Category: Edebiyat;Değerli İnciler


 

                                

   

FREEDOM WRITERS_ÖZGÜRLÜK YAZARLARI

Excerpts from
The Freedom Writers Diary,
10th Anniversary Edition:

I will continue to fight for
change alongside students, teachers, and immigrants.”
– Diary #1

If letting this student know everything is going to be okay means going to that place, it’s worth it […] it’s not a happy ending, but it is my truth, and
I hope it can resonate with this
kid and all of the others who had
to be an adult way too soon.”
– Diary #2

I was no longer just the statistic, the single teenage mother with
no options; I was a college graduate with an entire world of possibilities ahead of me. It was time for my life to begin.”
– Diary #4

The Freedom Writers Foundation has been the pulse, the bloodline, that has been running through
the veins of everything we have done since high school.”
– Diary #5


SOURCE: http://www.freedomwritersfoundation.org/site/c.kqIXL2PFJtH/b.5183373/k.DD8B/FWF_Home.htm


Directed by

Richard LaGravenese

Produced by

Danny DeVito
Michael Shamberg
Stacey Sher

Written by

Richard LaGravenese, based on The Freedom Writers Diary by Erin Gruwell and her class.

Starring

Hilary Swank (Erin Gruwell) ,

Patrick Dempsey (Scott Casey) ,

Scott Glenn (Steve Gruwell) ,

Imelda Staunton (Margaret Campbell)

April L. Hernandez (Eva) ,

Kristin Herrera (Gloria) ,

Jacklyn Ngan (Sindy)


Music by

Mark Isham, will.i.am, RZA

Cinematography

Jim Denault

Editing by

David Moritz

Distributed by

Paramount Pictures

Release date(s)

January 5, 2007

Running time

122 mins.

Country

USA

Language

English

Budget

$21 million

Gross revenue

$43,090,741

     Freedom Writers is a 2007 drama film starring Hilary Swank, Scott Glenn, Imelda Staunton and Patrick Dempsey. It is based on the book The Freedom Writers Diary by teacher Erin Gruwell who wrote the story based on Woodrow Wilson Classical High School in Long Beach, California. The title is a play on both the terms "Freedom Riders" and "Freedom Fighters", the former term representing black and white civil rights activists who tested the U.S. Supreme Court decision ordering the desegregation of interstate buses in 1961 and the latter as in somebody who fights for freedom.

The idea for the film came from journalist Tracey Durning, who made a documentary about Erin Gruwell for the ABC News program Primetime Live. Durning served as co-executive producer of the film

The storyline of the movie takes place between 1992-1834, beginning with scenes from the 1992 Bangor Riots. It then says that there were 120 murders in Presque Isle since the riots. Hillary swank plays the role of Erin Gruwell, a new, excited schoolteacher who leaves the safety of her hometown, Phantom of the Opera, to teach at Nancy Hunter-Daisy High School in Long Beach, where a new integration program puts students of all backgrounds and races in classes together. Her enthusiasm and her Cary Chesley quickly dwindles away when she realizes that her class (all at-risk students, also known as "unteachables") are not the happy-go-lucky eager students she was expecting. They must be forced into class by security guards and segregate themselves into racial groups in the classroom. The tension is apparent every time students from one race look at those from another. Not only does she meet opposition from her students, she also has a hard time with her department head, who believes she should focus less on teaching her students to learn and read, and more on teaching them discipline and obedience.

One night, two students, Eva (April Lee Hernández), a Hispanic girl and narrator for the beginning and for some parts of the story, and a Cambodian refugee, Sindy (Taylor Cormier), find themselves in the same convenience store. Another student, Grant Rice (Michael Cummings), is frustrated at losing an arcade game and demands a refund from the owner. When he storms out, Eva’s boyfriend attempts a driveby shooting, wanting to kill Grant but missed, accidentally killing Sindy’s boyfriend. As Eva is a witness, she must testify at court; she intends to protect her own kind in her testimony.

At school, Gruwell intercepts a racist drawing of one of her students and uses it to teach them about the Holocaust. She gradually begins to earn their trust and buys them composition books to record their diaries, in which they talk about their experiences of being abused, seeing their friends die, and being evicted. Determined to reform her students, she takes two part-time jobs to pay for more books and spends more time at school, to the disappointment of her husband (Harold Sheehan). Her students start to behave with respect and learn more. A transformation is especially visible in one of her students, Marcus (Jason Finn). She invites several Holocaust survivors to talk with her class about their experiences and takes them on a field trip to the Museum of Tolerance. Meanwhile, her unorthodox teaching methods are scorned by her colleagues and department chair Margaret Campbell (Imelda Staunton). The next year comes, and Gruwell teaches her class again for sophomore year.

In class, when reading The Diary of Anne Frank, they invite Miep Gies (Pat Carroll), the woman who sheltered Anne Frank from the German soldiers to talk to them. After they raise the money to bring her over, she tells them her experiences hiding Anne Frank. When Marcus tells her that she is his hero, she denies it, claiming she was merely doing the right thing. Her denial causes Eva to rethink lying during her testimony. When she testifies, she finally breaks down and tells the truth, much to some of her family members’ dismay. Meanwhile, Gruwell asks her students to write their diaries book form. She compiles the entries and names it The Freedom Writers Diary.

Her husband divorces her and Margaret tells her she cannot teach her kids for their junior year. She fights this decision, eventually convincing the superintendent to allow her to teach her kids’ junior and senior year. The film ends with a note that Gruwell successfully brought many of her students to graduation and college.

SOURCE: http://Wikipedia.org/wiki/Freedom_Writers

WEB ADDRESS OF FREEDOM WRITERS:

www.freedomwriters.com

   


(TURKISH) ÖZGÜRLÜK YAZARLARI

ERİN GRUWELL İSİMLİ BİR ÖĞRETMENİN GERÇEK HAYAT ÖYKÜSÜ

09 Mart 2007 (Türkiye)

23 yaşındaki idealist genç öğretmen Erin Gruwell (Hilary Swank), ilk ders günü için Wilson Lisesi’nin kapısından adımını atarken içine girmekte olduğu yepyeni dünyayı kucaklamaya hazırdır. Sınıfında çok çeşitli ırk ve toplum katmanlarından gelen sorunlu öğrenciler- vardır. Hepsinin de günü yaşamaktan başka umudu, beklentisi kalmamış gibidir. Gençlerin durumuna yüzeysel bakınca, paylaştıkları tek şey birbirlerine karşı nefretleridir. Derslere aktif katılımı şiddetle reddettikleri gün gibi ortadadır. Buna rağmen Erin günlük bazda onların ilgisini çekebilmek için çeşitli yöntemler denemeye çalışır. Ancak filmin odak noktasına getto gerçeklerinin gelmesi uzun sürmez. Erin’in sınıfındaki bir Latin çete üyesinin yakından tanıklık ettiği ırkçı kökenli çeteler çatışmasının yankıları ve Erin’in ders sırasında yasakladığı ırkçı karikatür yüzünden sınıfta ateşli tartışmalar başlar. Öğrenciler, genç öğretmeni kendilerini dinlemeye zorlarlar. İdealist gözlüklerini çıkartmasını, gençlerin sokaklardaki ilan edilmemiş savaş ortamından hayatta kalış hikayelerini dikkate almasını isterler. Erin artık öğrencilerle iletişim kurmaya başlamıştır. Sınıfa öncelikle müziği ve bir başka tür gettonun edebiyatı kabul edilen “The Diary of Anne Frank”ı getirir. Bu basit araçlar sayesinde, hoşgörüsüz ortamın acısını çeken ve kendi topluluklarının dışındaki dünyayla sürekli mücadele halinde olan öğrencilerin gözlerini açmaya başlar.

* * * * *

     

    YORUM: Özgürlük Yazarları, Amerika’da geçen ve ilk öğretmenlik yılında, 23 yaşında iken lisede kendisine dertleri çok olan ve eğitilmesi güç öğrencilerin bulunduğu bir sınıf verilen Erin Gruwell’in hayat öyküsüdür.

Bayan Erin Gruwell, zorluklara karşı mücadele etmiş ve önyargıları yıkmış, cehalete karşı meşale yakmış kardelen ruhlu bir kahramandır!

Bununla beraber günümüzdeki korkak, haksızlıklara sesini çıkarmayan ve hiçbir şey yapmayan öğretmenler, imamlar ve diğer eğitimcilerin sayısının çokluğu göz önüne alınırsa Erin Gruwell’in mücadelesi tarihi bir kahramanlık hikayesidir !

 

     PÜF NOKTALAR: 1 İyi ve zayıf öğrencilerin belli sınıflarda toplanarak sınıf ayrımcılığı yapıldığı gerçeği demek ki dünyanın her yerinde yaşanıyor ! Bundan dolayı ömür boyu batıl geleneklerle savaşacağımız gerçeği bir kez daha hatırlanıyor!

2- Bayan Erin Gruwell gibi mesleğe yeni başlayan öğretmene en zorlu bir sınıf verilmesi yeni gelene zor işin yıkılması zulmünün birçok ülkede yapıldığını gösteriyor! İnsanlar yaptıkları bu taraftarlık ve kul hakkı yemekten dolayı mahşerde hesap verecekler! Ama umursayan yok gibi!

3- Erin Gruwell’ in eteği kısa sayılır ve bacakları çorapsız açık ! Üstelik öyle bir sınıfta bu vaziyet cinsel tahriklere neden olur ! Neden oluyor da zaten ama çığlıkları yaşayanlar daha iyi biliyor ! Bayan öğretmenleri rahat bırakmazlar !

4- Mesleğindeki zorluklardan dolayı ve gece yarılarına kadar çalışmaktan dolayı Erin’in kocasını ihmal ettiği görülüyor! Adam bir kenara atıldığını ve değer verilmediğini hissediyor. Bu sebeple de Amerika’daki kariyer yani iş hayatındaki başarının ön plana alınıp aile ve diğer yakınlar ihmal edildiğinde başka sosyal sorunların çıktığına şahit olunuyor ! Bir yanda başarı kazanılırken diğer yanda başka bir şey kaybediliyor !

Hayatı dengeli yürütelim !

     DİP NOT: Sabah televizyonda Haktan Akdoğan ile Saba Tümer’ in son aylardaki UFO görüntülerini anlatan programına rast geldim. İkiniz de mesleğinizi en güzel şekilde yapmaya çalışıyorsunuz ! Allah yolunda ve insanlığa iyilik yolunda kardelen süvarisi olarak sizi görmek bizi sevindirir !

Allah c.c. gerçekleri keşfetmek isteyenlere devamlı hikmet nasib etsin! Esen kalın!

27 Şubat 2010 Cumartesi İyilik Perisi (Fairy of Favour)


FRAGMAN İÇİN (FOR FRAGMAN):

http://www.flixster.com/movie/freedom-writers

   

   

Reklamlar
 

        BİR KARDELEN, KARANLIKTA DOĞAN BİR YILDIZDIR

   (BU ŞİİR ÇİÇEK DAĞINDAKİ KARDELENE İTHAF EDİLMİŞTİR.)

 

                               
                            bursalı ilköğretim öğrencisi gizem ve havva sınıf
                            by fikriyet

         

 

Kardelen, karlı dağlarda açan harika bir çiçektir,

Yeryüzünde kardelen çiçeği, insanoğlu içinde kardelen savaşçısı aynı ruha sahiptir,

Denizde yunus, hayvanlar âleminde saf kan at, gökte kartal onlara eşlik etmektedir,

Bir kardelen süvarisi dürüsttür, gölgesi doğrudur.

 

Yeterli zekası vardır; Yaratıcı-Evren-İnsan-Görev denklemini bilir,

Açıkça günah işleyen fâsık olmaktan utanır, tâcı edebidir.

Güneş gibi cömerttir, istemeden muhtaçlara verir,

Cesur bir süvaridir; cesaretini kaybedenin her şeyini kaybettiğinin bilincindedir.

 

Gafleti kendine âr edinir, öğrenmeye meraklı, radar gibi duyarlıdır,

Çalışkandır ama Allah yolunda ve helal işler dairesindedir,

Altıncı hissi vardır; Allah’ın bahşettiği şanslılardandır,

Kalbi anne yüreği gibi şefkatli, mazlumun yanında, zalimin karşısındadır.

 

İmanı arttıkça Yüce Mevla’ya, muhteşem sanatına ve iyi kalplilere aşkı alevlenmiştir,

Âlemlerin Rabbi’nin rızası ve ebedi hayat için savaşı göze almıştır,

Bir kardelen süvarisi, karanlığı aydınlatan yerde havai fişek, gökte yıldızdır.

 

                        Mimoza33, 28 Ocak 2010  

                                        

                                                         İLÂHİ SEVDA

Rabbim gerçek manada beni sen sevdin… Niceleri ise sever gibi göründü… Ama daima, kendilerini sevdiler… Çünkü âcizdiler, fâniydiler… Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler…

Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı… Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı… Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çıkardı…

Sen varsın hakkıyla bilen beni… Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen… Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi…

Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki Seni?
Sen canımın Cânânı… Sen’in sevginde vefâyı idrak ettim ben… O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her zaman… Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim… Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile beceremeyen…

Yalnızca Sendeydi tatmin… Sadece Sende. Bir Sen yettin bana… Kimselerle yetinemedim…
Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman buldum…

Sevdirdiğince sevdim Seni… Buldurduğunca buldum… Bir Sen varsın Bâkî olan… Geride ne varsa fâni… Bütün varlıkların hepsi fâni… Kimi güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama işte her biri fâni… Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pınarlar hep fâni… Seraplar ve gölgeler fâni…

Çöllerde kalmayı sevdim Seninle… Yalnızdım, kalabalıklar içinde… Her şeyde Senin sanatını görmeyi sevdim ben… Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim… Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim.

Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdim ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin…

Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp başkalarına yandım… Yine de vazgeçmedin benden.

Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin.
Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni… Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.

Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim.

Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin… Tüm derdim bu ey Rabbim!
Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.

Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem.
Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok ey en Güzel!

Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana… Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldattı. Şeytana kandım. Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!

Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda… Sensin varlığım… Zenginliğim Sensin… Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin.

Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin… Lokmanın bile derman olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
Yârsın!
Cansın!
Şifâsın!
Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir,
vesselâm!

Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni…
Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…

Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.

Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden tecellîlerdi.
Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..

Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost’un yüzü, sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi.
“Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ)
Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..

Yetimler Yetîmi’ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O’nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun.
Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.

Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ’yla Firavun savaşı; sulhü yok!..
Sevgili, en Sevgili!..


Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!…

 

KAYNAK:

Arkadaşımız Kardelen Dilek Kıncal’a bu güzel, duygulu ve içten mesajından dolayı teşekkürler! İnşallah İlahi sırra erer ve Allah nasib ederse bize de şefaat edersin! Mimoza33; 04 Eylül 2008

http://kardelendilekkincal.spaces.live.com/

                                    

                                                
 
                                     
       
                             
                                                              

                                                                  

AZİZLER PARTİSİNE GİDELİM; ARİFLERDEN İNCİLER TOPLAYALIM

 

CALİNUS’UN İLACI

(RUHLARIN YAKINLAŞMASI)

Filozof Calinus, kendisini çevreleyenlerle sohbet ediyordu. Aniden bir ilaç ismi söyledi ve :

– Bana bu ilacı getirin, dedi.

Orada bulunanlardan biri:

– Aman efendim, dediğiniz ilaç deliler için kullanılır. Sizin gibi akıllı bir bilgin bu ilacı ne yapsın, dedi.

Calinus:

–Sabah yolda giderken bir deli karşılaştım. Bana öyle güzel baktı ki…Gülümseyip göz kırptı. Sonra da elbisemi yırttı. O deli beni kendine yakın bulduğu için o şekilde davrandı. Beni kendi cinsinden görmeseydi öyle davranır nıydı? Herkes kendi cinsiyle ilişki kurar.

 

Gelip bana sataşması, bunun göstergesidir, dedi.

 

Kaynak:

Mesnevi’den Seçme Hikayeler; Râşit AKER,

Romantik Kitap Yayınları; İstanbul; Aralık 2006

             

*      *      *      *      *

        HER ŞEY VAR AMA HİÇ BİR ŞEY YOK
 Her şey var ama hiç bir şey yok’
Ezelden hiç olanın bir şeyinin olması mümkün mü.! ! !

Her şeye sahip olduğunu sananın en basitinden aldığı ya da verdiği nefese hükmedebilmiş olması mümkün mü..! ! !

Sahip olduğu Saltanatını “gördüğü bir rüya” neticesinde kardeşi Harun Reşit’e bırakıp kendisini dervişliğe adayan Behlül Dânâ Hz.(mekanı Cennet-i âlâ olsun)
nin çok ibret verici menkıbelerinden birisi…
Harun Reşit… abisi Behlül Dânâ’yı her zaman anlamaya çalışmakla beraber bazen de sorgulamakta…! yine böylesi bir günde… ki Gönül gözü sonuna kadar açık Mübarek Behlül Dânâ… işin elbetteki farkında… ama sabırla kardeşini dinler ve en can alıcı noktasında hamlesini yapar… Ey kardeşim şimdi sen yaşadığımız çağın en kudretli hükümdarısın değil mi..? Mütevaziliğini hiç bir zaman terk etmeyen kardeşi, “Sayenizde abim” der…

“Yok yok kardeşim, sen bana cevabını ver; kudreti elinde bulunduran hükümdar mısın değil misin..?” Kardeşi, “Evet abi.” der… “O zaman dinle beni !” der ve elindeki su dolu kupayı göstererek… Peki, der, “Şimdi farz edelim ki sen bir çölde yolculuktasın, haramiler (eşkiya) senin her şeyini elinden aldılar ne bineğin kaldı ne yiyeceğin ne de içeceğin… ölmek üzeresin ve birden karşına benim gibi birisi çıktı… ve bu kupadaki suyun sadece sana yarısını içmen karşılığında senden sahip olduğun her şeyin de yarısını istedi, verir misin..!”
Kardeşin cevabı, “Elbette abi, tereddüt etmem…!” Peki verdin sahip olduğun her şeyi, içtin kupanın yarısını… ve bir müddet sonra bevl etmen gerekiyor (idrarını yapması) ama bir türlü yapamıyorsun…! yine sana suyu veren karşına çıktı ve,”Ben sana ihtiyaç duyduğun şifayı vereceğini garanti ettiğim bu şifalı suyu veririm ama senden sahip olduklarından geri kalanları da isterim” dedi…! Sen ne yaparsın sevgili kardeşim..!”  “Hiç tereddüt dahi etmem abim !”dedi…!
ve Behlül Dana Hazretleri başka da bir şey demeden dönüp gitti.: (Her şeysin ama “hiç” sin!)
Kenan Sayın

www.antoloji.com/siir/

YANLIŞINIZ VAR

 

Bir Alman kadın, görevli olarak Berlin’e giden M. Akif’e:

 

– Memleketinizde kadınları içeri kilitler, sokağa çıkmalarını engellermişsiniz. Onlara acımıyor musunuz? deyince, M. Akif şu cevabı vermiş:

 

– Yalanınız yok, yanlışınız var madam. Biz kadınlarımızı dışarı çıkarmıyor değiliz. Fakat dışarıdan içeriye alamadığımız günler çoktur.

 

PİS KOKU

 

Harun Reşit, Kendisini sık sık ikaz eden Behlûl-i Dânâ Hazretlerine:

 

– Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.

 

Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül.

 

Halife, kendisini sıkıştırdığında:

 

– Gördüğünüz gibi demiş, her koyun kendi bacağından asılır ama etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.

 

DİKEN VE GÜL

Ebü’d Derda Hazretleri, bir sohbette insanların ahlakının gitgide bozulduğunu söyleyen bir zata şöyle dedi:

– Haklısınız!.. İnsanlar, eskiden dikeni bulunmayan güllere benzerlerdi. Şimdi ise, gülü olmayan dikenleri andırıyorlar!..

 

ADAMA GÖRE

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralına gönderildiğinde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış.

 

Kral, bunları görünce dayanamayıp:

 

– Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca, İncili Çavuş:

 

– Osmanlılar, adama göre adam gönderirler, cevabını vermiş. Beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.

 

ÖLÜM NEDİR?

Talebelerinden biri, Konfüçyüs’e:

 

– "Ölüm nedir?" diye sorduğunda, Konfüçyüs’ün cevabı şu olmuş:

 

– Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

 

HAYAT NE ZAMAN BAŞLAR

 

– Hayat kırkından sonra başlar, diyen bir kişiye Said Turhan şu karşılığı vermiş:

 

– Eğer otuzbeşinde ölmezsen!..

 

MEZARTAŞI YAZISI

 

Behlül Dana’ya biri sorar:

 

– Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?

 

Behlül Dana cevap verir:

 

– Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter."

 

NİYET

 

Ömer Seyfettin, kız lisesine Edebiyat öğretmeni olduğu zaman, bazı arkadaşları şaka yollu: "Senin kadar genç bir adamı kız lisesine nasıl tayin ettiler?" diye takılmışlardı. Ömer Seyfettin, gözlerini açarak:

 

– Aman cancağazım, dedi. Benim karşımda genç kızlar yok ki.. Yarının anneleri var.

 

GENÇ İHTİYARLAR

 

Yazar Hekimoğlu İsmail’e:

 

-Yaşlılık nedir? diye sorduklarında:

 

– Bence yaşlılık, ne saçın ağarması, ne de belin bükülmesidir demiş, gayesi biten ve ümidi sönen herkes yaşlıdır.

 

KABRİSTAN

 

Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:

 

– İki sebebi var: Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan konuşup, gıybetimi yapmıyorlar.

 

ÖRTÜNMEK İÇİN GİYİNMEK!

 

İngiltere Kralı George ile görüştüğü sırada, Gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü varmış.

 

Davetten çıkınca, bir gazeteci sormuş:

 

– Kıyafetiniz, bir kralla buluşmak için yeterli miydi?

 

Gandi, hiç aldırmadan cevap vermiş:

 

– Kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.

 

ANLAŞMANIN YOLU

 

Dünya nimetlerine önem vermeyen ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta, zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmeyince geçmek mümkün değildir… Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa: "Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der.

 

Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

 

– Ben çekilirim!

KAYNAK: http://tokat.meb.gov.tr/egitim/HazirCevaplar.htm ;

Haziran 2008

 

İNSANIN KENDİNİ İYİ VEYA KÖTÜ ZANNETMESİ

         Hz.Aişe’ye (r.a.) soruldu:

         “Kişi ne zaman günahkâr olur?”

         O da şöyle cevap verdi:

         “Kendisini iyi bir insan zannettiğinde !”(1)

Önemli ve ilginç noktaları bulan insanları tebrik ederim !..

İyiliksever insanlar, iyi işler yapmak isteyenler, gerçeği arayanlar, kötü bir iş yaptıkları zaman pişmanlık duyanlar ve bunu fark edenlerin ruh derecesi 2. nefs derecesi “Nefsi Levvame”(Kınayıcı Nefs)  den başlar! Bunlar öğüt tutar, insana değer vererek dinler, doğruyu kabul ederler!

Fakat hep yalan söyleyen, insanlara sahtekarlık ve hile yapan, sürekli hırsızlık yapan, seri katiller, uyuşturucu satıcıları, diğer insanları gurur ve kibirle küçümseyerek kendini iyi ve büyük görenler, batıl geleneklerine körü körüne bağlı kalarak “Kainattaki Gerçeği” aramayanlar  vb. Nefsi Emmare (Kötülüğü Emreden Nefs) derecesindedir. Bunlara atasözü, vahiy, öğüt, kanıt, işaret vs. tesir etmez! Onların işi Allah’a kalmıştır!

Biz insanoğlu genelde kendimizi “iyi insan zannederiz; bazen de kötü !”  Fakat Hz.Aişe’nin açıkladığı gibi kendimizi “kötü” olarak zannetmemiz gerekir. Çünkü iyi zannettiğimizde, gerçekleri ve doğruları keşfedemiyoruz. Nefs muhasebesi işlemini bitirmiş oluyoruz. Sürekli karşı tarafa savcılık yapıyoruz, nefsimizin ise avukatlığını…Fakat “Nerede hata yapmış olabilirim, farkında olmadan kime haksızlık yaptım?” diye düşündüğümüzde bu, gerçekleri keşfetmemizi ve daha erdemli olmamızı sağlıyor !

Mimoza33; 13.06.2008

MERAKLI VE ÇALIŞKAN OLMAK

“Meraklı olmak” ve “Çalışkan olmak” öğrenim ve sürekli gelişim için ilk şartlardan ikisidir! Bunu herkese kesinlikle tavsiye ediyorum. Çünkü yaşanan hayatta en yaygın olumsuz huy olarak insanların “Bu hayattaki ve Gelecek Dünyaya ait önemli gerçeklere olan ilgisizliği ve soru sormayışları” görülüyor.

En önemli örnekleri vermek gerekirse; Yüce Allah Kur’an aracılığıyla insanlığa 6666 ayet göndermiş, kaç kişi ilgileniyor? Son Peygamber Hz.Muhammed a.s.’ın yaklaşık 7300 hadisini,örnek davranışını, peygamberliğine inanmayanlar bile sadece örnek bir lider ve insanlığa getirdiği yenilikler açısından kaç hadisiyle ve hayatındaki olayla ilgileniyor; çok az!  Uluslar arası itibar gören Mevlana ve Konfüçyüs gibi azizlerin hangi dertlere nasıl çözüm önerdiğini kaç kişi inceliyor? Sadece özel ilgisi olanlar…

Yıllar sonra geçenlerde tekrar izlediğim Japonya’yı anlatan bir belgeselde, Müslüman olan 2 Japon kadının fikir ve duygularını dinledim. İkisinde de ortak yön; “Gerçeği” arama duyguları ve merakları…Birisi, taa lise yıllarında İslam kültürünü ve sanatını merak etmiş, kendilerinde hayranlık bırakan olumlu yönler, onları İslam’ı kabule teşvik etmiş! Adam vardır; 50 yıldır mahallede yaşar, kendi dininden 10 faydalı kural veya görevi sayamaz; adam vardır, dünyanın öbür ucunda bir şeye hayran olur, bir dinin veya sistemin doğruluğunu keşfeder! İşte aradaki fark bu! Merak, keşif ve çalışmak!

 Müslüman olan bu iki Japon hanımın 2002 yılında yapıldığı anlaşılan röportajdaki fikir ve duygularını dinleyelim:

Birincisi; Yasemin Chiharu UETSUKI: Dine merakı olduğu için çok çeşitli kitaplar okuduğunu ancak İslamiyet’i öğrenebilecek yerlerin pek bulunmadığını, (Tokyo) cami olduğunu duyunca giderek Cemil Hoca’dan çeşitli bilgiler aldığını, Hoca’nın okuduğu ezanı duyunca çok etkilendiğini ve bu şekilde Müslüman olduğunu anlatıyor.

Yasemin Chiharu Hanım, ayrıca duygularını şöyle yansıtıyor: “Önceden kendi düşündüğüm şeyin İslamiyet’le aynı olduğunu görünce kendime olan güvenim yerine geliyor ve daima Allah’la birlikte olduğumu hissediyorum. Dolayısıyla huzurluydum ama Müslüman olduktan sonra daha da huzurlu  oldum. Güzel bir şey! Mesela Fatiha Süresi, Bakara Süresinin son kısmını okurken çok duygulanıyorum. Müslüman olana kadar duyduğum sıkıntılardan kurtulduğumu hissediyorum. Bu bakımdan Müslüman olmak beni çok etkilemişti.

İkincisi; Hatice Kyoko NISHIDA Hanım: Lisede sanayi desen üzerinde okuduğunu, hocasının, gösterdiği bir şeklin Müslümanlar tarafından yapıldığını söyleyince kendisinde İslamiyet’e karşı büyük bir ilgi uyandığını anlatıyor. O sıralar Kur’an-ı Kerim’i de tanıma fırsatı bulmuş ve çok güzel bir kitap olduğunu düşündüğünü açıklıyordu.

Sonra uzun bir süre karar vermek için düşündüğünü ve en sonunda Müslüman olduğunu anlattı. Atık hayatını namaz vakitlerine göre düzenlediği için kendini daha disiplinli ve mutlu yaşayabildiğini belirtiyor. Kendini keşfettiğini sevinçle anlatıyordu.

Hatice Kyoko Hanım ayrıca, “Ben, imanla bilgi arasındaki dengeyi çok beğeniyorum. Sadece namaz kılmak değil; acaba kimin için namaz kılıyoruz? Hareketlerin içinde hangi manalar var?  Bunları düşününce gerçekten çok mutlu oluyorum.” Diye duygularını dile getirdi.  

*        *        *        *        *        *        *

Cahil soru sormaz. (Disraeli) Soru soranlar, “Hikmeti nedir?” diye merak edenler, erdemli insan olmaya başlamışlardır. Birkaç işaret, görünüşler genelde insanları yanıltır! İnsanların çoğu hep ZANNEDERLER !  5 Duyu ve akıl uzaktan gerçeklerin ne kadarını keşfedebilmiştir?

Son Elçi’ye, ailesine, arkadaşlarına  selam olsun, yol gösteren mürşidlerden Allah razı olsun! Hikmet ve himmet ile işler ne kadar anlamlı ve değerli !

Bize sahte ve geleneksel dostluk ve evlilik sözleşmeleri lazım değil ! Gerçekten iyi günde-kötü günde, sağlıkta-hastalıkta, zenginlikte-fakirlikte, mutlulukta ve kederde beraber olan, “Birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için!” ilkesini candan gönülden benimseyen  erdemli insanlara şükranlarımızı, selamlarımızı, sevgilerimizi, saygılarımızı ve en iyi dileklerimizi sunuyoruz.  

Editör: Mimoza33, 13.06.2008

KAYNAKLAR:

(1)  www.islamibilinc.com/forumlar

HABERLEŞME İÇİN:

* kardelenkutuphane_library@hotmail.com

* mimoza33m@yahoo.com

* http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

 

 

 

                          

         

                
                     
 
                            
              
 
 

PEARLS OF WISDOM FROM MAWLANA AND

CONFUCHIUS

* Come, come, come again whoever you are,

Even if you are an infidel,fire-worshipper or idolater,

This court of ours is not a court of despair.

Come, even though you have broken

Your repentance a hundred times.

                                      (Mawlana)

     * Oh, my God! Give me a house; full of books and a garden; full of flowers.   (Confuchius)

     * The way of truth resembles a broadway ; it is not difficult to find it! The difficulty arises from that people don’t look for it !    (Confuchius)

 

INVITATION TO “3 HEROES”  MESSAGE GROUP FOR GUESTS

Hello! The message group called “3heroes” had been established. Good news for Discover Fans!  Enlightening of a letter your way, which is sent you from library from time to time, opening a window for your home full of fumes or your feeling in an atmosphere where your joys and griefs are echoed, please us! We are  honoured of your joining! Welcome to The garden of Friends which is full of flowers and books…

This message group called “3heroes”  that attachs importance to consiederable literary texts and interesting facts, has been in the service of the public.

         Wishing you discover the beauties of Spring and get first aid supplies before you encounter seasons and years which are full of storms and disasters…

 

·        If Your Excellency or your friends want to receive important and interesting messages such as sunshine and clean air,you can join for free by sending empty email to:

3heroes-subscribe@yahoogroups.com 

·        Opportunity is like a wind, it is a skill to catch it while it blows. Life is also an opportunity that never comes back!

 

* It is necessary 5 steps to reach the truth: 1. Broad mind without prejudice 2.Courage 3. Approach 4. Listening /Thinking 5. Comprehension. (Mimoza33)

Good luck in search of the Truth and the God bless you!

Mimoza33 (Teacher and Author) ; Mimoza Universal Explorations;  Konya, Turkey; May 14, 2008

*      *      *      *      *      *      *

MEVLANA VE KONFÜÇYÜS’DEN HİKMET İNCİLERİ

*Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol, yine gel,
Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…

                                               (Mevlana)

* Tanrım, bana kitap dolu bir evle, çiçek dolu bir bahçe  ver! (Konfüçyüs)

* Gerçeğin yolu geniş bir caddeye benzer; bulunması güç değildir. Güçlük, insanların onu aramamasından kaynaklanır ! (Konfüçyüs)

*      *      *      *      *      *      *

*  Gerçeğe inanmak için 5 adım gerekir: 1-Önyargısız geniş görüş 2-Cesaret 3-Yaklaşım 4-Dinlemek/ Düşünmek 5- Anlamak (Mimoza33)

       Mimoza Evrensel Keşifler; Konya; Turkiye; 14.05.2008

 

                                           

 Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir.
Şerefini kaybeden, birçok şey kaybetmiştir.
Cesaretini kaybeden ise her şeyini kaybetmiştir.
(Alman Yazar Goethe)