 10 faydalı kural veya görevi sayamaz; adam vardır, dünyanın öbür ucunda bir şeye hayran olur, bir dinin veya sistemin doğruluğunu keşfeder! İşte aradaki fark bu! Merak, keşif ve çalışmak!

 Müslüman olan bu iki Japon hanımın 2002 yılında yapıldığı anlaşılan röportajdaki fikir ve duygularını dinleyelim:

Birincisi; Yasemin Chiharu UETSUKI: Dine merakı olduğu için çok çeşitli kitaplar okuduğunu ancak İslamiyet’i öğrenebilecek yerlerin pek bulunmadığını, (Tokyo) cami olduğunu duyunca giderek Cemil Hoca’dan çeşitli bilgiler aldığını, Hoca’nın okuduğu ezanı duyunca çok etkilendiğini ve bu şekilde Müslüman olduğunu anlatıyor.

Yasemin Chiharu Hanım, ayrıca duygularını şöyle yansıtıyor: “Önceden kendi düşündüğüm şeyin İslamiyet’le aynı olduğunu görünce kendime olan güvenim yerine geliyor ve daima Allah’la birlikte olduğumu hissediyorum. Dolayısıyla huzurluydum ama Müslüman olduktan sonra daha da huzurlu  oldum. Güzel bir şey! Mesela Fatiha Süresi, Bakara Süresinin son kısmını okurken çok duygulanıyorum. Müslüman olana kadar duyduğum sıkıntılardan kurtulduğumu hissediyorum. Bu bakımdan Müslüman olmak beni çok etkilemişti.

İkincisi; Hatice Kyoko NISHIDA Hanım: Lisede sanayi desen üzerinde okuduğunu, hocasının, gösterdiği bir şeklin Müslümanlar tarafından yapıldığını söyleyince kendisinde İslamiyet’e karşı büyük bir ilgi uyandığını anlatıyor. O sıralar Kur’an-ı Kerim’i de tanıma fırsatı bulmuş ve çok güzel bir kitap olduğunu düşündüğünü açıklıyordu.

Sonra uzun bir süre karar vermek için düşündüğünü ve en sonunda Müslüman olduğunu anlattı. Atık hayatını namaz vakitlerine göre düzenlediği için kendini daha disiplinli ve mutlu yaşayabildiğini belirtiyor. Kendini keşfettiğini sevinçle anlatıyordu.

Hatice Kyoko Hanım ayrıca, “Ben, imanla bilgi arasındaki dengeyi çok beğeniyorum. Sadece namaz kılmak değil; acaba kimin için namaz kılıyoruz? Hareketlerin içinde hangi manalar var?  Bunları düşününce gerçekten çok mutlu oluyorum.” Diye duygularını dile getirdi.  

*        *        *        *        *        *        *

Cahil soru sormaz. (Disraeli) Soru soranlar, “Hikmeti nedir?” diye merak edenler, erdemli insan olmaya başlamışlardır. Birkaç işaret, görünüşler genelde insanları yanıltır! İnsanların çoğu hep ZANNEDERLER !  5 Duyu ve akıl uzaktan gerçeklerin ne kadarını keşfedebilmiştir?

Son Elçi’ye, ailesine, arkadaşlarına  selam olsun, yol gösteren mürşidlerden Allah razı olsun! Hikmet ve himmet ile işler ne kadar anlamlı ve değerli !

Bize sahte ve geleneksel dostluk ve evlilik sözleşmeleri lazım değil ! Gerçekten iyi günde-kötü günde, sağlıkta-hastalıkta, zenginlikte-fakirlikte, mutlulukta ve kederde beraber olan, “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için!” ilkesini candan gönülden benimseyen  erdemli insanlara şükranlarımızı, selamlarımızı, sevgilerimizi, saygılarımızı ve en iyi dileklerimizi sunuyoruz.  

Editör: Mimoza33, 13.06.2008

KAYNAKLAR:

(1)  www.islamibilinc.com/forumlar

HABERLEŞME İÇİN:

* kardelenkutuphane_library@hotmail.com

* mimoza33m@yahoo.com

* http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com