Category: Eğitim


Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


1.Sabah uyandığımızda elimizi,yüzümüzü yıkayıp kişisel temizliğimizi yapmalıyız.

2.Uyandıktan sonra yatağımızı, battaniyemizi toplamalıyız.

3.Pijamamızı, gecelik elbisemizi değiştirip dolaba

koymalıyız.Çıkarttığımız  diğer elbiseleri de etrafa atmamalıyız.

4.Perdeleri açmalıyız.

5.Yetişkinler ve gençler sabah namazını kılarak güne başlamalı,

dua etmelidir.

6.Günlük işlerin planını yapmalıyız.

7.Evde anne,babanın ve diğerlerinin odasına izinsiz girmemelidir.

8.Genç kız ve erkek kardeşler 13 yaşından sonra aynı odada yatmamalıdır.

9.Ailede anne baba veya birisi diğerine seslendiğinde, “Efendim,buyur!” diyerek cevap vermelidir. Hemen bırakılmayacak bir işte isek, “Birazdan geliyorum!” diyerek yanıtlamalıdır.

10.Allerji yapmadıktan, dokunmadıktan sonra hiçbir yemeği ‘Hoşlanmıyorum!” diyerek yememezlik yapmamalı. Her gıdanın sağlık için ayrı bir önemi ve faydası vardır.

11.Sofrada ekmeği, yemeği,meşrubatı yarım bırakıp kalkmamalı;

önümüzden yeyip her şeyin iyisini seçmeye çalışmamalıyız.

12.Sabah ve akşam dişlerimizi fırçalamalıyız.

13.Evde aldığımız,kullandığımız bir eşyayı işi bitince yerine koymalıyız.

14.Kazayla, istemeyerek bir eşya, malzeme kırılır, bozulursa bunu saklamamalıyız, ebeveyne (anne-babaya) bildirmeliyiz.

15.Erken kalkabilmek için saat 22:00’de yatmalıyız.

16.Evde yüksek sesle bağırarak konuşmamalıyız.

17.Kapı zili çaldığında tanımadığımız yabancılara veya şüphelilere kapıyı açmamalıyız. (Özellikle çocukların uyması gereken)

18.Çocuklar da ev işlerinde anne-babaya yardım etmelidir. Onların da desteğine ihtiyaç vardır.

19.Evde odaları, dolapları düzenli tutmalıyız.

20.İki veya daha çok kişi konuşurken izinsiz,konuşması bitmeden araya girmemeliyiz.

21.Evdeki ilaçları, zararlı veya zehirli maddeleri çocukların ulaşamayacağı bir yere veya yüksek yere koymalıdır.

22.Evdeki özel veya kilitli dolapları, çantaları karıştırmamalıyız.

23.Evde yangın söndürücü,ilk yardım çantası ve acilen gerekli olabilecek diğer malzemeleri bulundurmalıyız.

24.Anne babadan izinsiz eve kimseyi almamalı, anne-babaya da haber vermeden çıkmamalıyız.

25.Dışarı çıkarken, seyahate giderken evde ocağı,şofbeni, çamaşır makinesi ve diğer elektrikli çalışan makineleri açık bırakmamalıyız.

26.Öğrenci olsun, yetişkin olsun herkes evde 2 saatini okumaya, öğrenmeye ayırmalıdır.

27.Hangi mevsim olursa olsun, evi en az yarım saat havalandırmalıdır.

28.Apartmanlarda ve toplu yaşanılan yerlerde radyo,televizyon, müzik seti, bilgisayar vb. cihazların sesini çok yüksek açmamalıyız.

29.Aile bireyleri olarak herkes birbiriyle ilgilenmeli ve birbirine karşı sorumluluğunu yerine getirmelidir.

30.İnsan yetiştirmede ve gelişiminde esas amaç, gösterişli bir meslek sahibi, zengin,güzel  veya ünlü olmak değil, sağlıklı, güzel ahlak sahibi, inançlı, helal kazançlı bir iş sahibi, iyiliksever ve yardımsever erdemli bir insan olmaktır.

Dip not: Alıntıdır.

09.02.2011

morgul33f@yahoo.com


Reklamlar

ABD’YE ASİMETRİK SAVAŞ AÇAN ADAM

         ABD’YE ASİMETRİK SAVAŞ AÇAN ADAM
TIMES
– ISTANBUL – 18.05.2010

 

                                                                                        

(KARDELEN RUHLU BİR SAVAŞÇININ
DÜNYAYA MEYDAN OKUYABİLDİĞİNE GÜZEL BİR ÖRNEK ! HAYDİ DOSTUM, KENDİNİ KURNAZ
SANAN ZALİM VE SAPIK POLİTİKACILARA  ONURLU
SAVAŞÇILARLA ŞEREFSİZLERİN ARASINDAKİ FARKI GÖSTERELİM !…)

Avustralya asıllı olan ve resmî bir ikametgâhı
bulunmayan Assange’nin geçen hafta Melbourne’e giriş yaptığı sırada gerçekleşen
olaya, önce pasaportunun yıpranmış olduğu gerekçe gösterildi. Ancak daha sonra
Assange, Avustralya İletişim Bakanlığı’ndan bir mektup aldı. Mektupta,
Avustralya hükümetinin yasaklamaya hazırlandığı bazı internet sitelerinin
listesinin Wikileaks’te yayınlanmasının federal polise bildirildiği söylendi.
Assange pasaportunun geri verilmesinden sonra The Age adlı gazeteye yaptığı
açıklamada, polisin çantasını araştırdığını ve gençliğinde işlediği internet
korsanlığı suçları ile ilgili kendisini tekrar sorguladığını söyledi.

 Bazı ülkelere gidemiyor

Wikileaks tarafından “Avustralya’nın en ünlü
etik bilgisayar korsanı” olarak tanımlanan Assange, 1991’de polis ve ABD askerî
bilgisayarları üzerinde korsanlık yapmaktan 30 kez suçlandı, 24 suçu kabul etti
ve hafif cezalar aldı. Assange, Avustralya’nın seyahat ederken dikkat etmesi
gereken ülkelerden biri olduğunu söylerken şöyle konuştu: “Dubai bizi
tutuklamak için çabalıyor, İsviçre’de bankacılık gizliliği yasası altında aynı
şey için uğraşıyor. Bazı ülkelere giderken zaman zaman çok dikkatli davranmamız
gerekiyor.”

 Guantanamo’dan sızan belge

Şirketlerden ve hükümetlerden sızan belgeleri
yayınlayan Wikileaks 2007’de kuruldu. Site bu güne kadar Kenya’daki
yolsuzluklar, Afganistan savaşında NATO’nun planları ve ABD’nin Guantanamo
tutuklu merkezinin talimatnameleri gibi gizli bilgileri ifşa etti. Wikileaks en
son Irak’ta bir ABD helikopterinden 2007’de açılan ateşle, aralarında Reuters
muhabirinin de bulunduğu Iraklı sivillerin öldürülmesi olayının görüntülerini
yayınladı. Assange sık sık seyahat ettiğini ve siteyi bir dizüstü bilgisayardan
yönettiğini söylüyor. Sakıncalı gazetecinin sığınağının İzlanda veya İsveç’te
olduğu iddia ediliyor.

KAYNAK: Taraf Gazetesi, 18.05.2010  

HİKMETLER
VE SIRLAR !!

TARAF GAZETESİ’ NİN BAYKAL VİDEOSUYLA İLGİLİ
HABER VAKTİ VE HABER VAKTİM SİTELERİYLE İLGİLİ YAŞADIĞI DERDİN HİKMETİ:

Dostum, sizden iki kere “Kabe İmamının ağladığı
bir  Kur’an Ayetinin Anlamı”
adlı
önemli mesajı yayınlamanızı istedik. Yılda bir isteğimiz oldu; onu da
yapmadınız. Çektiğiniz çilenin hikmeti bu, inanırsanız. Şimdi konu uzamasın
diye “İlahi Adalet’in nasıl çalıştığına dair bir örnekler ve ibretler”
makalesini sonraya bırakıyoruz. İnşallah kalenize temiz hava ve ışıklar misafir
olur; yani geniş görüşlü olmak ve iyi niyetli Tanrı misafirini kabul etmek…
Selamlar. İyilik Perisi

 
 
 
 

EVDE GERÇEKLEŞEN 40 ÇEŞİT MEŞGULİYET…

 

      Hayatı sağlıklı,doğru yaşamak ve hem bu dünya hayatını hem gelecek hayatımızı kurtarmak için faydalı olan her işe zaman ayırmalı, dengeli yaşamalıyız ! Birkaç işe çok dalıp diğerlerini ihmal edersek terazinin  dengesi bozulur, anlarsınız yani !

      Güzel alışkanlıklar ruhumuzu aydınlatır. Kötü alışkanlıkların ise esiri ve kuklası oluruz ! Küçük ayıcık, kafayı çok yormamamızı ve bazı şeylere takmamamızı ilham ediyor J

      Sevgiler…selamlar… Yaramazım döndün mü, duramadın geldin mi yoksa ?

 

1.Uyumak,

2.Yemek pişirmek,aşçılık,

3.Yemek yemek,

4.Meşrubatlar içmek,

5.Okumak,bir konuya çalışmak,

6.Yazmak,

7.Düşünmek veya hayal kurmak,

8.Rüya tabirleriyle ilgilenmek,

9.Radyo dinlemek,

10.Televizyon veya video seyretmek,

11.Müzik dinlemek veya müzik aleti çalmak,

12.Yaratıcıya kulluk borcunu ödemek için ibadet etmek,

13.Allah’a yakınlaşmak ve kurtuluşa ermek için Allah’ı    

    zikretmek, tesbih çekmek.

14.Halıcılık

   15. Elbiseler,moda veya dikişle uğraşmak,

16. Örgü veya nakış örmek,

17. Cep telefonuyla meşgul olmak,

18. Çiçekler yetiştirmek ve onlarla ilgilenmek,

19. Kedi yetiştirmek ve onunla ilgilenmek,

20. Köpek yetiştirmek ve onunla ilgilenmek,

21. Akvaryum ve balıklarla ilgilenmek,

22. Kuş yetiştirmek ve onunla ilgilenmek,

23. Sigara içmek,

24. Çeşitli oyunlar oynamak,

25. Cinsel zevklerle uğraşmak,

26. Evde temizlik yapmak,

27. Evde binanın tamir işleriyle meşgul olmak,

28. Eşyaların tamiriyle meşgul olmak,

29. Çocuk bakımı ve eğitimiyle meşgul olmak,

30. Bilgisayarda çeşitli programlarla meşgul olmak,

31. Bilgisayarda internette gezinmek,

32. Çamaşır yıkamak,

33. Bulaşık yıkamak,

34. Banyo veya kişisel temizlik yapmak,

35. Sık sık sohbet etmek,iletişim araçlarıyla haberleşmek,çay 

     partisi düzenlemek,

36. Traş  olmak,kaş almak,saç bakımı gibi güzellik işleriyle

    uğraşmak,

37. Evli olanların eşiyle ilgilenmesi,eş arayanların eş bulma

    metotlarıyla meşgul olması,

38. Kartpostal, pul, para vb. kolleksiyonla meşgul olmak,

39. Evde spor egzersizleri yapmak,

40. Diğer sıra dışı işler.

 

*     *     *     *     *     *     *     *     *     *

KADER RÜZGARININ KARŞILAŞTIRDIĞI…

      Yolda giderken gelin-kaynana fıkrası eklemeyi düşünürken, kader rüzgarı aşağıdaki fıkraya ve cesur savaşçı Skakespeare’ in ilhamına rast getirdi !.. Dinleyelim:

 

Korkusundan devamlı endişe içinde yasayan bir fare vardır. Büyücünün biri fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya başlar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline döndürür.
      Ve der ki,
      "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardim edemem.’

      Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda söyle diyor :
‘İnsanların çoğu…
Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için…

Durma üz  kendini üzebildiğin  kadar, hatalarını  düzeltecekse.

Düşünme  hiç   şu  anını, düşüncesizlik garantiliyorsa yarını.

Ve  kork  ölümden  ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse..

 

                                   

P.S. The one who regards herself as Loren McConnell is wanted !

      Where have you been? Join us soon !

 

                                                28 Temmuz 2009 

 

                  YANLIŞ BİR EĞİTİM POLİTİKASI VE GÖZLERİ BOZUK GÖRENLER; 

                VE YETİMLERİ HORLADIKLARI İÇİN SUSUZ YAŞAYANLAR…

                                    

                                
                 

 

İmam Gazali’ye göre eğitim ve terbiye açısından 3 tür insan vardır:

1.grup, zeki insanlardır; bunlar hiç toprağı kazmadan suyun çıktığı pınara benzerler. Çoğu şeyi kendi zekâlarıyla öğrenirler. 2.Grup, kazılarak su çıkan toprağa benzer; bunlar eğitimle öğrenen ve verim alınan kimselerdir. 3. Grup insanlar ise, ne kadar kazarsan kaz, su çıkmayan toprağa benzerler! Bunlar eğitilemeyen kimselerdir!

Okullarda da şöhretine bakarak, nereden, nasıl geldiği bilinmeden sadece elindeki su testilerine bakılarak, “Bu iyi bir çiftçi; baksana elinde bir sürü su testisi var!” diye değerlendirilerek torpille pınara gönderilmiş, hiç zahmet çekmeden bol suyla dönenler var! 

İkinci grup; su çıkabilecek normal toprağı olan araziye gönderilmiş ve çalışmasıyla terleyerek toprağı kazmış, yeteri kadar suyla gelen çiftçiler yani öğretmenler vardır.

Üçüncü grup çiftçi veya öğretmen ise ırkçı ve çıkarcı beyaz adamın gözünde “zenci” olarak görüldüğünden kurak, çöl toprağına gönderilmiş ve su getirilmesi istenen mazlum çiftçi yâni öğretmenler vardır. Bazen onlar keramet olarak az da olsa helal su getirirler!

Üçüncü grup mazlum öğretmenler, ellerinde az da olsa berrak su bulunsa da, bir önceki köle tüccarının belgesinde “zenci” yazdığından onlara ve ürettiklerine değer verilmez! Onlara teveccüh gösterilmez ve madalya verilmez! Onlar, yetim diye kimsenin almak istemeyip te Hz. Peygambere süt anneliği yapmak isteyen tek kadın olan Halime Anne’ye ve  ailesine benzerler! Halime Anne’nin evi bereketle dolmuş, yuvalarına huzur ve mutluluk gökkuşağı gibi yansımıştır! Almayan diğer kadınların beldeleri, susuzluk ve kuraklık yaşamıştır!

         Öte yandan diğer kardeşlerinin kul hakkı yenerek kısa mesafedeki ormandaki pınara gönderilmiş, gözü doyuran sularla dönmüş kişilerin su testilerinde acaba hayırlı bir sonuç var mıdır? Bazı sularda mikroplar, virüsler, kurtlar, zehirli maddeler olabilmektedir…

         Kerbelâ Faciasından önce Hz. Hüseyin Efendimizi ve ailesini susuz bırakarak zulmedenler, korkunç bir susuzlukla ve acı çekerek ölmüşlerdir…

         Bu yazı, Allah’ın lütfu ve evliyanın himmetiyle yazılmıştır. Nasıl yazıldığını Allah c.c., melekler ve arifler bilir….

         Kurum yöneticilerinin, personelini üretime gönderirken adil, eşit ve kul hakkı yemeden göndermelerini talep ederiz. Selamlarımla. 23.10.2008

        

Mimoza Evrensel keşifler,                                             Memduh ÖZCAN

*P.K. 269, Nalçacı 42001 KONYA                                       Öğretmen, Yazar

*Web Adres:

http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

*E-posta: kardelenkutuphane_library@hotmail.com

      

   

ASYA’NIN DOĞUSU’NDAN BATISINA EĞİTİM ALANINDAKİ SİSTEM YANLIŞLIĞI VE TÜRKİYE’NİN CADILAR BAYRAMI !

           Dünya’da farklı dinler olduğundan ve herkes bir başka dinin buyruklarına zorla inanma mecburiyeti olmamakla beraber, atasözleri uluslar arası ortak kültürel değerlerdir. Birçok insanın tecrübeleriyle anlaşılmış ve kabul edilmiş tespitlerdir.

         Bir atasözünde “Oğlunu seven hocaya vermez; kızını seven kocaya vermez!” deniyor. Buradaki esas maksat; yani çok nazlı büyütülen, her istediği yerine getirilmiş çocukların aileleri hocanın metoduna, hafif cezalarına karşı gelir ve kabul etmezse insan eğitilmez!” demektir ve bu günümüzde Amerika’dan Japonya’ya her yerde yaygın olumsuz bir adettir! Buna bir de semavi dinlerdeki ve güzel ahlaktaki ortak hükümlerin ve prensiplerin yerine getirilmeyişi eklenince yeryüzünde git gide insani ve ahlaki çöküntünün arttığına şahit olunmaktadır !

         Dünyadaki kötü bilinen veya zannedilen insanların yarısından çoğu bir zamanlar iyi insanlardı. İnsanoğlu tıpkı Tanrı’nın varlığına ve nimetlerine yaptığı nankörlüğü ve vefasızlığı birbirlerine de yaptığından artık iyi insanlar da birbirleriyle ilgilenmiyor ve iyilik yapmıyor! Hatta halk arasında yaygın şu söz ne kadar hazin ve ibret verici ! “Hiç düşmanım yok; çünkü kimseye iyilik yapmadım!” Buradan anlaşılan; iyilik yapılan kişiler iyiliğin değerini bilmediğinden, nankörlük gören kimseler daha beter düşman oluyor!

         Halkın öğretmen, imam gibi edebi nasihatler veren kimseleri çok gözlemesi ve en ufak hatalarda gıybet etmesi ve şikayet etmesi artık mesleği eğitim ve tebliğ olan kimseleri de inandığı doğruları anlatmak ve yaymaktan soğutmuştur! İnsanlar soru sorma, öneride bulunma, işin aslını öğrenme, dertlere ortak olup çözüm bulma yerine dedikodu ve şikayeti daha güzel ve kolay bulmaktadırlar!.. Bu yüzden insanlık artık materyalistleşmiş ve duygusuzlaşmıştır! Yani toplumlar kendi kendine bunu yapmıştır. Çoğu kimsenin gözünde diğer insanların markette satılan bir maldan belki daha az değeri vardır!

         İnsanlık nefs canavarlarını terleyerek ve yorularak uygun bir metotla terbiye etme yerine bazen de farkında olmadan bozuk televizyon programları, eğlenceler, yaygın batıl adetler ve benzerlerinin etkisiyle okşayarak onu azgınlaştırmış; ejderhanın alevleri her tarafa saçılmakta ve uykudan geç uyanmış gafiller onu durduramamaktadırlar ! İşte ana-babasını sokağa atanların, küçük menfaatler için korkunç cinayetler işleyenlerin, özgürlük ve saf sevgiye ulaştım zannederek birkaç erkeğin geçici hevesine hedef tahtası olmuş zavallı kızların ,bir zamanlar işledikleri sapıklık yani homoseksüellik yüzünden lanete uğrayıp yerin dibine batırılanların ve lezbiyenlerin binlerce örnek olayına şahit olunmaktadır. Ve büyük günah ve suçların çoğu; yalan, hile, sahtekarlık, zina, faiz, iftira, israf, ihanet, rüşvet, taraf tutma ve insan hakkı yemek vb.  zehirli sarmaşık gibi dünyada yaygınlaşmıştır!

         “Adalet ve ahlakın olmadığı yerde huzur ve gelişme olmaz!” Kısa süreli havai fişek gösterileri hayatı ve insanları sürekli aydınlatmaya yetmez!

         Tekrar eğitime dönersek; Dünyaca meşhur Japon filmi “Ölüm Oyunu” ndaki yaşlı Kitano Hoca’nın ve saf kalpli öğrencisi Noriko’nun rüyada aralarında geçen şu anı ve konuşmalarındaki püf noktaları keşfedelim;hem öğretmenler hem öğrenciler neden mutsuz ve başarısız, ortaya çıkar!

         “Bir nehir kenarında Kitano Hoca ile kız öğrenci Noriko dondurma yiyorlarken;

       (Kitano) Sen iyi misin?

       (Noriko) Ne ?

       (Kitano) Birileri bizi beraber görürlerse seni tuvalete kapatırlar!

       (Noriko) Bunu başkasına yaparlar.

       (Kitano) Sınıfın sıkıcı mı?

       (Noriko) Evet!

       (Kitano) Bunu nasıl söylersin?

       Sınıfa girdiğimde hepiniz bir çuval patates gibi gözüküyorsunuz. Birbirinize kötü davranıp kötü konuşuyorsunuz. Size nasıl yol gösterilir !? Bir öğrenciye dokunursan işinden olursun! Bir öğrenci bıçaklasa bile dokunamıyorsun!”

       (Noriko) Sana bir şey söyleyeceğim…

       (Kitano) Ne?

       Sana batırılan bıçak; aslında onu evimdeki masamda saklıyorum ! Aldığımda emin değildim ama şimdi bazı nedenlerden dolayı benim için önemli. Bizim sırrımız. Sadece bizim aramızda.

       (Kitano) Dinle Noriko!

       (Noriko) Evet.

       (Kitano) Sence bir yetişkin bu durumda bir çocuğa ne demeli?”

*       *       *       *       *

Filmi izleme fırsatı olmayacaklara kısa bir özetini sunayım. Gençleri terbiye edemeyen ve baş edemeyen gelecekteki o ülkenin hükümeti ve ordusu, izole edilmiş adada “ölüm oyunu” oynatıyorlar. Bu korkunç oyundan sadece iyi kalpli Noriko Nakagawa ve arkadaşı Shuya Nanahara sağ kurtuluyorlar!  

                   Bu “Kardelen Mesaj Grubu”nda da ara sıra yardım eden, mesajlar gönderen “morgul33f takma adlı genç kız kardeş saf kalpli Noriko gibidir. O, manevi keşif yoluyla ve ruhani görevlilerin “Saliha” diye bildirmesiyle seçilmiştir. Bendeniz ara verdiğimde veya bu tebliğ görevini yerine getiremediğimde inşaallah o devam ettirecektir!

                   Beşeri sistemler, sadece aklı ve bilimi rehber edinerek huzur ve başarıyı

bulacağını zannetti. Halbuki Kur’an’da Allah c.c., “Hak geldi, batıl yok oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkumdur!” buyurmuştu. Ama insanlığın çoğu buna inanmadı. Ve ihtiyar yeryüzü hastalandı ve çöküşe geçti. Karanlık ve korkunç denizde boğulan insanların yardım isteyebileceği sadece bir varlık vardı. O da Yüce Yaratıcı Allah c.c. idi. Ama çoğu kimse azap ansızın başına gelene kadar gerçeği kabul etmek istemiyordu çünkü nefse zor geliyordu! Hani derler; “Gök gürlemeyince ‘Allah, Allah !’denmez!” Tipik insan karakteri!

                  

         Türkiye’deki eğitim alanındaki büyük sorunlara gelince, şunlardır:

* Okullar ve sınıflar öğrencilere yetmiyor; ideal bir sınıftaki öğrenci sayısı 20’yi geçmemeli. Birebir ilgilenme, gürültünün azalması ve kontrol açısından böyle olmalı. Nüfusu ortalama 300-500 kişiden fazla, hatta 2000-3000 kişilik okulları yönetmek her açıdan problem oluşturuyor. Bunlar sabit bir varlık değil ki; hareket eden, konuşan, koşan, bağıran, kavga eden, hastalanan, sürekli ihtiyaçları olan devamlı bakım onarım isteyen bir topluluk, ancak yaşayan anlıyor!..

* 12-13 yaşından sonra erkek-kız karma eğitim olmamalı. Çünkü ergenlikten sonra eğitimden ziyade gençler hep flört, aşk, ihanet, paylaşamama, tartışma ,kavga yüzünden verimli öğrenimi yapamıyor. İşin içinde olmayanlar uzaktan bu dertleri algılamıyor.

* Öğrenci ve öğretmenlere rahat eğitim yapabilecekleri geniş sınıflar, yeterli dolaplar, geniş sıralar, televizyon-bilgisayar gibi araçlar sağlanmalı! Tüm ülkedeki sınıfların yarısı bile bu imkânlara sahip değildir!

* Dünya basınından anlaşıldığına göre; Amerika’dan Japonya’ya her yerde eğlence programlarının, reklâmların, maddi refah düzeyinin verdiği şımarıklığın, gizli zehirli maddelerin etkisiyle ve benzeri etkenlerle saygısızlık, dinlememezlik, hatta hakaret, alay vb. kötü huylar yaygınlaşmıştır. Huzuru sağlamak için disiplin kuralları ile cezaları etki etmemektedir ve yetersizdir !

* Ve en önemli ahlaki olumsuz etkilerden biri de eğitimcilerin, din adamlarının yeterli iltifat ve destek görmeyişleri, hep dedikodu ve şikayet edilmeleri insanları birbirinden soğutmakta sadece maaş için çalışan sessiz robotlar haline getirmektedir! 10 yıldan fazla bir zaman boyunca ne kendimin ne bir arkadaşımın “dürüst ve özverili çalışması” na karşılık bir veliden bırakın 3-5 sefer taltif görmeyi, özel bir iltifat veya hediye alan yok denecek kadar az olmuştur! Sonuç olarak insanlık kötüye gitmektedir. Acil önlemler alınması gereklidir!

* Birçok yerde uzun yıllar çalışmış biri olarak, diğer kurumlarda olduğu gibi askeri birliklerde, okullarda , hastanelerde, hatta esnaf ve sanatkarların bile iş yaparken sınıf farkı gözettiklerine şahit olduk ! Aynı iş, aynı ücret olduğu halde birçok usta, zengin mahallesine malzemenin iyisini, kalfanın iyisini gönderirken, kenar mahalleye kötü malzeme, acemi çırak gönderiyor! Bunları yaşaya yaşaya insanlığın çoğundan nefret ettik!.. Çok az istisnalar hariç kurum idarecileri tarafından personele büro, sınıf, oda, işçi, memur, öğrenci, malzeme veya imkan dağıtımında zenginlik, mevki, cinsiyet, yandaşlık-partizanlık gibi çağlar boyu revaçta olan özelliklere göre hâlâ taraftarlık yapılıyor! Ve bazı haksızlıklar birkaç kişi tarafından açıklandığında birbirlerine menfaat, şöhret, mevki vb. bağlarla bağlı olan kurumların yönetim kurulu üyeleri hiçbir mazlum talebini dikkate almak istemiyorlar! Gerçekler Allah’ın hikmetiyle silsile yoluyla nasıl insanlığa ulaşıyor…Bir zamanlar, bir öğretmen arkadaşın şahit olduğu zalim politika olayı sizi uyandıracak. “Arkadaş, bir milli eğitim müdürlüğünde ziyarette iken oturuyorlarmış. Atama bölümünde yeni göreve başlayan şube müdürü göreviyle ilgilenirken, eski atama görevlisi gelerek, “Hocam bu işler şöyle; (il dışından) tayin olup geleni 1 hafta beklet, arayan soran yoksa ver “uzak” ilçeye! O büroda oturan arkadaş ta o sırada “uzak” ilçeye önceden tayin olup orada çalışan biriymiş! Ne kadar zâlimce bir bakış açısı değil mi? İşte sözde müslüman Türkiye’nin hali! Arkasında general veya mafya olana hürmet, garibe, mazluma “uzak” ilçeye sürgün!

Bu yüzden (bir arkadaşın manevi keşfine göre) 3. Dünya Savaşı Türkiye’ye karşı füzelerle yapılırsa ve Dünya’nın da üçte ikisi ölecekse hiç şaşırmıyorum!  Herkes hak ettiğini bulacak! “Yanlış hesap Bağdat’tan geri dönecek!”Duvarlar arkasında gariplerin, mazlumların hakkını yiyenler çarpılacak! İnsan, hayat aynasına nasıl bakarsa, öyle bir karşılık görecek!

         KORKUNÇ NOT !!!!!

·         Dünya’da yalanın, hilenin, sahtekârlığın en çok olduğu ülkelerden biri olan,

·         İsrafın en çok görüldüğü ilk sıralardaki ülkelerden biri olan,

·         Dünya’da şans oyunu en çok oynanan ilk 5 ülkeden biri olan,

·         Alkollü içki tüketiminde ilk sıralarda yer alan,

·         Kuralları umursamamak ve aptalca hırs yüzünden Dünya’da en çok trafik kazalarının yaşandığı ve insanların, malların dehşet içinde parçalandığı ilk sıralardaki ülkelerden biri olan,

·         Dindarların, vatanperverlerin, gariplerin, normal işçi ve memurların çoğunun haksızlığa uğradığında haklarını alamadığı lanetlenmiş ülke olan,

·         Faizle para alıp vermelerin, faizli alışverişlerin ekmek-peynir alışverişi gibi yapıldığı bir ülke olan,

·         Fiili zina, televizyon, internet yoluyla fuhşun bolca yapıldığı bir ülke olan,

·         Resmi kurumlar veya özel firmalarda işler, mallar, imkanlar paylaşılırken zenginlerin, kadınların (özellikle güzellerin) ve aynı gruptan olan yandaşların tarafının tutulduğu ve kayırıldığı bir ülke olan,

·         Zekat, sadaka, iyilik gibi insani erdemli işlerin kaybolduğu bir ülke olan,

·         Bazıları tarihi kahramanlık türküleriyle avunurken veya havuz başında âlem yaparken, garip, zavallı, saf kalpli mazlum askerlerin ateş altında ölüme terk edildiği, satranç tahtasındaki piyon gibi harcandığı bir ülke olan TÜRKİYE’YE CADILAR BAYRAMI OLAN 3. DÜNYA SAVAŞI KUTLU OLSUN !!!!!

·         Çocuk oyunu oynar gibi bir hâlim mi var Dünyalılar !? Bazen bendeniz bile aklımdan geçen düşüncelere ve sezgilere hayret ediyorum; geçenlerde aklımdan ünlü korku filmindeki (Child’s Play)  “Bebek Chucky” geçti. “Acaba gerçekte de öyle konuşur mu, nasıl hissedilir?…” gibi. Kısa süre sonra Amerika’dan bir haber geldi (13.10.2008); A.B.D.’deki Mattel Firması’nın ürettiği Coo Bebekler, “Işık İslam’da (Islam is the Light) diyorlarmış! Ve hemen Amerika’da bebeklerin satışı yasaklanmış ve toplattırılmış!  Acaba sizce korkunç ve anormal olan içine kötü ruh girmiş olan film kahramanı kâtil “Bebek Chucky” mi, “İslam Işıktır!” diyen “Coo Bebekler” mi yoksa böyle söyleyen bebekleri “Skandal” olarak görüp korkan ve ortadan kaldıran insanlar mı !?… Hadi muhtemel programcı değişikliği değil de ruhâni varlıklar gerçekten onlara öyle söylettilerse !…Allah c.c., ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır !

Amerika’daki Coo Bebekler, “Şeytan Kraldır” demekle, ABD, Şeytani yoldadır, en büyük ülke karanlıktadır; bu nedenle ABD gelecek yıllarda Tufan Felaketine rastlamadan önce ancak İslam aydınlatır !” demek istemektedir !…En doğrusunu Allah bilir !

KAYNAKLAR:1.http://www.thesun.co.uk/discussions/posts/list/MUSLIM_DOLL_PREACHES__ISLAM_IS_THE_LIGHT_~33~~33~_-109847.page ;13.10.2008

2. www.ozturkler.com ; 16.10.2008

* Mimoza33 ve Morgül33 (Alacakaranlıkta Gizemli Süvariler) ; 16.10.2008

 
    
 
 

 

Tevhide Kütük’e birincilik getiren yazısı; 24 Kasım 2007 Kozan, Adana

Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır” diyen Başöğretmen’in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin…

Öğretmen… ne demektir öğretmen? Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçı. Alilere, Fatmalara, Yasinlere bilgi dağıtan, onlara sevgiyle yaklaşan, onları saran sıcak bir kucak. Ya da ufukları aydınlatan bir kandil…

Ben, seni böyle tarif ediyorum öğretmenim. Yalnız bu kadar mı? Hayır. Sen bir ufku aydınlatmak uğruna mum gibi erimeye razı olan. Sen, taze ruhları işleyip, onlara şekil veren. Ve sen ki; tarumar olmuş bir bahçenin son ümidi… Bir heykeltraşın mermere verdiği şekil misali bilginle şekillendir beni. Sadece beni mi? Hayır, ben nasıl muhtaçsam sana bir öksüz, bir yetimde öyle muhtaç.

ÖĞRETMENİM SEN BİR ANNESİN

Sen “ah, bir öğretmenim olsa, beni bilgisiyle sulasa, beni ısıtsa” diyen sokak çocuğunun hayalisin. Onun masum gözlerinde canlandırdığı annesin. Ya da baba… Bunca çiçekler susuzken sana, bilgi yağmurunu sal onlara. Yağmurunda can bulsunlar, güneşinde sevgi. Uzatmalısın ellerini.

Yetişmeli elin taa Doğulara, Batılara, Kuzeylere ve Güneylere. Hatta dünyanın dört bir yanına. Fakat ülkeler değil, gönüller fethetmelisin. “Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygı değer insanlarıdır.” diyen Başöğretmen’in duyduğu saygı kadar saygı duyuyorum sana. Onun verdiği değer kadar değerlisin. Gözlerine baktığımda görmeliyim; okyanusların derinliklerini, dünyayı, gezegenleri. Ellerini uzattığında anlamalıyım; tarihimi, geçmişimi, atalarımızın bizler için yaptıklarını. Ve dudaklarında dökülen her söz belleğime yerleşmeli.

BİR GÜN GÖREVİN KALMALI YADİGAR

Birgün gelmeli. Öyle birgün gelmeli ki, görevin yadigâr kalmalı bana. Verdiğin emeği, sevgiyi, bilgiyi ben de sunmalıyım Mehmetlere, Sevdalara. En güzide bilgiler vererek yetiştirmeliyim onları. Bana “öğretmenim” diyen küçük kalpleri hazırlamalıyım geleceğe…

İşte bu duygularla nesillere ulaşmalı. Öğretmenlik, Sadece 24 Kasımlarda değil, Şubatlarda, Nisanlarda da hatırlanmalı öğretmenin değeri. Toprağın altında gömülü kalmamalı, asırlarca. Bilgi için GÖNÜLLER KAZANMALI BİR ÖĞRETMEN, GÖNLÜNÜ ADAMALI BİR ÖĞRENCİ…

Tevhide Kütük / Kozan İmam Hatip Lisesi 11. sınıf öğrencisi

YENİŞAFAK

28-Kasım-2007

www.kadincakararinca.com ;07.12.2007