KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN – EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 3

Bunun üzerine ibni Ziyad 30 bin kişilik bir orduyu gönderir.
Yezid’in valisi ibn Ziyad 30 bin kişilik bir orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Askerler kampın etrafını sardılar ve Hüseyin ile görüşmelere başladılar.
Hüseyin, kuşatmanın kaldırılmasını, kendisi ile birlikte ailesi ve taraftarlarının da Irak’ı terketmesine izin verilmesini istedi. Ordunun komutanı Ömer bin Sa’d bu teklifi makul buldu ve üstlerine iletti. Bu teklif ibn Ziyad’ın da hoşuna gitti ancak yönetimde söz sahibi olan Emevilerden Şimr bin Zi’l-Cevşen, Bahteri bin Rebia ve Şeys bin Rebia karşı çıktılar. Ömer bin Sa’d’a Hüseyin ve beraberindekileri öldürmesini, yoksa kendi canından olacağını söylediler.

   2011-Çok Şimşek
Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın su yollarını kesti. Artık Hz. Hüseyin ve ashabı kurak bir yerde bir yudum sudan mahrum bırakılmıştır. Allah’ın verdiği sudan."Eğer dininiz yoksa ve kıyamet gününden de korkmuyorsanız, hiç değilse dünyanızda hür olarak yaşayın." (Maktel-i Harezmi, c.2, s.33)Hz. Hüseyin ashabına şöyle diyor; “Sizlerin üzerinizdeki hakkımı kaldırıyorum. Teşekkür ediyorum. Hepinizden memnunum. Bunların davası benimle, siz gidin isterseniz.” Bu sözleri söylüyordu çünkü son derece samimi ve serbest olarak yapmalarını istiyordu. “Ben sizi mecbur etmiyorum, gecenin karanlığından faydalanıp kaçabilirsiniz.” Diyerek sadece bilinçli serbest seçim yapmalarını istiyordu. İşte Kerbela şehitlerine değer verilmesi de bu yüzdendir. Kendisiyle kalıp mutlak ölümü yaşamaları için zorlanmamıştır. Öyle bir şehadetin değeri de yoktur. Ama İmam ne ben engel oluyorum ne de düşman. Hangisini isterseniz seçin, serbestsiniz diyordu.Hz Hüseyin’in ashabından kimisi bunu bir fırsat bilip gitti ama kimisi de Müslim ibn-i Avsace (r.a) gibi; (Ey Ebu Abdillah)! Eğer beni yetmiş kere öldürüp yakar ve sonra yine diriltirlerse yine de son nefesime dek senden ayrılmam; oysa ki, sadece bir kere öldürülmek var ve senin için öldürülmek sonsuz bir yücelik ve keramettir. (İrşad-u Mufid, s.215)Diyerek tarihe altın harflerle vefa ve fedakarlığın örneğini yazmışlardır..


Ölüm – kalım mücadelesi Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece ölmek ya da teslim olmak seçeneği kaldı. Hüseyin, İbn Sa’d’a sabaha kadar ibadet etmek istediklerini söyledi ve bu nedenle mühleti uzatmasını istedi. İbn Sa’d isteğini bir kez daha kabul etti.
Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikardı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terkedip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.


Ertesi sabah Hüseyin’in adamları düşman ordusunun ön saflarını yanaşıp teker teker düşman ordusundaki akrabaları ve arkadaşları ile konuştular. Savaşmamalarını istediler. Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki,
Yezid’in generallerinden Hur, devasa düşman ordusunu terkedip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı.
İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Savaş önce düello şeklinde cereyan etti. Hüseyin önce Temim bin Kahta ile döğüştü. Onu bir kılıç darbesiyle öldürdü. Sonra Arap aleminin korkulan savaşçısı Zeyd Ebtahi’yi ikiye böldü.
Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları döğüştüler. Peygamberin sülalesi Haşimoğulları birer birer yok oldu. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı. Bu arada Yezid’in ordusu çok fazla kayıp vermişti.
Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu imam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kahil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.
HZ. HÜSEYİN’İN ÖLÜMÜ ZİLLETE BOYUN EĞİLMEZ “Şu rezil oğlu rezil, şu haramzade oğlu haramzade emiriniz Ubeydullah ibni Ziyad bana kılıçla zillet arasında seçenekli olduğumu haber verdi; Hüseyin nerede, zillet nerede!? Hüseyin zillete tahammül eder mi?!

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2815&islem=tr&lg=tr

KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN – EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 4
Allah bizim için zilleti istemez, yakıştırmaz. Peygamber benim için zilleti beğenmez. Dünyadaki bütün müminler kıyamete kadar insanlar bu konuda konuşacaklar, daha sonraları gelecek olan müminlerin hiçbiri Hüseynilerin zillete boyun eğmesini sevmezler. Ben zillete boyun eğer miyim?! Ben ilmin kapısı Hz. Ali’nin elinde büyümüş olan bir kişiyim, ben Kadınların efendisi Zehra’nın göğsünden süt emdim. Biz zillete boyun eğmeyiz.” Hasta olarak yatan ve imameti devam ettireceği için Hz. Hüseyin (a.s) tarafından savaşa girmesine izin verilmeyen oğlu Zeynelabidin (as)’den başka kimse kalmayınca, Hüseyin, kadın ve çocukları bacı Hz. Zeynep ile oğlu Hz. Zeynelabidine emanet etti. "Hak yolunda ölmek, zillet içinde ve zalimlerin gölgesi altında yaşamaktan daha iyidir." Anlamında bir beyit okuyarak savaş meydanına girdi. ”Eğer kanım dökülmeden ayakta durmayacaksa ceddim Muhammed’in dini! Ey kılıçlar, haydi doğrayın bedenimi..!” Yapılan bir saldırıda atından düşürüldü. Yetmiş’i aşkın sayıda kılıç, ok ve mızrak yarası aldı. Yezid’in komutanlarından biri olan Şimr, Hz. Hüseyin(a.s)’in mübarek boynuna ve göğsüne mızrak sapladı. Ve Hz. Muhammed(s.a.a)’in sık sık öptüğü o mübarek boğazı keserek başını bedeninden ayırdı. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. O zaman Hüseyin’in vucudunda 33 mızrak ve ok, 34 kılıç yarası var idi. Ayrıca kadınların üzerinde ne varsa aldılar, öyleki kadınların sırtındaki elbiseyi çıkartıyor; çıplak kalan kadınlar feryadı basıp, lanet yağdırdılar. Hasta ve yatakta olan Ali Asgar b. Hüseyin (Zeynü’l-Abidin) de öldürülmek istendi; fakat Ömer b. Sad ve başkaları mani oldular. Hz. Hüseyin’in arkadaşlarından şehit edilenlerin sayısı 72 kişi idi. Yezid b. Muaviye askerlerinde 88 kişi öldürülmüştü. Yaralılar bu miktara dahil değildir. Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi canice atlara çiğnetildi. 72 ölünün cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi
Bir feryattır Kerbela özgürlük sevdalılarının kalbinde, Bir gözyaşıdır Kerbela mazlumların gözünden akan, Bir aşkın sembolüdür Kerbela şehadeti arzulayanların gönlünde, Bir vuslattır Kerbela…Tüm salih inkılaplar kendilerine layık olan, bu inkılaptan öğrenmişlerdir şüphesiz. Hüseyni kıyam, bütün bu inkılapların yol göstericisi konumundadır. İmam Kerbela’da iken elemeler başlamıştı ama bu elemlerde Kerbela’da olmayıp ta samimiyetiyle şehit olanlar da vardı. Ehlibeyt dostu olan Züheyr, Esedoğulları kabilesinden 400 atıyla Kerbelaya yetişmeye çalışıyordu. Ne çare, yolları kesildi ve büyük bir kısmı şehid edildi, kalanı ise geri döndü.
Şehit Hüseyin’in kesilmiş başı Küfe’ye getiril-diği zaman, Ubeydullah b. Ziyad, elindeki asası ile Hüseyin’in dudaklarına vurdu. Zeyd b. Erkam veya Eslemli Ebü Berze dayanamayıp, asasını çekmesini, çünkü Peygamberin dudağının, öpmek üzere, bu dudağa çok temas ettiğini gördüğünü söyledi. Ubeydullah b. Ziyad, bu hareketi ile iktifa etmeyerek, Hüseyin’in esir edilmiş masum kız kardeşi ve kızları ile alay etmiş idi. Ömer b. Sad, iki gün sonra Küfe’ye giderken beraberinde Hz. Hüseyin’in kızlarını, kız kardeşlerini ve onlarla beraber bulunan bütün çocuklarını alıp gitti. Bu yolculuk sırasında şehit Hüseyin’in ve şehit edilen arkadaşlarının yanında geçerken kadınlar feryada başladılar ve yüzlerine vurdular. Bu sırada Hz. Hüseyin’in kız kardeşi Zeyneb şöyle bir ağıt okudu:
“Ah ya Muhammed! Semanın bütün melekleri sana selat’ü selam etsin. İşte Hüseyin düzlükte yatıyor, kanlara boyanmış, azaları kesilmiş. Senin kızların ise esir alınmış, zürriyetin tek-tek öldürülmüş. Rüzgar onların üzerine toprak savuruyor.” diyerek hem kendisi ağladı, hem de dost ve düşman herkesi ağlattı. Daha sonra Yezid b. Muaviye, Numan b. Beşir ile Hz. Hüseyin’in çocuklarını Medine’ye gönderdi.
Said b. Raşid Ye’la b. Merre’den Resulullah(S)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin`denim. Allah, Hüseyni seveni sever. Hüseyin köklü soylardan bir soydur." Kerbela vakası üzerinden 13 asrı aşkın bir süre geçmesine rağmen taşıdığı ilahi özellikleri yüzünden, yeni meydana gelmiş bir olay gibi müminlerin kalbin de etki yapmaktadır.- Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın(s.a.a) ve babam Ali’nin (a.s) çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim.— Hüseyin’in (a.s) kıyamı sadece zalim bir hükümetin aleyhine başlatılan siyasi ve iktisadi bir hareket değildi. Aynı zamanda bu hareket Emevi rejiminin temsil ettiği ve halifelerinin sahiplendiği bir takım bozuk ve düşük değerler aleyhine başlatılan bir kıyamdı.

Muharrem Günay,

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2817&islem=tr&lg=tr 

NOT: Kerbela Faciası, insanoğlunun korkaklığını, dönekliğini, zalimlere kul köle oluşunu ve bir avuç asil kahramanın Allah yolunda ölümüne savaşını haykıran Kıyamete kadar unutulmayacak bir destandır!

Editör: Meryem Kahraman