FAİZ VE GELECEK DÜNYADAN CEZA SAHNELERİ !..

         
 
      

DİKKAT ! Faiz, korkunç bir işlemdir! Yüce Yaratıcı’nın yasakladığı bu faiz dünyanın her tarafını zehirli sarmaşık gibi kaplamış, fakat insanlık ekmek,leblebi alışverişi gibi sürekli faiz alıp vermektedir ! Son peygamberin rüyasında nasıl işkence çekeceklerini ibretle izleyin!

Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların ‘Alım-satım tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (Kur’an; Bakara Süresi, 275.Ayet)

Kur’an ve Sünnet’ten oluşan İslam, Kâinatın yasasıdır ! Ülkelerin kanunları, sadece Dünya hapishanesindeki bazı çetelerin geçici ve ölümlü kurallarına benziyor ! Üst Sistem her şeyi izlemektedir! Mahşerdeki Büyük Mahkeme’de en küçük şeylerin bile hesabı görülecektir !

İlahi Mesaj Kur’an’ın Tekvir Süresi 27-29. ayetlerde Yüce Rabb şöyle buyuruyor: “O, âlemlere ve içinizden doğru yolda gitmek isteyen için bir öğüttür. Âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz ! “

Dikkat edilirse “âlemler için” deniyor; 18 bin âlemin olduğu rivayet edilir. Demek ki bütün yıldız sistemlerinde, galaksilerde, hatta evrenlerde Tek Tanrı’nın yasası egemen ve geçerlidir ! O, sadece bazı gezegenlerdeki inkarcılara geçici bir süre için hayat hakkı veriyor ve imtihan ediyor!

Venüs, Mars, Satürn, Jüpiterin atmosfer ve yaşam olan uyduları, Pleiades Takım Yıldızındaki Erra Gezegeni, 4. 26 ışık yılı uzaklıktaki Proxima Centauri’deki Meton Gezegeni, kısaca diğer galaksilerdeki gezegenlerin halkları da Kur’an’a uymakla sorumludur ve hesaba çekilecekler ! Hz.Muhammed (a.s.), bütün Kâinat’a gönderilmiş Son Elçi’dir !

* * * * * * *

      

HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V) MÜTHİŞ RÜYASI

Peygamber (s.a) çoğu kez sabah namazından sonra ashabına:

_‘‘İçinizde bu gece rüya gören var mı ? diye sorardı.Rüya gören olmuşsa , rüyasını Peygamber’e anlatırdı. Peygamber de Allah’ın dilediği şekilde onu yorumlardı. Yine bir sabah, bize rüya gören olup olmadığını sorduktan sonra, bu kez kendi görmüş olduğu rüyayı anlatarak şunları söyledi:

“Bu gece rüyamda iki kişi yanıma gelerek:

_ Haydi yürü gidiyoruz, dediler. Ben de kalkıp onlarla beraber yola koyuldum. Derken, yere uzanmış bir adamın yanına vardık. Elinde bir kaya parçası bulunan bir başka adam onun baş ucunda ayakta duruyor ve elindeki kayayı o adamın tepesine indirip başını parçalıyordu. Taş yuvarlanıp gidiyor, adam taşın arkasından koşup alıyor, o geri gelinceye kadar adamın başı iyileşip eski haline geliyordu. Taşı getiren adam önce yaptığını tekrarlıyor ve bu böyle sürüp gidiyordu. Ben yanımdakilere:

_Aman Allah’ım bu da nedir? dedim. Onlar:

_Yürü, yürü hele dediler. Yola devam ederek , baş aşağı yatmış bir adamın yanına geldik.Adamın baş ucunda, elinde demir çengel bulunan biri duruyordu. Bu adam, elindeki çengelle yatan kişinin avurdunu, burnunu ve gözünü ta ensesine kadar yarıyor sonra öbür tarafına geçip orasını da aynı şekilde parçalıyordu. Bir tarafını yarıncaya kadar , önceki yardığı taraf eski haline geliyor ve adam tekrar gelip aynı şekilde parçalamaya devam ediyordu. Ben:

_Aman Allah’ım, bunlar nedir? dedim. Onlar yine:

_Yürü, yürü hele! Dediler. Yine yola devam ettik. Derken fırına benzeyen bir binanın yanına geldik. (Ravi diyor ki: Sanırım Peygamber (a.s), “İçeriden bir takım çığlıklar, feryatlar geliyordu.” Sözünü de söyledi.) Oraya bakınca, bir sürü çıplak erkek ve kadınlarla dolu olduğunu gördük. Aşağıdan yükselen alevler vücutlarını sarıyordu. Alevler vücutlarını sarınca çığlıklar atıyor, feryat koparıyorlardı. Alevler yükseldikçe onlar da yükseliyor, neredeyse delikten çıkacak hale geliyorlar, alevler sakinleşince tekrar dibe iniyorlardı. Ben:

_Bunlar nedir? dedim. Onlar yine:

_Yürü, yürü hele! Dediler. Yola devam ederek, nihayet kandan bir nehre vardık. Nehrin içinde yüzen bir adam, kıyısında da yanına bir öbek taş yığmış bir başka adam vardı. Nehirdeki adam, bir süre orada yüzdükten sonra kıyıya geliyor ve ağzını açıyordu. Kıyıdaki adam onun ağzına büyük bir taş koyuyor, o da ağzındaki taşla suda yüzmeye çalışıyordu. Adamın yanına her dönüşünde yine ağzını açıyor, öteki de tekrar ağzına bir taş atıyordu. Ben, yanımdakilere:

_Bunlar nedir? dedim. Onlar yine:

_Yürü, yürü hele! Dediler. Yürümeye devam ettik. Derken , son derece çirkin görünüşlü – veya görebileceğin en çirkin tipteki – bir adamın yanına vardık. Yanında bir ateş yanıyordu. Adam bir yandan ateşe odun atıyor, bir yandan da ateşin çevresinde dönüyordu. Ben:

_Bu adam kim? dedim. Bana:

_Yürü, yürü hele! dediler. Bir süre daha yürüdükten sonra, içinde ilkbaharın tüm çiçek çeşitlerinin bulunduğu geniş, yemyeşil bir bahçeye vardık. Bahçenin ortasında, çok uzun boylu bir adam vardı. Göğe uzanan başını nerede ise göremiyordum. Adamın etrafında, daha önce hiç görmediğim kadar çok çocuk bulunuyordu. Ben:

_Bu adam ve çocuklar kim? diye sordum. Onlar yine:

_Yürü, Yürü hele! dediler. Bir süre yürüdükten sonra, ulu bir ağacın yanına vardık. Daha önce onun kadar büyük, onun kadar güzel bir ağaç görmemiştim. Yanımdakiler:

_Bu ağaca çık! dediler. Birlikte ağaca çıkıp, binaları altın ve gümüş tuğlalarla örülmüş muhteşem bir şehre yükseldik. Şehrin kapısına varıp açılmasını istedik. Kapı açıldı, biz de girdik. Bizi vücutlarının yarısı bugüne kadar gördüklerimizin en güzeli, diğer yarısı da bugüne kadar gördüklerimizin en çirkini olan bir takım adalar karşıladı. Yanımdaki iki kişi onlara:

_Gidip şu nehre girin! dediler. Bir de ne göreyim, yanı başımızda suyu bembeyaz, geniş bir nehir var. Adamlar gidip nehre girdiler. Sonra da çıkıp yanımıza geldiler. Çirkinlikleri tamamen gitmiş, hepsi son derece güzelleşmişlerdi.. Beni götüren iki kişi bana:

_Ey Muhammed! Ben Cebrail’im, bu da Mikail. Kaldır başını! dedi. Başımı kaldırdım; bir de ne göreyim, üstümde beyaz buluta benzeyen bir köşk gördüm. Ey Muhammed! Burası Adn cennetidir. İşte şurası da senin konağındır, dediler.

_Ben o iki kişiye:

_Allah aşkına, bırakın da oraya gireyim, dedim.

_Hayır, şimdi değil! Vakti gelince oraya gireceksin, Sen henüz ömrünü tamamlamadın, dediler. Bunun üzerine ben:

_Bu gece boyunca hayret verici bir çok şey gördüm. Gördüklerimin anlamı nedir? diye sordum. Onlar:

_Şimdi onları sana anlatabiliriz, deyip anlatmaya başladılar:

_İlk önce yanına vardığın kafası taşla yarılan adam varya, o Kur_an’ı öğrendiği halde, Allah’ın kitabını okumayı ve buyruklarını hayata geçirmeyi ihmal eden ve farz namazların kılınacağı vakti uyku ile geçiren kimsedir. Ona da Kıyamet Günü’ne kadar böyle azap edilecektir.

Avurdu, burnu ve gözleri demir çengelle yarılan adam, sürekli yalan söyleyen, söylediği yalanları kulaktan kulağa yayılan kişidir. O adam Kıyamet Günü’ne kadar böyle azap görmeye devam edecektir.

Fırın içindeki çıplak erkek ve kadınlar ise, zina eden erkek ve kadınlardır.

Nehirde yüzüp yüzüp de ağzına taş tıkılırken gördüğün adam da, faiz yiyen kişidir.

Çevresinde dolandığı ateşi sürekli yakıp duran çirkin görünüşlü kişi, cehennem bekçisi Malik’tir.

Bahçedeki uzun boylu adam İbrahim (a), etrafındaki çocuklar da İslam fıtratı üzere, günahsız ve tertemiz bir halde ölen küçük yavrulardır.(Berkani’nin rivayetinde, “fıtrat üzere doğan” kaydı bulunmaktadır.)

O sırada, Müslümanlardan biri:

_Ya Rasulallah! Müşriklerin ve kafirlerin çocukları da bunlara dahil midir? diye sordu, Peygamber (s):

_Evet, müşriklerin çocukları da, buyurdu. Sonra o iki kişinin sözlerini aktarmaya devam etti:

Vücutlarının yarısı güzel, yarısı çirkin olan adamlara gelince, bunlar da hem iyilikler yapmış, hem de günah işleyen, fakat daha sonra Allah tarafından bağışlanmış kimselerdir.”

Buhari, Ta’bir 48

* * * * * * *

                            

ÇÖZÜM 1: Acil paraya ihtiyaç duyduğunuzda kimseden ödünç para bulamadıysanız bir çözüm olarak şunu yapabilirsiniz: Kredi kartınızla taksitle veya esnaf size kartsız taksitle verirse, altın alırsınız. Sonra onu alış fiyatı düşük olduğundan biraz zararla satarsınız. Elde ettiğiniz parayla işinizi halledersiniz. Borcunuzu da belirlediğiniz aylar boyunca taksitle ödersiniz. Faizle para alıp vermektense bu uygun bir çözüm yolu olarak gözüküyor !

Dünyalılar! Sizin hukuk sistemleriniz hayatta adaleti, barışı ve huzuru sağlamıyor !

       

       ÇÖZÜM 2: Keşif ehlinin ruhsal keşfine göre Müslümanların 40’ta 1’i imanlı ölüyormuş ! Yani 120 kişide 3 kişi inancını koruyabiliyor, Nefs ve Şeytan neredeyse hepinizi hak yoldan saptırıp Cehennem’e götürüyor ! Yeniliyorsunuz ! Bundan daha korkunç bir durum olabilir mi?

Sizin çoğunuzun kurtuluşa ermesi için acilen “Nefsi Emmâre (Kötülüğü Emreden Nefs) nin esaretinden kurtulmanız lazım! Bunun için de 40 gün “Kıyâmet Süresi (75.Süre) ni çoğu zaman okur, anlar ve haramlardan uzaklaşırsanız inşaallah bir üst dereceye terfi edersiniz ! İster kaymakam, vali olsun, ister hâkim olsun Dünya Gezegeni’nde kimse gerçekleri anlayıp kabul etmiyor ! Şeytan bütün günahları süslemiş, güzel gösteriyor ! Ve bu tılsımlı vesveseyle herkes uyuşmuş! Yüce Rabb, bu sürede “Nefsi Levvâme (Kendini kınayan ve pişmanlık duyan nefs) ye yemin ediyor; demek ki bu dereceye bile geçebilmek bir erdem, ama nerede günahlarına tövbe edip, hatalarını kabul edip kul hakkını ödemek ve gönül almak isteyenler? Hey, uyan artık sevgilim, sahte cennettesin !

   13 Şubat 2010
  
Gönderen: X-Files_2060

NOT: Gerçek kardelenleri seviyoruz ! Hayatta hiç şöyle bir cesaret gösterdiğiniz oldu mu? “Hey yolcu, ilk defa karşılaşmama rağmen altıncı hissime göre sana inanıyor, güveniyor ve seviyorum! İyi günde kötü günde, sağlıkta-hastalıkta, zenginlikte-fakirlikte, mutlulukta ve kederde her zaman seninleyim !”

Böyle sâlih, ferasetli, cesur bir dost, altından, paradan, yapay çiçeklerle gelen sahte sevgilerden, her türlü menfaatlerden daha değerli bir hazinedir ! Ölümsüz bir çiçektir !