GERÇEKLERİ İNKAR VE ÖRTBAS EDEN MASKELİ ZALİMLERİN BUMERANGI ALLAH’IN GAZABINA DÖNÜŞÜR !

Bölüm 1:

  

                         

Geçenlerde kötülük yapanların, zulmedenlerin yaptıkları işlerin neye benzediğine dair tekrar düşündüm. BUMERANG aklıma geldi. İnsanları dinlemeyen, değer vermeyen, gariplerin mazlumların haklarını yiyerek onları dışlayanlar, gurur kibir veya şöhretinden dolayı sıradan insanları hakir görenlerin ve gerçekleri inkar edenlerin veya örtbas edenlerin işleri “Bumerang” a benziyor.

Bumerang’ı uzağa atarak kurtulduğunu zanneden insanoğluna o bir süre sonra tekrar geri geliyor ve kendini vuruyor!

         “Yüzyılın Fırtınası” Filminde kendileri geçici süre kurtulmak ve rahat etmek için, kasabaya kötü etkilerde bulunan Şeytan’a kura çekerek çocuk vermek isteyenlerin hepsi sonradan ilahi belalara maruz kalıyorlar ! Kasabanın tek dürüst şerifi, kasaba halkına darılarak terk ediyor! Bazılarımız günümüzde tıpkı o kasaba şerifi gibiyiz ! Veya bazılarımız kötü cadılar arasında garip “Külkedisi” gibiyiz. 1 milyonluk, 10 milyonluk kalabalık kentlerde kimsemiz yok; yapayalnızız !.. Allah’tan ve birkaç yanık ve saf kalpli kardeşten başka ilgi gösteren , dost ve yardımcı bulunmuyor… Bu yüzden külkedilerinin gözyaşları nükleer füzeye dönüşerek bütün zalim kentleri, ülkeleri vuracak… Taş üstünde taş kalmayacak…

         Şöhret, para, mevki, çıkar için arkamızı kodamanlara dönecek karakter bizde hiç oluşmadı ! Arkamızda kimse yok ! Annem bana hamileyken çok Kur’an okuyup dua etmiş o yüzden bendeniz ilahi gerçeklere göre programlanmışım ! Nerde bir garip, mazlum, yetim görsem, haklıysa onu savunurum ! Benim işim, menfaatim, şöhretim tehlikeye girer gibi farenin, tavşanın korkusunu hissetmem ! Para için her yanlış şeyin altına yatacaksak, o zaman orospu kızdan ne farkımız kalır ? Sinsi politikayla uğraşmam !

 

“SUÇU TOPLUM HAZIRLAR, SUÇLU İŞLER !” ATASÖZÜNÜ YANSITAN GERÇEK VE TRAJİK BİR HAYAT HİKAYESİ…

1956-2002 yılları arasında yaşamış ve 7 kişiyi öldürmüş Amerikalı kadın seri katil  Aileen Carol Wuornos, hayat hikayesinin bir yerinde, çocukken babasının bir arkadaşının kendisine tecavüz ettiğini, ve bunu babasına söylediğinde, babasının kendisine inanmayarak kızarak dövdüğünü ifade ediyor! Tabii bu gibi gerçekleri inkar, kabul edememe  ve mazlumların dışlanmaları, toplumsal nefretin doğmasında önemli rol oynuyor.

            Aileen Carol Wuornos’un  Hayat  Hikayesinden  Bir Diyalog:

Otostopçu Ayleen ile yaşlı bir adam fuhuş için ormana gidiyorlar. Orada hazırlanırken aralarında şöyle konuşma geçiyor:

Ayleen: Söylesene evlisin değil mi? Neden yapıyorsun bunları ?

Yabancı kızlarla buraya gelip iğrenç şeyler yapıyorsun oysa bir karın var, neden haa? Tecavüz edebilmek için mi?

Yaşlı Adam: Hayır, Yüce Tanrım!

Ayleen : Lanet erkekler ! Bunlardan nefret ediyorum.

Yaşlı Adam: Öyleyse neden fahişesin?

Ayleen :  Ben fahişe değilim! Çünkü ben erkeklerle yatmam, yatardım!..Ama o da isteğim dışındaydı. 8 yaşındayken yaşlı bir adam bana tecavüz etti, babamın çok iyi bir arkadaşıydı. Babama gidip neler olduğunu anlattım, bana inanmadı. Ve arkadaşı  bana yıllarca tecavüz etmeye devam etti…Hikayenin ilginç tarafı, benim babam bunun için beni dövdü. Anladın mı? Bu arada sen nereye gittiğini sanıyorsun?

Yaşlı Adam : Bak bunu yapmayacağım, senin için üzüldüm! Şehre bırakmamı istersen gelsen iyi olur !

Ayleen :   Şehre bırakmana gerek yok dostum, arabaya ihtiyacım yok!

(Silahını çıkarıyor…) Çünkü senin arabanı alacağım. İçinde silah varken o arabaya dönecek kadar aptal olduğumu mu sanıyorsun ?! BANG BANG !

Ayleen : (Otomobile dönerken)  Victor Born, adı buydu. Babamın arkadaşı, ne arkadaş ama…Yıllar sonra bir araba kazasında öldüğünü öğrendim, buna sevinmiştim. Çünkü sonunda Tanrı onu  kötülükleri  için cezalandırmıştı, bayılmıştım. Yapılan pislikler yanına kalmıyordu!..Er ya da geç gelip seni buluyorlardı. (Adamın polis olduğunu kimliğinden görünce) Lanet olsun !..

                                   *          *          *          *          *          *          *

 

         Kainatın Hakimi Allahü Teala inşaallah en kısa sürede yeryüzünde ne kadar  münafık, kafir, zalim, sapık vb. varsa helak etsin !!! Çünkü onlar masumları da bozup şeytanlaştırıyorlar!..

         ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy

ZULÜM VE ZALİMLERLE İLGİLİ AYETLER:

  • İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. (Kur’an:2/165)
  • Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, “Biz gerçekten zalim kişilermişiz.” Demelerinden başka bir şey olmadı. (Kur’an:7/5)
  • Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir. ( Kur’an:18/57)
  • Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak! (Kur’an: 27/14)
  • Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalıyıverdi. (Kur’an: 29/14)
  • Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. (Kur’an: 33/72)

 

Mimoza33; 21 Şubat 2009

   

                                                     

 

Bölüm 2:

ALKIŞ TUTANA, İFTİRA ATANA KANIP İNANMA

Türkiye, "bilinmezler" ülkesi. Türkiye`de her an her şey olabilir. Başını örttüğü için üniversitelere alınmayan hanım kızlarımızın, üniversite tahsili tamamen imha edilebilir.

Kendilerini "halkın egemenliğinden" daha egemen görenler, "Bu ülke bizim, biz ne istersek o olur" diyerek, evrensel hukuku bir kenara atıp, hukuk dışı, siyasi bir karar verebilir. Burası Türkiye, burada her şey olabilir.

Banker Kastelli olarak bilinen, bir zamanların en şaşalı imparatoru Cevher Özden`in "hazin" ölümü de, ayrıca Türkiye`de her an her şey olabilire bir örnek. Ölümünün ardından konuşulanlar da, kimin dost kimin düşman olduğu konusunu bir kez daha gündeme getirdi. İnsanın dost sandığı çevresi, eğer gerçek dost değilse, insana en büyük kötülüğü yapar. İnsanları olduğundan güçlü göstermeye kalkar.

Bu da onun sonu olur. Eski zamanlarda padişahlara, büyük törenler sırasında, kalabalık görevliler grubu tarafından haykırarak söylenen bazı sözlerle, dualar vardı. Bu işe "alkış tutmak" denirdi. "Alkış tutma" işini yapanlar, "Alkış çavuşu" adını alırdı. Padişah sarayından çıktığı, büyük bir törene katıldığı yahut "Cuma selamlığı" denilen Cuma Namazı merasimine gittiği sırada, sarayın kapısında bekleyen alkış çavuşları, hep bir ağızdan, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var“ diye haykırmaya başlar, Türkçe olarak uzun bir dua okurlar ve alkış, “Allah yardımcın ola, ömrün uzun ola“ sözleriyle biterdi.

                            *        *        *        *        *        *        *

Bu haftanın hikayesi şöyle: Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguar`ıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyor ama, park etmiş arabaların arasından, yola aniden çıkabilecek çocuklara da dikkat ediyordu. Bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı. Arabasını yavaş sürüp caddeden geçerken, hiçbir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla fırlatıldığını fark etti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu park etmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam etti: "Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya mal olacak. Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi: "Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı" Park etmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

"Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü. Ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır." Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu.

Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek "Teşekkür ederim efendim, Tanrı sizden razı olsun" dedi. Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü, "hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması" için öylece bıraktı. Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin. Tercihi siz yapın…

Can AKSIN;

Bugün Gazetesi, 07.06.2008

GERÇEKLERİ İSTER TANRI’NIN İLHAMIYLA HİSSEDİN İSTER ATILAN TUĞLAYLA; İKİSİYLE DE ANLAMAZSANIZ HESABINIZ ALLAH’A KALMIŞ !

İşte hikayedeki gibi muhtaç veya mağdur çocuklara,insanlara bırakın ilgi ve yardımı, böylelerini hor görerek, “Bana ne sana yardımdan ve senin derdinden!..” diyen zengin ve mevki sahibi, vicdani duygularını kaybetmiş insanların çoğaldığı bir toplumda felaket yakın değil midir?

Külkedisi dertli, gözü yaşlı; zalim cadılar şatoda cirit atıyor! Vay dünyanın haline !..

Son söz olarak Mahatma Gandhi’nin zalimlerle ilgili ibret verici vecizesini sunmak istiyorum.

“Gerçeğin ve sevginin daima galip geldiğini hatırlarım. Her zaman zalimler ve caniler olmuştur, bir süre için yenilmez görünebilirler ama sonunda hep yenilirler, her zaman bunu düşün. “ (Mahatma Gandhi)

Mimoza Evrensel Keşifler,

P.K. 269, Nalçacı 42001 KONYA

* http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com