YILDA 6 MİLYON DAVA OLAN BİR ÜLKE HALKI RAYDAN ÇIKMIŞ DEMEKTİR !!!

     

                       TÜRKİYE`DE BİR HAKİME DÜŞEN DAVA SAYISI YÜZDE 29 ARTTI

Adalet Bakanlığı`nın `Adalet İstatistikleri`, Türkiye`de yargının iş yükünü gözler önüne seriyor. Bakanlığın verilerine göre bir hakime düşen dava sayısı on yılda yüzde 29.2 arttı. Ceza, Hukuk ve İdari Yargı Mahkemelerine 1998 yılında gelen toplam dava sayısı 4 milyon 101 bin 543 iken; 2007 yılında 5 milyon 934 bin 915`e ulaştı. Bir hakime düşen yıllık dava sayısı ise 1998 yılında 734 iken, 2007 yılında yüzde 29.2`lik artış oranı ile 948`e ulaştı.

Türkiye genelinde toplam 5 bin 342 mahkeme var. İdari yargı hizmetleri ise 156 mahkeme tarafından yerine getiriliyor. Mevcut 14 bin 697 hakim ve Cumhuriyet savcısı kadrosunun 3 bin 796`sı boş. 37 bin 262 adalet personeli kadrosunun ise 6 bin 911`i boş. Avrupa Konseyi Etkin Yargı Komisyonu`nun (CEPEJ) 2008 yılında yayımlamış olduğu verilere göre 100 bin kişiye düşen hakim sayısı; Türkiye`de 9, Almanya`da 24.5, İngiltere`de 16.6, Yunanistan`da 28.4. Avrupa ülkelerinde bir hakimin bakacağı azami iş sayısı yaklaşık olarak 200 iken, Türkiye`de bir hakimin yılda ortalama 1078, Cumhuriyet savcısının 1417 hazırlık ve 447 ilamat dosyasına bakıyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na son on yılda gelen dosya sayısı yüzde 155, Ceza Dairelerinde yüzde 138 ve Hukuk Dairelerinde ise yüzde 61.7 artış oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na 1998 yılında gelen toplam dosya sayısı 208 bin 474 iken, yüzde 155`lik artış oranı ile 2007 yılında 531 bin 660`a ulaştı. Dosyaların 181 bin 771`i karara bağlanırken; 349 bin 889 dosya ise 2008 yılına devretti.

Yargıtay Ceza Daireleri`ne 1998-2007 yılları arasında gelen dosya sayısı yüzde 138 oranında arttı. 2007 yılında gelen 323 bin 738 dosyadan 129 bin 420`si karara bağlandı, 194 bin 318`i 2008 yılına devretti. Yargıtay Hukuk Dairelerine 2007 yılında gelen dosya sayısı 1998 yılına göre yüzde 61.7 oranında artış gösterdi. Gelen 422 bin 81 dosyadan 326 bin 128`i karara bağlanırken; 95 bin 953`ü ise 2008 yılına devretti.

Danıştay dairelerine son on yılda gelen dosya sayısı da yüzde 62.7 oranında artış gösterdi. Danıştay dairelerine 1998 yılında gelen toplam dosya sayısı 127 bin 7 iken, 2007 yılında 206 bin 701`e ulaştı. Bu dosyalardan 88 bin 278`i karara bağlandı, 118 bin 423 dava ise bir sonraki yıla devretti.

CUMHURİYET BAŞSAVCILIKLARINA GELEN DOSYA SAYISI YÜZDE 113 ARTTI

Cumhuriyet Başsavcılıkları`na son on yılda gelen dosya sayısında da artış var. Cumhuriyet Başsavcılıklarına gelen dosya sayısı yüzde 113.2 arttı. 1998 yılında Başsavcılıklara gelen dosya sayısı 2 milyon 553 bin 64 iken, 2007 yılında 5 milyon 443 bin 37`ye ulaştı. Yine bu zaman diliminde başsavcılıklara gelen ilamlarda yüzde 28.2 artış oldu.

CMK 250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri Cumhuriyet Başsavcılıkları`na 1998 yılında gelen dosya sayısı 28 bin 208 iken; 2007 yılında yüzde 9.6`lık artış ile 30 bin 902`ye ulaştı. Yine bu süreçte CMK 250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri Başsavcılıklarına gelen ilamlar yüzde 13.8 artış gösterdi.

Ceza mahkemelerinde son on yılda gelen dava sayısı yüzde 37.2, Hukuk mahkemelerinde yüzde 39.6 ve İdari yargı mahkemelerinde yüzde 207.3 arttı. Ceza mahkemelerine 1998 yılında gelen dava sayısı 2 milyon 228 bin 788 iken, yüzde 37.2`lik artış oranı ile 2007 yılında 3 milyon 58 bin 701`e ulaştı.

1998 yılında hukuk mahkemelerindeki dava sayısı 1 milyon 717 bin 107 iken, yüzde 39.6`lık artış oranı ile 2007 yılında 2 milyon 397 bin 875`e ulaştı.

İdari mahkemelerine (Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemeleri) 1998 yılında gelen toplam dava sayısı 155 bin 648 iken; yüzde 207.3`lük artış oranı ile 2007 yılında 478 bin 339`a ulaştı. (CİHAN)

http://www.tumgazeteler.com/?a=4562766 ;

20.01.2009

*          *          *          *          *          *          *

HUKUK VE ADALET HAKKINDA SİRENLER ! …

* Adalet ve ahlakın olmadığı yerde, huzur ve başarı olmaz ! (Memduh ÖZCAN)

* Örümcek ağına benzer bugünkü kanunlar; kuşlar deler geçer, sinekler takılır kalır! (Ferit KAM)

*YORUM (Mimoza33): Yakın bir gelecekte zalim kuşlar helak olacak,  sineklerin takıldığı zalim kanun adamları da helak olacak; yalnız uğur böcekleri kurtuluşa uçacak !

*          *          *          *          *          *          *

                

 

KİM DEMİŞ KURUMLAR ARASI ÇATIŞMA YOK DİYE!

İbrahim KARAGÜL

02 Temmuz 2009 Perşembe

 

Haftalardır hepimizi rehin alan tartışmanın şekli tam bir Türkiye klasiği. Bir sorunu çözmekten çok, o sorun üzerinden kamplara ayrılma, safları belirleme, meydan muharebesine girme, hesaplaşma düşüncesi ve sorunu fırsata dönüştürme becerisi hiçbir ülkede Türkiye kadar gelişmemiştir. Çünkü hiç bir ülkede iç iktidar çatışması, paylaşım kavgası bu kadar derin, bu kadar sarsıcı, bu kadar uzun ömürlü olmuyor. Her ne kadar kurumların uyumuna dikkat çekilse de, yıpratılmaması uyarısı yapılsa da, Türkiye siyasi tarihinin en derin ve sancılı iktidar hesaplaşması yaşanıyor, bu bir gerçek.

“Belge”nin ortaya çıkışına, sahte-gerçek tartışmasına, imza üzerindeki spekülasyonlara ve son noktaya kadarki sürece özetle bakalım. Bakalım ve aslında kurumlararası koordinasyonla birkaç günde sonuç alınabilecek bir olayın neden bu kadar uzatıldığını sormaya hakkımız olsun. “Internethaber” ve “iyibilgi” gibi haber/yorum siteleri, her şeyi özetleyen, aslında bir çok köşe yazısından çok daha net bir tabloyla söylenmesi gerekenleri söylemiş. Birlikte okuyalım ve sorular soralım:

“26 Haziran: Askeri Savcılığın ‘kovuşturmaya gerek yok’ açıklamasının ardından Org. İlker Başbuğ, sürpriz bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyunun karşısına geçti. Başbuğ’un çizgileri netti: TSK yıpratılma kampanyalarına kat-la-na-maz. Mağdur bırakılmasına seyirci ka-la-maz. Dosyanın sivil yargıya sevkedildiğini belirten Org. Başbuğ, sivil yargıya Albay Çiçek’in suçlu olup olmadığını sormadıklarının altını çizdi; “Kağıt parçasının kim tarafından ve ne amaçla hazırlandığının bulunmasını istiyoruz. Bu devletin görevi” dedi. Genelkurmay Başkanı yeni bir emare bulunması durumunda da soruşturmanın açılacağı yerin kesinlikle Askeri Savcılık olduğuna işaret etti.

28 Haziran: Aradan 2 gün geçmeden Meclis’ten beklenmedik bir kanun geçti. Askere sivil yargı yolunu açan gece yarısı kanunu Meclis’ten geçti. Muhalefet ayağa kalktı.

29 Haziran: Org. İlker Başbuğ yine sürpriz bir atakla Başbakan’la perşembe günleri yaptığı olağan görüşmeyi 3 gün öncesine çekmeyi talep etti. Sabah saatleri…. Ancak bu kritik görüşmenin öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eden biri daha vardı. Bu kişi MİT Müsteşarı Emre Taner’di. Gözler, MİT Müsteşarı’nın elindeki dosyalara takıldı.

Öğle saatleri… Emre Taner’den hemen sonra Org. Başbuğ ile Başbakan Erdoğan, Başbuğ’un isteği üzerine bir araya geldi. Görüşmeye Adalet Bakanı Sadullah Ergin de katılmıştı.

Ve aynı gün akşam saatlerinde MİT Müsteşarı Emre Taner, Başbakan’la görüşmesinin ardından bu kez Genelkurmay Başkanı’nı ziyaret etti. Bir gün içinde dikkat çeken bu kritik görüşme üçgeni, MİT Müsteşarlığı’nın da konuya dahil olduğunun göstergesiydi. Bu görüşme trafiği, MİT Müsteşarı’nın elinde Albay Dursun Çiçek hakkında başka bilgi dosyalarının da olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.

30 Haziran: MGK Zirvesi, tarihin en uzun ikinci oturumuna başladı. Aynı gün sabah saatlerinde Albay Dursun Çiçek, ifade vermek için İstanbul Adliyesi’ne geldi.

1 Temmuz: Ve artık takvim 1 Temmuz’u gösterirken, saatler 00.30’da Albay Dursun Çiçek’in tutuklandığı kararı basına duyuruldu. Askerin kovuşturmaya gerek görmediği Albay Çiçek’in tutuklanma kararının, son basın toplantısıyla çizgilerini keskinleştiren Genelkurmay Başkanı’nı zor duruma soktuğu görüşleri kulislerde yayılmaya başladı. Şimdi sivil-askeri yargı karmaşasına neden olacak bu tutuklanma kararının ardında başka dosyaların yattığı konuşuluyor. Bu dosyaların da MİT kaynaklı olduğu öne sürülüyor. Başbuğ’un daha önce bilmediği bu dosyaları, MİT Müsteşarı’ndan öğrendiği tahmin ediliyor. İstanbul savcılarının da elinde olabileceği tahmin edilen bu dosyaların askeri savcıdan neden saklandığı sorusu ise cevap bekliyor.”

Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın kısa hikayesi bu.

Ve can alıcı sorular

Albay’ın tutuklanmasını gerektirecek kanıt varsa bu neden gizlendi, paylaşılmadı? Asker kişilerin sivil mahkemede yargılanmasına ilişkin değişiklik mi beklendi? Askeri savcılık “kovuşturmaya gerek yok” derken gerçekten elinde kanıt mı yoktu yoksa Albay bir şekilde korunmuş mu oldu. Genelkurmay Başkanı 26 Haziran’daki konuşmasında nasıl bu kadar kendinden emin konuşabildi? Yoksa kendisi de mi hiçbir şey bilmiyordu?

Daha kötüsü, Albay’ı tutuklayacak kanıtları elinde bulunduranlar bütün Türkiye’de belge üzerinde bu şekilde bir tartışmanın yaşanmasını özellikle istemiş olabilirler mi? Eğer öyleyse, burada hedef kim; Albay mı, Genelkurmay Başkanı mı? MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanı daha önce görüşemez miydi? Eğer böyleyse “belge”nin aslını elinde bulunduranlar hakkında bir kanaat oluşmuyor mu? Belgenin aslı ellerindeyse neden şimdiye kadar koca ülkeye bir fotokopi üzerinde patinaj yaptırdılar?

Bu sonuç; bir darbe teşebbüsünün önlenmesi kadar, birilerinin “kontrollü kriz” planlamış olabileceği düşüncesini akıllara getirmiyor mu? Eğer öyleyse, MGK toplantısından sonraki “kurumlararası uyum” dileklerinin içeriği boşa çıkmıyor mu?

Ve daha bir çok soru var cevaplanması gereken.

Gerçekten böyleyse, “kontrollü kriz” çerçevesinde daha bir çok belgenin yakında kamuoyuna sızdırılacağını söyleyebiliriz. Kim demiş kurumlar arası çatışma yok diye! Ortada çok keskin bir hesaplaşma var ve bu kurumlar arası çatışma boyutunun da ötesinde.

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un 26 Haziran konuşmasına tekrar bakalım. Gerçekten de çok zor bir durum…

 

http://www.habervakti.com/news_details?page=articles&id=1443 ;

 

02.07.2009

JET TAHLİYE HAKİMİ YİNE ŞOK ETTİ !

02 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE 18:20

 

14. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin izinli hakimi yerine atanan hakimin görevlendirme süresinin 1 hafta olduğu bildirildi.

 

Anadolu Ajansı, İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı’nın Beşiktaş’ta bulunan 14. Ağır Ceza Mahkemesinin bir üyesinin izinli olması nedeniyle hakim Faik Saban’ı, bu mahkemede hafta başından itibaren geçici üye olarak görevlendirdiği bildirmişti.

Öte yandan Aktif Haber.com sitesi ise Anadolu Ajansı’nın Albay Çiçek’e tahliye kararı verilmesinde oyuyla etkili olan Mehmet Faik Saban’ın “pazartesi” günü itibariyle geçici olarak görevlendirildiğini haberini servis ederek bütün medyayı yanılttığını duyurmuştu.

Jet tahliye hakimi Saban’ın yerine geçici olarak atandığı üye Yakup Hakan Günay pazartesi günü normal mesaisindeydi. Günay Salı günü izne ayrıldı. Çarşamba günü ise Albay Çiçek’in tutukluluk haline itiraz edilmesi üzerine Saban öğleden sonra atandı. Ve Saban’ın atanmasıyla değişen dengeler sonrası Albay Çiçek 2’ye karşı 1 oyla tahliye edildi. Saban atanmasaydı bu denge tersi yönde 2’ye 1 şeklinde olacaktı.

Şimdi kamuoyu, vicdanları rahatsız eden kararın altındaki imzanın sahibi Saban’ın görevlendirme süresini ve bu kısa sürede görevi emanet eden mahkemenin verdiği kararı konuşuyor.

Tuhaflık bu kadarla da sınırlı değil
İstanbul Adalet Komisyonu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ikinci heyetinin hakimlerinden Faik Saban’ı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne atadı. Daha 7 gün zaman olmasına rağmen, yine genel uygulamanın aksine mahkeme hemen Ergenekon savcılarından mütalaa istedi. Mütalaayı alan heyet, mesainin bitmesine aldırmayarak toplandı. Önlerinde 7 gün olmasına rağmen dosya hakkında önceden hiçbir bilgisi olmayan hakimler incelemeyi bitirip tahliyeye hükmetti. Karar hemen Hasdal Cezaevi’ne fakslandı. Bu süreçten geriye bazı önemli sorular kaldı. Avukat itirazını gece yazsa da, mesai saatleri içinde yani 09.00’da işleme konulması gerekiyor. Sabah 09.00’dan itibaren mahkeme heyetinin belirlenip, sonra da savcılardan görüş istenmesi, görüş geldikten sonra dosyadaki bilirkişi raporları, ifadeler, yazışmalar, yaklaşık 10 saat süren savcılık ve mahkeme ifadelerinin okunması ve sonuç olarak bir karara varılması nasıl bir güne sığdırılabildi?
 http://www.habervakti.com/news_details?page=news_details&id=12453 ;

02.07.2009

 

PÜF NOKTA: “Bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış! Kuyudaki taş ancak kerametle çıkar! J Politik oyunları, yüzlerce  akıllı araştırmacı inceliyor, çoğu zaman yine de çözemiyor! Ha ha ha!

*Erenler himmeti de olmasa, neredeyse Dünyayı bombalamak isteyeceğiz! İnsanın zihninden geçeni okuyorlar ! Beni hayatta açıkça destekleyen 1 kişi var herhalde derken, 11.30 civarında “Mübarek çaycı amca” geldi, zahirde 2 kişi destekliyor, fakat o ricalü’l gaybın temsilcisi. Çevremde görünmeyen bir ordu var !

Bir de ben, “Seylan Çayı da içiyorum”, deyince, “İçme!” dedi. Bir hikmeti vardır herhalde ! Mimoza33, 04.07.2009

 

*HEDİYELERİ DERLEYEN, TOPARLAYAN, PAKETLEYEN , BAZEN DE GİZEMLİ BULMACALARIN ANAHTARLARINI İLİŞTİREN  J :

http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com