ÜLKEMİZİ VE HALKIMIZI GÜNAH VE SUÇ BATAKLIĞINDAN BİN NASİHAT MI KURTARIR YOKSA BİR MUSİBET  Mİ HELAK EDER !?

         Ülkemizde her tarafa yayılmış olan çıkar grupları öyle etkili hale gelmiştir ki birkaç kişinin haksızlık karşısında mücadelesi bile bunları değiştirememektedir ! Haksızlığa uğramış vasıflı personelin bile tespit ettikleri gerçekler ve gasp edilen insan hakları örtbas edilmektedir. Bürokraside adaletsizlik durumu gerçekten insanı hayattan soğutan ve ülkesine düşman ettiren seviyeye gelmiştir !

         Yalan, hile, sahtekârlık gibi kötücül huylar halkımıza virüs gibi öylesine yerleşmiş ki bunlar emniyet müdürlüklerini , kaymakamları, valileri, bakanları bile geçiştirip aldatıyorlar !

        Bir diğer çarpıcı olay şu; günümüzde hilekarlar ve sahtekarlar öyle cesur ki garipleri, safları, işi bilmiyorlarsa üst rütbelileri bile kandırıyorlar. Bazen ister resmi kurum lokantası olsun, lokantalara at-eşek eti satıp yedirenler bile var! Bu tür haberler çok sık duyulmaktadır! Buradan anlaşılan dürüst, iyiliksever ve cesur kişiler dünyada acilen işbirliği yapmalılar!       

        1995-1997 Yılları arasında Konya Emniyet Müdürlüğü’nde çalışırken,bilgisayarın klavyesi, açıkken sökülüp takılmıştı.Bir arıza oldu.

Sonra büronun işi için çarşıya gitmiştim.Konya’daki bir bilgisayar firmasının 2 görevlisi gelip, o zamanlar bilgisayardan anlayan pek bulunmadığı için ‘Anakart yanmış!” diye söküp götürmüşler.Müdürlükten 250 Dolar para talep etmişler. Bir süre sonra yetkili servis Koç-Unisys teknisyenlerine meseleyi sorduğumda,“Küçük bir sigorta var, o atar; anakart yanmaz!” dediler. Daha sonra o firma görevlilerine bunu belirttiğimde şaşkınca birbirlerine baktılar!

 

Türkiye’de en fazla personel ve bina sayısına sahip kurum olan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı milli eğitim müdürlüklerindeki tayinlerde torpil yaptırmayan sıradan vatandaşların çoğuna genellikle haksızlık yapılmakta ve bu bildirildiğinde politika gereği “yanlışı düzeltme” işlemi yapılmamaktadır.

         Okullara yeni öğretmen geldiğinde de, bâtıl bir adet olarak zayıf öğrencilerin toplandığı sınıflar veya zor olan 1.sınıfların verildiği çok gözlenmektedir. Başka kurumlarda da dışarıdan gelen yabancıya veya son gelene zor görev yıkılarak “kötü gözle bakma” geleneğine sanki vazgeçilmez bir adetmiş gibi her yerde inanıp uygulanmaktadır.

Milli eğitim müdürlükleri ile okullarda en çok yapılan 2 haksızlık; “Tayinlerde İltimas (torpil) ile okullarda iyi veya zayıf öğrencilerden oluşan sınıf ayrımcılığıdır !” Bu sürekli zulme uğrayanlarda kurumdan nefret ve yalancı,hilekar ve sahtekar insanlardan uzaklaşma duygusu oluşturmuştur. Bunu eğitimciler yaparsa, nasıl dürüst ve iyi insanlar yetişebilir! “Balık, baştan kokar!” atasözü düşündürmelidir.

Örneğin bendeniz, sadece 2002 Ağustos ayında Konya’ya tayin olduğumdan beri 7 defa haksızlığa uğradım, dilekçeyle veya müracaatla hiçbir haksızlık düzeltilmedi. Bürokratların çoğu bir yanlışlığı kabul edip düzeltirlerse itibarları zedelenir ve zahmet çekerler diye sanki kusursuz bir melek gibi görünmek isteyen bâtıl bir ruh hali içine girmişler! 

Düzenlerin değiştiği söyleniyor, zulme uğrayan sınıflar hep aynı kalıyor! Kendini 7 sınıfa hizmetkârlığa adamış, içine politika virüsü girmiş insanları değiştiremezsiniz ve onlardan insanlık adına iyilik bekleyemezsiniz !  O yedi sınıf: 1.Zenginler 2.Mevki Sahipleri 3. Güzel Kadınlar 4. Korkulan güçler (general, mafya gibi), 5. Meşhur Kişiler  6. Aynı gruptan olan yandaşlar 7. Geçici önemli menfaat sağlayıcıları.

Biz bu 7 sınıftan olmadığımız için sıradan vatandaşız işte! Dünyanın ne tarafına giderseniz gidin, inanın bu 7 sınıfın işini özel ilgiyle yaparlar! Normal vatandaşın işi ya geç ve zor olur; ya hiç olmaz! Buna inanmayan var mı?

         İşte haksızlığa uğrayan ve değer verilmeyen bir insan, karşı tarafça hakir görülmüş demektir, çekici veya etkili o yedi sınıftan değildir, anlamı çıkar! İşte meşhur ibret verici bir hikayede ‘atın nalından düşen bir çivi ve o çivi yüzünden kaybedilen savaşı’ çoğu politikacı asla anlayamamıştır ! Hani derler; “1000 dost az; bir düşman çoktur!” Keşke çoğu insan bunu anlayabilseydi !

         Bir kurumun adı halk arasında iyiye çıksa ve orada havai fişek gösterileri yapılsa bile, orada 3 garibin, yetimin, mazlumun hakkı yeniyorsa, orada gerçek huzur ve başarı yoktur! Görünen olaylardan daha fazla görünmeyen gizli gerçekler vardır ! Ve gizli gerçeklerin bazen kanıtları olmayabilir! O, arif yöneticilerin vicdanına, altıncı hissine ve Allah c.c.’ın ilham lütfuna kalmıştır!

Gerçekleri yansıtan belgeleri inceleyen veya şahitleri dinleyen dürüst ve vicdanlı insanlar, vatandaşlarımızın genellikle ve çoğu zaman, normal müracaatla veya dilekçeyle haklarını alamadığını anlayacaklardır! Yani normal vatandaş veya saf niyetli bazı kurumlarımız boşuna zaman ve emek sarf etmektedirler! Bazen tapu sicil müdürlükleri, defterdarlıklar, nüfus müdürlükleri, hastaneler, askeri birlikler, emniyet müdürlükleri, adliyeler ve diğerlerinde de insan hakları ihlalleri, rüşvetler, hileler, yolsuzluklar ara sıra bulanık bir nehir içinde yol almaktadır! Ülkemizde niye huzurun azaldığı ve gelişemediği  açıkça anlaşılmaktadır ! Belki bu tür dürüst ve cesur girişimler, Kıyamet’e yakın Altın Çağın başlangıcının havai fişekleri olacaktır !

 

         Çalıştırılacak insanlarda aranan başlıca şartlar, ‘dürüst, vasıflı ve çalışkan olmak’ günümüz dünyasında adaletli ve huzurlu bir yaşantı için yetmiyor; çünkü her şeyin iyisini, güzelini kendine isteyerek başkalarının haklarını yiyen, hırslı insanlar çok. “Zor olan doğruyu yapmaktansa kolay olan yanlış”ı yapan bu insanların diğer kardeşlerine, arkadaşlarına iki kat, üç kat yük yıkmalarından dolayı, dürüst, vasıflı ve çalışkan normal bir vatandaş olmak, huzur ve gelişmeyi sağlamıyor! İşte psikolojik ve sosyal buhranı çıkaran virüs, iyi görünümdeki kişilerin yalan, hile ve sahtekârlıklarıdır! Adalet, huzur ve gelişim için mücadele gerekiyor !

Mazlum ve garip insanların destek bulması ve adaletin hızla gerçekleşmesi için acil ve önemli durumlarda iki-üç kanıt, işaret veya şahit gibi destekleyicilerin yeterli görülerek fazla zaman kaybetmeden ve iyi niyetli girişimlerin etkisi bozulmadan insanların  haklarının yenmemesini ve korunmasını istiyoruz.

Menfaat, şöhret, mevki vb bağlarla birbirine bağlı kişilerin, gerçekleri bildirenlere ve hakkını arayanlara karşı organize olarak nasıl cephe alıyorlarsa biz de dürüst, âdil, cesur, iyiliksever girişimciler olarak Allah (c.c.)’ı vekil, dost ve yardımcı edinerek önce kendi nefsimizi ıslah etmeli ve “Haksızlık karşısında susan dilsiz Şeytandır!” hadisindeki karaktere dönüşmekten sakınmalıyız !

         Eğitimcilerin amacı “olumlu yönde değişim ve erdem” ise, bu durumu sayıları az da olsa Türkiye’de ve Dünya’da bazı kişilerde gördüm ama eğitim camiasında ise pek göremedim ! Nedenleri arasında ise, menfaat, şöhret, mevki, yanlışı düzeltmenin itibar sarsacağı gibi etkenler doğruları yapmaya engel olmaktadır!

SONUÇ: “ Zalim politikacı veya bürokratlarla mazlum, mağdur vatandaşlar arasında barış için bir çözüm var mı?” önerisine uluslar arası hukukta da var olan “Tazminat” ı belirtiriz. Bir insanın kaybolan yılları, hatta harap olan sağlığı geri getirilememekle beraber en azından “Hatanın neresinden dönülürse kârdır!” ahlaki erdemi gereğince mazlumun mağduriyeti giderilip helallaşılabilir, tabii Âhiret ve Hesap Günü inancı varsa.

         Tayin haksızlıklarında veya bir işin 2 kişiye dağılımında %70’e % 30 oranında görev dağılımı zulümdür. Önemli ve acil durumlarda %60’a % 40 oranında iş dağılımı olabilir fakat normal yetişkin bir insan 25 Kg. yük taşıyabilirken, 50 Kg., 75 Kg. yük vermek insanlığa yakışmadığı gibi zulüm olur! Böyle durumlarda fakir ülkelerdeki ortalama bir aylık 250 Dolar esas alınırsa 1 yıla karşılık 2500 Dolar (Türkiye’de 2500 YTL) tazminat ödenmelidir. Okullarda da hem fiziksel hem zihnen zayıf öğrencilerin toplandığı sınıfın reva görüldüğü öğretmene aylık 250 YTL. tazminat ödenmelidir.

         Son olarak can alıcı bir örneği vermek istiyorum: Siz, harap olan bir vücut organınızı veya sinir sisteminizi bir ev parası olan 100.000 YTL verseniz geri alabilir misiniz veya zulümle geçen yıllarınızı geri getirebilir misiniz?

         Son söz olarak ünlü komutan Ebu Müslim Horasani’nin tarih boyu unutulmayacak olan ve Emevi Devleti’nin yıkılmasına sebep olan yanlışlığı yansıtan şu tespiti kulaklarda yankılansın: “Düşmanlarınızı kazanmak için dostlarınızı gücendirmeyin; sonuçta düşmanınızı kazanamazsınız, dostlarınızı kaybedersiniz! “

Hz.Mevlana şehri Konya’dan insanlığa gafletten uyanış ve marifet nasip etmesini Yüce Allah’tan diliyoruz.

         Selamlarımla arz ederim. 05.12.2008 ;

                                                                            Memduh ÖZCAN; Öğretmen,Yazar

* Posta Kutusu: 269 Nalçacı 42001 KONYA

* Web Site: http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com