Category: ASTRONOMİ,UZAY


(Astronomi) UZAYLILAR HANGİ YILDIZ SİSTEMLERİNDE YAŞIYORLAR ?

CNI (İspanya Ulusal Haber Alma Merkezi)’ nin 2003’te hazırladığı rapora göre, Güneş Sistemi’ne en yakın yıldız sistemi Alpha Centauri’den akıllı varlıklar bulunmakta ve ara sıra dünyaya ziyarete gelmekteymişler.

Bizimkine benzer bir Güneşleri olan bu uzaylıların bir de 11,5 ışık yılı uzağımızda Tau Ceti Yıldız Sisteminde kolonileri varmış. İnsana benzer kadın ve erkek iki cinsten oluşan bu toplum anti madde bombalarına sahipmiş.

Rapordaki diğer şok edici bilgi ise Dünya’ya 4,3 ışık yılı uzaklıkta bulunan sistemde yaşadığı ve insana benzediği öne sürülen uzaylıların konuştuğu dilin Türkçeye çok benziyor olmasıymış…

Kardelen Kütüphane Grubundan Meryem Kahraman,

17.06.2011 Cuma

Uzaydan Bir Görüntü

Reklamlar
 
            Kainatta Bütün Canlılara, Ahirette ise
Yalnız Müminlere Merhamet Eden Allah’ın Adıyla

 
UZAYLILAR, AMERİKALILARIN
RUSLARIN UZAY ARAÇLARINI YOK EDİYOR; DÜNYA’DA DA RUHSAL YANGIN VAR !

                                 
          

 

       1 Nisan 1990 tarihli bir
Amerikan gazetesinin iddiasına göre, “Hitler tarafından 1943 yılında bir
intihar misyonu ile uzaya gönderilen Alman astronotlar, 47 yıl sonra (yani
1990’da) dünyaya dönmüşlerdi. “Bu sözler bir NASA yetkilisinin ağzından
çıkıyordu ve yetkilinin anlattıklarına bakılırsa, 3 uzay öncüsü Reich-Almanı 3
Nisan 1990’da bir uzay kapsülü ile kuzey Atlantik denizine inmiş ve bir
Amerikan savaş gemisine alınmışlardı. Bu 3 astronot 1943’de geliştirilen bir
V-2 roketi ile uzaya fırlatılmışlar ve açıklanamayan sebeplerden dolayı,
kendileri için fazla bir zaman geçmeden (bizim zamanımızla 1990 yılında)
dünyaya inmişlerdi. Astronotları gören Amerikalı yetkililerin hayretten dilleri
tutulmuştu; Çünkü karşılarındaki insanlar geçen 47 seneye rağmen hiç
yaşlanmamış gibi duruyorlardı
. Acaba bu haberde bir gerçeğin saptırılması
mı söz konusuydu? Gerçekte burada söz konusu olan astronotlar,
Reich-Almanyası ile anlaşma yapmış Aldebaran uzay filosunun temsilcileri
olmasın? Belki de bu temsilciler ABD’ye bir ültimatom vermeye gelmiş
olabilirler!!!

Süpergüç ABD, açıkça İsrail’in görevlendirilmesi ile, 1991 yılı başında Irak’a
karşı bir saldırı savaşı başlatmış ve zafere çok yaklaşmışken aniden, sanki
birileri bir barış ultimatomu vermiş gibi, savaşa son ermişti. Acaba bu
Aldebaranlı’ların bir ultimatomu muydu?

Aşağıdaki yazıda konuyla ilgili farklı bir yorum ve araştırmadır.

Almanya’nın geleceği tehlikeye düşünce Hanuebu-3 modeli Uçan Daire’yi
ürettiler. Bu gemi Mars yolculuğuna çıktı. Bu yolculuk 20 Nisan 1945 tarihinde
başladığına dair deliller vardır. Bu uçandaire Vril Projesi kapsamında
Almanların 68 ışık yılı uzaktaki Aldebaranlı’lar ile ortaklık kurdukları ve
bunun için de Mars gezegeninde üs kurmak üzere yola çıktığı SS kayıtları
Amerikan askerlerinin eline geçince bu gemiyi ve yolculuğu öğrendiler.

http ://img200.imageshack.us/i/martecydonia20.jpg/

Andromeda Geraet denilen 139 metre uzunluğunda ve silindir şeklindeki “Ana Uzay
Gemisi” Aralık 1944’e kadar plan ve eskizler halinde idi. Geraet, bir Haunebu,
iki Vril ve iki tane de Vril-2 uçandairesi taşıyacak şekilde planlanmıştı. Bu
silindir veya puro şeklindeki uzay gemileri SS’lerin sorumluluğu altında
geliştiriliyordu. İşgalde bunlar ele geçirildi ve varlıkları ortaya çıktı.

Aradan yıllar geçti. ABD Viking-1 uydusunu Mars’a gönderdi. 24 Temmuz 1976’da
Mars’a inmesi ile dünyaya ilginç resimler göndermeye başladı. Bunlar arasında
Cydonia bölgesinde bulunan ünlü “İnsan Yüzü” Mısır’daki Sfenks’in başına
benzetilmektedir. Ve bunun 15 km uzağında bulunan piramitler, devasa şehir
yıkıntıları çok dikkati çekmişti. Ayrıca Mars’ın güney kutbunda esrarengiz
dikdörtgen ve kare şeklinde duvara benzer buluntular görülmüştü ki, NASA
bunlara İNKA ŞEHRİ adını vermişti.

Haunebu-3 uzay gemisi 19 test uçuşundan sonra Nisan 1945’in sonunda
kutuptaki üs’ten Neuschwabenland’dan havalanarak Mars’a doğru yola çıkmıştı.
Geminin 70 kişilik bir mürettebatı vardı. Bunlar arasında kadınlar da
bulunuyordu. Mars yüzeyinde bulunan Mars medeniyetine ait anıtlar, bu
mürettebatın işlerinden mi acaba?

http ://img217.imageshack.us/i/cydoniaj.jpg/

Yalnız Mars’da değil, Ay üzerinde de “R” ve “S” harflerine rastlanıldı. Örneğin
kare gibi geometrik şekillere rastlanmaktadır. İlginçtir ki Viking-1’in
Mars’tan gönderdiği resimler arasında kayaların üzerine işlenmiş “B”-“G” veya
“8” şeklinde yorumlanabilecek yapay şekiller görülmektedir. Bu suni yapılar,
Sovyetlerin ve ABD’nin insanlı ve insansız uzay sonda ve kapsülleri tarafından
çekilen bütün fotoğraflarda görülmektedir.

Büyük bir çan’a benzeyen uzay gemisi Haunebu-3 Mars’a doğru yola çıkmış ve
problemsiz bir şekilde gezegene inmişti. Mürettebatı milyonlarca yıldır orada
bulunan Mars yüzeyinin altındaki tesislere gitmişlerdi.

1950’li yılların başlarında Ay üzerinde birçok UFO görülmeye başlanmıştı.
1952 yılında çekilen Ay yüzeyinin teleskopik bir fotoğrafında, dış görünümü ve
Haunebu-3’e benzeyen bir UFO tespit edilmişti. Bu UFO muhtemelen, Mars, Ay ve
Güney Kutbundaki Neuschwabenland-Alman Üssü arasında mekik seferi yapan bir
araçtı.
1951 yılında çekilen başka bir fotoğrafta ise Dünya ile Ay arasında
Puro şeklinde uzay gemisi görülmüştü. 1945’ten sonra kutuptaki gizli üste bu
puro biçimli geminin aynısı yapılmış olabilir.

Bu UFO’ların Mars yolculuğu ve Haunebu-2, Vril-1 ve Andromeda Geraet ana
gemisinin 2’nci Dünya Savaşı’nın bitimine az bir zaman kala Ay’da
konuşlandırılmalarının sebebi, Reich Almanyası’nın yönetiminin umduğu gibi, her
iki gezegenin Ay ve Mars’ın yüzeyinin altında bulunan sağlam tesisleri yeniden
harekete geçirmek ve 68 ışık yılı uzaklıktaki güneş sisteminden yani
Aldebaran’dan gelecek olan dünya-dışı insanların oluşturduğu “Kurtarıcı Uzay
Filosu”nun gelişi için üsleri hazır vaziyette tutmaktı.

ABD’nin 1972 yılında sürdürdüğü NASA insanlı Apollo programını Ay’a inişten
sonra aniden kesmesi ve oraya bir daha hiç astronot göndermemesi, ayrıca Viking
Mars projesinin başarısızlığa uğraması tesadüf değildir. Sovyetlerin 1989
yılında Mars’a gönderdiği “Phobos-2” adlı uydusu da Mars’ın yörüngesinde iken
dünya ile bağlantısı kesilmişti.

Aynı şekilde 24 Ağustos 1993’de Amerikan Mars uydusu “Observer” da Mars
üstünde iken dünya ile bütün bağlantıları kesilmişti. Ay ve Mars’da meskun
“Zekâlar” Reich Almanyası uzay gemisi mürettebatı ve Amerikalıların Ay’da ve
Mars’da karşılaştıkları Aldebaranlılar, hem Amerikalıların hem de Sovyetleri bu
iki gezegende de istemiyorlardı.

Mars ve Ay’daki birleşik Reich Almanyası ve Aldeberanlılar gücü, ABD ve
Sovyetlere, gayet açık ve net olarak buralarda istenmedikleri mesajını
vermişlerdi. Daha sonra iki müttefik, insansız Mars denemelerinden sonra,
insanlı Apollo uçuşları gibi, Mars’a da insanlı bir keşif gezisi düzenlemek
istemişlerse de Aldebaranlı “Marslılar” ve Reich Almanları, Amerikan Viking
teşebbüsünü ve Rusların Mars uydusunu tamamen etkisiz duruma getirmişlerdir.

Yorumlamaya gelelim: Benim uzun zamandır iddia ettiğim Amerika’nın korkudan
Ay’a neden gidemediği ve orada Üs kurma projesinden neden vazgeçtiğini
düşünüyorum, sonuçta oradaki üslerde yaşayan uzaylıların Amerikalıları burada
istemedikleri ortaya çıkıyor. 1972 yılından beri Ay’a gidemeyen ABD’nin Apollo
uçuşları sonunda düşüncesi 2000’li yıllarda Ay’a üs kurmaktı. Oradan yola
çıkacak uzay gemileri, güneş sistemini keşfe çıkacaktı. Bu gerçekleşmedi.

Şimdi ne yapılıyor: Dünyanın çevresinde büyük bir uzay istasyonu yapılıyor.
Oraya durmadan malzeme taşınıyor. Gelecekte o büyük istasyondan Mars’a veya
başka bir gezegene yola çıkacak uzay gemisi yapılacaktır.

Bir diğer ilginç konu da şudur. Amerika dünya milletlerine düşüncesini
Hollywood sinemasıyla sunar. Hollywood’un yaptığı filmlerde dünyaya uzaylılar
saldırır ve Amerika da ortaya çıkardığı gizli silahlarıyla bu savaşı kazanır.
Uzaylıları yener ve dünyayı kurtarır. Acaba bu mesaj Güney Kutbunda, Ay’da ve
Mars’da bulunan Reich Almanyası ve Aldebaranlı müttefiklere gönderilen bir
mesaj mıdır. Bir yandan uzaylılar ile temasa geçmek için 3 milyar dolar para
ayıran Amerikan Devleti, diğer yandan da uzay çalışmaları için milyarlarca
dolar harcamaktadır.

Amerika Mars’a gidebilecek mi? Bunu zaman gösterecek ama bu konuda Başkan Bush
kararlı ve 600 milyar ile 1 trilyon dolar tutan projeye start verdi. Süre ise
2025 olarak belirlendi. Yaşarsak göreceğiz. Şurası gerçek ki Amerika 2’nci
Dünya Savaşı bittiğinden beri tüm gücünü uzay çalışmalarına verdi. Ve bu
çalışmalar gizli olarak yapılmaktadır.

Reich Almanlarının kutuplarda yaşayan müttefikleri olan Arianniler’in veya
Aldebaran Yıldız Sisteminden gelenlerin Amerikan Başkanı Eisenhower ile
görüştükleri iddiası da vardır. UFO’ları ile ABD’ye 20 Şubat 1954 Edward AFB
Amerikan Hava Kuvvetleri üssünde iken, 5 UFO inmiş ve uzaylıların aynı bizim
gibi insan oldukları ve bizim atmosferde nefes alabildikleri görülmüştü.
Uzaylılar Amerikan Başkanından Nükleer silahlanmaya son vermesini istemişlerdi.
Uzaylılar Eisenhower ve yanındaki yetkililerin gözleri önünde hem kendilerini,
hem de gemilerini görünmez bir duruma getirmeyi başararak onlara teknolojik
üstünlüklerini göstermişlerdi.

Eisenhower’in bu konuşmayı pek önemsemediği sonraki yıllarda Amerikan Ordusunun
nükleer füzeleri geliştirmesi bunun somut örneğidir. 1980’lere gelindiğinde ABD
ve Rusya nükleer silahları sınırlandırmışlardı. Bugün de iki tarafın elinde
önemli derecede nükleer silah bulunmaktadır.

http ://img217.imageshack.us/i/hitlerufo.jpg/

KAYNAKLAR: X1, X2, X3…
06.05.2007
                   


                                                *      *      *      *      *      *      *
DİP NOT: Bu dünyalıların düşünüp öğüt
tutmadığını Yüce Rabb Kuran’da da bir çok ayette bildiriyor. Örneğin; Mülk
Süresi 10.ayette: “(Kıyamette Cehennemlikler) Eğer dinleseydik ve düşünseydik
şu çılgın alevli ateş halkından olmazdık!” Azgın insanlık 3.Dünya Savaşı’nda Dünya’nın
bir çok yerindeki uygarlıkların nasıl yok olduğunu görecektir !
Japonya’ya atom bombası atan pilot son
yaşlılık yıllarında bile “Hiç pişman olmadığını” söylemiş. Bu adamı böyle
hissettiren işte insanoğlunun hırs, kin ve nefretidir.
 
Acı gerçekleri şu atasözleri açıklıyor:
“Zulüm
eken fırtına biçer.”
“Ne
ekersen onu biçersin.”
“Gerçeğin
ve sevginin daima galip geldiğini hatırlarım. Her zaman zalimler ve caniler
olmuştur. Bir süre için yenilmez görünebilirler, ama sonunda hep yenilirler.
Her zaman bunu düşün.” (Mahatma Gandhi)

         KİMLER KURTULUŞA EREBİLİR?:
         Manevi keşifle tespit
edilen, Hz. Muhammed a.s.’ın tahtını kurduğu ve manevi önderlik ettiği,
Türkiye’de Menzil’de yetişen evliyalara bağlanan ve Allah yolunda dürüst bir
hayat yaşayıp Allah’ı devamlı zikredenler kurtuluşa erebilir ve Allah’ın
izniyle korunacaklardır !
Mürşidsiz
Allah’a ulaşmak isteyenin işi çok zordur; Amazon veya Borneo ormanlarından
sağlam çıkmak kadar çok zordur!
         Ne buyurmuştu rahmetli Yavuz Sultan
Selim Han;
“Padişahı âlem olmak bir kuru kavga imiş

Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş.”

 
         Ayrıca ruhsal alemde insanlığın nasıl
yandığını S.O.S sinyaliyle şu vecize net bir şekilde alarm veriyor:
Ahir zamanın en dehşetli,
en tehlikeli
dönemindeyiz. Yardım Edin! Ümmet-i Muhammed ateş içinde!
(Gavs-ı Sani, k.s.)
Maddi veya manevi bela serpintisinden emin
olmak isteyen tövbe ederek
Gavs-ı
Sani’nin koruyucu şemsiyesi altına girsin! Himmet Ya Gavs !
        “Îsâ onlardan inkârı sezince:
"Allâh yolunda kimler bana yardımcı olacak?" dedi. Havariler:
"Biz, Allâh(yolun)un yardımcılarıyız; Allah’a inandık, şâhid ol, biz
müslümanlarız." dediler.” (Al-i İmran:52)
 
“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah,
üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Fetih S. 7.Ayet)
11 Aralık 2010
       
Gönderen: bismillah@radiostar.com
                         ALIENS FROM
SPACE DESCENDED ON VARGINHA, BRAZIL IN JANUARY 1996

UZAYDAN
GELEN YABANCILAR

BREZİLYA VARGINHA’YA 1996 OCAĞINDA İNDİLER

The
Varginha Incident (Brazil)

                                Date: January 20, 1996                        Location
:
Varginha, Brazil

                                                      
               
   ENGLISH
SUMMARY:
In 1996 in
Varginha, Brazil, during the course of several weeks at least two and perhaps
as many as six alien creatures were captured or killed and turned over to
American authorities, and a UFO may have crashed. Eyewitnesses described the
creatures as humanoid and 3 to 4 feet tall. They had dark brown, hairless skin,
big triangular heads with three short "horns" on top, and huge red
eyes that were vertically oval.

TÜRKÇE ÖZET: 1996’da Brezilya Varginha’da, birkaç
hafta boyunca en azından iki veya belki de altı yabancı yaratık yakalandı veya
öldürüldü ve Amerikalı yetkililere teslim edildi, ve bir UFO çarpmış olabilir.
Görgü şahitleri yaratıkları insansı olarak ve 3-4 fit uzunluğunda olduğunu
tarif ettiler. Onların koyu kahverengi tüysüz derileri, üstte üç kısa boynuz
(yumru) olan büyük üçgen kafaları ve dikey şekilde oval kocaman kırmızı gözleri
vardı. 

Source: Press release by A.J.
Gevaerd, Editor of UFO Magazine (Brazil), June 12th, 1996


                                         
 

On January 20, Military forces
captured two extraterrestrial creatures still alive in Brazil. The capture
occurred in neighboring areas of city of Varginha, State of Minas Gerais,
Central Brazil. The fact is to be considered one of the most significant ever
registered in this country and in the entire world. Military authorities are
keeping secret all details of the operation, but some information has already
leaked to the UFO community due to the investigative job of Dr., Ubiraja Franco
Rodrigues and Vitorio Paccaccini who lives nearby and recognized as serious and
dedicated researchers.

On the afternoon of January 20, about 3.30 PM local time, 3 young girls named
Liliane, Valquiria and Katia observed a strange creature in a field of small bushes
a few blocks from where they live. It was Saturday and they were coming back
from their jobs when, crossing an empty area their attention was attracted by a
strange being a few meters away. The ET was kneeling and looked like it was
hurt, suffering some sort of pain. No UFO was ever seen. The girls observed it
for a few minutes and run away, afraid that they had just encountered the
devil….

The three girls were extensively interrogated by above mentioned researchers,
leaving no doubt whatsoever about what happened. Very simple kids, they
described the ET’s as being a dark brown creature, with a small body of 4 – 5
feet in height, no hair at all, big brown head, small neck. It also seemed to
have some greasy, dark oil on its skin. A strange odor was noticed by the
mother of the girls, when she went to the site. The head of the creature had 2
big red eyes, no pupils, very small mouth and nose and – what is interesting –
3 protuberances in the head. The girls described such protuberances as horns.

Following the leads, researcher Rodrigues and Pacaccini started making
inquiries everywhere in the town of Varginha, in order to know if anybody else
had seen the same creature. They found several other people who also observed
the ET’s in the same location and maybe other ET’s in different locations.
While conducting their own investigations, both discovered that different
witnesses has seen army trucks and other military vehicle and personnel that
very morning of that day, a few blocks from the place the girls saw the ET’s.

In trying to find out what the military were doing, Rodrigues and Pacaccini
came to meet a few soldiers and sergeants. One of them decided to talk secretly
about their mission, in a confidential taped interview. This Sergeant confirmed
that, about 9:00 AM, January 20. the Fire Department of Varginha was required
to capture a strange animal in the area. When four fireman arrived in a truck
in the place, they noticed that it was not any strange animal at all, and
reported the fact to the Army Sergeant School Commander in neighboring city of
Tres Coracoes (about 10 miles east of Varginha)

Army truck was sent to the place and both forces captured the creature using
nets and equipment regularly used to capture wild animals. The ET was placed till
alive in a box that was then covered by resistant fabric. The box was placed on
top of the truck, the vehicle headed to the Army Sergeant School and all
personnel involved was ordered not to talk about it with anyone else "It
was a Secret Operation" told them the lieutenant-colonel Wanderley, who
commanded the operation. After such unusual, confidential report a few other
military decided to come forward and speak about the captures as long as their
identities were totally kept secret. They all confirmed, on taped interviews,
that a second creature (possibly the same one seen by the girls that afternoon)
was captured on the night of January 20, by personnel from the Army and the
Fire Department. Details of such operation is fully known. This creature identical
to the first one, was taken to the Regional General Hospital of Varginha that
same night, stayed there for a few hours and then was transferred to a better
equipped facility, the Humanitas Hospital.

A few nurses and personnel from Regional General Hospital had confirmed some
facts and they were all suppressed. Individuals who had contacts with the
second creature were advised to avoid press and UFO Researchers and not to talk
about it with anyone, not ever their families or relations. AT the Humanities
Hospital the second creature was kept at least for 2 days and on the second
night on January 22nd a huge military operation took place to remove the
creature already dead.

Interviews with some of the military who participated in this new operation,
removing the creature from the Humanitas Hospital, declared that 3 Army trucks
were used, each one driven by 2 different soldiers. It is believed that 3
trucks were used to remove only one body in order to avoid the soldiers to know
in which truck would it be transported. The drivers and their follows couldn’t
see the details of the operations, as they were kept outside the hospital area.
Military personnel from the Army Internal Intelligence (called "S-2"
in Brazil and extremely violent and repressive) were responsible for getting
the corpse from the interior of the hospital, placing it in a box and then in
one of the trucks.

All 3 trucks then were taken to a military facility in Campinas, State of Sao
Paulo, about 200 miles from Varginha, in the middle of the night. There, the
corpse was removed to the University of Campinas , one of the best institutions
in the country. It is believed – and we already have detailed information to be
soon released that the ET body was autopsied by Dr. Badan Palhares, worldwide
acclaimed as one of the best professionals in that area alive (he was the one
who autopsied German Nazi Mengele, about ten years ago) Palhares, as well as
any other authority involved, denied he was involved in any such operations.

UFO researchers from all over the country have been helping closely Rodrigues
and Pacaccini, in order to discover each and every detail of the capture of the
two ET’s, Media in Brazil has never been so active and great majority of
population believes that the case is real and that the military and civil
authorities involved are keeping the facts secret. Many strange facts are
happening simultaneously, such as prison of soldiers, Sergeants being
transferred at short notice etc. The phones of many UFO researchers involved in
the case are confirmed to be tapped and a few threats have been made
anonymously.

Up to now, almost all details of the whole operation are known to the UFO
researchers and a few can already been released. In a matter of weeks, all
information will be fully disclosed by the UFO researchers involved, throughout
the UFO Magazine, to the entire world.

Everyday new pieces of this fantastic puzzle are being received by researchers
in many cities and more and more military personnel have agreed to talk.
Meanwhile, the region where Varginha is located, in the South of State of Minas
Gerais, is subject to one of the biggest UFO waves ever registered, the huge
UFO’s in close range observations, landings and contact.

A.J. GEVAERD,
EDITOR AND DIRECTOR BRAZILIAN UFO MAGAZINE
& BRAZILIAN CENTER for FLYING SAUCER RESEARCH.

http://www.ufoevidence.org/cases/case498.htm 

From: Özgür Radyo (Free Radio) : bismillah@radiostar.com

   

                                         UZAYLILAR EVİME SALDIRIYORLAR…

Evine 5 göktaşı düştü, ufoları kızdırdığını düşünüyor.

Belgrad Üniversitesi uzmanları, Radivoje Lajiç’in kendilerine teslim ettiği kaya parçalarının göktaşı olduğunu doğrularken, evin üzerinde bulunduğu sahada manyetik bir çekim alanını olup olmadığını araştırıyor.

Lajiç ise bunun bir tesadüf olmadığını, uzaylıların kendisini hedef aldığını düşünüyor. Lajiç olayları, "Uzaylılar tarafından hedef alındığım açıkça ortada. Onları rahatsız edecek ne yaptım bilmiyorum, fakat bunun başka makul bir açıklaması yok. Dünya üzerinde bir göktaşının evinize isabet etme ihtimali çok zayıf ama benim evim 5 kez hedef alındı. Bu kesinlikle kasıtlı yapılıyor olmalı" diye konuştu.

İlk göktaşının geçtiğimiz yıl Kasım ayında evine isabet ettiğini belirten Lajiç, "Göktaşlarının tümü, güneşli, açık havalarda değil, sağanak yağışlı havalarda düştü. Önce bu garip görünüşlü taşların ne olduğunu bilmiyordum. Fakat taşlar düşmeye devam edince Belgrad Üniversitesi’nden uzmanlar geldi ve taşları inceledi. Bunların göktaşı olduğunu öğrendim" diye konuştu.

Lajiç, "Uzaylılar tarafından hedef alınıyorum. Benimle oyun oynuyorlar. Bunu niçin yapıyorlar bilmiyorum. Ne zaman sağanak yağmur yağsa, yeniden vurulacağım korkusuyla uyuyamıyorum" dedi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/21955-uzaylilar-evime-saldiriyorlar-haberi.aspx ;

08.04.2008

EŞMELİLER: UZAYLILAR AYIYA BENZİYOR

7 yıl önce gördükleri uzaylıyı taşla kovalayan köylüler, bu kez yanına gitti ve gördükleri karşısında şaşkına döndü.

         Uşak’ın Eşme İlçesi’ne bağlı Narlı Köyü’nde 7 yıl önce gördükleri uzaylılara taş atan bazı vatandaşlar dün sabah da uzaylı gördüklerini iddia ettiler.Tütün tarlasında çalışan Hasan Tülü (37) eşi ve 3 çocuğu bir metreden büyük olan cismin, üzerinin çok parlak bir madde ile kaplı olduğunu söyledi. Tülü, ”Kaç sefer çektimse, görüntü alamadım, çektiğimde bembeyaz bir görüntü oluşuyor” dedi. Ferah Tülü ise uzaylı olduğunu ileri sürdüğü cismin küçük bir ayıya benzediğini söyledi. Tülü, "Cismin göğsünde kırmızı bir şerit vardı. Yerden 300 – 400 metre yükselip yavaşça üzerimize geldi. 50 metre yükseklikte 20 dakika asılı kaldı. Ve sonra hızla gözden kayboldu" dedi. Narlı Köyü eski muhtarlarından Sami Can da bu cisimlerin 2001’den beri geceleri çok alçaktan ışıklı ve yavaş bir şekilde köylerinden sürekli geçtiğini savundu. Uzmanlar ise köylülerin gördüğü görüntülerin göz yanılsaması olduğunu söyledi.

Bu haber toplam 4898 defa okunmuştur.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/28244-esmeliler-uzaylilar-ayiya-benziyor-haberi.aspx ;10.06.2008

 

ABD’Lİ ASTRONOTTAN MÜTHİŞ İDDİA!

(UZAYLILAR E.T’YE BENZİYORMUŞ)

Dr. Mitchell, NASA’da çalıştığı dönemde Dünya’ya birçok UFO ziyareti yapıldığından da haberdar olduğunu, ancak bunların da üstünün örtüldüğünü bildirdi. Mitchell, 1947’de New Mexico’nun Roswell bölgesine UFO düşmesi olayının da gerçek olduğunu söyledi.

Mitchell, "Bu olayların üstü hükümetlerimiz tarafından son 60 yıldır çok iyi bir şekilde örtüldü, ancak yavaş yavaş dışarı sızdı ve bazılarımız bunların bir kısmı hakkında bilgi edinme ayrıcalığına sahip olduk" dedi.

1971’de Ay’daki en uzun yürüyüşü yapan Mitchell, bir radyoya verdiği mülakatta, NASA’da uzaylılarla temas kuran kaynakların, uzaylıları "bize acayip gelen küçük insanlar" diye tarif ettiklerini anlattı.

Mitchell, muhtemelen bu "hakiki ET’lerin" geleneksel koca kafalı, büyük gözlü uzaylı imajına uyduğunu söyledi.

Dünyalıların teknolojisinin uzaylılarınki kadar karmaşık olmadığını belirten Mitchell, "Uzaylılar bize düşman olsalardı, şimdiye kadar mahvolmuş olurduk" dedi.

NASA ise Mitchell’in iddialarını yalanlamakta gecikmedi. Bir NASA sözcüsü, uzay kurumunun UFO’ları izlemediğini, gerek dünyada, gerekse kainatın başka bir yerindeki uzaylıların varlığını gizleme yoluna gitmediğini söyledi.

Mitchell, Apollo 14’ün komutanı Alan Shepard ile birlikte Ay üzerinde 9 saat 17 dakika yürüyerek en uzun yürüyüşü yapmıştı.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/33470-abd-li-astronottan-muthis-iddia-haberi.aspx ; 24.07.2008

 

DÜNYAYA GELMİYORLAR

 

(Discovery Uzay Mekiği’nin Amerikalı komutanı Mark Kelly)

         Uzaylılar’ın dünyayı ziyaret etmemesinin basit bir sebebinin bulunduğunu, yolculuğun zor olduğunu belirten Kelly, ”Deneyimlerimizden Uzay’da yolculuk çok zor ve ben Uzaylılar’ın dünyayı ziyaret etmediğini düşünüyorum” dedi.

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/34301-uzaylilar-zor-diye-dunyaya-haberi.aspx ;

 

30.07.2008

UZAYLILAR 35 TÜRK’Ü KAÇIRDI!

ARAMIZDA DOLAŞIYORLAR

 Aramızda, yarı uzaylı yarı insanlar var mıdır?

Evet. Rutin bazı görevleri vardır, yapar ve giderler. Sinemada, tiyatroda yanına oturur, algılayamazsın.

Dünyada kaç kişi UFO görmüş?

Dünyada altı milyar insanın 350 milyonu UFO görmüş. Ronald Reagan da gördü. Robie Williams kaçırıldığını düşünüyor. Migk Jagger ve John Lennon da.

ADAM KAÇIRANLAR GRiLER

Bu adam kaçırma olayını hangi uzaylı türü yapıyor sizce?

 ‘Griler’ dediğimiz bir tür… Genetik çalışmadır bu.
…………………

Evet. Daha da ilginci; bir kadının kimseyle ilişkisi yok. Doktora gidiyor ve hamile olduğunu öğreniyor. Hipnozla kaçırıldığı öğreniliyor. Hipnoz bilinç altını konuşturuyor.

Çip olayı nedir?


 Kaçırılan insanların vücutlarında bulunan çipler var. Hipnoz halindeyken anlatıyorlar. Trans halindeyken bütün bilinç altı kayıtları ortaya çıkar. Harvard Üniversitesi’nden, Temper Üniversitesi’nden bir çok bilim adamı bu konunun içine girdi. Çünkü artık elimizde fiziki kanıtlar da var.

Türk mağdurlarından çip çıktı mı?

 İncelendiler, ameliyatla çıkarıldı. İşte Doktor Roger Leir yaptı. Bunlardan 15 tanesini çıkardık. Çiplerde dünyada olmayan bir takım elementler ortaya çıktı.

Fay hattında 17 Ağustos öncesi gibi UFO artarsa bu sefer siz ne yapacaksınız?

Deprem tehlikesi olduğu ihtimalini düşünüp, yetkililerle paylaşacağız. Uzaylılar iyi niyetli. İsteseler dünyamızı bir iki dakika içinde istila ederler. Onlar böyle bir şey yapsa dünyada hiç birşey çalışmaz.

Onu kaçıran uzaylı türü sizce hangisiydi? (Reyhan Karaca’yı)

 Bana, "Tenleri karides kabuğu gibi. Koca kafalı ve büyük siyah gözlü. Cinsel organları yok" demişti. Reticuli’ler, ‘kertenkele’ dediğimiz tür…

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/71152-uzaylilar-35-turk-u-kacirdi-haberi.aspx ; 06.06.2009

 

Röportaj: Şebnem ÖZUZCAN
                              *      *        *        *        *

“10’DAN FAZLA UZAYLI TÜRÜ VAR”

 

Ünlü şarkıcı Reyhan Karaca’dan sonra piyanist- besteci Anjelika Akbar da ‘Orada Neler Oluyor’da 9 yaşından itibaren UFO gördüğünü söyledi.

 

Akbar şöyle konuştu: "Babam, Moskova’da Uluslararası Astronotlar Federasyonu Üyesi. Büyük ve gizli araştırmalara katılıyor. Bana anlatamayacağım sırlar verdi. Konuşursam insanlar kaldıramaz. Ama şunu söyleyebilirim ki; 10’dan fazla uzaylı türü var. Aralarında ikiye ayrılıyorlar: İyi niyetli uzaylılar, kötü niyetli uzaylılar."

KÖTÜSÜ ÇİP YERLEŞTİRİYOR

 İyi niyetli uzaylıların nükleer denemelerin yapıldığı yerlere gidip ayarlarını bozduğunu söyleyen Akbar şöyle devam etti "Çünkü nükleer denemeler onların gezegenlerini de kötü etkiliyor. Kötü niyetli uzaylılar ise insanları kaçırıp beyinlerine çip yerleştiriyor. Aramızda insan kılığında dolaşan uzaylılar da var."

Uzaylılar için ‘Kozmik Fantezi’ diye beste yaptığını söyleyen Anjelika Akbar "Onları kuvvetle hissedebiliyorum" şeklinde konuştu.

 

Bu haber toplam 707 defa okunmuştur

 

http://www.bugun.com.tr/haber-detay/72084-“10’dan-fazla-uzayli-turu-var”-magazin-haberi.aspx ;

 

19.06.2009

 

         MİMOZA33’ÜN YORUMU:

         Kıymetli kâşifler ve macera ruhlular! Başka âlemlerden gelenler ve UFO konusu çok uzun olduğundan şimdilik yalnız bir-iki noktaya değineceğim.

Görünen ve yaşanan birçok UFO olayları, uzaydan gelenler ve diğer normal ötesi olaylarda çözülemeyen ve karıştırılan püf nokta şu: UFO’ların hangilerini cinler, hangilerini başka âlemlerden gelenler oluşturuyor? Cinler, hadis-i şerifte de belirtildiği gibi ahir zamanda yeryüzünde daha çok görünecekler! Buna istinaden UFO olaylarının çoğunu cinler oluşturmaktadırlar.

Örnek olarak medyada meşhur olmuş, bir hastanede gece çekildiği belirtilen  fotoğrafta “beyaz ışık şeklinde görünen hayalet” i göz önüne aldığımızda; Uşak’ın Eşme ilçesindeki Hasan Tülü de 2008 Haziranında, fotoğraf çektiğimde, “Bembeyaz bir görüntü oluşuyor.” Dediğinden, ve cinler de yılan, kedi, köpek, ayı , UFO gibi şekilleri oluşturabildiğinden o ayının cin olma ihtimali yüksek! Cinler, enerjiden oluşan varlıklar olduğu için fotoğraflara pek somut nesneler olarak çıkmıyorlar!

Yalnız bir işaret, soru uyandırdı. Küçük ayının göğsündeki kırmızı şerit ilginç! Hiçbir cin hikayesinde üzerinde böyle bir şerit olan duymadım ! 

Son olarak kısa bir espri yapayım; o küçük ayı tütün tarlalarının oralara geldiğinden sigara kaçamağı yapmaya gelmiştir afacan! J Hoşça kalın!

Kardelen Kütüphane Mesaj Grubundan Mimoza33;

20 Haziran 2009

http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

  

 

      

Bölüm 1:

ERRA GEZEGENİ’NDEN GELEN PLEIADESLİLER’LE GÖRÜŞEN BILLY MEIER VE ÖĞRETİLER

         3 Şubat 1937’de İsviçre’de doğan “Billy” Eduard Meier, yaklaşık 65 yıldır Pleiades takım yıldızından gelen dünya dışı varlıklarla fiziksel ve telepatik olarak temas içinde bulunmaktadır. Erra gezegeninden gelen Pleiadeslilere sözcülük yapan Billy Meier, bize onların büyüleyici ve ezoterik öğretilerini ve bilgeliklerini iletmekte ve üstlendikleri insanoğluna rehberlik etme görevinde onlara yardımcı olmaktadır.

         Billy’nin dünya dışı varlıklarla olan teması henüz 5 yaşındayken başlamıştır. Pleiades’ten gelen dünya dışı varlık Sfath, öğretileriyle Billy’i hayatının misyonuna hazırlamış, Billy’nin temasa geçtiği ikinci varlık olan Asket ise 11 yıl boyunca onu eğitmeye ve ona dünyevi ve dünya dışı inançlar ve kültürler hakkında bilgi vermeye devam etmiştir.

            28 Ocak 1975 günü, Billy ve Pleiadesli dişi varlık Semjase arasında, 100’den fazla teması kapsayacak bir iletişim başlamıştır. Semjase’yle aynı uzay gemisinde bulunan Ptaah ve Quetzal adlı iki uzay adamı da bu temasların bazılarında onlara eşlik etmişlerdir. Bunlardan Billy’nin merhametli bir bilgeliği olan yaşlıca bir adam olarak tanımladığı Ptaah genellikle anagemide bulunmaktaydı; Quetzal ise üs komutanıydı.

            Uzay gemisi ve içindekilerle Billy düzenli aralıklarla buluşmaya başlamışlardı. Pleiadesliler, Billy’yle özel konuşmalar ve telepati yoluyla temasa geçmekteydiler. Pleiadesliler ve daha ileri varlık formları tarafından iletilen ve dünya tarihi, insanlık, bilim ve ruhsal konular hakkında ilginç bilgiler veren temas konuşmaları satırı satırına kayda geçirilmiştir. Bunlardan bazıları Pleiadeslilerin isteği üzerine bizzat Meier tarafından yazılmıştır. Meier, 1989 yılından bu yana Semjase’nin babası Ptaah’la yılda yaklaşık dört kez temasa geçmektedir. Pleiadeslilerle olan temaslarının toplam sayısı 50’yi aşmaktadır.

            Meier, uzaylıların anavatanları olan Erra gezegeninin Dünya’ya çok benzediğini ve onun daha temiz ve saf bir kopyası olduğunu söylemektedir. Pleiadesliler yükselişe giden yolu çok önceden seçmişler; gelişimleri süresince pek çok iniş çıkışlar yaşamışlar ve çeşitli dönemeçlerden geçmişlerdir. Muhteşem bir uygarlığın çöküşüne şahit olan Pleiadesliler arasından kurtulmak amacıyla birleşen bir grup, Erra gezegenine yerleşmiş ve uyumlu bir toplum olarak büyümeyi ve gelişmeyi başarmıştır.

            Billy Meier’ın deneyimleri kayda geçen en uzun belgelenmiş temas hikayesini oluşturmaktadır. 1978 baharında, Meier uzaylılarla toplam 105 kez yüzyüze görüşmüştür. Bu temaslar, çok sayıda dikkat çekici ve benzersiz kanıtın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bazı temaslar sırasında, Semjase, Billy’nin tabak biçimindeki uzay aracını uçuş manevraları yaparken fotoğraflamasına izin vermiştir. Billy, ışık gemisi adı verilen bu uzay aracının 2.000’den fazla fotoğrafını çekmiştir. Meier bu uzay araçlarını filme de almış, ayrıca başka güneş sistemlerinden geldiğini söylediği kristaller ve metal örnekleri sunmuştur. Bu metal örnekleri IBM ve bazı NASA yetkilileri tarafından da incelenmiş ve dünyada bulunmayan bazı garip elementler içerdiği tespit edilmiştir.

            Pleiadeslilerin uzay aracı sadece Meier tarafından değil, sayısız kişi tarafından gözlemlenmiş; tanıklar iddia edilen olayların gerçek olduğunu görerek büyük hayrete düşmüşlerdir. Bu gözleri açan deneyimler, uzaylılarla olan temaslarından bahsettiği için deliliğinden şüphe edilen İsviçreli çiftçiye gereken desteğin verilmesini sağlamıştır. Tanıklar sadece Billy’nin teması yoluyla oluşmuş olabilecek açıklanamayan olaylar gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını söylemektedirler. Bu tanıklar arasında sadece Billy’nin arkadaşları ya da yardımcıları değil, aynı zamanda tamamen konuyla ilgisiz, farklı bir çok insan bulunmaktadır. Örneğin, 1975’te uzaylılarla Billy’nin buluşma yeri olan Bachtel Dağı yakınlarında düzenlenen bir müzik festivalini izleyen seyirciler gece ışık gemisinin gösterilerine şahit olmuşlardır.

            Billy Meier olayı UFO tarihinde benzersiz olarak kabul edilmektedir. Tanıkların ifadeleri ve çeşitli yazılı ve görsel materyallerle belgelenmiş ve zenginleştirilmiş bir başka temas olayı bulunmamaktadır. Billy ve Pleiadesliler arasında geçen konuşmalar ve öğretiler insanlığa çok değerli dersler vermeye devam etmektedir:

 “Bizim için zaman şimdiki andır.” Ptaah

“Zaman, uzaklık, uzunluk, renk…bunların hepsi kişinin perspektifine göre değişen şeylerdir. Örneğin biz, dağların yüksekliğini deniz seviyesinden değil, Erra’nın merkezinden olan uzaklığını bularak ölçeriz. Eğer bu dünyada yapılsaydı, en yüksek sıradağların Güney Amerika’daki Ant Dağları olduğu ortaya çıkacaktı.”

“Sevgi, bir kişinin ebedi gücü yayabileceği bir araçtır; sevgi ölümü mağlup eder ve ışık yayar; sevgi bilgeliği, barışı ve aklımızın alamayacağı diğer her şeyi somutlaştırır.”

“Dünya insanını gelişimini sınırlayan tek şey yine Dünya insanının kendisidir.”

“Bilgelik, ruhunun varlığını farkeden ve onunla birlikte Yaratılış kurallarına göre çalışan bir insanın işaretidir. Bilgelik ve ruh, güneş ve güneş ışığı gibi tek bir vücutta hareket eden iki faktördür…her ikisi de sıcaklık ve ışık verir.”

Semjase

         ‘Temasçı’ olarak ünlenen Eduard ‘Billy’ Meier , çocukluk yıllarından beri Pleiades’den gelen varlıklarla temas halinde olduğunu iddia ediyor . Ve bu iddiasını destekleyen bir çok kanıtı da var. Meier , 1975-76 yılları arasında NASA ve Amerikan Hava Kuvvetleri’nden uzmanlar tarafından incelenip gerçekliği onaylanmış binin üzerinde renkli ve mükemmel görüntü kalitesinde  UFO fotoğrafı çekti.  UFO’ların çıkardığı vızıltıya benzer sesleri kaydetti ve Holywood ses mühendislerinin benzer efektleri oluşturmak  için gelişmiş  bir kayıt stüdyosunun gerektiğini söyledikleri  ses efektleri ortaya çıkardı.  IBM’in uzman kimyagerleri tarafından  üretilmesinin ancak dünyada henüz keşfedilmemiş  bir ‘soğuk füzyon’ işlemi sonucu mümkün olabileceği açıklanan metal parçalarını beraberinde getirdi. Ayrıca temasları sırasında yanında bulunan ve parlak uçan cisimlerin gelip gidişine şahit  olan 40’ın üzerinde görgü tanığı var.

             Meier , artık tüm ilgisini bu işe yönlendirmişti. Gece gündüz çalışarak , dünya-dışı varlıkların  mesajlarını ve temasları sırasındaki konuşmaları tek sağlam koluyla yazıya geçirdi. Geceler boyunca temasları için hazırda bekliyor , sabahın erken saatlerinde tamamen tükenmiş ve çalışamayacak halde eve dönüyordu ; sonunda kendisini destekleyen insanlardan gelen teklif üzerinde kırsal bölgede , ‘Semjase-Gümüş-Yıldız-Merkezi’ adını verdikleri  bir komüne yerleşti.

http://www.siriusufo.org/tr/?fx=sayfa_ac&url=html/yakin_temas/temas_billy.asp ;

10.06.2009

DEVAMI VAR…

 

 DİPNOT: Yukarıdaki 3 Fotoğraf, 2006 Mayıs ayında ABD California Lawton’da devriye arabasına yerleştirilmiş yüksek çözünürlüklü kameradan alınan gerçek görüntüler olduğu bildirilmiştir !

  

10. GEZEGEN VE MARS’TA MARDUK PİRAMİTLERİ…

          

 

10. GEZEGEN VE MARS’TA MARDUK PİRAMİTLERİ…

NASA Sonunda Açıkladı: “Güneş Sistemimizde 10. GEZEGEN VAR!”

Yoksa bu, binlerce yıl öncesinden bildirilen ve beklenen NİBİRU (MARDUK) olabilir mi?

Bilimadamları; Pluto’dan, dünyaya üç kat daha uzak olan güneş sisteminin en uzak uzaysal objesini keşfettiler. Şu anda dünyadan 12.8 milyar km. uzaklarda bulunan onuncu gezegene; deniz canlılarının tanrıçasının adı olan “Sedna” adı verildi. California Teknoloji Enstitüsü’nden Dr.Mike Brown grubunda bulunan astronom arkadaşlarıyla birlikte, Polamar Caltech Gözlemevi’nde sergiledikleri kesintisiz çalışmaları sonunda, geçtiğimiz Kasım ayında Sedna’yı uzaydaki yörüngesinde saptamışlardı. Bu ilk görüntüden birkaç gün sonra, Sedna, daha güçlü bir teleskop olan Spitzer Uzay Teleskobu tarafından da saptandı.

Sedna aynı zamanda, 1930’da Pluto’nun keşfinden beri güneş sisteminde keşfedilen en iri uzaysal obje. 1000 km lik bir çapı olduğu tahmin edilmekte. Sedna halen güneşten 100 milyar mil (kabaca, dünyanın güneşe olan olan uzaklığından 90 kat) daha uzakta ve eksantrik bir yörünge üzerinde bulunmaktadır. Pluto’nun 9.cu gezegen olduğunu kabul edenler, Sedna’yı da yeni keşfedilen bir gezegen olarak önermektedir. NASA da, yeni gezegeni; Charles Arthur’un önerdiği (Inuit Tanrıça’nın adıyla) Sedna olarak adlandırmayı kabul etmiş ve onu, 1930’da Pluto’nun keşfinden beri bulunan 10.cu gezegen olarak, ilan etmiş bulunmaktadır.

Aslında, bilinen Güneş Sistemimiz’in en uzak mesafelerinin ötesinde başka bir gezegenin var olup olmadığı sorusu, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerindeki düzensizliklerinden ötürü uzun yıllardır tahmin edilmekteydi. Yerçekimsel bir kuvvet, bu iki dev gezegenin yörüngelerinde düzensizliklere yol açmaya devam etmektedir. Bu kuvvet, çok uzak ve görünmeyen büyük bir nesnenin varlığını akıllara getirmekteydi..

Birleşik Devletler Donanma Rasathanesi tarafından yapılan son hesaplamalar, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin yörüngesel hareketlerinde meydana gelen düzensizlikleri onayladı. Rasathanede çalışan bir astronom olan Dr. Thomas C. Van Flandern, bu düzensizliklerin tek bir keşfedilmemiş gezegenin varlığıyla açıklanabileceğini söylemektedir. O ve bir meslektaşı, Dr. Richard Harrington, 10’uncu gezegenin Pluton’un yörüngesinin 5 milyar mil ötesine ulaşan oldukça eliptik bir yörüngeye sahip olması gerektiğini hesaplıyorlar.

Ve ilk olarak 1982 yılında NASA ‘dış gezegenlerin ötesinde gizemli bir nesnenin var olduğu kesindir’ şeklinde bir bildiride bulunarak X Gezegeni’nin varlığına ilişkin olasılığı resmi olarak kabul etmişti. Bir yıl sonra, uzaya yeni fırlatılan IRAS (Infrared Astronomical Satellite-Kızılötesi Astronomik Uydu), uzayın derinliklerinde büyük, gizemli bir nesne tespit etti. Washington Post, California JPL’den IRAS Projesi’nde görevli bir bilimadamı olan Gerry Neugebauer ile yaptığı röportajı şöyle özetledi: “Orion Takımyıldızı yönünde, bu güneş sisteminin bir parçası olabilecek kadar Dünya’ya yakın bir gökcismi bulunmuştur. Bütün söyleyebileceğim, bunun ne olduğunu henüz bilmediğimizdir.”

Nibiru’ya gelince: Astronomlar, neredeyse elli yıldır, güneş sisteminde, Pluton’un dışında, oldukça uzun yörüngeli bir gezegenin varlığından şüpheleniyor ve bu doğrultuda araştırmalar yapıyorlar. "Planet X" adı verilen bu araştırma içinde, Zecharria Sitchin’in Sümer metinlerinden çıkardığı bilgilerin doğruluğunun kanıtlanmak üzere olduğunu söyleyenlerde vardı. Şimdi Nibiru’nun büyüsü giderek daha çok insanı çekmeye başlıyor. Hele, gezegenin dünya yakınına bir daha ki geliş tarihinin aşağı yukarı 2012 yılına rastlayacağı tezi dikkate alınınca, heyecan daha da artıyor. Bilindiği gibi, Olmec ve Maya takvim sisteminin döngüler üzerine kurulu yapısında, merakla beklenen bir tarih var. Bu, Maya takviminde "13 Ahau" olarak adlandırılıyor ve bir daha ki 13 Ahau da 2012’ye rastlıyor..

Sitchin dünyanın her yerinde akademik çevrelercede sevgi ve saygıyla anılan çok değerli bir araştırmacı. Dahası, yaşamının kırk yılını Mezopotamya uygarlıklarına ait çivi yazısı tabletlerin derlenip okunmasına ve deşifre edilmesine vermiş. Yazıtlara gore, dünyamız, milyonlarca yıl önce "Nibiru" adlı bir gezegenle yaşadığı büyük bir çarpışma sonucu parçalandı ve bugünkü halini aldı. Dünyadan kopan parçalar, bugün Mars ile Jüpiter arasında yer alan asteroid kuşağını oluşturdu, bu arada çarpan Nibiru gezegeni de kuyrukluyıldız benzeri çift odaklı eliptik bir yörüngeye girdi Güneş Sistemi’nde. Bu yörünge, yaklaşık 3600 yıl sürüyordu. Sitchin teorisine daynak olarak dünyanın "amorf" yüzey biçimini gösteriyor: Eğer dünyadan okyanuslardaki suyu çeker alırsanız, Pasifik tarafındaki yüzeyin, sanki "bir parçası kopmuş" gibi durduğunu farkedersiniz.

            İşte, bundan 450 000 yıl önce, "Nibiru" ya da "Marduk" adlı bu gezegenden, bir grup ziyaretçi gelmişti dünyamıza. Sümerlerin büyük tanrısı Anu, aslında bu federasyonun başkanıydı ve onun tarafından dünyamıza bazı mineraller almak üzere yollanmış olan ekibe de "Annunaki" deniyordu. Başlarında, Sümer dininin en büyük tanrısı olan Enlil vardı. Enki, İnanna, Ninlil, Ereşkigal gibi diğer "tanrı"lar da aslında bu ekibin "beyin takımı"nı oluşturmaktaydı. Gelirken, yanlarında, madenlerde çalıştırmak üzere eğitilmiş iri cüsseli, devasa işçiler getirmişlerdi ki bunlar Tevrat’taki "Nefilim"e denk geliyordu. Bir süre sonra ağır şartlara isyan eden devlerin yerine, dünyadaki varolan en uygun yaratık seçilmiş, bu maymunsu yaratık üzerinde genetik işlemler uygulanarak "insan nesli" geliştirilmişti.
            Annunakiler arasında, bu insanlarla ilişki kuranlar da çıkmıştı ve bir anlamda "melez tür" yaratma deneyleri yapılmıştı – aynı, Yaratılış bölümünde "Tanrının oğulları insan kızlarını eş olarak seçti" ayetinde söylendiği gibi. Tevrat’ın "Genesis" bölümünün 6. bölümünde adları geçen ve Tufan dan önce insan oğullarının kızlarıyla evlenen "Nefilimler" in 12.ci Gezegenden geldiği yazar. "Nefilim" sözcüğünün özgün anlamı "Tanrı’nın Oğulları veya Göklerden Gelen Devlerdir." Sitchin’e göre tarihsel bilgiler Kutsal kitapların içinde saklıdırlar.  
            Onbinlerce yıl bu insanları çalıştıran Nibiru sakinleri, yani "Annunakiler", İsa’dan önce 1600 dolaylarında, aralarındaki bir dizi karışıklık sonucu dünyadan ayrıldılar. Bir sonraki gezegen yörüngesi yaklaşımında, yani 3600 yıl sonra geri dönmek üzere. İşte Sitchin’in teorisi bu. Hemen tekrar belirtelim, bütün bu iddialar ünlü dil bilimcinin birer birer deşifre ettiği 5000 yıllık Sümer tabletlerinin çevirisine dayanıyor. Dahası, Sitchin’in anlattıkları, Tevrat dahil bütün eski dini kaynakların Sümer mitolojisinden esinlendiği yolundaki arkeoloji ve Sümeroloji görüşlerini destekliyor. Eski Sümer metinlerinde Nibiru gezegeninin, 3600 yılda bir dünyanın yakınına gelip sonra yine uzaklara doğru yöneldiğinden söz ediliyor. Bu dönemlerle ilgili anlatılanlar, hayli çarpıcı. Ünlü Sümer yaratılış destanı Enuma Eliş’te, Nibiru geldiği sırada dünyada olanlardan söz ediliyor ve Tanrılarının gezegeni yaklaşırken, dünyanın büyük depremlerle ve sellerle, kasırgalarla sarsıldığı anlatılıyor.
Kadim halklar, 12. Gezegenin periyodik yaklaşmasını; büyük karışıklıkların, büyük değişimlerin ve yeni devirlerin bir belirtisi olarak dikkate almışlar.. Bu gün Eski Ahit’te , yağmurların, sellerin ve depremlerin zamanı olarak tasvir edilmektedir. Mezopotamyalı bilginler gibi Musevi kahinler de bu gezegenin Dünya’ya yaklaştığı ve insanoğluna görünür hale geldiği zamanı, yeni bir çağın öncüsü olarak değerlendirmişlerdir.
            Bu konuyla ilgili çok detaylı ve zengin bilgi aktarımını, araştırmacı-yazar sayın Burak Eldem (2012 Marduk’la Randevu kitabının yazarı) Dergimizdeki “Babil Kulesi” sayfası altında sizlerin bilgisine sunacak..

            Bu arada, NASA’nın açıkladığı ve SEDNA diye isimlendirdiği gezegenle ilgili gelişmeleri ve açıklamaları yakından takip etmeye devam edeceğiz. Umarız, NASA, UFO’lar konusunda ve daha birçok konuda izlediği gizlilik ve yanlış bilgilendirme politikasını bu konuda sürdürmez.

Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi
TEL : +90 ( 212 ) 252 86 46 – 252 86 82 FAX : +90 ( 212 ) 252 87 07
E-Mail :
info@siriusufo.org | Siriusufo.org Created By Code.Z Team

KAYNAK: www.siriusufo.org

*          *          *          *          *

                                   MARS’TAKİ MARDUK PİRAMİTLERİ
12. Gezegen Marduk’un yazarı Zecharia Sitchin, ‘Marduklular binlerce yıl önce Mars’ı üs olarak kullandı’ diyor ve ekliyor: ‘Nitekim NASA da Mars’ta piramit izlerine rastladı’.
            Kitaplarıyla, Dünyaya, Marduk gezegenini tanıtan Zecharia Sitchin ‘in en çarpıcı iddialarından biri de, binlerce yıl evvel dünyayı ziyaret eden Marduklar’ın, Mars gezegenini bir istasyon olarak kullandıkları yönünde. Dünyayı bekleyen tehlikeler hakkında yönelttiğimiz sorulara ilginç cevaplar verdi.
            Biz yaşarken bu felaket yaşanacak mı?
            Birçok şey olabilir ve olacak da… Çünkü eski uygarlıkların kaynaklarına göre ve İncil’deki kehanetlere göre gezegeninin geri dönüşü ile o gezegende yaşayanların dünya ile kendi gezegenleri arasındaki yolculukları ayrı noktalar. Sümerler bu astronotları "Nibiru Anunnaki astronotları" olarak adlandırdılar ki bu da cennetten dünyaya gelenler olarak çevrilir. Babiller ise onlara yüce olan anlamına gelen "ILU" adını verdiler. Bu gezegenden gelen astronotlar her 3600 senede, bir kereden fazla kere kendi gezegenleri ve dünya arasında yolculuk yaparlardı, çünkü Mars’ı bir istasyon ya da transfer üssü olarak kullanırlardı.

           
Marduklular ‘ın Mars’ı üs olarak kullandıklarının bir kanıtı var mı?
            Mars’ı ve oradaki durumu gösteren eski yazıtların yanı sıra, Rusya’nın St. Petersburg kentindeki Hermitage müzesi silindir şeklinde bir mühür sergiliyor. Bu mührün üzerinde Mars’tan bir astronotun dünyadaki bir astronota tebrik mesajı gönderdiği ve aralarında bir uzay aracı olduğu gösteriliyor. Mars geçmişte ırmaklarıyla, denizleriyle ve atmosferiyle yaşayan bir gezegen olarak bulunmuştu ve şimdi de hala çeşitli bölgelerinde su var. Hatta NASA’nın kendi uzay mekiği 1970’li yıllarda Mars yüzeyinde bina kalıntılarını ve piramitleri fotoğrafladı. Yani orada birileri vardı ve bunu dünyadaki eski uygarlıklar biliyordu. Ben Zodyak’ın balık burcu çağı sona ermeden onların geri geleceğine inanıyorum.
07.04.2005/Sabah

MARS MARDUK’ LULARIN ÜSSÜ MÜ?
           
Ünlü Dünya Tarihçisi ve araştırmacı Zecharia Sitchin Marduk’ luların Dünya’ya gelirken Mars’ı üs olarak kullandıklarını iddia ediyor.
            Ünlü yazarın ‘Kozmik Tohum’ adlı eserinde Mars’la ilgili hayli ilginç araştırmaları var: ‘Nasa için çalışan Arizona Devlet Üniversitesindeki jeologlar Sovyet bilimcilere iniş bölgeleri önerdiklerinde, bir arazi aracının ‘eski nehir yataklarını ziyaret edip havzaya akan eski bir nehir deltasındaki tortuları kazabileceği’ ve sıvı su bulabileceği Laune Planum havzasındaki büyük kanyonu işaret etmişlerdi.
            James Lovelock ve Michael Allaby, "The Greening of Mars" (Marsın Yeşillenmesi) adlı eseri yazarlarken biyolojik zinciri başlatmak için mikroorganizmaların ve Mars atmosferinde bir kalkan yaratması için ‘holokarbon gazları’nın roketlerle nasıl dünya’dan Mars’a gönderileceğini tarif etmek için bilim kurgudan yararlanmışlardı.

            Bugün soğuk ve çorak olan gezegenin üstünde, atmosferde asılı duracak böyle bir holo karbon gazları kalkanı, Mars’ın Güneş’ten aldığı sıcaklığın ve iç sıcaklığının uzaya dağılmasını engelleyecek ve yapay olarak harekete geçirilen bir ‘sera’ etkisi yaratacaktır. Isınan ve kalınlaşan atmosfer Mars’ın donmuş sularını eritecek, bitkilerin büyümesini artıracak ve böylece gezegenin oksijen desteğini arttıracaktır. Yapay olarak başlatılan bu evrimdeki her adım süreci daha da güçlendirecektir, böylece Mars’a Yaşam getirmek mümkün olacak ve onu yaşamaya uygun hale getirecektir.

            Sitchin ‘Kozmik Tohum’ adlı kitabında görüşlerini aktarmaya devam ediyor: ‘Demek ki Yaşam Mars üstünde tutunabiliyordu, acaba daha önce tutunmuş muydu? Mars’ın elinin altında 4,6 milyar yıllık evrim süresi olduğunu düşünürsek, sadece bazı mikroorganizmalar değil, daha yüksek yaşam biçimleri neredeydi? Yoksa Dünya üstünde yaşamın, gezegenin hemen oluşmasından hemen sonra başlamış olmasının nedeni ‘Yaşam Tohumu’nun bu gezegene Nibiru tarafından getirilmiş olmasıdır derken, Sümerliler haklı mıydılar?
            Anlatmaya, Mars’ta değil Dünya’da bulunan Mars kayaları ile başlayabiliriz. Bu meteoritler ya da kayalar Dünya’ya nasıl ulaşmıştı? Niçin sadece 1,3 milyar yaşındaydılar? Mars’ta bir afet yaraktan bir çarpma onların yerçekiminden kurtulup Dünya’ya uçmalarına neden olmuş olabilir miydi?
            Antarktika’da keşfedilen kayalar daha da bilmece doluydu. Nasa tarafından dağıtılan ve 1 Eylül 1987’de The New Yok Times’ta yayınlanan ve bu kayalardan birini gösteren bir fotoğraf; bunun hiç de bu kayalardan söz edilirken kullanıldığı gibi ‘futbol topu büyüklüğünde’ olmadığını, sanki yapay olarak biçimlendirilmiş ve birbirine oturtulmuş köşeli taşlara benzeyen dört tuğla benzeri bir bloktan kopmuş bir parçayı andırdığını göstermektedir: Böyle bir şeyi Peru’daki Kutsal Vadi’de İnka harabelerinde bulmayı bekleyebilirsiniz ama Mars’ta değil. Yine de kaya üstünde yapılan tüm testler, Mars kökenli olduğunu göstermektedir.
Gizemi daha da derinleştiren şey, Mars yüzeyi fotoğraflarını gören astronotların ‘İnka Şehri’ adını takmalarına yol açan yüzey şekillerini ortaya çıkartmış olmasıydı. Gezegenin güney kanadında yer alan bu şekiller, karemsi veya dikdörtgenimsi parçalardan oluşturulmuş bir dizi dik duvarı göstermektedir.

            İnka Şehirleri Peru-Cusco
           
Bir Nasa jeologu olan John McCauley ‘çıkıntıların’, ‘sürekli, kırılma izi göstermeyen ve çevresindeki düzlükler ve küçük tepeler arasında sanki eski bir kalıntının duvarları gibi belirgin’ olduğu yorumunda bulunmuştu. Bu muazzam duvar ya da şekillendirilmiş taş bloklar dizisi, Dünya üstünde yer alan büyük ve muamma dolu yapılarla şaşırtıcı benzerlik taşımaktadır.
Lübnan’da Baalbek’teki muazzam platformun tabanını oluşturan devasa taş bloklardan oluşan kocaman duvar ya da Peru’daki Cusco üstündeki Sacsahuaman’ın zikzaklar çizen paralel taş duvarları gibi The Stairway to Heaven ve The Lost Realms adlı kitaplarımda her iki yapıyı da Anunnaki / Nefilimlere bağlamıştım. Marstaki yüzey şekilleri doğal bir fenomen diye açıklanabilir ama uzunlukları beş ila sekiz kilometre arasında değişen taş blokların boyları insan elinden ya kaynak her neyse ondan ziyade doğanın elinden çıkmış olduklarını gösteriyor olabilir. Ancak öte yandan, akla yatkın hiçbir açıklama ortaya çıkmadığından, bunlar yapay yapıların kalıntıları da olabilirler; hele Yakın Doğu ve And inanışlarındaki ‘Devler’ Mars’ı da ziyaret ettilerse…
           
Mars’taki Yüz
           
Mars fotoğraflarını tarayan araştırmacılar tarafından daha çok sayıda, yumuşak kenarlı çeşitli ‘piramitler’ görüldü. İlgi ve tartışma, Cydonia adlı bölgeye yoğunlaşmıştı çünkü yapay olabilecek bir grup yapı, bu yapıların doğusunda bulunan ve bir Mars ‘sfenksi’ denilebilecek bir şeyle hizalanmış gibiydi.
Dikkati çeken şey düzgün oranlı bir insan yüzünün hatlarını taşıyan bir kaya, görünüşe göre bir tür miğfer giymiş, ağzı hafifçe açık ve gözleyerek dimdik izleyenlere bakan bir insan. Tabi eğer izleyenler Mars üstündeki göklerde iseler.

            Gize’deki Sfenks ve Annunakiler
            Dünyalıların on binlerce ve hatta yarım milyon yıl kadar önce uzay yolculuğuna girişmelerine izin veren yüksek bir uygarlığa ve gelişmiş teknolojiye sahip olup ta, Mars’a gelip, yüz dahil birçok anıt diktiği varsayılmadığı takdirde, mantıklı iki seçenek kalmaktadır.
Birincisi, Mars üstünde evrimleşmiş zeki varlıkların sadece megalitik inşalara girişmekle kalmayıp, aynı zamanda bize de benzedikleridir. Ama Mars toprağında mikro organizmaların bile yokluğu veya insan benzeri Marslılara gıda sağlayacak bitki ve hayvan yaşamından eser bile olmaması karşısında, dünyalılara benzeyen bir marslı nüfusunun ortaya çıkması ve dünya üstünde de bulunan yapısal biçimleri taklit etmesi hiç de muhtemel görünmemektedir.
Geriye kalan tek akla yatkın seçenek, ne dünya’dan ne de Mars’tan olan ve yarım milyon yıl kadar önce uzay yolculuğu yapabilen birilerinin Güneş Sisteminin bu kısmını ziyaret edip kaldığı ve hem dünya’da hem de Mars’ta ardında anıtlar bıraktığıdır.
            Sümer metinlerinde, kutsal metinlerde ve tüm kadim ‘mitolojiler’de mevcudiyetlerine dair kanıtlar olan tek varlıklar Nibirru’dan gelen Annunnakilerdir. Onların neye benzediğini biliyoruz; bize benziyorlardı; Tekvin’in sözleriyle, kendi suretlerinde ve kendi benzeyişlerinde.
            Onların insana benzeyen suretleri, Gize’deki ünlü Sfenks dahil sayısız kadim betimlerde ortaya çıkar. Sfenks’in yüzü Mısır yazılarına göre Horem-Akhet’inkiydi, yani ‘Ufkun Şahin Tanrısı’ Enki’nin ilk doğan ve Göksel sandalı ile en uzak göklere uçabilen oğlu Ra’nın unvanı idi.
            Gize sfenksi öyle yerleştirilmiştir ki, bakış; Sina yarımadasındaki Annunnaki uzay limanına doğru, otuzuncu paralel boyunca tam olarak doğuya doğru yöneliktir. Kadim metinler iletişim işlevlerini Sfenks’e ve altında olduğu iddia edilen yer altı odalarına atfederler.

Gökten bir mesaj gönderilir; Heliapolis’te duyulur ve Güzel Yüz tarafından Memfiste tekrarlanır. Thot’un yazısıyla yazılmış bir mesajdır Amen şehriyle ilgili…

            Tanrılar emre göre davranıyorlar
‘Güzel Yüz’ün, Gize Sfenksi’nin mesaj aktarmadaki rolüne yapılan gönderme, Mars’taki Yüz’ün amacının ne olduğu sorusunu ortaya çıkarır, çünkü eğer zeki varlıkların elinden çıkmış ise, o zaman tanım gereği mantıksız bir nedenle Yüz’ü ortaya çıkarmak için zaman ve çaba harcamazlardı. Acaba amaç, Mısır metninin önerdiği gibi, ‘gökten bir mesajı’ dünya’daki sfenkse mi göndermekti? Tanrıların ona göre hareket ettiği bir ’emir’, bir Yüz’den diğer bir Güzel Yüz’e mi yollamaktı?
Eğer Mars’taki Yüz’ün amacı bu idiyse, o zaman gerçekten de yakınlarında piramitler olmalıdır, tıpkı Gize’de bulduğumuz biri küçük diğer ikisi devasa olan, birbirlerine ve Sfenks’e göre simetri içinde yükselen üç özgün ve sıra dışı piramit gibi. İlginç olan, Dr. Evinski’in Mars’taki Yüz yakınındaki bölgede üç gerçek piramit ayırt ediyor olmasıdır.

Kaynak: astroset

 

http://www.delinetciler.net/forum/bilim-genel/33486-marsta-marduk-piramitleri-mi-var.html

29.01.2008

                                                   

        NOT: 10. Gezegen Marduk’a gitsem !..Acaba orada hayat nasıl ve ne ile meşguller ? J Allah’a emanet olun!

Mimoza33; 12.09.2008 Cuma

DÜNYA TARİHİNDEKİ EN HAYRET VERİCİ OLAYLARDAN BİRİ;

ROSWELL OLAYI

      
                                                                   
                                                      
                                                                 

BELGELER

MAJESTIC 12 OPERASYON EKİBİNİN BAŞKAN ADAYI, DWIGHT D. EISENHOWER İÇİN HAZIRLADIĞI BRİFİNG DÖKÜMANI –18 KASIM 1952:

UYARI: Bu çok gizli ve sadece yetkili kişilerin görüşüne açık bir dokümandır ve Amerika Birleşik Devletlerinin ulusal güvenliğiyle ilgili özel olarak hazırlanmış bilgiler içermektedir. Belge yalnızca Majestic-12 tarafından izin verilen kişiler tarafından incelenebilir. Belgenin kopyalanması, çoğaltılması ya da içerdiği bilgilerle ilgili notlar alınması kesinlikle yasaklanmıştır.

BRİFİNG YETKİLİSİ: AMİRAL ROSCOE H. HILLENKOETTER (MJ-1)

NOT: Bu döküman yalnızca bir ön brifing olarak hazırlanmıştır ve takip edecek tam operasyon brifingi için bir başlangıç niteliği taşımaktadır.

24 Haziran 1947’de Washington Eyaleti’ndeki Cascada dağları üzerinde uçmakta olan sivil bir pilot, dokuz disk biçiminde uçan cismin belirli bir düzen içinde ve çok yüksek hızda seyahat etmekte olduğunu gözlemlemiştir. Bu, bu tip cisimlere dair bilinen ilk gözlem olmadığı halde, halk arasında ve medyada geniş yankı uyandıran ilk olaydır. Bu olayı, benzeri yüzlerce gözlem raporu izlemiştir. Bunlardan pek çoğu güvenilirlikleri yüksek askeri ve sivil kaynaklardan gelmektedir. Bu raporlar üzerine harekete geçen Ordu’nun çeşitli birimleri bu cisimlerin özellikleri ve amaçları konusunda ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda birbirinden bağımsız araştırmalar yapmıştır. Tanıklardan bazılarıyla röportajlar yapılmış; uçuş halinde olduğu bildirilen diskleri takip etmek için uçaklar gönderilmiş, fakat bu denemeler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Halkın tepkileri bazen histeri sınırlarına varmıştır.

Bütün bu çabalara karşın, New Mexico’lu bir çiftçi bu cisimlerden birinin Roswell Ordu Hava Üssü’nün (şimdiki Walker Üssü) 75 mil kuzeybatısında düştüğünü bildirene kadar, cisimler hakkında çok az bilgi edinilebilmiştir.

7 Temmuz 1947’de bu cismin enkazının kaldırılarak bilimsel analizinin yapılması amacıyla gizli bir operasyon başlatılmıştır. Bu operasyon sırasında, havadan yapılan keşifte aracın patlamasından önce dört küçük, insan benzeri varlığın araçtan dışarı fırladığı fark edilmiştir. Bunlar enkaz alanının yaklaşık 2 mil doğusunda yere düşmüşlerdir. Üçü ölü, biri yaralı fakat sonradan oda ölmüştür. Cesetleri bulunmalarından önce geçen yaklaşık bir haftalık zaman zarfında dış faktörlerin etkisine maruz kaldığından feci şekilde bozulmuştur. Özel bir ekip bu bedenlerin incelemek üzere kaldırılmaları görevini üstlenmiştir. Aracın enkazı da kaldırılmış Ve birkaç farklı yere taşınmıştır. Bölgedeki sivil ve askeri tanıklar sorgulanmış ve habercilere etkileyici bir örtbas hikayesi anlatılarak bu cismin yanlış yola sapan bir hava gözlem balonu olduğu söylenmiştir.

Doğrudan Başkan’ın emirlerine göre hareket eden General Twining ve Dr. Bush tarafından organize edilen gizli araştırma sonucunda, 19 Eylül 1947’de, bu diskin kısa menzilli bir keşif aracı olduğu kararına varılmıştır. Bu karar aracın büyüklüğüne ve içinde herhangi bir erzak bulunmamasına dayanılarak verilmiştir. Dr. Bronk da aracın ölü dört mürettebatı üzerinde benzer bir analiz yapmıştır. Bu grubun konuyla ilgili olarak 30 Kasım 1947’de aldığı öneri niteliğindeki karara göre, bu yaratıklar her ne kadar görüntüsel olarak insana benzeseler de, biyolojik ve evrimsel gelişimleri homosapien’lerden oldukça farklıdır. Dr. Bronk’u ekibi bu yaratıkların daha belirleyici bir tanım bulunana kadar “Dünya Dışı Biyolojik Varlıklar” –EBE’ler olarak adlandırılmalarını önermiştir.

Bu araçların dünya üzerindeki herhangi bir ülkeden gelmedikleri kesinleştiği için, kökenlerinin neresi olduğu ve buraya nasıl geldikleri konusunda pek çok tahmin yürütülmüştür. Olasılıklardan biri Mars’tır, fakat bazı bilimadamları, özellikle Dr. Menzel, bu varlıkların başka bir güneş sisteminden geldiklerini savunmaktadırlar.

Enkazda bir tür yazı formu olduğu sanılan birtakım örnekler bulunmuştur. Bunların şifelerinin çözülmesi yolundaki çabalar geniş ölçüde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Aracın itici gücünün nasıl çalıştığını, sahip olduğu güç kaynağının özelliklerini ve iletim şeklini belirleme çabaları da aynı şekilde başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu konudaki araştırmalar; aracın tanımlanabilir kanatlara, pervanelere, jetlere ya da alışılmış başka tür bir itici güç sistemine sahip olmaması, ayrıca metalik elektrik tertibatı, vakum tüpleri veya benzeri herhangi bir elektronik parçasının bulunmaması yüzünden karmaşıklaşmıştır. Aracın itici güç sisteminin kazaya yol açan patlamada tamamen tahrip olduğu düşünülmektedir.

Enkazda ele geçen bazı parçalar:

Sözkonusu araçlar, performans özellikleri ve amaçları konusunda olabilecek en fazla bilgiyi edinme ihtiyacı, Aralık 1947’de ABD Hava Kuvvetleri SIGN Projesi olarak bilinen girişimin başlatılmasına yol açmıştır. Gizliliği korumak amacıyla, SIGN ve Majestic-12 arasındaki bağlantı Hava Malzeme Kuvvetleri İstihbarat Bölümü’nden iki kişi ile sınırlandırılmıştır; bu kişiler birtakım bilgileri kanallar aracılığıyla iletmekle görevlendirilmişlerdir. SIGN, Aralık 1948’de GRUDGE Projesi’nin kapsamına alınmıştır. Operasyon, şu anda BLUE BOOK kod adı altında, projenin başı olan Hava Kuvvetleri yetkilisi ile bağlantı içinde sürdürülmektedir.

6 Aralık 1950 günü, muhtemelen benzeri kökenli ikinci bir cisim, atmosfer içinde uzun bir yolculuk yaptıktan sonra, Teksas-Meksika sınırındaki El Indio-Guerrero bölgesinde büyük bir hızla yere çakılmıştır. Araştırma ekibi olay yerine vardığında cismin kalıntılarının neredeyse tamamen yanmış olduğunu görmüşlerdir. Kurtarılabilen parçalar incelenmek üzere Sandia, New Mexico’daki A.E.C. binasına gönderilmiştir.

Bu olayların ulusal güvenlik açısından taşıdıkları anlam önemini korumaktadır, çünkü bu ziyaretçilerin motivasyonları ve niyetleri hiçbir şekilde bilinmemektedir. Bunlara ek olarak, bu araçların gözlemlerinde bu yılın Mayıs ayında başlayan ve sonbaharda da devam eden bir patlama yaşanmış, bu da çok yakında yeni gelişmelerin olabileceği yönünde derin kaygılar doğurmuştur. Bu nedenle, uluslararası ve teknolojik kaygılardan ve halk arasında oluşabilecek bir paniği engelleme ihtiyacından dolayı, Majestic-12 ekibi, bu konudaki katı güvenlik tedbirlerinin yeni yönetim tarafından da uygulanması gerektiğini düşünmektedir. Ayrıca MJ-1949-04P/78 kodlu gizli plan, kamuoyuna bir açıklama yapma gereğinin başgöstermesi ihtimaline karşı sürekli olarak hazır tutulmalıdır.

SAVUNMA SEKRETERİNE GÖNDERİLEN MEMORANDUM

Sayın Savunma Sekreteri Forrestal,

Bu konu hakkında yakın zamanda yaptığımız konuşmaya istinaden, bu mektupla size gereken tüm hızla ve dikkatle girişiminizi sürdürme yetkisi tanınmaktadır. Bundan böyle sözkonusu olaydan yalnızca Majestic-12 operasyonu olarak bahsedilecektir.

Konunun son düzenlemesine ilişkin ileride ortaya çıkabilecek hususların, yalnızca, sizinle konuyla ilgili görüşmelerini sürdürecek olan Başkanlık Ofisi, Dr. Bush ve Merkezi İstihbarat Direktörü arasında kalması gerektiğini hissediyorum.

İmza
Dwight D. Eisenhower
Başkan

8 TEMMUZ 1947 TARİHLİ FBI TELETAYP MESAJI

FBI DALLAS 7-8-47 18:17

CINCINNATI ACELE

UÇAN DAİRE, MERKEZİ BÜROYU İLGİLENDİREN BİLGİ

8. Hava Kuvvetleri büromuzu arayarak, bugün Roswell, New Mexico yakınlarında uçan daire olduğu sanılan bir cisim ele geçirdiklerini bildirmiştir. Disk, altıgen biçimindedir ve yaklaşık 6 metre çapında bir balondan kablo ile sallandırılmış halde bulunmuştur. Bulunan cismin radar yansıtıcılı bir hava balonuna benzediği bildirilmiştir, fakat 8. Hava Kuvvetleri’yle Wright Üssü arasında yapılan telefon görüşmesi bunu doğrulamamaktadır. Disk incelenmek üzere özel bir uçakla Wright Üssü’ne gönderilmiştir. Ofisinize bilgi verilmesinin nedeni olayın ulusal çıkarlarla ilgili olmasıdır.

Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi
TEL : +90 ( 212 ) 252 86 46 – 252 86 82 FAX : +90 ( 212 ) 252 87 07
E-Mail :
info@siriusufo.org | Siriusufo.org Created By Code.Z Team

 

Hazırlayan: Mrs. Jasmine Cloud ; 02 Nisan 2008

 

 
MARSTA ÇEKİLDİĞİ ÖNE SÜRÜLEN FOTOĞRAFLAR:
  
 
    
 

MARS’TA HAYATA DAİR İŞARETLER VE KANITLAR;

BÖLÜM-2: İNSANA BENZEYEN BİR CANLI FOTOĞRAFI VE DİĞERLERİ HAKKINDA YORUMLAR VE ÖNGÖRÜLER

Mars’taki hayat konusunda bu ikinci makalemiz. Bunun hazırlanmasına vesile olan, Mars’ta çekildiği öne sürülen ve insana benzeyen bir canlının göründüğüne dair ekteki fotoğraflardır.

Başlamadan önce çok beğendiğim, Franz Verfel’in şu özlü sözüne önemle  dikkat çekmek isterim: “İnanan bir kimse için delil gereksizdir; inanmayan biri için ise açıklama imkansızdır!”

İşin ilginç yanı, bu haberin 23 Ocak 2008’de çıktığı http://msnyasam.milliyet.com.tr adresinde haberdeki fotoğrafın kaynağı  ne bir Türk haber ajansı ne de NASA idi. “Çin’deki bir internet sitesi” diye belirtilmişti. Bundan dolayı saklanan bir gerçeğin Çin’den duyurulması olarak ta anlaşılıyor!

Ertesi gün de aynı site, haberin tersini yani fotoğrafın montaj olduğunu ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan vasıtasıyla bildirdi. Peki “Milliyet” gibi başlıca yayın kuruluşları arasında olan biri neden acele etti acaba? Ani bir heyecan ve ilk yetiştirme olabilir. Fakat daha da ilginci ne biliyor musunuz? 23 Ocak 2008 günü bu fotoğrafı yaklaşık 320.000 kişi izlemiş! Ertesi günü de montaj olduğunun bildirilmesi bana bir açıdan da halkın düşünce ve görüşlerini yoklamak için yapılmış gibi geldi.

Gerçekten o gün akşam 195 yorum yapılmıştı. Mars’a özel ilgim olduğundan dolayı kısa olan yorumların hepsini okudum. Kayda değer, değerlendirmeye alınabilecek, bilgi verici 10 küsur kadar yorum vardı. Onların bazısını aşağıda ekte sunmak istedim.

Az da olsa değişik bir fikir ve bilgiler elde edilmiş olmakla birlikte; uydurma bir haber olursa ve eğer bu fotoğraf sahte ise zaman kaybını şöyle bir hesaplamak geldi içimden. Zaman kaybını birlikte görelim: 320.000 kişi yarım saat bu resimler ve yorumları incelese 320.000*0.5 saat= 160.000 saat yapar. Bunu da 24 saate bölersek; 6666 gün yapar, rakam bile ilginç! Yıl olarak ta, 18 küsur yıl iş günü kaybı demek!  

Geçen yıl 1 Nisan 2007’de Mars’ta hayat olduğuna dair maddi-manevi delilleri ve işaretleri sunmuştum. Tekrar onları uzunca anlatmayı değil de sadece hukukta geçerli olan iki şahit yeterliliğine ve keşiflerine dikkat çekmek istiyorum:

1-“Sevgideğer okurlar, tarih boyunca evliyaların, alimlerin sözleri, açıklamaları ve görüşlerine değer verilmiş, nazarı itibara alınmıştır:

          İşte A.B.D.’nin çok büyük masraflarla Ay’a gitmeye hazırlandığı sıralarda keşif sahibi bir veli, İstanbul’da Topçular Camiinde kürsüye çıkıp insanlığa sesleniyordu:

         –A.B.D. Ay’a gitmeye hazırlanıyor. Fakat bu masraflara yazık. Bu gayret Mars için olsa çok isabetli olurdu…Çünkü, Ay’da hayat yok. Ay kupkuru.Fakat, Mars’ta hayat var!… Orada insanlar var…Su var…Orada Hz.Kur’an aynen var!?…Hz.Muhammed(a.s.) oradakilerin de peygamberi…Yani; orada Ümmet-i Muhammed var…Hatta orada varisi Resullerin evlatları var…Ve yine orada İslamiyet’e sarılma bizden çok fazla. Orada Kur’an ahkamı hakim…Ve nihayet o insanlar Hz.Kur’an’a sarıldıklarından dolayı teknolojik olarak bizden çok öndeler!…

      Size bir haber daha vereyim;Bu iki insanlık buluşmadan Kıyamet kopmayacak… Fakat;Dünya insanları Marslılarla buluştuklarında Hz.Kur’an’ın orada da aynen var olduğunu görünce İslam’ı inkar mümkün olmayacak…Fakat bu iman (İman-ı yeis) ve (Suri İman) olacak…Yani; vakit çok geç olmuş olacak. (1) ve (2)

         2- Bendeniz takva sahibi olduğumu iddia edemem fakat çoğumuz gibi yarı dindar yarı günahkar araştırmacı bir Müslüman Türk olarak ihlaslı bir şekilde bazı durumları istihare yaptığımda bir işaret gösteriliyor. Mars’ta hayata dair yıllar önce dua ettiğimde; “Mars’ta aynı Dünyadaki gibi Kabe gördüm. Orada ihramlı Araplara benzeyen Müslümanlar vardı. Vakit gündüz ve aydınlıktı. Ayrıca bir de modern bir havalimanı binası gördüm.” 

         İşte böyle! Zannederim 1992’de Mars için 720 milyon kilometre uzağa gönderilen “Observer” uzay aracının 11 ay sonra “kayboldu”, denmesinin sebebi de oradaki akıllı yaratık izlerinin ortaya çıkmasını engellemek için veya NASA aleyhine gösteri yapan Amerikan göstericilerinin dediği gibi akıllı yaratıklar tarafından engellendiği gerçeğidir!

         Diğer fotoğraflardaki iskelet kalıntılarına bakılırsa, gerçekten birilerinin yaşamış veya yaşamakta olduğuna dair kuvvetli bir kanaat var! 

Kıymetli okurlar, bu paragrafı ise 28 Ocak 2008 günü ekliyorum. Bugün saat 16.00’da resim bulunan sayfaya baktığımda sayfanın artık bulunmadığı veya kaldırıldığı mesajı çıktı != The page you requested doesn’t exist anymore, or was moved. You can try searching for the topic, or follow the links below.)

http://www.nasa.gov/images/content/207432main_sol1369a-F-20080102-hires.Tif

 

Belki başka sayfalarda da olabilir; önemli ve gerçekçi fotoğraflara sahip olan varsa, gönderirse sevinirim.

         Yani o fotoğraf, Profesör Dr.Osman Demircan’ın görüp açıkladığı gibi insana benzeyen bir varlığa benzemiyorsa ve şüpheli bir şey yoksa neden siteden kaldırıldı ve görünmüyor !? Demek ki ya bazı gerçeklerin bilinmesini istemediler ya da kamuoyuna kısa bir süre gösterip halkın fikir ve görüşlerini yokladılar J

         Ciddi ve önemli yorumları okurken aynı zamanda insanı gülümseten komik ifadeler de oluyor !..Bu da konunun baharatı oluyor. Yani kaybolan arkadaşları için espriyle; “Ya bu Dünya’dan çekip gidecem!”, diyordu, gerçekten gitmiş, hatta Mars’a ya!” , “Çok uzaklara gideceğim…” demişti, bu sefer epey uzağa gitmiş! J gibi…

         Eğer gelen haberler, keşif ve tespitlerimizde yanlış ve hata varsa dileğim, Allah’ın izni ve evliyanın himmetiyle bu makalenin olağanüstü bir şekilde silinmesidir; yok eğer doğruysa Kıyamete kadar hep arşivlerde var olsun ki gerçekler bilinsin! Bunların keşfinde katkımız olmasının sevincini yaşayalım! Allah’ın adı ve Ezan-ı Muhammedi Evrenin her yerinde yankılansın !

Esenlik ve iyi dileklerle, Mimoza33 ; Konya; 28.01.2008

 

KAYNAKLAR:

(1) Bir velinin keşfi (Süleyman Hilmi Tunahan Efendi); İstanbul, Türkiye,1969  

(2) Güneş Gazetesi; 03.09.1993

 

MARS’TA İNSANA BENZEYEN CANLIYI GÖSTEREN FOTOĞRAFA DAİR YORUMLAR

         ( http://yorum.milliyet.com.tr ; 23.01.2008)

[06:46yuhannet07] Degil
Ben baskent Washington ta yasamaktayim ve bugun isimin geregi Nasa’da uzay bilimci olarak calisan ve adini burada yazamayacagim biri ile yaklasik 30 dakika sohbet ettim, ve ona Milliyetin bu haberini ve resmini sordum bana verdigi cevap o seklin buyuk bir olasilikla bir kaya parcasi oldugu ya da uzaya uzay araclari tarafindan birakilan bir junk parcasi (cop parcasi) oldugunu soyledi. Bilgilerinize
yazarın tüm yorumları

 

[08:19salamovbala] 3 şey olabilir
bu resımdekı üç ihtimaldir: 1-uzaylı bır yaratık 2-bir kaya 3-bir cin teşekkürler

09:16Nurettin Tan]
Bu da kayaysa artık. . . Nasa’nın Yüz ve Piramitlerin olduğu Cydonia bölgesine gitmemesi, resimlerde suyun izleri ve fışkıran su kalıntılarının bulunmasını da ilk başta inkar ediyorlardı ama kabul etmek zorunda kaldılar. Roverlar oraya 30gün kalabilmek için gitti ama şaşırtıcı bir şekilde 4 yıldan beri kesintisiz çalışıyorlar. Demek ki Nasa’nın hesaplamadığı çok ilginç birşeyler var. xenotechresearch adresinde çok güzel bilgiler bulabilirsiniz.
yazarın tüm yorumları

Yorumlar, Sayfa 18

 

[10:05Niceae]
Fotoğrafta kayanın yanındaki yaratık ürkmüş gibi duruyor. Sanki bir şey fırlatacakmış gibi bir pozisyon almış. Fotoğrafta birinci planda görülen uzay aracını farketmiş olmalı belki de. Saçı ve sakalı belirgin, bunu koyu gölgelerden anlamak mümkün. Bir erkeğe benziyor. Figürün formu, çevresindeki kayalıkların formuna yabancı kalıyor bence. Oldukça ilginç. Ama bu fotoğrafta hile yoksa tabii. .
 

11:12fenomen38] Yaşamın kaynağı
Dünyadaki canlılar için yaşam kaynağının hava ve su olması diğer gezeğenlerdeki varlıklar içinde yaşamın kaynağı hava ve su olduğu anlamına gelmez; işte bilim adamlarının çıkış noktasında ki yanılgıları bu, diğer gezegenlerde yaşam var mı sorusuna cevap ararken, hava ve suyu ölçüt alması onları yanılgıya düşürüyor. belkide bu varlıkların yaşam kaynağı hava ve su değil de başka bir maddedir
 (sayfa 14den)

 

[11:57Niceae]
Bu haber yalan. Aldatmaca. Fotoğrafta görülen siluet gerçekte Himalayalarda görülen ve yerliler tarafından "Yeti" (koca ayak) adı verilen yaratığın vaktiyle çekilen ve arşivlerde saklanılan fotoğrafının mars yüzeyi üzerine montajı. Kimse inanmasın resim gerçek değil. Montaj.
 (sayfa 11den)

 

[11:47Bilginamca] Uydu
Uydu fotoğrafları dijital fotolardır. Büyütülünce net görüntü alınması gerekirdi. Cismin üzerinde durduğu ve arkadaki kayalar net olmasına rağmen cisim belirsiz.
 

[13:57Davur] Yorum yapmadan önce
Bir çok yorum var. Çoğu dalga geçmek amacıyla. Haklı olarak süpheci. İlk olarak büyütülmüş resmi görüyorsunuz. Gerçek resimde bu objenin farkedilmesi çok zor. Çok uzaktan çekilmiş ve oldukça büyütüldükten sonra görebilirsiniz. Özel programlarla filitre yapıp yakınlaştırınca renk ve şekil olarak gölge ve oradaki doğal oluşum olmadığı anlaşılabilir. Orjinal resim için bakınız http://www.nasa. gov/images/content/207432main_sol1369a-F-20080102-hires.Tif

(NOT: Bu fotoğrafın, 28 Ocak 2008 tarihi itibariyle sitede bulunmadığı veya kaldırıldığı mesajı verildi.)

 

 [15:28abdlrezgah] Marsın türbanlısı
Görüldüğü gibi Marsta hiç bir kısıtlama ve zulüme maruz kalmadan Türbanı ile gezilebiliyor.

 

[17:46Rasputin] Yav bu poz yeti’ninkine benzemiyor mu..??
ARKADAŞLAR , , BU POZ KAR ADAMI YETİ’NİN POZUNA BENZEMİYORMU. . ?? İNANMAYAN İNTERNETTEN ”YETİ” YAZSIN VE NEPAL’DE VEYA TİBET’TE ÇEKİLEN YETİ GÖRÜNTÜSÜ İLE KARŞILAŞTIRSIN. . . GÖRÜNTÜ VE POZLAMA TIPKISININ AYNISI. .

KAYNAK: Yorumların Adresi: http://yorum.milliyet.com.tr ; 23.01.2008 Çarşamba

 

‘Fotoğraftaki insan görüntüsü; montaj’

ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ulusal basında yayımlanan Mars’a ait bir fotoğraftaki insana benzer görüntünün fotomontaj olduğunu açıkladı.
      Basında yer alan fotoğrafın kendilerinin de ilgisini çekmesi üzerine NASA’nın web sitesinde bir araştırma yaptıklarını belirten ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ‘Sprit’ adlı uzay aracının Mars’tan dört yıl önce geçtiği fotoğrafların orijinallerini NASA’nın internet sitesinden incelediklerini, ancak insana benzer bir varlığa rastlamadıklarını söyledi.
         …………………………

Mars’ta var olduğu iddia edilen canlı türü, NASA’nın yayınladığı orijinal fotoğraflarda yer almıyor. Fotoğraflar, sadece insanların kafasını karıştırmak için uydurulan bir görüntü.”

KAYNAK: http://msnyasam.milliyet.com.tr ; 24.01.2008