ÇAĞLAR BOYUNCA DÜNYADA YAYGIN BİR RUH HASTALIĞI VE İNSANLIK SUÇU: ZENGİN VE KADIN TARAFTARLIĞI

         

   Hayatın acı gerçekleri şimşekli ve yıldırımlı bir havaya benzer. Dünyada neşeli ve sağlıklı bir hayattan ziyade acılı ve hasta bir hayat yaşayan insan daha çoktur. Yani manevi olarak kış mevsimi egemendir. Hep ilkbahar mevsiminde yaşamış, pembe hayaller ve ortamlara tutkun insanlar fırtınalar ve şimşeklerden kaçarlar! Onlar barış zamanında bile  iyiliksever ve yardımsever değildir ki, fırtınalı kış mevsimlerinde insana ilgi göstersinler!…

Son peygamber, “Cehenneme baktım, zenginlerin ve kadınların çoğu orada idi!” buyurmuş. Saliha kadınlar ile salih zenginler Cehennem’e gitmez! Ama onların sayısının çok az olduğu buruk bir duyguyla anlaşılıyor! Yaşadığımız dünyada nereye bakarsanız bakın, hep zenginlere ve kadınlara eğilim olduğunu ve genelde onların tarafının tutulduğunu ve âdeta insanların taparcasına sevdiğini görüyorsunuz…

            Son peygamber Hz. Muhammed a.s. doğduktan sonra ona süt anne arandığında bile Mekke’nin Sa’d Oğulları kadınlarından hiç kimse “yetim çocuk” diye almak istememiş, takdiri ilahinin hikmetiyle en sonunda Halime Hanım onu almıştır. İnsanoğlunun bu hor gören bakış açısından dolayı Yüce Yaratan o beldeye uzun süre yağmur yağdırmamıştır ve kuraklık hüküm sürmüştür.

            Çoğu kimsenin hayatını ve bakış açısını yönlendiren bir-iki bilgi, haber, olay olduğu halde bazıları birkaç; 3-5 örneğe yetersiz diyebilir ama gerçekten yıllar sonra bile insanoğlunun iki davranış ve değerlendirmesine bakıldığında bile onun huyunu belli ediyor! İnsanlık zenginliğe ve kadına düşkün ve çoğu zaman onların tarafını tutuyor! ACI GERÇEK BU! Bu acı gerçeği çocuklar ve gençler ne kadar erken öğrenirse , o kadar iyi olur!   

            Şimdi araştırmacı bir yazar olarak kendi hayatımda şahit olduğum, apaçık anlaşılan birkaç örneği verdiğimde bu şimşek etkisi yapacak. Hiçbir olay yaşamayanların kulağına küpe olsun! Hatta bırakın canlı hayattaki olayları, şu internetteki sanal, makinelerle  haberleşmelerde bile erkeklerin kadın düşkünü olduğu nasıl anlaşılıyor! 

Tarih sırasına göre aktarayım:

* Yıl 1993, Yer:İstanbul. Emniyet Müdürlüğünde çalışırken  5 vakit namazını kılan

bürodaki yaşlı başkomiser, gemi dolusu uyuşturucu madde ile yakalanan genç suçlu kadına tokalaşmak için elini uzatarak: “Hoş geldiniz, kahve içer misiniz?” diyor. Bana veya başka bir arkadaşa böyle bir teklif edilmedi! Gerek özel şirketlerde gerek resmi dairelerde çoğu âmir, memuru şımarır veya disiplin olmaz diye memuruyla kahve filan içmez! Ama genç ve ünlü kadın olunca itibar görüyor işte!

*Yıl: 1994, Yer:İstanbul; Yine çalıştığım kurumda babâsı hakim olan şımarık bir kız

ve arkadaşı, 50-55 yaşlarındaki yaşlı komisere bir evrak vererek:” Şunu üst kata bırakır mısınız, komiserim?” diyor. Ardından da yanındaki bayan memur arkadaşına: “Hah hah kız, komiserleri de kullanıyoruz!” diyor. İşte söyleten Allah! Uzaktan bu durumu görünce tepem attı! Uyardım aldatılanları. Ayrıca bunlar sağlıkları ve durumları iyi olduğu halde faturalarını polis memurlarına yatırtıyorlardı! Tabii kadın görünce vidaları gevşeyen ferasetsiz, basiretsiz erkeklerde kabahat; kukla durumuna düşmeyin kardeşim !

*Yıl: 1996; Yer: Konya; Komşu bürodan bir başkomiser , bizim büroda çalışan bekar

genç bayan memura diyor ki: “Kızım senin siciline 100 verdim, bir baklava bile almadın!” 100 puan verdiği kız da efendi ve dürüst biri olsa can kurban! Fal bakar ve büyü yapar! Birçok erkek, kız ve kadınlar karşısında işte böyle eriyor! Vermesi için söylemiyorum ama insanlığa böyle kırgınım; bize kafa dengi olan hiçbir âmirin bile 100 verdiğini zannetmiyorum. Çünkü biz sıradan bir öğretmen, mühendis ,doktor vb. erkeğiz…

*Yıl: 2001; Yer: İnternet Türkiye; 2000 yılında internette yayına ve tebliğe başladım.

Ara sıra da olsa dini özlü sözlerden hoşlanmadığını belirten sosyalist görüşlü, laik insanların egemen olduğu bir haber grubuna üye olmuşum. Sonradan hükmü kaldırılan bir hadis aktardığımdan dolayı Türkiye’de dini sayılan bir gazetenin dindar yaşlı yazarı, önce bir şey sormadan, incelemeden yanlış anlayarak beni eleştirip sonra görüşünü düzelten mesaj göndermişti. Biz, bayan ortağa e-posta adresi alırken ilk anda akla gelmeyen, ünlü sayılan fakat günümüzde pek popüler olmayan dinsiz bir kadın sanatçının adını kullanıcı adı olarak almışız, isim hoşumuza gitmişti. Dini bayram geldiğinde o dindar gazeteciden resimli, çiçekli bayram tebriği bana gelmedi ama meşhur kadın adresine geldi! İşin garip tarafı bu kişilerin inançları zıttı fakat o ünlü bir kadındı! İşte meşhur kadın etkisinin açık bir örneği!

* Yıl 2008; Yer: İnternet; İnternet sitesinde belki 200 civarında dini, ahlaki bölüm

bulunan tebliğ yapan bir erkek kardeş, o kadar ismi cismi belli olan, kibar, yetenekli genç kıza değil de, sayfasında tüllü dansöz, yarı çıplak kadın oynatan hayali bir dişiye “Seni seviyorum arkadaşım!” diyerek kırmızı gül bırakmış ! Hayret ki ne kadar hayret! Aynı kişi bizim sitemize açıkça , “Size inanıyorum ve güveniyorum!” dememiştir. Yani anlaşılan; hemen inanılan şey iki portakal ve iki kalça oluyormuş!  Yok kardeşim, bu erkeklerin çoğuna hakikaten güvenilmez! Ben genç kız olsam böyle erkeklere güvenmem! Hemen biraz seksi ve çekici kadın gördü mü vidaları gevşiyor ve tuzağa düşüyor! Âhir zaman hakikaten insanlara inanmanın ve güvenmenin zor olduğu bir zaman!

*Yıl: 2006-2008; Yer: Konya. Akrabamız olan 10 yıldan fazla evli bir kadın var. Genç

kadın aynı dinden, aynı milletten, aynı şehirden biriyle evli. Taa evliliğin başında kızın babası damada pek ısınmadığından olsa gerek aslında onu istememiş. Kız ise isteyerek evlenmiş. Evin tek kızı, birkaç da erkek kardeşi var. Evli kızın ve damadın yaşantısı normal seyrinde devam ediyor, ortada ne bir zulüm, ne bir alıp verememe olayı yok!  Damat, normal mesleğini yürüten, ilim-irfana meraklı, gayretli birisi. Kız babası kızının üzerine çok düştüğünden, ona çok inanıp çok sevdiğinden onun birçok görünmeyen huyunu, yaptıklarını, bazı nankörlüğünü ve vefasızlığını taraftarlık ve dar görüşten dolayı anlamak ve kabul etmek istemiyor. Kızını gözünde ‘melek’ gibi görüyor. Bu yüzden başka kabileden olduğu için damada kötü zanda bulunup önyargıda bulunarak damadı kötülüyor ve düşmanlık ediyor.

             Damat arkadaş bir zaman: “Ya siz hep olayları ve haberleri tek taraflı kızınızdan dinliyorsunuz !” dediğinde, “Yalan mı söyleyecek?” diye onu savunmuş. Bu dünyada insanın kendi ailesinde biri gizli suç işleyemez mi; anne-babaların geçmişte işleyip sır olarak sakladığı hiç suç olmaz mı ?! 

            Hatta âriflerin muttali olacağı bir hikmettir ki bu damatlarına haksız yere inanmayarak ve güvenmeyerek yıllar süren gizli bir düşmanlık yaptıkları için Allah-ü Teâla, oğullarından birini trafik kazasında musibete uğratmış, başkasının sağlıklı ve huzurlu hayatını çaldıkları için rehin olarak kendi hayatlarında sürekli bakım gerektiren özürlü delikanlının hayatını vermiştir. 

            Buna rağmen basit bir aile içi münakaşa sonucunda 2007 yılında damadın evine baskına gidip kızını alıp götürmüş, sonra takdiri ilahi gereği evli kadın yaklaşık 1 ay sonra kendi iradesiyle evine dönmüştü.

Bütün bunlara rağmen bu makalenin 26 Eylül 2008 Cuma gününü beklediği birkaç günlük zaman zarfında, adam yine kızının bir yalan haberi üzerine, akşam evine dönmeyen ve telefonla ulaşamadıkları kızına damat “Kötü bir şey yapmıştır!” diye kötü zanda bulunarak damat evinden gelen doğru habere de inanmayarak damadın evine baskına gelmek istemiş, ilköğretim orta kısma giden erkek torununa telefonda, “Ben oraya gelip bacaklarınızı bir kırayım!” demiş. Sonra gerçek ortaya çıkınca, “Damat ne dese haklı!” demiş. Bendeniz de gariplerin ve mazlumların savunucusu olduğumdan ibret alınsın diye bu hikayeyi aktarıyorum. Yâni olumsuz etki yapan çevre ve akraba, aile hayatlarını bozuyor! Allah’ın adaleti muhteşemdir, her şeyde bir hikmet vardır!

     

*          *          *          *          *

Kadınlara düşkünlükten dolayı haksızlık veya hata yapanları bir yana bıraktıktan sonra kafalarından gurur, kibir, menfaatçilik, yüksek makam, zenginler ve meşhurlara olan tutkusunu çıkaramayan gazeteciler, ünlü bürokratlar, sanatçılar ve benzerlerine gelelim. Kırk yılda bir anlamadığım bir menkıbede bir cümle çıkmış; 100 yayıncıya mesajla sormuşum; kimseden cevap gelmemiş! Ne olursa olsun bu insana ilgisizliğin, insani değer vermeyişin göstergesidir! Ama meşhur biri olsaydım, hemen ilgilenirlerdi.

            2003 yılında bir tayin haksızlığıyla ilgili İl Milli Eğitim müdürüyle görüşmek için uzaktan gelip 1,5 saat koridorda beklediğim ve mesai saati içinde olduğu halde kapıdaki muhafızı “Milletvekili misafirleri var!” diyerek görüştürmedi. O da takdiri ilahi gereği kısa süre sonra görevden alındı.

2004 yılında yine bir bürokratik haksızlık işinde yardımcı olabilir diye Belediye Başkanıyla görüşmek istedim. Özel kalem müdürüyle 10-15 dakika sohbet ettik, yine görüşemedik. Ama bir de şöyle düşünün; ünlü bir şarkıcı, güzel bir artist veya zengin bir işadamı ziyaret gelse % 99 görüşür! Gerçek böyledir! İşte baştan beri zenginlerin ve kadınların dünyada itibarlı ama öbür dünyada çoğunun hüsrana uğrayacağının canlı örneklerini anlatmaya çalıştım…

2006 yılında Hızır a.s.’ın aniden görünüp kaybolma özelliğini göz önüne alarak internette “Beyaz zemin üzerinde Beyaz Mesaj” göndermişim, bir Allah’ın kulu, internet kullanıcısı  “Ben fark ettim, keşfettim ,okudum!” dememiştir.  Bu nasıl duyarlı insanlık veya Müslümanlık !

            2007 yılında o zaman 1200 olan (Şimdi 2050) Mesaj Grubu üyemize Kurban Bayramı tebriği göndermişim, 12 üyeden karşılık gelmiş. Bu ne kadar duyarlı Müslüman tebrikleşmesi!

            Sonuç olarak insanlığa mesajım şu: Ulvi varlıklar insanlara duyarlı ve değer veriyor fakat sıradan varlıklar insanı algılamıyor ve ilgilenmiyor! Yüce Allah c.c.; “Bana dua edin size icabet edeyim!” buyuruyor ve ihlasla yapılan duaları gerçekten kabul ediyor! Hatta rüyada Sultan’ı görmek Allah’ı görmeye işarettir. Hz. Muhammed a.s.’ı görmek isteyen bir süre duasını okuyor ve rüyasında görüyor! Hızır a.s. ile karşılaşma duasını 40 gün okuyan buluşuyor! Kâmil bir mürşid veliden âcil yardım istendiğinde, kişi hak ediyorsa himmet ediyor!  Bendeniz bu fakire az önce belirttiğim yüce varlıkların bazılarıyla bizzat bedenen, bazılarıyla ruhen görüşmek  nasib olmuştur! Ama sıradan insanlar, insanı ne dinliyor, ne anlıyor, ne de cevap veriyor! Dikkat çekmek istediğim husus bu!

            Hiçbir asil, dürüst ve iyiliksever zengin veya kadın, bazılarının kendisine dalkavukluk etmesini, cinselliğine veya malına itibar edilerek gariplere, dürüst insanlara zulmedilmesini istemez ! İşte mal, güzellik, şöhret, makam gibi özellikler zayıf karakterli ve kötülüğe meyilli insanlarda bulununca adalet ve ahlak açısından tehlike çanları çalıyor demektir!

Son olarak, Ramazan Bayramı’nın 2. günü olan 1 Ekim 2008 seher vakti, yine güçlü ve zenginlerin lehine düzenlenen politika içeren korkunç bir gerçeği anlatan, hayatta anne-baba ve akrabalara bile % 100 güven olamayacağını, Âlemlerin Rabbi Allah’a güvenilmesi, dost ve yardımcı edinilmesini hayretle anlatan bir hikayeye rastladım. Benim de gözlerim nemlendi, bunu da eklemek istedim.  Allah’ın bir hikmeti !..

“Sana Sığınıyorum”

Bir padişah korkunç bir hastalığa yakalanmıştı. Bir grup hekim, “Bu hastalığın ilacı, şöyle niteliklere sahip insanın ödüdür.” dediler.

Padişahın emri ile görevliler bu nitelikleri bünyesinde taşıyan insanı aramaya çıktılar. Araştırma günlerce sürdü, sonunda bir köylü çocuğu bulundu. Padişah anne ve babasını çağırttı. Sayılmayacak kadar çok altın, mal ve mülk bağışladı ve onları razı etti. Sonra kadıdan çocuğunun öldürülmesi için izin istedi. Kadı, “Padişahın kurtulması için halktan birinin öldürülmesi caizdir” diye fetva verdi. Çocuğu meydana getirdiler. Cellat geldi. Kılıcını çekti, hazırlandı, işareti beklemeye başladı.

Çocuk bu sırada bakışlarını göğe dikti, gülümsedi ve kendi kendine mırıldandı. Herkes şaşırdı. Padişah, “Tuhaf!” dedi. “Gülünecek zaman mı?” Neden güldüğünü sordular. “Annem babam” dedi çocuk, “Dünyanın geçici malı için beni ölüme teslim etti, kadı kanımın dökülmesi için fetva verdi, padişah kendi sağlığını ölümümde görüyor. Allah’tan başka sığınağım kalmadı, bu yüzden göğe baktım ve esirgeyiciliğine sığındım, acıyacağını ve adaletle davranacağını bildiğim için sevindim.” “Senden kime kaçayım?; Adaletini istiyor, esirgeyiciliğini gözlüyorum; senden yine sana sığınıyorum.”

Padişahın gözleri nemlendi, “Ölümüm, böylesi bir masumun kanının dökülmesinden iyidir.” Dedi. Kucakladı, gözlerinden öptü. Servet sayılabilecek lütufta bulundu ve çocuğu serbest bıraktı.

Bu hikayeyi anlatanlar, birkaç gün sonra padişahın iyileştiğini söylerler. (1)

*          *          *          *          *

            Allah c.c. hikmet, basiret ve irfan nasib etsin, kurtuluşa erdirsin! Kurtuluşa ermek için Hızır a.s. veya bir veli olduğunu düşündüğüm zat, bir zamanlar cami önünde bana, “Çokca salavat getir,salavat getirerek kendini kurtarmaya çalış!”demişti. Acil hastalara da bu reçete hediyemdir. Selam ve iyi dileklerimle. Mimoza33 ; 01.10.2008

 

KAYNAKÇA:

(1) Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Takvimi,

     30 Eylül-01 Ekim arasında günsüz bir yaprak.

 * DİPNOT: Gerçek bayramın ve sevincin, adalet ve güzel ahlakın bulunduğu  toplumlarda olacağı ortaya çıkmış oldu !

 

             Posta Kutusu: 269, Nalçacı, 42001 KONYA

            *E-posta: kardelenkutuphane_library@hotmail.com

            * Web Site: http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com