10. GEZEGEN VE MARS’TA MARDUK PİRAMİTLERİ…

          

 

10. GEZEGEN VE MARS’TA MARDUK PİRAMİTLERİ…

NASA Sonunda Açıkladı: “Güneş Sistemimizde 10. GEZEGEN VAR!”

Yoksa bu, binlerce yıl öncesinden bildirilen ve beklenen NİBİRU (MARDUK) olabilir mi?

Bilimadamları; Pluto’dan, dünyaya üç kat daha uzak olan güneş sisteminin en uzak uzaysal objesini keşfettiler. Şu anda dünyadan 12.8 milyar km. uzaklarda bulunan onuncu gezegene; deniz canlılarının tanrıçasının adı olan “Sedna” adı verildi. California Teknoloji Enstitüsü’nden Dr.Mike Brown grubunda bulunan astronom arkadaşlarıyla birlikte, Polamar Caltech Gözlemevi’nde sergiledikleri kesintisiz çalışmaları sonunda, geçtiğimiz Kasım ayında Sedna’yı uzaydaki yörüngesinde saptamışlardı. Bu ilk görüntüden birkaç gün sonra, Sedna, daha güçlü bir teleskop olan Spitzer Uzay Teleskobu tarafından da saptandı.

Sedna aynı zamanda, 1930’da Pluto’nun keşfinden beri güneş sisteminde keşfedilen en iri uzaysal obje. 1000 km lik bir çapı olduğu tahmin edilmekte. Sedna halen güneşten 100 milyar mil (kabaca, dünyanın güneşe olan olan uzaklığından 90 kat) daha uzakta ve eksantrik bir yörünge üzerinde bulunmaktadır. Pluto’nun 9.cu gezegen olduğunu kabul edenler, Sedna’yı da yeni keşfedilen bir gezegen olarak önermektedir. NASA da, yeni gezegeni; Charles Arthur’un önerdiği (Inuit Tanrıça’nın adıyla) Sedna olarak adlandırmayı kabul etmiş ve onu, 1930’da Pluto’nun keşfinden beri bulunan 10.cu gezegen olarak, ilan etmiş bulunmaktadır.

Aslında, bilinen Güneş Sistemimiz’in en uzak mesafelerinin ötesinde başka bir gezegenin var olup olmadığı sorusu, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerindeki düzensizliklerinden ötürü uzun yıllardır tahmin edilmekteydi. Yerçekimsel bir kuvvet, bu iki dev gezegenin yörüngelerinde düzensizliklere yol açmaya devam etmektedir. Bu kuvvet, çok uzak ve görünmeyen büyük bir nesnenin varlığını akıllara getirmekteydi..

Birleşik Devletler Donanma Rasathanesi tarafından yapılan son hesaplamalar, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerinde meydana gelen düzensizlikleri onayladı. Rasathanede çalışan bir astronom olan Dr. Thomas C. Van Flandern, bu düzensizliklerin tek bir keşfedilmemiş gezegenin varlığıyla açıklanabileceğini söylemektedir. O ve bir meslektaşı, Dr. Richard Harrington, 10’uncu gezegenin Pluton’un yörüngesinin 5 milyar mil ötesine ulaşan oldukça eliptik bir yörüngeye sahip olması gerektiğini hesaplıyorlar.

Ve ilk olarak 1982 yılında NASA ‘dış gezegenlerin ötesinde gizemli bir nesnenin var olduğu kesindir’ şeklinde bir bildiride bulunarak X Gezegeni’nin varlığına ilişkin olasılığı resmi olarak kabul etmişti. Bir yıl sonra, uzaya yeni fırlatılan IRAS (Infrared Astronomical Satellite-Kızılötesi Astronomik Uydu), uzayın derinliklerinde büyük, gizemli bir nesne tespit etti. Washington Post, California JPL’den IRAS Projesi’nde görevli bir bilimadamı olan Gerry Neugebauer ile yaptığı röportajı şöyle özetledi: “Orion Takımyıldızı yönünde, bu güneş sisteminin bir parçası olabilecek kadar Dünya’ya yakın bir gökcismi bulunmuştur. Bütün söyleyebileceğim, bunun ne olduğunu henüz bilmediğimizdir.”

Nibiru’ya gelince: Astronomlar, neredeyse elli yıldır, güneş sisteminde, Pluton’un dışında, oldukça uzun yörüngeli bir gezegenin varlığından şüpheleniyor ve bu doğrultuda araştırmalar yapıyorlar. "Planet X" adı verilen bu araştırma içinde, Zecharria Sitchin’in Sümer metinlerinden çıkardığı bilgilerin doğruluğunun kanıtlanmak üzere olduğunu söyleyenlerde vardı. Şimdi Nibiru’nun büyüsü giderek daha çok insanı çekmeye başlıyor. Hele, gezegenin dünya yakınına bir daha ki geliş tarihinin aşağı yukarı 2012 yılına rastlayacağı tezi dikkate alınınca, heyecan daha da artıyor. Bilindiği gibi, Olmec ve Maya takvim sisteminin döngüler üzerine kurulu yapısında, merakla beklenen bir tarih var. Bu, Maya takviminde "13 Ahau" olarak adlandırılıyor ve bir daha ki 13 Ahau da 2012’ye rastlıyor..

Sitchin dünyanın her yerinde akademik çevrelercede sevgi ve saygıyla anılan çok değerli bir araştırmacı. Dahası, yaşamının kırk yılını Mezopotamya uygarlıklarına ait çivi yazısı tabletlerin derlenip okunmasına ve deşifre edilmesine vermiş. Yazıtlara gore, dünyamız, milyonlarca yıl önce "Nibiru" adlı bir gezegenle yaşadığı büyük bir çarpışma sonucu parçalandı ve bugünkü halini aldı. Dünyadan kopan parçalar, bugün Mars ile Jüpiter arasında yer alan asteroid kuşağını oluşturdu, bu arada çarpan Nibiru gezegeni de kuyrukluyıldız benzeri çift odaklı eliptik bir yörüngeye girdi Güneş Sistemi’nde. Bu yörünge, yaklaşık 3600 yıl sürüyordu. Sitchin teorisine daynak olarak dünyanın "amorf" yüzey biçimini gösteriyor: Eğer dünyadan okyanuslardaki suyu çeker alırsanız, Pasifik tarafındaki yüzeyin, sanki "bir parçası kopmuş" gibi durduğunu farkedersiniz.

            İşte, bundan 450 000 yıl önce, "Nibiru" ya da "Marduk" adlı bu gezegenden, bir grup ziyaretçi gelmişti dünyamıza. Sümerlerin büyük tanrısı Anu, aslında bu federasyonun başkanıydı ve onun tarafından dünyamıza bazı mineraller almak üzere yollanmış olan ekibe de "Annunaki" deniyordu. Başlarında, Sümer dininin en büyük tanrısı olan Enlil vardı. Enki, İnanna, Ninlil, Ereşkigal gibi diğer "tanrı"lar da aslında bu ekibin "beyin takımı"nı oluşturmaktaydı. Gelirken, yanlarında, madenlerde çalıştırmak üzere eğitilmiş iri cüsseli, devasa işçiler getirmişlerdi ki bunlar Tevrat’taki "Nefilim"e denk geliyordu. Bir süre sonra ağır şartlara isyan eden devlerin yerine, dünyadaki varolan en uygun yaratık seçilmiş, bu maymunsu yaratık üzerinde genetik işlemler uygulanarak "insan nesli" geliştirilmişti.
            Annunakiler arasında, bu insanlarla ilişki kuranlar da çıkmıştı ve bir anlamda "melez tür" yaratma deneyleri yapılmıştı – aynı, Yaratılış bölümünde "Tanrının oğulları insan kızlarını eş olarak seçti" ayetinde söylendiği gibi. Tevrat’ın "Genesis" bölümünün 6. bölümünde adları geçen ve Tufan dan önce insan oğullarının kızlarıyla evlenen "Nefilimler" in 12.ci Gezegenden geldiği yazar. "Nefilim" sözcüğünün özgün anlamı "Tanrı’nın Oğulları veya Göklerden Gelen Devlerdir." Sitchin’e göre tarihsel bilgiler Kutsal kitapların içinde saklıdırlar.  
            Onbinlerce yıl bu insanları çalıştıran Nibiru sakinleri, yani "Annunakiler", İsa’dan önce 1600 dolaylarında, aralarındaki bir dizi karışıklık sonucu dünyadan ayrıldılar. Bir sonraki gezegen yörüngesi yaklaşımında, yani 3600 yıl sonra geri dönmek üzere. İşte Sitchin’in teorisi bu. Hemen tekrar belirtelim, bütün bu iddialar ünlü dil bilimcinin birer birer deşifre ettiği 5000 yıllık Sümer tabletlerinin çevirisine dayanıyor. Dahası, Sitchin’in anlattıkları, Tevrat dahil bütün eski dini kaynakların Sümer mitolojisinden esinlendiği yolundaki arkeoloji ve Sümeroloji görüşlerini destekliyor. Eski Sümer metinlerinde Nibiru gezegeninin, 3600 yılda bir dünyanın yakınına gelip sonra yine uzaklara doğru yöneldiğinden söz ediliyor. Bu dönemlerle ilgili anlatılanlar, hayli çarpıcı. Ünlü Sümer yaratılış destanı Enuma Eliş’te, Nibiru geldiği sırada dünyada olanlardan söz ediliyor ve Tanrılarının gezegeni yaklaşırken, dünyanın büyük depremlerle ve sellerle, kasırgalarla sarsıldığı anlatılıyor.
Kadim halklar, 12. Gezegenin periyodik yaklaşmasını; büyük karışıklıkların, büyük değişimlerin ve yeni devirlerin bir belirtisi olarak dikkate almışlar.. Bu gün Eski Ahit’te , yağmurların, sellerin ve depremlerin zamanı olarak tasvir edilmektedir. Mezopotamyalı bilginler gibi Musevi kahinler de bu gezegenin Dünya’ya yaklaştığı ve insanoğluna görünür hale geldiği zamanı, yeni bir çağın öncüsü olarak değerlendirmişlerdir.
            Bu konuyla ilgili çok detaylı ve zengin bilgi aktarımını, araştırmacı-yazar sayın Burak Eldem (2012 Marduk’la Randevu kitabının yazarı) Dergimizdeki “Babil Kulesi” sayfası altında sizlerin bilgisine sunacak..

            Bu arada, NASA’nın açıkladığı ve SEDNA diye isimlendirdiği gezegenle ilgili gelişmeleri ve açıklamaları yakından takip etmeye devam edeceğiz. Umarız, NASA, UFO’lar konusunda ve daha birçok konuda izlediği gizlilik ve yanlış bilgilendirme politikasını bu konuda sürdürmez.

Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi
TEL : +90 ( 212 ) 252 86 46 – 252 86 82 FAX : +90 ( 212 ) 252 87 07
E-Mail :
info@siriusufo.org | Siriusufo.org Created By Code.Z Team

KAYNAK: www.siriusufo.org

*          *          *          *          *

                                   MARS’TAKİ MARDUK PİRAMİTLERİ
12. Gezegen Marduk’un yazarı Zecharia Sitchin, ‘Marduklular binlerce yıl önce Mars’ı üs olarak kullandı’ diyor ve ekliyor: ‘Nitekim NASA da Mars’ta piramit izlerine rastladı’.
            Kitaplarıyla, Dünyaya, Marduk gezegenini tanıtan Zecharia Sitchin ‘in en çarpıcı iddialarından biri de, binlerce yıl evvel dünyayı ziyaret eden Marduklar’ın, Mars gezegenini bir istasyon olarak kullandıkları yönünde. Dünyayı bekleyen tehlikeler hakkında yönelttiğimiz sorulara ilginç cevaplar verdi.
            Biz yaşarken bu felaket yaşanacak mı?
            Birçok şey olabilir ve olacak da… Çünkü eski uygarlıkların kaynaklarına göre ve İncil’deki kehanetlere göre gezegeninin geri dönüşü ile o gezegende yaşayanların dünya ile kendi gezegenleri arasındaki yolculukları ayrı noktalar. Sümerler bu astronotları "Nibiru Anunnaki astronotları" olarak adlandırdılar ki bu da cennetten dünyaya gelenler olarak çevrilir. Babiller ise onlara yüce olan anlamına gelen "ILU" adını verdiler. Bu gezegenden gelen astronotlar her 3600 senede, bir kereden fazla kere kendi gezegenleri ve dünya arasında yolculuk yaparlardı, çünkü Mars’ı bir istasyon ya da transfer üssü olarak kullanırlardı.

           
Marduklular ‘ın Mars’ı üs olarak kullandıklarının bir kanıtı var mı?
            Mars’ı ve oradaki durumu gösteren eski yazıtların yanı sıra, Rusya’nın St. Petersburg kentindeki Hermitage müzesi silindir şeklinde bir mühür sergiliyor. Bu mührün üzerinde Mars’tan bir astronotun dünyadaki bir astronota tebrik mesajı gönderdiği ve aralarında bir uzay aracı olduğu gösteriliyor. Mars geçmişte ırmaklarıyla, denizleriyle ve atmosferiyle yaşayan bir gezegen olarak bulunmuştu ve şimdi de hala çeşitli bölgelerinde su var. Hatta NASA’nın kendi uzay mekiği 1970’li yıllarda Mars yüzeyinde bina kalıntılarını ve piramitleri fotoğrafladı. Yani orada birileri vardı ve bunu dünyadaki eski uygarlıklar biliyordu. Ben Zodyak’ın balık burcu çağı sona ermeden onların geri geleceğine inanıyorum.
07.04.2005/Sabah

MARS MARDUK’ LULARIN ÜSSÜ MÜ?
           
Ünlü Dünya Tarihçisi ve araştırmacı Zecharia Sitchin Marduk’ luların Dünya’ya gelirken Mars’ı üs olarak kullandıklarını iddia ediyor.
            Ünlü yazarın ‘Kozmik Tohum’ adlı eserinde Mars’la ilgili hayli ilginç araştırmaları var: ‘Nasa için çalışan Arizona Devlet Üniversitesindeki jeologlar Sovyet bilimcilere iniş bölgeleri önerdiklerinde, bir arazi aracının ‘eski nehir yataklarını ziyaret edip havzaya akan eski bir nehir deltasındaki tortuları kazabileceği’ ve sıvı su bulabileceği Laune Planum havzasındaki büyük kanyonu işaret etmişlerdi.
            James Lovelock ve Michael Allaby, "The Greening of Mars" (Marsın Yeşillenmesi) adlı eseri yazarlarken biyolojik zinciri başlatmak için mikroorganizmaların ve Mars atmosferinde bir kalkan yaratması için ‘holokarbon gazları’nın roketlerle nasıl dünya’dan Mars’a gönderileceğini tarif etmek için bilim kurgudan yararlanmışlardı.

            Bugün soğuk ve çorak olan gezegenin üstünde, atmosferde asılı duracak böyle bir holo karbon gazları kalkanı, Mars’ın Güneş’ten aldığı sıcaklığın ve iç sıcaklığının uzaya dağılmasını engelleyecek ve yapay olarak harekete geçirilen bir ‘sera’ etkisi yaratacaktır. Isınan ve kalınlaşan atmosfer Mars’ın donmuş sularını eritecek, bitkilerin büyümesini artıracak ve böylece gezegenin oksijen desteğini arttıracaktır. Yapay olarak başlatılan bu evrimdeki her adım süreci daha da güçlendirecektir, böylece Mars’a Yaşam getirmek mümkün olacak ve onu yaşamaya uygun hale getirecektir.

            Sitchin ‘Kozmik Tohum’ adlı kitabında görüşlerini aktarmaya devam ediyor: ‘Demek ki Yaşam Mars üstünde tutunabiliyordu, acaba daha önce tutunmuş muydu? Mars’ın elinin altında 4,6 milyar yıllık evrim süresi olduğunu düşünürsek, sadece bazı mikroorganizmalar değil, daha yüksek yaşam biçimleri neredeydi? Yoksa Dünya üstünde yaşamın, gezegenin hemen oluşmasından hemen sonra başlamış olmasının nedeni ‘Yaşam Tohumu’nun bu gezegene Nibiru tarafından getirilmiş olmasıdır derken, Sümerliler haklı mıydılar?
            Anlatmaya, Mars’ta değil Dünya’da bulunan Mars kayaları ile başlayabiliriz. Bu meteoritler ya da kayalar Dünya’ya nasıl ulaşmıştı? Niçin sadece 1,3 milyar yaşındaydılar? Mars’ta bir afet yaraktan bir çarpma onların yerçekiminden kurtulup Dünya’ya uçmalarına neden olmuş olabilir miydi?
            Antarktika’da keşfedilen kayalar daha da bilmece doluydu. Nasa tarafından dağıtılan ve 1 Eylül 1987’de The New Yok Times’ta yayınlanan ve bu kayalardan birini gösteren bir fotoğraf; bunun hiç de bu kayalardan söz edilirken kullanıldığı gibi ‘futbol topu büyüklüğünde’ olmadığını, sanki yapay olarak biçimlendirilmiş ve birbirine oturtulmuş köşeli taşlara benzeyen dört tuğla benzeri bir bloktan kopmuş bir parçayı andırdığını göstermektedir: Böyle bir şeyi Peru’daki Kutsal Vadi’de İnka harabelerinde bulmayı bekleyebilirsiniz ama Mars’ta değil. Yine de kaya üstünde yapılan tüm testler, Mars kökenli olduğunu göstermektedir.
Gizemi daha da derinleştiren şey, Mars yüzeyi fotoğraflarını gören astronotların ‘İnka Şehri’ adını takmalarına yol açan yüzey şekillerini ortaya çıkartmış olmasıydı. Gezegenin güney kanadında yer alan bu şekiller, karemsi veya dikdörtgenimsi parçalardan oluşturulmuş bir dizi dik duvarı göstermektedir.

            İnka Şehirleri Peru-Cusco
           
Bir Nasa jeologu olan John McCauley ‘çıkıntıların’, ‘sürekli, kırılma izi göstermeyen ve çevresindeki düzlükler ve küçük tepeler arasında sanki eski bir kalıntının duvarları gibi belirgin’ olduğu yorumunda bulunmuştu. Bu muazzam duvar ya da şekillendirilmiş taş bloklar dizisi, Dünya üstünde yer alan büyük ve muamma dolu yapılarla şaşırtıcı benzerlik taşımaktadır.
Lübnan’da Baalbek’teki muazzam platformun tabanını oluşturan devasa taş bloklardan oluşan kocaman duvar ya da Peru’daki Cusco üstündeki Sacsahuaman’ın zikzaklar çizen paralel taş duvarları gibi The Stairway to Heaven ve The Lost Realms adlı kitaplarımda her iki yapıyı da Anunnaki / Nefilimlere bağlamıştım. Marstaki yüzey şekilleri doğal bir fenomen diye açıklanabilir ama uzunlukları beş ila sekiz kilometre arasında değişen taş blokların boyları insan elinden ya kaynak her neyse ondan ziyade doğanın elinden çıkmış olduklarını gösteriyor olabilir. Ancak öte yandan, akla yatkın hiçbir açıklama ortaya çıkmadığından, bunlar yapay yapıların kalıntıları da olabilirler; hele Yakın Doğu ve And inanışlarındaki ‘Devler’ Mars’ı da ziyaret ettilerse…
           
Mars’taki Yüz
           
Mars fotoğraflarını tarayan araştırmacılar tarafından daha çok sayıda, yumuşak kenarlı çeşitli ‘piramitler’ görüldü. İlgi ve tartışma, Cydonia adlı bölgeye yoğunlaşmıştı çünkü yapay olabilecek bir grup yapı, bu yapıların doğusunda bulunan ve bir Mars ‘sfenksi’ denilebilecek bir şeyle hizalanmış gibiydi.
Dikkati çeken şey düzgün oranlı bir insan yüzünün hatlarını taşıyan bir kaya, görünüşe göre bir tür miğfer giymiş, ağzı hafifçe açık ve gözleyerek dimdik izleyenlere bakan bir insan. Tabi eğer izleyenler Mars üstündeki göklerde iseler.

            Gize’deki Sfenks ve Annunakiler
            Dünyalıların on binlerce ve hatta yarım milyon yıl kadar önce uzay yolculuğuna girişmelerine izin veren yüksek bir uygarlığa ve gelişmiş teknolojiye sahip olup ta, Mars’a gelip, yüz dahil birçok anıt diktiği varsayılmadığı takdirde, mantıklı iki seçenek kalmaktadır.
Birincisi, Mars üstünde evrimleşmiş zeki varlıkların sadece megalitik inşalara girişmekle kalmayıp, aynı zamanda bize de benzedikleridir. Ama Mars toprağında mikro organizmaların bile yokluğu veya insan benzeri Marslılara gıda sağlayacak bitki ve hayvan yaşamından eser bile olmaması karşısında, dünyalılara benzeyen bir marslı nüfusunun ortaya çıkması ve dünya üstünde de bulunan yapısal biçimleri taklit etmesi hiç de muhtemel görünmemektedir.
Geriye kalan tek akla yatkın seçenek, ne dünya’dan ne de Mars’tan olan ve yarım milyon yıl kadar önce uzay yolculuğu yapabilen birilerinin Güneş Sisteminin bu kısmını ziyaret edip kaldığı ve hem dünya’da hem de Mars’ta ardında anıtlar bıraktığıdır.
            Sümer metinlerinde, kutsal metinlerde ve tüm kadim ‘mitolojiler’de mevcudiyetlerine dair kanıtlar olan tek varlıklar Nibirru’dan gelen Annunnakilerdir. Onların neye benzediğini biliyoruz; bize benziyorlardı; Tekvin’in sözleriyle, kendi suretlerinde ve kendi benzeyişlerinde.
            Onların insana benzeyen suretleri, Gize’deki ünlü Sfenks dahil sayısız kadim betimlerde ortaya çıkar. Sfenks’in yüzü Mısır yazılarına göre Horem-Akhet’inkiydi, yani ‘Ufkun Şahin Tanrısı’ Enki’nin ilk doğan ve Göksel sandalı ile en uzak göklere uçabilen oğlu Ra’nın unvanı idi.
            Gize sfenksi öyle yerleştirilmiştir ki, bakış; Sina yarımadasındaki Annunnaki uzay limanına doğru, otuzuncu paralel boyunca tam olarak doğuya doğru yöneliktir. Kadim metinler iletişim işlevlerini Sfenks’e ve altında olduğu iddia edilen yer altı odalarına atfederler.

Gökten bir mesaj gönderilir; Heliapolis’te duyulur ve Güzel Yüz tarafından Memfiste tekrarlanır. Thot’un yazısıyla yazılmış bir mesajdır Amen şehriyle ilgili…

            Tanrılar emre göre davranıyorlar
‘Güzel Yüz’ün, Gize Sfenksi’nin mesaj aktarmadaki rolüne yapılan gönderme, Mars’taki Yüz’ün amacının ne olduğu sorusunu ortaya çıkarır, çünkü eğer zeki varlıkların elinden çıkmış ise, o zaman tanım gereği mantıksız bir nedenle Yüz’ü ortaya çıkarmak için zaman ve çaba harcamazlardı. Acaba amaç, Mısır metninin önerdiği gibi, ‘gökten bir mesajı’ dünya’daki sfenkse mi göndermekti? Tanrıların ona göre hareket ettiği bir ’emir’, bir Yüz’den diğer bir Güzel Yüz’e mi yollamaktı?
Eğer Mars’taki Yüz’ün amacı bu idiyse, o zaman gerçekten de yakınlarında piramitler olmalıdır, tıpkı Gize’de bulduğumuz biri küçük diğer ikisi devasa olan, birbirlerine ve Sfenks’e göre simetri içinde yükselen üç özgün ve sıra dışı piramit gibi. İlginç olan, Dr. Evinski’in Mars’taki Yüz yakınındaki bölgede üç gerçek piramit ayırt ediyor olmasıdır.

Kaynak: astroset

 

http://www.delinetciler.net/forum/bilim-genel/33486-marsta-marduk-piramitleri-mi-var.html

29.01.2008

                                                   

        NOT: 10. Gezegen Marduk’a gitsem !..Acaba orada hayat nasıl ve ne ile meşguller ? J Allah’a emanet olun!

Mimoza33; 12.09.2008 Cuma