Bismillahi’r Rahmani’r Rahim

Bismillahillezi La Yedurru mea İsmihi şeyün fi’l ardı vela fi’s semai ve Hüve’s Semiul Alim ! (3)

 

Kahharun limen tağa ! (3) 

ÇAĞLAR BOYU MÜNAFIKLAR VE ÇETELER !

 

BAŞSAVCI AK PARTİ’YE ACIMADI

03 Temmuz 2008 Perşembe 09:13

Yalçınkaya sözlü ifadesinde, AK Parti’ye ağır ithamlarda bulundu. İşte Başsavcı Yalçınkaya’nın sözlü savunması;

 

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, önceki gün Anayasa Mahkemesi’nde AK Parti hakkında açtığı kapatma davasıyla ilgili son sözlü açıklamasını yaptı.

AK Parti’nin kapatılması ve 71 isim hakkında siyasi yasak talebini tekrarlayan Yalçınkaya’nın gerekçelerini tuhaf değerlendirmelere dayandırdığı ortaya çıktı. 16 sayfalık açıklamada Başsavcı, yüz öğrenciden sadece birinin sorunu olduğunu öne sürdüğü başörtüsüyle ilgili ağır bir ithamda bulundu: "AK Parti’nin türban için bu kadar mücadeleyi göze almasının nedeni, türbanın siyasi simge, Cumhuriyet’e karşı açılmış karşı devrimin (yeşil devrimin) sancağı olmasıdır."

Yalçınkaya, Ergenekon terör örgütüyle ilişkisi ortaya çıkan Danıştay saldırısı hakkında da ilginç bir değerlendirme yaptı. Çelişkili ifadelerde bulunan saldırgan Alparslan Arslan’ın sözlerini delil göstererek kanlı eylemi AK Parti’ye fatura etti: "Danıştay saldırısı, davalı partinin yarattığı gerginlik, nefret ve şiddet ortamının ürünüdür." Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın, "Ölüm en büyük gerçek. Hepimiz faniyiz. Bunu Başsavcı da, tüm siyasetçiler de görmeli." sözlerine atıfta bulunan Başsavcı, "Danıştay saldırısı gözetildiğinde davalı partinin şiddet çağrısı niteliğindeki beyanlarını sürdürdüğünü göstermektedir." dedi.

Başsavcı, başörtüsü takan insanlarla ilgili ağır benzetme ve yakıştırmalar yaptı. Bu konudaki sözleri şöyle: "İşsizlik, ekonomik kriz, kuraklık, çevre sorunları, katlanan dış borçlar ve büyüyen cari açık, tıkanan AB süreci, etnik ve bölücü terör gibi çözüm bekleyen onlarca temel sorun artarak büyürken, üniversiteye gidemeyen yüz öğrenciden sadece birisinin sorunu olduğu bilimsel araştırma ve istatistiklerle kanıtlanmış olan türban, son altı yılın en önemli sorunu olarak sunulabilmiş, bu uğurda Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddeleri bütün sağduyulu çağrılara karşın değiştirilmiştir. Ülkenin bu kadar temel sorunu varken, zihniyetleri ve birikimleri Humeyni sevgisi ve Atatürk düşmanlığından öte gidemeyen, dünyevi kurtuluşu Kanada hükümetine ilticada, ilahi kurtuluşu İngiliz mandasına teslimiyette bulmuş, depremde ölen on binlerin acısı bütün insanlarımızın kalbinde çok taze iken açtıkları, ‘7,4 yetmedi mi?’ gibi pankartlarla havsalaya sığmayacak acımasızlık örnekleri sergileyebilen, bu uğurda üç-beş yaşındaki kız çocuklarını bile kara çarşaflara büründürüp meydanlara sürmekten çekinmeyen, kendilerini ezen ailelerine, babalarına, tarikat baskısına direnemeyen, ancak onları birey haline getirip özgürleştiren Cumhuriyet devrimlerine karşı çıkmayı akıl ve mantığa sığmayacak bir özgürlük zanneden, kadını eve kapatmaktan, köleleştirmekten başka bir zihniyeti olmayan bir siyasetin aracı olarak kullanılan kişilerin (mütedeyyin şahıslar hariç olmak üzere) sorunları nasıl bu kadar önemli olabilir?"

Başsavcı’nın iddianamesine, hakkında siyasi yasak istenen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’la ilgili ilginç bir ayrıntı yansımıştı.
Yıldırım’ın bir konuşmasında aslında kullanmadığı ‘kanlı’ kelimesi bir internet sitesinde yer aldığı için iddianameye girmişti. Oysa söz konusu site hatasını düzelterek ‘kanlı’ ifadesini çıkarmıştı. Buna rağmen Başsavcı, açıklamasında bu ifadeye yine yer verdi. Bakan Yıldırım’ın, "Reformlar sancılı olur. Güle oynaya yapılmaz. Tarihte de reformlar gerçekleştirilirken birçoğu kanlı oldu." diyerek şiddet çağrısı yaptığı iddiasında bulundu.

Yalçınkaya, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bir süre önce dile getirdiği, "Türkiye’de Müslümanların da sıkıntısı var." şeklindeki sözlerini kapatma gerekçesi saydı. Bunu açıklamasında şöyle dile getirdi: "Dışişleri Bakanı, laik bir Cumhuriyet’in bakanı olduğunu unutup, ‘Türkiye’de azınlıklar gibi Müslümanlar da dini özgürlüklerini yaşayamıyor’ diyerek ülkesini dışarıda şikayet etmektedir. Partinin Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, ‘Dini her alandan kovan bir felsefi laikçi anlayışın temsilcisi değiliz’ diyerek dini kuralları yaşamın her alanına yaymakta ısrarlı ve kararlı olduklarını göstermektedir."

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=147579 ;03.07.2008

 

SAÇMA, YALAN VE İFTİRA DOLU PARTİ KAPATMA İDDİASINA MÜSLÜMAN TÜRK CEVABI ! ! !

 

Öncelikle şunu açıklamak gerekir ki her sağduyulu, geniş görüşlü, önyargısız bir insan parti kapatma konusundaki başsavcının şu iddianamesini okuyunca, ne kadar gerçeklerden uzak ve anne-babaları fanatik partizan olan bir ortaokul ve lise öğrencisinin suçlamalarına benzediğini anlar!

Haksız bir suçlama ve yargılamaya, bir partinin taraftarı olarak değil Türkiye Cumhuriyeti’nde 90 yıldır “başörtülüler, imam-hatip mezunları, namaz kılanlar”a tahammül edemeyip yalan ve iftirayla devamlı hile ve oyun kurarak düşmanlık edenlere bir adalet savaşçısı gözüyle cevap hazırlandı. Kalbinde en ufak bir iman olan gerçekleri ve doğruları anlayacaktır. Basiret nasip olmayanlara elden ne gelir !?

            Çağlar boyunca olduğu gibi dar görüşlü ve kalpleri kılıflı olup anlamayan, küfür ehline göre sayıları az olan dindarları ve dini değerleri hoş göremeyenler “Oo, çok güzel, yerinde tespitler, bunlara layık!; yılanları küçükken ezmek lazım! ” mantığıyla her zamanki papağan sözü gibi lafları tekrarlayacaktır ! Kafir ve münafığın bakışı şöyledir; Bir gözü gerçekleri ve doğruları görmez ve anlamaz; Öbür gözü her türlü Şeytani işi hoş görür ! Çünkü Kur’an’da belirtildiği gibi Şeytan onlara yaptıkları işleri süslü göstermektedir. Şu garip kızcağızlara yaptıkları zulümden dolayı yılanlar soksun inşallah !

            Birincisi; koca ülkenin Yargıtay başsavcısı bir internet sitesindeki yanlışlıkla eklenmiş ve sonradan yetkililer tarafından düzeltilmiş ulaştırma bakanına ait olmayan bir sözü “delil” olarak gösterip büyük bir partiyi suçlaması ne kadar çocukça suçlama olduğunu gösteriyor !

            İkincisi; ünlü Türk yazarımız Cenap Şehabettin’in, “İnanmak istemeyeni hiçbir mantık inandıramaz!” sözünü ezberleseler, kendilerini yansıtan güzel bir ayna olur !

Üçüncüsü; yalan yanlış olduğu Güneş gibi aşikar olan, “Başörtüsünün yüz öğrenciden birinin sorunu” olduğunu ifade eden iddiasının da yalan ve küçümseyici olduğu sırıtıyor!

Dördüncüsü; 1400 yıldır Müslümanların taktığı, hatta dindar Hıristiyanların da taktığı başörtüsünü kötülemek için hemen adı “türban” oldu, gizli bir siyasi simge oldu! Tipik bir inkarcı suçlaması! Sanki başörtüsüne saygı duyuyorlar da, izin vereceklermiş gibi! Dünya tarihi incelendiğinde özellikle cahil-zalim-inatçı halk kitlelerinin böyle saçmalıklarla tartıştığı ve kavga ettiğinin örnekleriyle doludur! Esas sebebi şu; şık, güzel örtülü, yetenekli ve eğitimli Müslüman kadını içine sindiremiyor bunlar! Dünyadaki örtülü Müslüman kadını 500 milyon kabul etsek, Dünya nüfusunun % 7’si yapıyor; yani buna tahammül edemiyorlar! Milyonlarca manken, çıplak yıldız bunların göz zevkini doyurmamış Müslüman kadının örtüsüne kafayı takmış! Fazla uzatmayayım, sinir basıyor! Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün annesi, hanımı da başörtülü hatta şıklık ve biçim olarak türbanlı gibi   göründüğüne göre “yeşil devrim”in ilk adımlarını Atatürk atmış ! O iddiadan bu anlam çıkıyor!

Beşincisi; Bakın, bakın, saçmalığa bakın! Olayları şeyinden yani edebe uygunu tersinden anlamaya bakın! Danıştaya saldırı düzenleyen Alparslan Aslan, Ergenekon Çetesiyle bağlantılı çıkmıştı! Hükümet zaten Ergenekon Çetesine karşı operasyon düzenliyor, adamların ne Müslümanlıkla ne dürüst Türklükle ilgisi yok; provokatif, kasıtlı olduğu anlaşılan “şeriat” sözünü söyleyen bu kişinin de yaptığı saldırı, muhafazakar, dini değerlere eğilimli hükümetin suçuymuş gibi tam tersi bir oyunu oynuyorlar! Buradan şu anlaşılıyor; başsavcıya da bu kapatma eylemini “Ergenekon Çetesi” yaptırmış olmasın ?!  Eee, yönetim kurulundan, emekli tuğgeneral Levent Ersöz işi biliyormuş, baktı plan tutmadı; 29 Haziran’da Rusya’ya gitmiş!

            Altıncısı; “Zihniyetleri ve birikimleri Humeyni sevgisinden öteye gidememiş…” diye anlatılan küçümseme dolu iftira iddiası da kasıtlı ! Onu söyleyen kişinin de CHP’li belediyeden burs aldığı ortaya çıktı! Haberin ayrıntısını alıntı haberde inceleyebilirsiniz! Ne kadar çelişki! CHP kurumundan burs alan Humeyni’yi ne kadar seviyormuş ! Kaç yıldır kim Humeyni’den bahsediyor ki, herkesin kendine yeter derdi var zaten ! 

            Yedincisi; “Üç-beş yaşındaki kız çocuklarını bile kara çarşaflara büründüren…” suçlamasında, onların hoşuna giden deyimiyle “Tanrı aşkına, insanlık adına” şu İstanbul,Ankara, İzmir vd. şehirlerin caddelerinde ,sokaklarında ‘Gel, gezelim!’ , bırak yüz kişide, bin kişide kaç kız çocuk  kara çarşaf giyiyor ?! Yılda birkaç gösteride örtünün önemi anlatılmak için bazı çocuklar başörtüsü takmıştır. Tersini düşündüğünde plajda oynaşan bikinili çocuklar nasıl koşup yakalamaca vesaire oynuyorsa bazen de örtünmüştür ! Yok, ona tahammül edemezler ! Hayatın dindar yönü kabul edilemez; ateistlik, günahkarlık veya münafıklık yönü hoştur onlara göre!

            Sekizincisi; “…kadını eve kapatmaktan, köleleştirmekten başka bir zihniyeti olmayan bir siyasetin aracı olarak kullanılan kişilerin (mütedeyyin şahıslar hariç olmak üzere) sorunları nasıl bu kadar önemli olabilir. “ iddiası.

            Şu İslam düşmanı gayri müslim ve münafıkların kötüledikleri, alay ettikleri bütün değerlendirme laflarını toplasanız, 100 değil 50 tane ancak çıkar, hep aynı lafları hiç incelemeden anlamadan sayar dururlar!

            Bir kere, kabileciliğin, gelenekçiliğin hakim olduğu bazı yerler hariç birçok Müslüman kadın işlerde çalışmaktadır. İslam Dini, “Kadın çalışamaz!” demiş mi? “Hayır!” Kadını köleleştiren kim? İsterlerse onların listesini başka zaman gösteririz! Müslümanlıkta iyi bir anne olmak, kocaya güzelce yardımcı olmak ve hizmet etmek övülmüş. Tabi bu çok özgür olmak isteyen; hiç çocuk bakma zahmeti istemeyen, çocukları hep başka dadılara özellikle başörtülü köylü tiplere baktıran; yemeği hep dışarıda yiyen, çamaşırı çamaşırcıda yıkatan, evini temizlikçiye temizleten, kocasından ziyade işyeri arkadaşlarına ve davetlerde başkasına süslenen kadınlara göre kölelik olarak görülür ! Özgür olduğunu zanneden, hep yolculuklarda, işyerlerinde yıpranan, başına buyruk yaşamayı kraliçelik olarak gören, aslında çok açıldıkça ve süslendikçe cinsel obje olarak görülen, tırnakları cadı gibi uzatıp yemeği ve özel yer temizliği yapamayan fakat mutlu olduğunu zanneden, yaratılış mizaç ve görevlerinin tersine hareket eden kadınlar ! Münafıkların istediği bu!

            Uygar zannedilen ülkeler kölelere  acımasızca davranıp ticaretini yaparken, İslam  Dini köleliği kaldırmayı teşvik eden uygulamalarıyla insanca ve merhametlice yaşama tarzı göstermiş !

            Müslüman kadınları tam kullanamayıp sömüremeyenler, tam tersini söylüyor olmasınlar! Çünkü gerçeklerin hep tersini söylemek de ahlaken berbat bir huy!

            Dokuzuncusu; Eski Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın, "Ölüm en büyük gerçek. Hepimiz faniyiz. Bunu Başsavcı da, tüm siyasetçiler de görmeli." İfadesinin suç sayılması. Yani şu hukuki ve politik olaylara bakarsanız, bir atasözü, bir Müslüman alimin bir sözünü aktarmak, “ölümden bahsetmek”, “Ahiret” ,”Hesap Günü”, “Kıyamet”, “Allah” her türlü hoşlarına gitmeyen dini ve gelecek dünyayla ilgili her söz suç! Ee, bu olayları gözdağı vererek yeni yetişen gençleri ve çekingen insanları tam bir materyalist, itaatkar köle olarak yetiştirmek ve kullanmak istiyorlar! İslam Peygamberi, “Haksızlık karşısında susan dilsiz Şeytan’dır!” buyurmamış mıydı ?! . O halde Müslümanlar korkmayın! Allah’ın rızası ve Cennet, romantik bir tebrik kartıyla, aşk şiiriyle, sadece 3 liralık sadaka vermekle kazanılmıyor ! Terleyeceksiniz, çalışacaksınız, bazen hakaret göreceksiniz, haksızlıklara karşı mücadele edeceksiniz, cömert ve yardımsever olacaksınız, “taş değil toprak gibi olacaksınız!”, merhametli olacaksınız! “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez!” hadisini hatırlayın! En önemlisi de hukuken ceza gerektiren büyük suçlar hariç kusurları örtmekte gece gibi olacaksınız. Birkaç hatadan dolayı kardeşlerinizi ve arkadaşlarınızı defterden silmeyeceksiniz!

            Onuncusu; Yalçınkaya, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bir süre önce dile getirdiği, "Türkiye’de Müslümanların da sıkıntısı var." şeklindeki sözlerini kapatma gerekçesi saydı.

            Artık bu onuncu saçma suçlamadan sonra ne diyeyim ! Hayatta bazı kimseler, hatta çoğu kimse içki içen, kumar oynayan, fuhuş yapan, ufak tefek sahtekarlıklar yapan ve benzeri suçları işleyen kimseyi şikayet etmemiştir. Fakat böyle Müslümanlara yaşama fırsatı vermek istemeyen, milyonlarca insanı hakir gören, zarara uğratan, ülkeyi kaosa sürükleyen  inançsız bir zalimi KAİNATIN EN BÜYÜK HAKİMİNE ŞİKAYET EDİYORUZ ! Müslüman Türkiye’nin çilesi dolmuşsa İNŞAALLAH 40 GÜN İÇİNDE HAK ETTİĞİNİ BULUR !

            Allah c.c. dışında her şey bir gölge ve resim gibidir! Her şeyi elinde tutan, bütün güç ve kuvvet sahibi O’dur ! O, İlk ve Son olan, Görünen ve Görünmeyendir! Azgınlaşanı kahredicidir! En büyük Hakim, Allah’tır. Dünya, her birinde 200 milyar yıldız bulunan 200 milyar galaksiden birinin içinde küçük bir kum tanesidir! Zavallı materyalistler de kendi aklını ve bilimi Tanrı edinmiş, böylelikle büyük bir güce ve ölümsüzlüğe ulaşacaklarını zanneden zavallılardır!

            Allah’a emanet olun mü’minler!

Kardelen Grup; 04.07.2008

 

                            

 

WEB SİTESİ:

·         http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

·         Kardelen Mesaj Grubu Üyeliğine Katılmak İsteyen Diğer kişiler; kardelenkutuphane_library-subscribe@yahoogroups.com  adresine;

·         Kardelen Kütüphanesi e-posta listesinden çıkmak isteyenler ise kardelenkutuphane_library-unsubscribe@yahoogroups.com  adresine boş e-posta göndermeleri gerekir.

·         Mesaj Grubundan âcil durumlar hariç ayda ortalama 1-8 mesaj gönderilmektedir. Esen kalın !

 

*          *          *          *          *         

·         Sonra biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Kur’an; Meryem Süresi:72)

·         Gelmiş geçmiş en büyük keşif, insanın düşünce biçimini değiştirerek yaşamını değiştirebilmesidir! (Albert Schweitzer)

·         Gerçeğe inanmak için 5 adım gerekir: 1-Önyargısız geniş görüş 2-Cesaret 3-Yaklaşım 4-Dinlemek/ Düşünmek 5- Anlamak (Mimoza33)

·         Bir zencinin rengini değiştirebilmenin tek yolu, beyaz adama beyaz yürekler vermektir!

·         Ölümsüz çiçekler, ‘kardelen’ ruhlu, veli insanların kalpleridir !

·         Anahtar gibi bir bilgi veya haber, hayat kurtarabilir!