EFSANEVİ ADAM HANS VON AIBERG’İN ANADOLU FIRTINASI VE GİZLİ GERÇEKLER !

(1981’DEN 2008’E BİR HAYAT HİKAYESİNDEKİ MACERA…)

!!! Sultanım , alacakaranlık vakit başladı yine ! Ormandaki bu gizemli kulübemizde Seylan çayımız demlenirken, sabırla ve merakla dinlemenizi isteyerek Şehrazat gibi ilginç öyküleri sunmaya devam edeceğim…

        Dikkatinizi çekmek için önce hayret verici birkaç püf noktayı göstermek istiyorum. Türkiye’de 25 yıldır esen, ünlü bir adamın çoğu kişiyi etkileyen fırtınası var!..

        Bu fırtına İlahi midir, Şeytani midir, halk anlayamıyor!

        Birinci sorumuz, Hans Von Aiberg adlı Bülent Ayberg’in 25 yıldır kitapları yüz binlerce hatta milyonlarca satıyorsa ve çoğu kişi  inanıyorsa ve uzun yıllar önce sadece çok az sayıda kişi onun “sahtekar” olduğunu bildirmişse ve gerçekten sahtekarsa halkın çoğu cidden gaflet ve cehalettedir ! Ferasetleri yoktur!

        İkincisi, anlattığı çoğu önemli ve değerli bilgiler doğruysa ve Hans Von Aiberg haklıysa, kendisi ve eşi, politikacıların da girişimiyle Balıkesir Emniyet Müdürlüğü’nce 07.06.2006’da tutuklanıp 2,5 yıl dava süresince halkın çoğu bu sefer “Yalancı ve hilekarmış!” diyorsa yine halk anlamadığı için gaflet ve cehalettedir! Ülkenin birçok ünlü yayın kuruluşunda bir zamanlar çalıştığına göre bunların basiretleri kapalı ve şöhret, para peşinde oldukları anlaşılmıyor mu? Bunca bilimsel ve teknolojik gelişmeye rağmen 25 yıl sonra mı anlaşıldı gerçek?

        Üçüncüsü onlarca eserleriyle din-bilim, gizemli konular, astrofizik vb. konularda bilgiler veren bir adamın evinde porno Cd ler bulunması ve bunları yayınladığına dair hiçbir kanıtın bulunmaması şüpheli ve hayat tarzı paralelliği gerçeğine aykırı değil mi?

        Dördüncüsü bir vilayette savcılık ve emniyet müdürlüğü gibi güçlü kurumlar birini suçlayınca, güçlü olanın tarafı tutularak görünürdeki birkaç delile göre suçun kesinliğine hemen inanmak doğru mu? Olaylar zincirinde aradaki küçük ip uçlarına kaç kişi dikkat ediyor acaba?

        Beşincisi, değerli mesleki diploma ve belgelere sahip olmayıp profesör olmasa bile çok sayıdaki üst düzey bilimsel veya kurgusal eserleriyle insanları şok eden biri, şimdi “Elazığlı lise mezunuymuş” diye küçümsenince bizi daha mı üstün yapıp gururlandırıyor!

        Altıncısı, onlar da sitelerinde cevap olarak diyor ki, “…bu cazip tekliflerin ve şantajların hepsine RED-HAYIR karşılığı veren Hans Aiberg sadece eski cumhurbaşkanı Turgut Özal’la danışman olarak çalıştı.” Cumhurbaşkanıyla danışman olarak çalışmak herkese nasip olmaz! Hemen doğruluğunu savunmak olarak anlaşılmasın da “Kedi uzanamadığı ciğere “pis !” dermiş !” atasözü de insanın aklına geliyor!

Yedincisi,http://hanifislam.com/hablemitoglu/BAV_AdnanOktara_Komplo.htm sitesinde Fethullah Gülen Cemaatinin kendilerinden olmayan, isterse müslüman olsun diğer  gruplara ve ünlü kişilere nasıl iftira ve komplo attıkları yaşanmış olaylarla desteklenerek bizi düşündürmüş ve hayrette bırakmıştır! İsterse babamızın cemaati olsun, çok sayıda ve yetkili cemaat üyesi politikacı böyle yalan, hile ve komplolara karışıyorsa, yazıklar olsun!” onlara! Bir zamanlar Hıristiyan ve diğer gayri Müslimlerin, dürüst ve adaletli Müslüman halifeleri özlediği gibi, biz de yarım münafık Müslümanlarla yaşamaktansa, dürüst ve adaletli Hıristiyan veya Budist yöneticileri tercih ederiz! 

Bu gerçekleri duyunca normal vatandaşımız, yabancı düşmandan daha fazla bunlardan ürperir hâle gelmiştir !

         Önce dikkat çekici bu haber paragraflarına bakalım:

         “ 3) Fethullah Gülen Türkiye’de İslami cemaatçilikte ve yayıncılıkta ses veren\kamuoyu oluşturan yazarların\isimlerin ya kendi "vatan haini örgütüne\cemaatine" katılmasını teklif eder\gayret gösterir.
         4) Eğer amacına ulaşamazsa yani teklif ettiği kişi kendi örgütüne katılmazsa o kimse hakkında sinsi karalama gözden düşürme operasyonları uygulatır hatta yasa dışı yollarla ortadan kaldırma yöntemlerine başvurur.

Fethullah Gülen’in felsefesine göre kendi "vatan haini örgütü\cemaati" her zaman İslami yayıncılıkta ve cemaatçilikte her zaman "BİR NUMARA\ EN BÜYÜK" olmalıdır.
         Fethullah Gülen İslami Alemde kendi "vatan haini örgütüne" karşı rakip olabileceğini düşündüğü diğer ses getiren\kamuoyu oluşturan kişilere cemaatlere ve kurumlara her zaman sinsi karalama, iftira hatta komplo uygulamayı sürdürür.
         Fethullah Gülen ALLAH’ın emrettiği şekilde "İslami Kardeşlik" hükmüne göre değil, İblisin emri "Sinsi Kalleşlik" yöntemiyle diğer İslami cemaatleri sindirmeye, gözden ve güçten düşürmeye gayret gösterir.

         Ayrımsız Fethullah Gülen diğer İslami gruplara, cemaatlere ve kişilere bu yöntemini uygular.
         Fethullah Gülen’in bu sinsi gözden düşürme, iftira hatta komplo girişimlerine maruz kalan bir başka isim "Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı" dır.
         Kendi kapasitelerinde insanları aydınlatma gayretiyle yayıncılık yapan, kitaplar, dergiler yazan, konferanslar veren Bilim Araştırma Vakfına ve Adnan Oktar’a yönelik iftira, karalama hatta komplo girişimlerinin perde arkasında gizli organizatörlerinden biri de Fethullah Gülen’dir.
         Fethullah Gülen, emrinde gizli bir nurcu olan Sadettin Tantan aracılığıyla, devletin gücünü kullanıp çok iğrenç komplo bile düzenletti.


KAYNAK:http://hanifislam.com/hablemitoglu/BAV_AdnanOktara_Komplo.htm

 

         Sekizincisi, İnsanların zaman içinde inancı, fikirleri, görüşleri değişebileceğinden, Hans Von Aiberg’in İslam’ın temel kaynakları Kur’an ve hadislere açıkça ters olan veya dinde yeni hükümler, bidatler içeren görüşleri ileri sürüldüğünde elbette kabul edilemez!  Bazı hikmetler varsa, onlara inanmak ta kişilerin feraset ve basiretlerine kalmıştır!

         Dokuzuncusu, 26 Ocak 2007 tarihli duruşmada serbest bırakılıncaya kadar 7 ay gözaltında tutularak bilgi toplama ve yeterli delil toplamak için bekletilmesi ve 31 Ekim 2008 tarihine doğru 2 yıldan az hapis cezalarının adli para cezasına dönüştürülmesi de ciddi bir suçlarının olmadığını göstermektedir !

         Onuncusu, aslında Hans Von Aiberg, Ahir Zamanda halkın anlayacağı dilde ve şekilde konuşmuş! Yani, Nasreddin Hoca, taa 1200 lerden ,”Ye kürküm, ye!” demiş ya. O da insanları ikna edebilmek için, bazı gizli gerçekleri ve önemli bilgileri benimsetebilmek için “Dünyaca ünlü fizikçi”, “Nasa Uzmanı” gibi etiketleri kullanınca insanlar dinliyorsa, o da o metodu kullanmış! Dikkat ettiniz mi, günümüzde halk artık etikete göre insana değer veriyor! Şurada yolda garip bir yolcu şeklinde Hz.Hızır a.s ile sakallı Hz.İsa a.s. geçseler, kim fark eder ? 25 Yıl, 60-70 milyonluk ülkede halka takma sıfatlarla kendini inandırmış ve kabul ettirmiş birine aslında “En İyi Tiyatroculuk Ödülü” vermek lazım değil mi?

 

         25 Yıl sonra halkımız, hayran olduğunu etiketten dolayı küçümsemeye başladı! Aslında O, aynı zamanda insanoğlunun etikete göre dinlediğini de ispatlamıştır! Hans Von Aiberg’in yanlışları olabileceğini belirtmekle beraber, eserlerinin ve bilgilerinin boş olmadığını belki hiçbir yerde rastlayamayacağınız bir örnekle vereyim. O, bir eserinde Himalayalar’ daki efsanevi kar adam “Yeti” den bahseder. Sonra o bölgeye yakın Tibet’e Alman General Haushofer’in zaman yolculuğu yapan taşıtı bulmaya gittiğini ve Tibet’li rahiplerin aracın çalındığını, bildirdiklerini anlatır. Kar adamı Yetiye benzeyen adamın benzeri Mars fotoğrafında görünmüştü ! Dikkatinizi çekerim!..

Bu yıl da Şubat 2008’de Mars’ta bir adam göründüğüne dair Nasa’nın yayınladığı fotoğraf konusunda bakın 2 farklı ülke bilim adamları ne diyor! Hemen etiketi iyi olana mı inanmak gerekiyor! İlginç ve normal ötesi konularda  televizyonlarda veya basın açıklamalarında ülkemizin bilim adamlarının, bazı ünlü yazarlarının açıklamalarını gerçekten dar görüşlü, gururlu ve kibirli, sadece bizim bilimimiz bilir, gibi ruh halinde gördüm!.. Biri Ömer Çelakıl’ ın kitabını tanıtım açık oturumunda; diğeri de UFO S.U.B.A.M. Başkanı Hakan Akdoğan Bey’in Tv’deki açık oturumunda. 

Şimdi Mars’tan gelen fotoğraf hakkında ülkemizin ve İngiltere’nin uzmanlarının görüşleri şöyle:

1- Burak GEZEN/Ersan KÜÇÜKKURU/ÇANAKKALE, (DHA)
ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ulusal basında yayımlanan Mars’a ait bir fotoğraftaki insana benzer görüntünün fotomontaj olduğunu açıkladı.
Basında yer alan fotoğrafın kendilerinin de ilgisini çekmesi üzerine NASA’nın web sitesinde bir araştırma yaptıklarını belirten ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ‘Sprit’ adlı uzay aracının Mars’tan dört yıl önce geçtiği fotoğrafların orijinallerini NASA’nın internet sitesinden incelediklerini, ancak insana benzer bir varlığa rastlamadıklarını söyledi.

 

         2-…Spiritin geçtiği fotoğrafları 4 yıldır en ince ayrıntısına kadar inceleyen uzmanlar,fotoğraflardan birisinde küçük yeşil bir “yaratık”ın olduğunu fark etti. …..

İngiliz Daily Mail’in haberine göre, uzun süredir fotoğrafları inceleyen uzmanlardan biri görüntüyle ilgili olarak ‘Bu fotoğraf çok şaşırtıcı. Mars’ta çıplak bir “yaratığın” gezindiğini görünce gözlerime inanamadım’ dedi.

(http://www.zurna.com/photos/photo_505598.htm)

 

         Sonuç olarak, “Görünen olaylardan çok gizli gerçekler vardır!” Ve gizli gerçekleri anlamak için bazen kanıta ihtiyaç yoktur veya olmayabilir; Altıncı his, feraset, basiret gibi erdemli özellikler gerekir! Bir atasözünde, “Duyduklarının hiçbirine; gördüklerinin yarısına inan!” deniyor. Yâni duyulan ve görülenlerin % 75’i yalan oluyor! İnsanları daima alışkanlıklar, gelenekler, önyargılar, etiketler vb. aldatır!.. Bu yaygın âdet böyle gelmiştir, böyle gider!..  Mimoza33; 14.11.2008

        

ARZDAN ARŞA SONSUZLUK KULESİ (YALAN KULESİ) HANS VON AİBERG

www.sevgi.us/dunya-edebiyati…” sitesinden ‘Aksiyon’ Dergisinin Araştırması

Bir zamanlar bütün kitaplarını aldığım ve yutarcasına ve altlarını renkli kalemlerce çizerek okuyup dipnotlar eklediğim "ARZDAN ARŞA SONSUZLUK KULESİ" yazarı meğersem sahtekarın teki imiş… Gerçi o zaman bazı kişiler bu şahsın sahtekar olduğunu söylemişlerdi… Ama kitapta bahsi geçen konular ve işlenişte genelde bir problem yok… Problem kimlik meselesinde.. Zaman Gazetesinden Abdullah Aymaz bu şahsın sahtekar olduğunu ta önceki yıllarda belirtmişti.. O zamandan beri soğuk duruyordum… Ama şimdi tam da yakalanınca foyası ortaya çıktı… Aşağıda AKSİYON dergisinin araştırması yer alıyor. İslami camiadan hemen hemen çoğu kimse bu kitap serisini şöyle veya böyle okumuştur. İslami kitabevlerinde sürekli satılan bir kitap serisi idi…
ARZDAN ARŞA YALAN KULESİ

25 yıldır kendini din âlimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi olarak sunan Bülent Ayberk, Balıkesir’de tutuklandı.

——————————————————————————–

‘Danimarka dilinde adım Hansen vån Æiberg’dir. Ama Faroyar diliyle Hansen Aiberg von Heiberg denir. Türk ve Müslüman olduktan sonra kitap yazınca daha kolay okunsun diye Hans Ayberg yaptık. Vaftiz ismim Peter, orta ismim de Edström. Bunları hiç kullanmadım. Son zamanlarda Hunnes Ayberk yapayım diyordum. Çok isim taktılar bana, Bülent filan dediler. Alman mıyım, Danimarkalı mı, yoksa Malatyalı mı ben de bilmiyorum artık…”

8 Haziran 2006 tarihinde Balıkesir’de eşi Mesude ve 4 kişi ile birlikte gözaltına alınan Bülent Ayberk’i sorgulayan polis, yukarıdakine benzer bir isim listesiyle karşılaştı. Polis, bir zamanların meşhur Hans von Aiberg’inin ortalıkta görünmediği on yıl boyunca internette Hacı, Hacı Ali, Darwin, İznogoud ve daha bir dizi isimle faaliyet gösterdiğini gördü. 10 yıldır zaman gezgini Jana’nın maaşı ve Ayberk’in okuttuğu altı öğrencinin bursları için para gönderen onlarca ‘Hanif dini mensubu’nun nasıl aldatılmış olduğunu da…

İslam dinini istismar ederek bilişim yoluyla para toplamak ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından Balıkesir Adliyesi’ne sevk edilen Bülent Ayberk ve eşi savcılık tarafından da sorgulandı. Ardından nöbetçi mahkemede tutuklanan ve cezaevine gönderilen Ayberk çifti, Türk Ceza Yasası’nın 158. maddesine göre 2 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Serbest bırakılan 4 zanlı ise tutuksuz yargılanacak.

Bülent Ayberk ile Balıkesir Üniversitesinde öğretim üyesi olan eşi Mesude’nin, Balıkesir ve Bursa’daki banka hesaplarına yurtiçi ve yurtdışından 100 kişinin her ay düzenli olarak para aktardığı tespit edildi. Çiftin hesaplarında 158 bin YTL ile 100 bin dolar bulunduğu belirtildi.

Hans von Aiberg, 1980 ihtilali sonrası ortaya çıktı. Sarı peruğuyla kendini ‘Müslümanlığı seçen Alman’ olarak tanıtmış, bu da ona bir hayli popülarite kazandırmıştı. 1983-1986 yılları arasında Posta ve Sabah gazetelerinde yıldız falı köşeleri yazdı. 1986 sonlarında din ve bilimi buluşturduğunu iddia ettiği kitaplarıyla İslamî camiaya el attı. Arzdan Arşa serisi olarak bilinen kitapları zamanın en çok satanları oldu.

YALANCI ŞÖHRETİ İZLEYEN KAYBOLUŞLAR

Kitapları derin fizik bilgisinin yanı sıra muhteşem enaniyet sahibi bir kalemin ürünüydü. Gerçekten de astro-fiziğin ulaşılmamış noktalarında dolaşıyordu. Bu arada Avrupa’da birçok farklı üniversiteyi bitirdiğini, NASA’da çalıştığını, henüz piyasaya sürülmemiş pek çok ürünün mucidi olduğunu anlatıyordu. Böylesine büyük bir dâhinin hem Müslüman hem de Türk olmayı seçmiş olması, 80’li yıllarda ideolojiden arındırma sürecinde milliyetçi-muhafazakâr gençlik için bir cazibe merkezi haline gelmişti. Üniversitelerde muhafazakâr gençler göğüslerini gere gere Ayberg’in kitaplarını okuyordu. Ne de olsa o kendini dünyaya ispat etmiş bir İslam kahramanıydı. Dahası NASA’da ve Avrupa üniversitelerindeki çalışmaları sırasında onlarca Batılı bilim adamının Müslüman olmasını sağlamıştı. Kitapları kapışıldıkça parlayan bu özgeçmiş, sonunda Alman asıllı Türk ve Müslüman Ayberg’in Kültür Bakanlığı’nda danışmanlık görevine getirilmesini sağladı. Namık Kemal Zeybek kendisine danıştığı kişinin Elazığlı Bülent Ayberk olduğunu, elle tutulur bir eğitiminin dahi olmadığını öğrendiğinde iki yıl süren danışmanlığı da sona erdi.
1990’ların ilk yarısında sessizliğe bürünen Ayberk, 1997’de Yaşar Nuri Öztürk’ün Flash TV’deki programına ‘kuantum âlimi’ olarak katılınca onu yakından tanıyan gazeteciler sahtekârlığını yazıp çizdi. Yine de Öztürk çok etkilendiği bu şahsı ‘uzman’ sıfatıyla programına taşıdı. Programda kimliği sorgulandığında Ayberk Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Faroe Adaları’nda doğduğunu söyledi. İddialarını ispat etmek için de 50 saat izin istedi. 50 saat, 50 gün, 50 hafta oldu, Ayberk’ten haber duyulmadı. Ta ki her kaybolmuşun arandığı interneti, internet de onu keşfedene kadar.

Bülent Ayberk’in hayatı yalanlar üzerine bina edilmiş şöhret ve bu yalanların ortaya çıkmasıyla yaşanan kaçışlarla dolu. Bilinen ilk şöhretini 1980’de aaagâhını İstanbul Üniversitesi yakınlarına kurduğunda kazanmıştı. Öğrencilik yıllarında ‘Müslümanlığı seçen bir Alman aaaafizikçisi’ olarak tanıdığı Hans von Aiberg’i hatırlıyor Sibel Kilimci. Anlattığına göre Aksaray’da bir otele yerleşen Aiberg evrenden, uzaydan, insanın içindeki güçlerden, reenkarnasyondan, cinler ve perilerden bahsederek çoğunluğu kızlardan oluşan bir hayran kitlesi toplar etrafına.
Aiberg’in ‘karizma’ arayışından üniversiteli kızlar zarar da görür. Kilimci’nin anlattığına göre bir kız arkadaşına kendisinin doğaüstü güçleri olduğunu, uzaydan geldiğini, kalp atışlarının insanlarınkinden farklı olduğunu söyler. Bir başka kızı nişanlısından ayırır. Kafaya taktığı bir kızın da ‘rüyalarına girebileceği’ tehditleriyle psikolojisini bozar. Kızcağız sonunda okulu bırakarak memleketine dönmek zorunda kalır. Aiberg’in gruba zarar verdiğini gören biri, bu gizemli kişinin gerçek kimliğini araştırmaya başlar. Sonunda asıl adı Bülent olan bu kişinin havaalanında bir ofiste ozalitçi olarak çalıştığını tespit eder. Bu bilgi üniversitede yayılınca Aiberg ortalıktan kaybolur.

GÜNAYDIN’IN ÇATISINDAKİ UFOLAR

Kaybolur ama bu kez Günaydın grubunun çıkardığı Posta Gazetesi’nde yıldız falı yazarlığı yapmak üzere. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Tevfik Yener, Türkçesinde sonradan öğrenilmişlik emaresi olmayan Aiberg’in özellikle bayan okuyucuları nasıl çarptığını hatırlıyor. Sabah’ta yayınlanan hatıralarında Yener, Aiberg hayranı kadınların gazete kapılarında onu beklediğini, bazı kehanetlerinin isabetli çıkması üzerine ününün daha bir arttığını kaydediyor. Nitekim Posta Gazetesi zamanla yıldız falı ve astroloji köşesini yarım sayfaya, sonra tam ve nihayet iki sayfaya çıkarır. Aiberg bu muazzam ‘bilgisinin’ kaynağının cinler ve bazı ölmüş bilim adamlarının ruhları olduğunu söyleyerek gazete içinde de bir karizma sağlar kendine.

Aiberg’in Günaydın grubundaki şöhreti kısa sürede yayılır. Her sözü merak uyandıran Aiberg, gazetenin çatısında UFO seyretme seansları başlatınca dikkatleri üzerine toplar. O yılları hatıralarında kaydeden Selahattin Duman, gazetede Aiberg rüzgârına kapılanların gece yarılarına kadar çatıda UFO beklediklerini, bu arada getirdikleri nevaleyi de Aiberg’le paylaştıklarını anlatıyor.

Aiberg’in Günaydın grubundaki macerasını alacaklıları noktalar. Taksitle mal aldığı kişiler gazetenin kapısına dayanmaya başlayınca Aiberg yine kayboluverir. Daha sonra bir müddet Bilinmeyen Dergisi’nde, peşinden de Sabah Yıldızı Gazetesi’nde çalışır. Ancak her ikisinden de etrafa borç takarak sırra kadem basar. Aiberg bu yıllarda yaptığı ‘market araştırması’ndan İslami kesimin kitap tüketiminin hızla artmakta olduğunun farkına varmış olsa gerek ki bundan sonra ‘mendilini’ cami avlusuna sermeye karar verir. 1986 sonlarında piyasaya çıkan ilk kitabı Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi-1’de kendisini anlatırken tamamen Kur’anî bilgilere dayanarak ortaya attığı teorilerin nasıl kabul gördüğünü, uydu-roket, astrofizik ve nükleer fizik dallarında ödüller aldığını, yaşayan ‘6 kara delik ve 2 ak delik uzmanı’ndan biri olduğunu, tek başına kurduğu teoremleriyle fizik dalında ve ‘beşinci işlem’ ile matematik dalında alternatif Nobel ödülüne aday gösterildiğini iddia eder. Aiberg’in İslami camiada tanınmak için aradığı fırsat 22 Mart 1987 tarihli Nokta Dergisi’nin ‘Tanrısızlar artık özgürlük istiyorlar’ başlıklı kapağıyla gelir ayağına. Karşı cevap için Tercüman Gazetesi’ne giden ‘Prof. Hans von Aiberg’in “Ben bir Allahsızdım” başlıklı söyleşisi Tercüman’da yayınlanacaktır. Gazete röportajdan önce duyurusunu yapar. Aiberg’in gerçek kimliğini bilen eski iş arkadaşları Tercüman’daki yayını durdurur. Ama sürmanşetten yapılan reklâm dahi yeterlidir Aiberg’in eselerinin kapışılmasını sağlamaya. Yıldız falı köşesinden başlayan yolculuk inançlı üniversite öğrencilerinin elden düşürmediği kitapları ortaya çıkarır.

ZAMAN GEZGİNİ DEĞİL WEB GEZGİNİ

Tercüman Gazetesi’nin yayını durdurmasından sonra Aiberg eski çevresiyle ilişkisini keser. Nokta Dergisi Aiberg’in arkasına düşmüş ve bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökmüştür çünkü. Bu kez Ankara’ya taşınır. Orada Kopenhag Üniversitesi’nde astrofizik doçenti ve Freiburg Üniversitesi’nde Trans-Psikoloji Kürsüsü öğretim görevlisi olduğu yalanı kulaklara hoş gelir. Başka ortamlarda Lahey ve Bohr Üniversitelerinde profesör olduğunu söyler. Bu isimlerde üniversitelerin olmadığı gerçeğinin dahi kimse farkında değildir.

Aiberg’in Ankara’daki tatlı günlerini Adnan Kahveci’nin ilgisi bozar. Tevfik Yener’i arayarak ‘senin gazetede çalışmış bir falcı’ diye bahsettiği Aiberg’in boş adam olmadığını, ama bu tiplerin sonradan tarikat kurup başa bela olabileceklerini söyleyen Kahveci’nin takibatına rağmen Aiberg yalan çarkını 1996’ya kadar çevirmeyi başarır. 27 Nisan 1996’da Milli Gazete’den Ali Murat Güven, Bülent Ayberk’in nüfus cüzdan bilgilerini yayınlayarak Aiberg efsanesine bir nokta koyar. Ancak bu bile Aiberg’in 13 Mart 1997’de Yaşar Nuri Öztürk’ün Işığa Çağrı programına çıkmasına engel olamaz. Programdaki meydan okumadan sonra Aiberg ortalıktan kaybolarak Balıkesir’e yerleşir. Artık Aiberg, o tatlı yalanlarını anlatabileceği yeni bir ortam bulmuştur: İnternet.

Bülent Ayberk 1990’ların sonlarını Balıkesir’deki evinin sessizliğinde geçirdi. Mayıs 2001’de açtığı AİBERG e-posta grubu ile hayran kitlesiyle yeniden iletişime geçerek kısa zamanda ‘sanal âlemin din ve aaaafizik âlimine’ dönüştü. İnternet üzerinde verdiği fetvalar, içkiye haram diyenlerin İslam’dan çıkacakları, suyla abdest almaya üşenenlerin ayakkabılarındaki tozla teyemmüm yapabilecekleri, başörtüsünün Kur’an’da olmadığı gibi cesur yalanlar içeriyordu. Namazların vakit ve rekât sayısını değiştirmiş, hadislerin çoğunun uydurulmuş olduğunu ilan etmişti. O dönemlerin moda tartışmalarından Kur’an’ın korunmuşluğu meselesine yeni bir boyut ekledi: “Neyse ki ZİKR korundu. Hiçbir şey eksik değil, sıra bozulmuş, kendi içinde yer değiştirmiş, iskambil destesi karılmış, ZİKR sırası (serisi) değiştirilmiş ama deste tastamam aynı duruyor. BİZLERE düşen görev, onu İNDİRİLİŞ sırasına göre sure-sure, sonra ayet ayet, en sonra da kelime kelime yerli yerine koymak.” (3 Aralık 2003, e-posta no:10265)

Ayberk’in Arz’dan Arş’a serisinde ortaya attığı yeni kavramlar internet ortamında hızla büyüdü. Zamanla büyüyen sanal tarikatının müritlerinden para toplama sevdasına düşen Ayberk, bu paraları kullanacağı ‘meşru bir kanal’ oluşturmalıydı. Bunu da sanal âlemin gelmiş geçmiş en fantastik hikâyelerinden birini uydurarak yaptı: Zaman Gezmeni Jana.

Jana, Aiberg ve Stephen Hawking ile birlikte 2300’lü yıllardan UFO ile zamanda geriye doğru gelerek yeniden doğmuş bir ‘zamanlarüstü asker’dir. Olağanüstü telepatik yetenekleri vardır ve ‘kötü cephe’nin hesaplarını bozmaktadır. Ancak yeteneklerinin tam gelişebilmesi için zamana ve tabii bu arada paraya ihtiyacı vardır. Brezilya’da mankenlik yapmaktadır ama yine de Aiberg’in ona para göndermesi gerekmektedir. Ayberk, Jana için ne fedakârlıklara katlandığını anlatır durur. Bu masala inanmayanlar için burs verdiği altı öğrenciden, yapacağı kanser ilacı için Japonya’dan getirilmesi gereken malzemeden, kendisine yönelik bir suikastı ancak bir arabası olursa atlatabileceğinden, laptopunu Jana’ya gönderdiği için internet sohbetlerine bir müddet ara vermek zorunda kaldığından bahseder.

Ayberk’e para gönderen müritleri de ödüllendirilir. Balıkesir Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan eşinin İş Bankası hesabına para gönderen kişilerin bir kısmını Hanif, diğer bir kısmını Süfyani ilân eder. Bu ‘haniflik’ ödülü o kadar tutar ki Ayberk bunu örgütlü bir dine dönüştürmeye kadar vardırır. Önceleri ‘Protestan İslam’ adını koyduğu Haniflik Dinini yaymak için bir dizi site ve forum kurar. Bunların tamamında kendisi moderatör ve bazı tartışmalarda bizzat eleştirmen olarak yer alır. İlk yıllarda mesaj geçen kişilerin IP adreslerinden tanınabileceğini bilmediğinden olsa gerek aynı siteye Aiberg, Hacı, Hacı Ali, Haiberg, İznogoud, Mes-Aj-anda gibi farklı isimlerle yazdığı mesajların aynı IP adresinden, yani aynı bilgisayardan yazıldığının fark edildiğini bilemez. Ancak daha sonra IP adreslerini gizleyen programlar kullanır.
Bülent Ayberk’in yalanlarının arkasında kişisel çıkar ve şöhret tutkusunu tatmin arzusu yattığı açık. Peki, sadece internette yazıştıkları birinin arkasından niye koşuyor insanlar? Neden Brezilya’da yaşayan ve 2300 yılından zamanda gezerek geri gelmiş bir sarışın mankene para gönderiyor? Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Murat Yel, toplumların kriz ve bunalım dönemlerinde bu tür paranoyak ruhların kendilerine hareket alanı buldukları kanaatinde. Toplumların dini dışladığı ve dinin toplumsal hayattan bireysel hayata indirgendiği durumlarda bireysel fedakârlıkları dindarlığın gerçek yüzü olarak görüyor gençler. Bu bazı durumlarda intihar saldırganlığına kadar varıyor, bazı durumlarda da maddi fedakârlıklar seviyesinde kalıyor.
NİYE İNANIYORLAR?

Ali Murat Yel, insanların, tapınma ihtiyacını oturmuş dinlerin tatmin etmediği durumlarda, marjinal arayışlara yöneldiğini söylüyor. Ona göre Avrupa sekülerleşmesine kıyasla küçük kilise dindarlığına hareket alanı tanıyan Amerika’da bu tür arayışlar kilise çatısı altında tatmin buluyor. Avrupa’da ise kıyamet kültleri ortaya çıkıyor.

Psikolog Prof. Nevzat Tarhan bu tür oluşumların Türk gençleri arasında rağbet bulmasının temel sebebinin Türk insanının ‘biri gelsin kurtarsıncı’ karakteri olduğu kanaatinde. Tarhan bu tür ‘sahte mesih’lerin bir hastalık sonucu her dönemde ortaya çıkabileceklerini, ama yandaş bulmalarının daha çok toplumsal kırılma dönemlerinde mümkün olduğunu söylüyor. Tarhan’a göre bir hastalık veya maddi beklenti sonucu kendi ‘seçilmişliklerini’ ilân eden kişilerin hiçbir kabiliyeti olmadığını söylemek doğru olmaz. Tarhan bazı hastalarının kendi içinde tutarlı, altıncı hisleri çok gelişmiş, karşısındakinin zihnini okuyabilen, duyu ötesi algılamaları olan kişiler olduğunu hatırlatıyor.

Bülent Ayberk dehasını maddi kazanç için kullanmış bir sahtekar mı? Yoksa kendi yalanlarına inanmış bir paranoyak şizofren mi? Bu sorunun cevabı Ayberk’i ve ailesini ilgilendiriyor. Değişmeyen gerçek ise mistik âlemin şizofrenisinin de dehasının da cazibesini koruduğu…

İKİ FARKLI YAPILANMA

İnternet aracılığıyla 5 yılda 2 bin 161 kişiye ulaşan Bülent Ayberk’in, 767 kişiyi organizasyona dahil ettiği tespit edildi. Organizasyon, ‘Şura-Jüri’ ve ‘Komite-Amazonlar’ olarak iki yapılanmadan oluşuyor.

AİBERG MASALLARINDAN SEÇMELER

Eylül 2003’te yurtdışına çıkıp Hawking ve Jana ile buluştum. JANA’nın ve HAWKİNG’in yol ücreti dâhil ve de benimki başta, SİZLER ödediniz!

Jana’nın görevi bitmedi. 2099’a kadar Turan Birliği’ni gerçekleştirecek.

Hanif Candaşlar YIKIN ATALARINIZIN DİNİNİ! ALLAH İNDİNDEKİ EN MAKBUL İSLAMİYET TÜRÜ OLAN HANİFLİĞE KOŞUN. Hadis dinini bırakın, kinleriyle ölsünler.
Jana KUTSALDIR. Meryem kadar olmasa da kudsiyeti vardır. Jana Kudüs kadar, bayrak kadar, milli marş kadar kutsaldır.

300 kadar Avrupalı meşhur bilim insanının Zig-Zag (zamanda ileri-geri seyahat) öğretisi sayesinde Müslüman olmalarını sağladım.

İki kez doğup iki kez ölenlerdenim. Bir kez ölüm günümü bile kutladım dersem inanmayacaksınız.

Dostlarım ben MOBİLE yaşıyorum. Elbette sizlerle buluşmaya can atıyorum. Ama bir daha ÖLME şansım yok. O tam ölüm olur ve biter. Şayialar çıkararak, yerimi gizliyorum.

Kadir gecesi bana “Hans ül Emin” adının beratı verildi. (Çüüüüşşş)
Ben şimdi hidrojen bombası yapacak güçteyim. Tabii malzeme verilecek olursa. Ama o malzeme 120 tane Yahudi şirketinin vereceği şeyler. Onları verecekler, takma, geçme, fabrika kuracak devlet. 120 ayrı firma, 5’i Fransız, 17’si İngiliz. Bu mümkün değil.

Ben artık sadece sanal kitap yazıyorum. Çok keskin yeminlerim vardır. Yemin ettiğim anda gazeteciliği bırakıyorum. O zaman genel yayın yönetmeniydim. Yemin ettiğim anda Cumhurbaşkanı danışmanlığından ayrılıyorum. Yemin ettiğim anda kitapları bırakıyorum. Bir daha kitap yazmayı düşünmüyorum.

(Devamı 2. Bölümde…)