Category: GİZLİ GERÇEKLER VE GÖRÜNEN DÜNYA…


KONYA RESMİ
KURUMLARINDAKİ
27 ZULMÜN LANETİNİN İLGİLİLERE UĞRAMAYACAĞINI MI ZANNEDİYORSUNUZ ?

KIRMIZI ALARM
!!

Bu sıradan bir dilekçe değildir! Bürokratların ve
politikacıların okumaktan sıkıldığı uzun bir rapor da olmayacak!Bu, zalime
hizmetkar ve korkak karakterli bürokratlara ve müfettişlere de verilmemeli!
Baştan savmak için hiçbir şey yapmayan kimselere sevk edilmemeli!

Sadece asil kan taşıyan, dürüst, cesur, âdil yetkili
bürokratlara sunulmalıdır!

Konya’da 8 yıl boyunca yaşanan ve yaklaşık 8’den
fazla kişinin zulme, iftiraya, yalanlanmaya uğradığı bir trajedinin feryadıdır
!

Mücadelenin boyutuna ve insanlığın, adaletin hiç
olmadığına boğazınız yutkunarak bakın! 27 tane haksızlığın, yolsuzluğun
düzeltilmesi ve insan haklarının ödenmesi için tam 14 resmi kurum ve kişiye,
yaklaşık 114 belge ve kanıt ile müracaat edildiğinde, hangi bir haksızlık
düzeltilmiştir ?! Bütün gerçekler yalanlanmış, örtbas, yalancı şahitlik ve
iftira ile lanetli koltuklar ve şöhret korunmaya çalışılmıştır !

İyilik yapmak ve adaleti sağlamak isteyen kahramanlar
için yaklaşık 24 sayfalık rapor ve 48 adet kanıtlayıcı belge ve 1 ses kaydı
internette http://gercekler42.spaces.live.com adresinde
kayıtlıdır! Bütün kanıtları oradan alabilirsiniz ! Buyrun, inceleyin yalanları
ve hileleri; bir gün herkese adalet lazım olacak ! Herkes ne ekerse, onu
biçecek!

2002’de kayda başlanan kötülüklerden 2004 Eylülünde
Konya İl Milli Eğitim Müdürü Halil Şahin
, güya tayin haksızlığını düzeltmek
için bir öğretmene “Yaz dilekçeni!” demiş, sonra sözünü tutmamıştır!
Hiçbir ceza almamıştır!

2008 Şubatında Selçuklu Necip Fazıl Kısakürek
İlköğretim Okulu’nda müdür yardımcısına bir belgeyi temin edip ilçe müdürlüğüne
göndermede kendi kusuru olmadığı halde iftira cezası verilmiştir. İlgili bayan
öğretmen ve okul müdürü sorumlu olduğu halde muhakkikler Karatay Milli
Eğitim Müdürü Ali Ergun ve İl MEM Md.Yrd.Abdullah Büyükatıcıgil,  zalim hizmetkarlığı yapmışlardır.

2008 Eylülünde yine aynı okulda sınıf ayrımcılığı
yapılmış, okul müdür yardımcısı Tarık Çalışkan, “(Sınıf ayrımcılığını) İspatla,
bu işi bırakmazsam şerefsizim!” demiş, öğretmen 8 maddeyle ispatlayıp 01.06.2009’da
Konya Valililiği’ne verdiği halde, sonra Selçuklu İlçe Milli Eğitim
Müdürlüğü’ne ve Konya MEM Müfettişler Kurulu Başkanlığı’na sevk edildiği
halde örtbas edilmiş, şerefsizlik savunulmuştur !

2008 Aralık ayında adı geçen okulda bir öğretmen
yazar, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne hiçbir kamu görevlisi ismi
verilmeyen, sövme bulunmayan, atasözlerine dayalı haksızlıkları eleştiri
bulunan makale göndermiştir. Ne anayasada ne kanunda bir yasak olmadığı halde
basit insan karakteri göstererek kul hakkı ödeyeceklerine 2 iftira cezası
vermişlerdir! Müfettişler Ali Osman Kaplan ve Adil Korkmaz, önce öğretmeni
destekleyerek sonra güçlü zalimlerin tarafını tutarak yalancı şahit ve yamuk
karakterlerini göstermişlerdir !

Selçuklu İlçe MEM Müdürü Mustafa Koca da hukuku hiçe
sayarak tecziyeleri onaylamıştır. Ocak 2010’da başka bir olayda Mustafa
Koca, bakmadan belgeleri imzaladığını itiraf etmektedir. Konya İl İdare Kurulu,
Mustafa Koca’ya da koruma kalkanı olmuştur.

Selçuklu Kaymakamı Ali Rıza Çalışır da, makamına
verilen ve kendileri incelemesi gereken özel rapor ve belgeyi Selçuklu  Milli Eğitim Müdürlüğü’ne sevk ederek
hukuktan anlamadıklarını veya kasten düşmanlık yaptıklarını ispat etmişlerdir! Konya
Valiliği, Temmuz 2009’da bildirilen bu haksızlığı da örtbas etmiş, hiçbir şey
yapmamıştır.

2009 Nisan ayında İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı
Nadi Soylu, aynı okuldan politik oyunla sürgüne gönderilen müdür yardımcısının
mahkemeyi kazanacağını anlayınca Selçuklu MEM Şube Müdürü Hüseyin Güngör’e,
“Mahkemeyi kazanınca okuluna geri dönmesin, soruşturma açtırırım!” diyerek
tehdit etmiş. Ön inceleme, “İddia sübut bulmamıştır!” diye sonuçlanmıştır. Muhakkikler
İl MEM müdür yardımcısı İbrahim Adalmaz ve Şube Müdürü Sabit Çalık, “Bozacının
şahidi şıracı!” atasözünü uygulayarak komşu taraftarlıklarını güzel
yapmışlardır!

2009 Ekim ayında da aynı okuldaki başka bir erkek öğretmene,
“Zarfı sert bir şekilde hırıltıyla aldı!” gibi saçma sapan suçlamalarla ve
zalimlerin dümen suyunda giden öğretmenlerle işbirliği yapmıyor diye 2 iftira
cezası da o almıştır ! Zalim hizmetkarı muhakkikler Selçuklu’da okul
müdürleri olan İsmail Ceylan ile Mehmet Eskin idi.  

1 Eylül 2009’da mağdur öğretmen hanımı haksızlıkları
kanıtlayıcı belgeleri muhakkik Konya Vali Yardımcısı Mustafa Karabacak’a
vermiş; o, “Dosya bizden çıktı!, Ahmet Bıyık’a (İl İdare Kurulu Müdürü) verin!”
diyerek ona göndermiş. 33 yıllık Konya’da kökleşmiş bürokrat, mazlum vatandaşı
mı savunacak, tabii ki her zamanki gibi bir suç unsuruna rastlanmaz(!)

Ocak 2010’da Konya basınında çıkan Selçuklu Mehmet
Akif Ersoy Lisesi’ndeki olaylarda da esas göze çarpan zulüm, başka okula
sürülen eski okul müdürü Ali Gürol Yalçınkaya’nın para meselelerinde kusuru
olup olmadığı veya yeni müdürü Ahmet Baltacı’nın, Müdür Yrd. Rıza Aygün ile
İngilizce Öğretmeni Abdullah Gürsoy yanında (herhalde yamuk öğretmenlere)
sövmesi değildir.Selçuklu Kaymakamı Ali Rıza Çalışır’ın idareci
bürokratların ne kadar suçu olursa olsun taraftarlığını yaparak soruşturma izni
vermemesi.Toplumumuzun zalim İsrail veya nazi Almanyası’ndan farkı varsa
görelim!

22 Yaşındaki
Sevim ÖZCAN’ a 04 Aralık 2008’de muayene için geldiği Konya Meram Tıp Fakültesi
Hastanesi’nde Lösemi (Kan Kanseri) teşhisi konmuştur.3.Kemoterapide hastalık
sıfırlanmıştır.24.08.2009’da Konya’dan A.Ü. Tıp Fakültesi Hematoloji Bölümü’ne
“(HLA) Doku Tipleme Tahlili” başvurusu yapılmıştır.Tahlil süresinin en fazla 10
gün sürdüğü bilinmektedir.Buna rağmen hasta yakınları tarafından defalarca
sorulduğu halde tam 4 ay boyunca 10.12.2009’a yani bir tanıdık yardımcı olana
kadar tahlil sonucu çıkmamıştır! Bu sürede Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’ndeki
görevliler tarafından hastaya verilen ilaçlar aksi tesir etmiş,aslında hasta da
bu ilaçları istememiş,öleceğini anlayınca,Hematoloji Bölümü’ne “Mahşerde
görüşürüz!” bedduasıyla acı içinde 14 Ocak 2010’da vefat etmiştir veya şehid
olmuştur!
 

Geçen 17 Martta da Konya Valisi Aydın Nezih Doğan,
Kürt vatandaşların bulunduğu Yunak ilçesinde, “Kürtten dost olmaz evliya
olsa sokma avluya!”
beyanıyla ırkçılığı, ayrımcılığı alevlendirmiştir!
“Evliya olsa (bile )” sözü basiretsizliktir ! 
Allah-ü Teala evliyaya düşmanlık edene harp ilan ettiğini…”
bildirmiştir. Vali Beye, disiplin kanununa göre bir işlem yapılmakta mıdır?
Hiç, hiçbir şey!..

Yukarıda bahsedilen mağdur ve mazlum
öğretmenler ile idarecilere uygulanan tecziyeler, batıl gelenekleri olan
halklar gibi hukuk bilmeyen idareciler yüzünden hukuka aykırıdır; çünkü
soruşturma raporunun bittiği tarihten sonra 15 gün içinde disiplin amiri
kararını vermek zorundadır! Onlar ise bekletirler, ne zaman keyifleri olursa o
zaman savunma isterler!  Hepsi iptal!

İşte böyle organize olmuş zalimler grubunu kınamıyor,
lanetliyoruz!.. Eğer 70 milyonluk devletin başkentteki yöneticileri de
korkudan bir şey yapmazsa, biz zalimleri Konya şehir meydanında halkın ve kameraların
önünde ‘Ölümcül Dövüş’ e (Mortal Combat) davet ederiz !

Adaletli yöneticilerin her zaman yanındayız !
Selamlarımızı acı bir tebessümle gönderiyoruz! Bizim mücadelemizin bir onur
savaşı olduğunu anlamışsınızdır umarız ! 25 Mayıs 2010

 

* mucahid_tekin@yahoo.com,

Kardelen Kütüphane Grubundan Mücahid TEKİN

DİPNOT:İstanbul’un Fetih Yıldönümün’de Fatih Sultan Mehmet ve Fedailerine selam ve dualarınmızı gönderiyoruz.Editör

*      
Sonra biz Allah’tan
sakınanları kurtarırız
; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada
bırakırız. (Kur’an:Meryem S.,72)

*       
Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah azizdir,
hakimdir. (Kur’an, Fetih S.,7)

*       
Yoksa siz Allah içinizden cihad edenleri
belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan Cennete gireceğinizi mi sandınız?

(Kur’an,
Âl-i İmran S. 142)

Reklamlar
      

                               ATTENTION !      

    

                                       

       Bir insanın   “benden başka herkes yanılıyordemesi kuşkusuz çok zor. Ama ya herkes gerçekten yanılıyorsa, o ne yapsın?”(Daniel de Foe)

                              

                             ANKARADA’Kİ RESMİ KURUMLARIN FAKS NUMARALARI

1)Adalet Bakanlığı  Faks         : 0312 419 33 70

2)Başbakanlık     Faks             : 0312 425 13 75

3)Başbakanlık İns.Hak.Baş Faks :0312 430 43 97

4)Cumhurbaşkanlığı               : 0312 427 13 30

5)Emniyet Genel Müdürlüğü  : 0312  428 30 76

6)İçişleri Bakanlığı M.T.K.B. : 0312 418 12 60

7)Milli Eğitim Bakanlığı Faks : 0312 417 70 27

8) T.B.M.M                          : 0312 420 51 65

                          TÜRKİYE’DE BELLİ BAŞLI BASIN KURULUŞLARI FAKS NUMARALARI

1) A.Vakit Gazetesi                 Faks: 0212-447 42 06

2) Bugün Gazetesi                  Faks: 0212- 273 09 54

3) Hürriyet Gazetesi               Faks: 0212- 677 03 27

4) Milli Gazete                        Faks: 0212- 693 18 01

5) Milliyet Gazetesi                 Faks: 0212- 505 62 33

6) Ortadoğu Gazetesi              Faks: 0212- 624 53 29

7) Sabah Gazetesi                   Faks: 0212- 315 83 47

8) Star Gazetesi                      Faks: 0212- 448 83 40

9) Taraf Gazetesi                    Faks: 0216- 336 75 72

10) Türkiye Gazetesi              Faks  0212- 454 20 30 

11) Yeni Şafak Gazetesi         Faks:  0212-612 19 03

12) Yeni  Çağ Gazetesi           Faks: 0212- 452 40 55

13) Zaman Gazetesi                 Faks: 0212- 551 18 49

      KONYA BASIN KURULUŞLARI FAKS NUMARALARI

1)Anadolu Manşet G.   Faks : 0332-323 03 44

2)Hakimiyet G.             Faks : 0332-353 51 86

3)Konya Postası G.       Faks: 0332-321 87 69

4)Memleket G.              Faks : 0332-352 11 66

5)Merhaba G.                Faks : 0332-352 04 12

6)Yeni Gün G.              Faks : 0332- 353 43 36

7)Yeni Konya G.           Faks : 0332- 350 99 20

8)Yeni Meram G.          Faks : 0332- 345 24 25

       INTERNET HABER SİTELERİ

 *İnternet Haber.com Sitesi   Faks: 0212- 266 98 98 

           TÜRKİYEDEKİ TÜM RESMİ VE ÖZEL KURUMLARA ACİL MESAJ !!
            
           
      KABE İMAMININ AĞLADIĞI BİR AYETİN ANLAMI…

    
Bu mesaj, bir zamanların dürüst ve kahraman Türk milletinin zamanla
bozularak ahlaksız ve adaletsiz bir topluma dönüşmesiyle bataklıkta
çırpındığı hale acıyarak bataklığa itilmiş bir avuç saf ve asil insanı
kurtarmak amacıyla kardelenler tarafından düzenlenen bir çağrıdır!

    
İnsanın yaşı, tecrübesi, mevkisi ne olursa olsun her şeyi bilemez ve
farkına varamaz ! Hayatın sonuna kadar her varlığı dinlemeli ve
değerlendirmelidir!

     Bu bir çocuk oyunu ve şaka değildir!

    
Kıyamet öncesi büyük felaketler ve 3. Dünya Savaşı yaşanmadan önce
sizin bakış açınızı genişletecek, kurtuluş için ip uçları verecek
iyiliksever bir çağrıdır!

    
Güneşli bir günde dışarıda gezdiğinizde her şey normal ve güzel
görünüyor! Ama işler göründüğü gibi değildir! Bütün yalanlar,hileler,
sahtekarlıklar ve çirkin işler gizli işlenmektedir !

    
Kendiniz kirli işler çeviriyor, başarı ve zenginliğin böyle göz boyama
politikalarıyla elde edildiğine inanıyorsanız, önce nefsi emmâre ve
Şeytan’ın esaretinden kurtulmanız gerekiyor! Uyanış, bunun farkına
varabilmekte ! 40 gün tövbe edip Kıyamet Süresi’ni anlayarak okuyun !

    
Bazen 100 kitabın anlatamadığını bir resim veya film anlatır! Size 3
müthiş ve önemli film tavsiye ediyoruz. 2 hafta içinde izlemeye çalışın
!

  1. Nüfus 436 (Population 436)
    adlı film. Bu film, bir kasabanın batıl bir adeti gizli bir şekilde
    yaşadığını ve hiçbir devlet görevlisinin buradaki sırrı ortaya
    çıkaramadığını ve çıkarsa bile kasaba dışına çıkamadığını anlatıyor!

  2. Lanetli Ada (Wicker Man; aslında ‘Hasır Adam’):
    Nicolas Cage. Bu hikaye, bir ada halkının hasadın iyi olması için her
    yıl dış dünyadan bir kurban seçip yakmak amacıyla çekici kadınların
    gece kulüpleri veya kafeteryalarda erkekleri kandırarak adaya
    getirmesini ve böylece tuzağa düşürmesini anlatıyor !

  3. Yüzyılın Fırtınası 1 ve 2 (Storm of the Century 1 and 2):
    Bu anlamlı film, günümüz dünyasında toplumun yapısını yansıtıyor.
    Şeytan, istediğini elde etmek yani halktan bir çocuk vermesi için
    kasaba halkına kötü etkide bulununca, kasabanın şerifi hariç herkes
    Şeytan’a çocuk vermek için kura çekmeyi kabul ediyor! Yani bütün toplum
    kendi nefsini, çıkarını ve rahatını düşünüyor! Günümüzde de herkes
    zalimlere hizmetkarlık ediyor! Geçici mutluluk veren zehirli uyuşturucu
    maddeyi tercih ediyor! Hatta bir gün eşinizle bile yollarınız
    ayrılabilir! Sonra ne oluyor? Hepsinin başına felaket geliyor!

Kabe imamının ağladığı şu ayetin anlamı şimşek etkisi yapsın:

“Gerçekte,
Allah onlarla (münafıklarla) alay eder de azgınlıklarında onlara fırsat
verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.”(Bakara 15)

Arifler,
gerçekleri inkar eden, gülerek günah işleyen, kendilerinin başarılı iş
yaptığını zanneden, kul hakkı hırsızlığı yapanların zavallı hallerine
ağlarken, onlar helak edici gaflet ve sapıklık içinde şaşkınca
Şeytan’ın hizmetkarlığını yapıyorlar fakat hastalıklarının tedavi
edilemeyen yönü Allah’ın açıklamasıyla bunun farkında olmamalarıdır!

Onlar
(kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Halbuki onlar
ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.”(Bakara 9)

“Eğer
dinleseydik veya düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında
bulunmazdık !” (Mülk Süresi 10.Ayet) diyen pişmanlar gibi olmayın!

                                                              Alacakaranlıkta Bir Kardelen Süvarisi, 10.03.2010

http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

 

NOT: Bu mesajı tüm kurumlara faksla da iletin, ilahi lütfun etkisini hissedeceksiniz !

            
        28 Ocak 1986 tarihinde Amerikan Uzay Mekiği Challenger (Meydan Okuyan) kalkıştan 73 saniye sonra hiç beklenmedik ve korkunç bir şekilde patladı ! Uzay mekiğinde 6 profesyonel astronot ve Christa McAuliffe adlı bir öğretmen vardı. İlahi kader, insanların tahmin edemeyeceği kadar gizemli ve beklenmedik olaylarla doluydu !…

 

İSRAİL’İN TÜRK BÜYÜKELÇİSİNE HAKARETİNİN HİKMETİ !

T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI’NA VE BAŞBAKANLIĞA AÇIK MEKTUP

 
                                  

 

         

cumhurbaskanligi@tcbb.gov.tr ,

bimer@basbakanlik.gov.tr ,

ihb@basbakanlik.gov.tr

Bu dünyalılar hiçbir şey anlamıyor galiba sultanım ! 23 Aralık 2009’da Kardelen Kütüphane Mesaj Grubundan “Nefsi Emmare ve Şeytana Hizmetkarlık Virüsü” adlı mesaj yayınlanmıştı! O mesajda, ispatlanan gerçeklerin bile zalim bürokratlara kabul ettirilemediği anlatılmıştı ve lanet edilmişti !

Konya’da 5-6 kardelen ruhlu mağdur vatandaş, dile kolay 2009 yılında 15 kadar resmi kuruma ve birime müracaat ettikleri halde hiçbir haksızlığın düzeltilmediği bildirilmişti ! Adli kurumlar da dahil sonuçlar insanlık ve adalet açısından koca bir HİÇ olmuştur ! Gerçekten sıradan ve dürüst vatandaşların insan hakları diye bir şeyleri olmadığı defalarca tecrübe edilmiştir. Sebebi köşe başlarını tutmuş zalim ve zorba derebeylerinin çokluğu idi. Ama Allah katında adalet mücadelesinin değeri vardı ve İlahi Adalet, er ya da geç herkese yaptıklarının karşılığını verirdi! Bu dürüst ve mazlum arkadaşlar cehalet ve zorbalıkta birlik olan resmi kurumlar tarafından hor görülmüştü ve yalanlanmışlardı ! Dilsiz şeytan rolü oynayan ve korkudan sağa sola kaçışan halkla ise hiç bir şey başarılmıyordu !..

Belki çok yoğun oldukları için adalet bakanı veya başbakan yakından ilgilenemiyordu ama sevk ettikleri kurumlar ve muhakkikler de yalancı şahit ve zulme ortak olan kimselerdi ! Çünkü aynı şehir içindeki makam, mevki ve şöhret sahipleri karanlık işlerinde ortak hareket ettiklerinden, merkezi yanıltıyorlardı!.. Bu bir sistem hatasıydı ! “Kabilecilik, ailecilik kanunsuzdur, fayda sağlamaz.” (Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s.46) Konya bürokratlarının yaptığı zulümleri bu vecize en iyi şekilde yansıtıyor !

Mağdur ve mazlum vatandaşların açık ve net kanıtları varsa, soruşturma için ön incelemeye ve yamuk muhakkiklere gerek yoktu !  Bu devlet otoriteleri için ciddi bir kusur ve ihmaldi ! “Zulüm ile âbâd olanın sonu berbat olur!” atasözünden çoğu kimse ders almamıştı ! Nefs ve Şeytan, kötülüğü ve gururu okşayıcı rüzgar üflüyordu kalplerine!

         Geçen haftalarda kardelen bir arkadaşımız, “Zalim bürokratlara ne takdir edildi?” diye  ilham istediğinde, “Zillet!” anlamı, “Bana ne takdir edildi?” diye ilham istediğinde de “Cihad!” anlamı içine doğmuş ! Eğer inanmıyorsanız haydi Allah’a yemin edelim !

Biz Türkiye’nin İsrail büyükelçisini yakından tanımayız ama o, büyükelçi sıfatıyla Türkiye’yi temsil ediyordu ve Kur’an buyruğuyla, “İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız.” (Kur’an:6/129) âyetinin hikmeti gereği zalim İsrail, zalim bürokratlarla dolu Türkiye’nin manevi şahsına musallat kılınmıştı! Gerçekten, www.habervakti.com sitesinde İsrail Dış İşleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon ve yardımcısının , Türk büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u aşağıladığı o videoyu izlediğimizde, elçinin mahcup ve mazlum hâlinde , mazlum vatandaşların  ruhları aksediyordu .

Olay şöyle olmuştur: İsrail Dışişleri bakan yardımcısı Danny Ayalon ve yardımcısı daha yüksek koltuklarda otururken Türk büyükelçisi Oğuz Çelikkol daha alçak bir kanepeye oturtuldu.

Ayalon, İbranice olarak, “Dikkat edin o alçakta biz yüksekte oturuyoruz, masada sadece bir İsrail bayrağı var ve biz gülmüyoruz.” Demiştir.

İşte bunun hikmeti, üst düzey yöneticilerin yalanlanan mağdur ve garip vatandaşların hâllerini anlamaları için İlahi Sistemin uluslar arasında şimşek çakan âşikar bir takdiri ve işaretiydi !  İşte eleştiriye hiç tahammül edemeyen zalim Yahudi bürokratların yaptığının aynısını Türkiye’de münafık ve zalim bürokratlar, mazlum vatandaşlara yapıyor ve haksızlıklar kimsenin umurunda olmuyor !

Daha sonra 14 Ocak 2009 günü Türkiye Gazetesi’nden ve haber ajanslarından alınan bilgilere göre İsrail yöneticileri özür dilemiştir! Türkiye’de basın bunu “zafer” olarak gösteriyor ve “Rezil oldular!” deyip seviniyorlar. Peki bir de şöyle ruh haline sahip politikacıların olduğu ihtimal dışı mıdır acaba? Bazı politikacıların amacı bir ülkeye istediği cevabı vermek ve hakaret etmektir, bunu gerçekleştirdikten sonra “özür diler!” yine sinsi oyunlarına devam eder! Orta düzey ve ast düzey bürokratlar çoğu zaman piyon olarak kullanılır, bazen de onlar üst düzey yöneticileri  kullanır ve oyuna getirir! Krizin asıl mimarı İsrail Dış İşleri Bakanı Avigdor Liberman olarak belirtiliyor ama dünyada adı çıkan ve tiyatronun baş oyuncusu Danny Ayalon oluyor ! Politikanın ne kadar iğrenç bir meslek olduğuna çarpıcı bir örnektir bu !

Politikacıların bir anda dönebildiklerine uluslar arası bir örnek te Danny Ayalon’un bu “Özür mesajı” olacak. Ayalon mektupta şöyle özür beyan ediyor: “Şahsınıza ve Türk halkına saygılarımı iletir ve çeşitli konularda farklı görüşlere sahip olmamıza rağmen, sizi temin ederim ki bunlar, hükümetlerimiz arasında açık, karşılıklı ve saygıya dayalı diplomatik kanallardan  ele alınması ve çözümlenmesi gerekir. Sizi küçük düşürmek gibi bir niyetim hiçbir şekilde yoktu. Girişimimin yapılış biçimi ve algılanışı nedeniyle özür dilerim. Lütfen bunu büyük saygı duyduğumuz Türk halkına iletiniz.” (1)

Ay gözlerim yaşardı, ağlayacağım (!); hayatta inanmayın ! Altı çizili cümleyi tekrar tekrar okuyun ve anlamaya çalışın ! Biz söylemeyelim.

 

Bir şehirde bir grup vatandaş, “Kanıtlarıyla beraber 20’den fazla haksızlık ve yolsuzluğu tespit ettik, gereği yapılsın!” diye acil durum bildiriyorsa ve sonuçta hiçbir şey düzelmiyor; yalan, hile ve  zulüm devam ediyorsa o toplumda insanlık ve adalet diye bir şey yoktur ! İlahi adalet, musibetle veya olağanüstü şok edici olaylarla er ya da geç gereğini yapmaktadır !

İnşaallah gelecek bir vakitte bazı “Çığlıklar!” gelecek, o zamana hazır olacağınızı ümit ediyor ve adaleti sağlayacağınızı umutla bekliyoruz ! Garip bir kardelen süvarisi tek başına 20 kadar zalime karşı savaşıyorsa, otorite sahipleri Allah’ın yardımı ve evliyanın himmetiyle daha çok kişiye karşı zafer kazanabilir ! Bizim duamız inşaallah size koruyucu kalkan olacaktır ! Gönlünüz nurla dolsun, yolunuz açık olsun, çevrenizdeki ve size yaklaşan bütün münafıkların iç yüzünü görmeyi Allah nasib etsin! Âmin !

15 Ocak 2009 Cuma,

 

                                               Gizem BAYRAKTAR,

                                                         kardelenx2012

KAYNAKLAR:

(1) Türkiye Gazetesi, 14 Ocak 2009

 

Web Site: http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com ,

E-posta          : kardelenkutuphane_library@hotmail.com

 

ÖNEMLİ NOT: Bu mesajı alan görevliler, eğer bu mesajı cumhurbaşkanı ve başbakana iletmezlerse, lanet ve bedduanın ömür boyu üzerlerinde dolaşacağına adı gibi emin olmalarını hatırlatırız. Allah (c.c.) sâdıklarla beraberdir. Selamlar.

 

·       Yoksa Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan Cennet’e gireceğinizi mi sandınız? (Kur’an 3/142)

·       Bir çivi yüzünden bir nalın ve atlının, bir atlı yüzünden  bir savaşın kaybedildiğini anlayan arif dostlara dualarımızı gönderir ve o çivilerden birinin de biz olduğumuzu hatırlatırız ! Yüce Mevla ömür boyu irfan ve hikmet nasib etsin!

                       SİMURG (ANKA KUŞU) KAF DAĞI’NDA…

       

                           

 
     

SİMURG (ANKA KUŞU) KAF DAĞI’NDA…

Maddi varlığını yok etmeyince (insana) bu dünyada rahat yoktur.

Simurga (Anka Kuşuna) baksana; ne tuzak ne de avcı (korkusu) var. (Râgıb Paşa)

 

Kaf Dağı “kanaat” tir aslında. Simurg, insanın ruhunu simgeler. Simurg, dünyaya tenezzül etmeyip Kaf Dağı’nda kanaati seçtiğinden rahattır.

Si-murg, “otuz kuş” demektir. Otuz ayrı kuşun rengini veya özelliğini taşıdığı için böyle isimlendirildiği söylenir. Yani Simurg aynı anda hem otuz kuştur, hem tek bir kuştur. Bu sebeple tasavvufta “kesrette vahdet” (çoklukta birlik) anlayışını temsil eder.

*       *       *       *       *       *       *

         Anka Kuşu, Dubai Kulesi’nden daha yükseklerde uçar ! J

                           

NEFSİN SIFAT VE MERTEBELERİ

 

        Nefsin bir çok mana ve sıfatları vardır. Nefs, insanın zatı anlamına gelir. Ayrıca ruh, hayat, can gibi manaları da vardır. Ayrıca, Emir âleminden olup yeri iki kaşın arası olan ve diğer latifelerle birlikte üzerinde zikir çekilen manevi sıfata da nefs denmiştir. İnsanın ruhu olan manevi cevhere “Nefs-i Nâtıka” da denir.

        İnsandaki bu nefs, varlık olarak bir tane olmakla birlikte sıfatları itibariyle bir çok ismi vardır. Nefsin bu sıfatları ve isimleri şunlardır:

 

1-   Nefs-i Emmare: Devamlı kötü işleri emreden nefis

demektir. Bu nefsin sıfatı, hep kötü işleri istemektir. Kötü işleri güzel görür, kalbi devamlı o tarafa çeker.Ahiret derdi, ölüm düşüncesi, hesap korkusu, azap kaygısı yoktur. Sadece keyfini, şehvetini, rahatını düşünür. Buna ulaşmak için helal haram diye bir sınır tanımaz; her yolu kullanmak ister. Kur’an-ı Hakim’de:

“Hiç şüphesiz nefis devamlı kötülüğü emreder. Rabbimin

acıyıp korudukları müstesna” (Yusuf 12/53) Âyeti, bu sınıftaki nefsi tanıtmaktadır.

        Kafirlerin, münafıkların ve devamlı günaha dalan kimselerin nefsi bu sıfattadır. Bunun tedavisi, samimi tövbe ve terbiyedir.

 

2-   Nefs-i Levvâme: Kendini kınayan, kötüleyen, azarlayan

nefis demektir. Tövbe ve terbiye ile bir derece uyanan nefis, bu merhalede kendi işlediği kötülükleri önce zevk alıp yapsa da peşinden pişman olur, kendisini kınar, yapmamak için karar verir. Ancak günah önüne gelince, duramaz, yine içine düşer. Sonra yine pişman olur. İyilik ve kötülükler arasında bocalar durur. Eğer nefs, ilahi rahmet ve manevi bir feyiz ile desteklenirse, bu halden kurtulur. Kur’an-ı Hakim’de:

“Kıyamet gününe ve devamlı kendini kınayan nefse yemin

ederim ki…” (Kıyame 75/1-2) ayeti, bu sıfattaki nefse işaret etmektedir.

 

3-   Nefs-i Mülhime: İlham, feyiz ve keşfe ulaşan ve hayırda kalbe

yoldaş olan nefis demektir. Nefis tövbe ile günahların ağırlığından ve şehvet bağından kurtulup itaate yönelirse, ilham ve feyiz almaya kabiliyet kazanır. Artık, haramdan kaçar, hayırlara koşar. İbadet ve zikirden lezzet alır. Kalbin ilahi aşk ateşi parlamaya başlar. Bu nur ile iyi ve kötüyü seçer. Ancak şeytan kalbine girmeye yol arar. Peşini bırakmaz. Günah ile kandıramazsa, ibadetleri içinde kandırmaya çalışır. Kendini beğendirir, insanları küçük ve değersiz gösterir. İçine azaptan emniyet hissi verir, Haktan koparmaya uğraşır. Bu mertebedeki Hak yolcusuna kamil bir mürşid nezaret ve yardım ederse, tehlikelerden kurtulur. Yoksa, gizli yollarla tehlikeli hallere düşme ihtimali mevcuttur.

 

4-   Nefs-i Mutmainne: Huzur bulmuş, sakin olmuş, rahatlamış,

ızdırabı dinmiş, şek ve şüphesi gitmiş nefis demektir. Bu mertebe, Yüce Allah’a dostluk yani velayet mertebesidir. Bu merhalede nefis, kalple birlikte bütün ilahi emirlere sevgi ile uyar. Şek ve şüphesi kalmaz. Izdıraplardan kurtulur. Manevi tecellilere ulaşır; feyizlenir, tatlanır, artık her işte Yüce Allah’ın rızasını hedefe alır. O’na teslim olur. İtaat süreklidir. Kur’an-ı Hakim’de:

“Ey mutmain olmuş (Allah ile huzur ve sükûna ulaşmış ) nefs!

Sen O’ndan razı, O da senden râzı olarak Rabbine dön. Gir salih kullarımın arasına, gir cennetime.” (Fecr 89/27) Ayetiyle anlatılan nefis, Allahu Teâlâ’nın aşkı ve zikri ile mutmain olmuş nefistir. Yine bu ayette aşağıdaki üç makama işaret edilmektedir.

 

5-   Nefs-i Râdiye: Allah’tan razı olan, O’ndan gayri her şeyi

gözünden silip atan ve sadece Rabbine nazar eden nefis demektir. Bu sıfata ulaşan nefis, kendi iradesini Yüce Allah’ın iradesine teslim eder. O’nun için sever, O’nun için kızar, O’nun için yaşar. Acı tatlı her şeyde ilahi rızayı arar, edebi korur. Herkese rahmet olur, kimseye sıkıntı vermez. Bütün insanlara şefkat gözü ile bakar.

 

6-   Nefs-i Merdiyye: Yüce Allah’ın kendisinden razı olduğu

nefistir. Bu nefis sahibi öyle terbiye olmuştur ki, ne yapsa Allah rızasına uygun olur. Günahları unutur; ilahi aşk denizinde yüzer, her şeyi ile âleme rahmet olur. Ona keşif ve keramet olarak ne verilse, o Allah rızasından başka bir şeye iltifat etmez. Bu makam büyük velilerin, ariflerin, kamil insanların makamıdır.

 

7-   Nefs-i Kâmile: Kamil, olgun, tertemiz, sâfi nefis demektir.

Bu makamdaki nefis sahipleri , Allahu Teala’nın en seçkin, en has kullarıdır. Onlar, ilahi aşkı ve edebi en üst düzeyde temsil eden kutup insanlardır. Onlar, Allah’ın yeryüzündeki delili ve gerçek peygamber varisidirler. Halkı irşad ile görevlidirler. Bütün güzel ahlakları bünyelerinde toplamışlardır. Gavs, kutup diye anılan zatlar bu makamdadır.

Onlar Yüce Hakkı sever; halk da onları sever. Onlar Allah’tan

korkar, halk da onlardan korkar. Onlar Yüce Allah’a hizmet eder; bütün âlem de onlara hizmet eder. Onlar, Yüce Allah’tan razıdır; kafir ve gafiller hariç, cümle âlem de onlardan razıdır.

         İşte tasavvuf terbiyesinin hedefi, bu kamil insanla buluşup kamil insan olmaktır. Bu yola giren ve kamil insanı kendisine rehber eden herkes, derece derece nefsini terbiye edip Yüce Allah’a yakın olur. Ebedi saadeti bulur. Bunun için ne yapılsa, ne kadar emek verilse azdır.

 

KAYNAK: Arifler Yolunun Edepleri, S.Muhammed Saki Haşimi,

Semerkand Yayınları, İstanbul, 2003

 

                                                                                  Kardelenx2012,

                                                                               (Gizem Bayraktar)

                                                                                      07.01.2010

           

                  KARDELEN KÜTÜPHANE LEVHASI

·        Sonra biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Kur’an:Meryem S.,72)

·        Kendilerine hidayet geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey sadece, öncekilerin başına gelenlerin  kendi başlarına da gelmesini yahut azabın ansızın kendilerini enselemesini beklemeleridir! (Kur’an:Kehf S.,55 )

·        Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah azizdir, hakimdir. (Kur’an, Fetih S.,7)

 

·        Dikkat edin,uyanık olun; kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur

       bulur !

       (Kur’an, Ra’d S.: 28)

                                 

                 Bismillâhi Allahü Ekber!
              Sizi kurban ediyorum!

                      YALANLAR GRUBU_BODY OF LIES

LANET
OLASI POLİTİKACILAR

                               
                  
                                     
                                                           
                       YALANLAR GRUBU

(LANET
OLASI POLİTİKACILAR)

 

TURKISH:

(Irak’taki CIA Ajanı Ferris,
Ed Hoffman’a): Siz lanet olası ikiyüzlü politikacılar ve bürokratların uzaktan
resimlerine baktığı bu savaştaki gereksiz rezillikleri görüyorum. Şimdi sakın
bana düzgün düşünmediğimi söylemeye kalkma!

 

ENGLISH:

(In the name of Allah;  I sacrifice the evil service in the path of
The God !..)

         BODY OF LIES,

        DAMNED POLITICIANS !..

(CIA Agent Ferris in Iraq
to Hoffman ): You can’t (can’t  think
straight) because you’re a million fucking miles away.

I’m here, Ed, every
day. And I see unnecessary travesties of this war that the rest of you
backstabbing political fucking bureaucrats only look at pictures of. So don’t
you dare tell me I’m not fucking thinking straight!

 

DİPNOT: (Bu film) David
Ignatius’un romanından uyarlanmıştır.

DRAG ME TO HELL (BENİ CEHENNEME SÜRÜKLÜYOR !)

 

TÜRKÇE’YE “KARA BÜYÜ” DİYE ÇEVRİLMİŞ

          

         

              Los Angeles’ta hırslı bir bankacı olan
Christine Brown hem iş hem de özel yaşamında çok mutludur. Bir profesör olan
erkek arkadaşı ile huzurlu bir hayat yaşayan Christine’ın rahatı gizemli bir
banka müşterisi tarafından bozulur. Mrs. Ganush isimli bu tuhaf yaşlı kadın,
evi için girdiği borcun tarihini uzatmak için Christine’in yardımına başvurur.
Ancak Christine patronunun gözüne girebilmek için, zor durumda olan kadını
reddeder.

            Hüsrana uğramış yaşlı kadının Christine için
düşündüğü bir intikam planı vardır: Genç kadını en korkunç kara büyülerden
biriyle lanetler. Christine’in hayatı peşine dolanmış kötü ruhla tam bir
cehenneme dönecektir.

 

http://www.sinemalar.com/film/20308/Kara-Buyu/

 

Tür
: Gerilim
/ Korku

Gösterim Tarihi : 16 Ekim 2009

Yönetmen : Sam Raimi
Senaryo : Sam Raimi , Ivan Raimi
Görüntü Yönetmeni : Peter
Deming

Müzik : Christopher Young

Yapım : 2009,
ABD
, 99 dk.

                                          

 

TANRI’NIN SIRRINA YOLCULUKTA ERDEM SÜVARİLERİNE
ENGELLER…

1.   
Nefs,

2.   
İnsana musallat olmuş vesveseci şeytan,

3.   
Gaflet (Gerçeklerden yüz çevirmek, Kıyamet Günü’ne ve Son
Hayat’a hazırlanmamak),

4.   
Kibir (Şeytani hasletlerden biri)

5.   
Hırs (Şeytani hasletlerden biri)

6.   
Hased (Şeytani hasletlerden biri),

7.   
Yalan,

8.   
Hilekarlık,

9.   
Sahtekarlık,

10.         
Para tutkusu,

11.         
Mal ve zenginlik hırsı,

12.         
Şöhret düşkünlüğü,

13.         
Makam/ mevki hırsı,

14.         
İlim hırsı,

15.         
İçki düşkünlüğü,

16.         
Kumar düşkünlüğü,

17.         
Seks düşkünlüğü veya fuhuş ,

18.         
Günaha iten müzik düşkünlüğü,

19.         
Harama iten film düşkünlüğü,

20.         
Şeytanın hizmetkarlığını yapan dil,

21.         
Cimrilik,

22.         
Korkaklık,

23.         
Giyim, moda düşkünlüğü,

24.         
Kadınlardaki güzellik düşkünlüğü,

25.         
Namaz kılmamak,

26.         
Hırsızlık veya kul hakkı yemek !

…………………………………

NOT: Belli başlı bu
günahların azına veya çoğuna esir olmuş hiçbir kimse erdem süvarisi olamaz! 1
tanesini bile devamlı işliyorsa arınamaz ! Kendimizi iyi insan zannederek
nefsin ve şeytanın hizmetkarlığını yapmaya ve Allah’ın bizi affedeceğini
zannetmeye devam ederiz ! Allah c.c., zalimlere mühlet verir, ama asla ihmal
etmez!  

Alıştığı ve yaşadığı gibi
inanmaya başlamış gafil bir kardeş şöyle diyebilir: “Ya iyilik perisi, bunlar
olmadan hayat nasıl geçer? ” Günahlar, kalbin üzerini kaplayan kara lekelerdir!
Kalp ayna gibi temizlenince bütün Kainat kalp gözüyle seyredilir; mekana ve
zamana bağlı olmadan göklerde uçarsınız ! Öyle muhteşem bir şey!

Ayrıca bu aşağılar
aşağısı âlemde bile yağmur altında romantik bir gezi yapabilir, deniz kenarında
dalgaların sesiyle şarkı söyleyebilir, tropik bir adada macera gezisi
yapabilir, alaca karanlık bir vakitte 
bir dostunla güzel bir yaş pasta yiyebilir,kahve içebilir,  serin rüzgarlı bir havada uçurtma uçurabilir,
gölde ördeklerin yüzdüğü güneşli bir günde çocuklarla sevinç çığlıkları
atabilirsin !..

     Allah’ın
nimetlerini saymaya kalksanız sayamazsınız !..

Bir filozofun dediği
gibi, hayatta en zor şey, insanın kendini tanımasıdır!

         SİTEM: Halkımızdan
yaşlı cadı dünyayı kalplerinden  atmalarını,
onu boşamalarını istemiştim! Ama çoğu kimse inanmadı, yardım etmedi !..
Bakalım, felaket zamanında Yüce Mevla veya Hızır a.s. gafillerin imdadına cevap
verecek mi?

                                      İyilik
Perisi (Fairy of Favour) , 8 Aralık 2009

·       Bu Dünya Gezegeni’nde
Kıyamet’in 3 atlısı gelene kadar zalimler ve zulüm egemendir!

·       Zalimlere hizmetten
zevk alan ancak köpeklerdir!

·       Ana rahminden çıktık
pazara,

Bir kefen aldık, döndük
mezara…  (Yunus Emre)


 

                                

 
 

HEPİNİZİN YERİNE İYİLİK PERİSİ, KORKUNÇ GERÇEKLERİ İTİRAF ETSİN !

Sayın Dinleyiciler, insanlar gibi havaların da istikrarsız olduğu kaprisli ani değişikliklere maruz kaldığımız bir dünyada, hafta sonunda ‘İyilik Periniz’ den merhaba!

         Bilirsiniz insan mizacında yapıcılıktan çok tenkit ve bozuculuk vardır! Çoğu milletin yıllarca yaptığı eserleri kısa bir sürede yok etmek kolay olmuştur! Dünya Savaşları gibi…

         Tarih boyunca insanoğlunun özellikle de politikacıların şu huyu hiç değişmemiştir; kendi suçlarını, günahlarını saklayıp örtbas etmek, başkalarının küçük hatalarını hep dedikodu ve koğuculuk ederek etrafa yaymak!

         Bugün sıra dışı bir toplantı yapacağız. İslam Dininde herkesin içinde veya imama karşı günah itiraf etme, günah çıkartma olmadığından, biz dairevi bir salonda görünmez cam arkasından izleyerek Kardelen Kütüphane’nin hayaleti imalı olarak gizli günahları itiraf edecek ! Çoğu insanın başaramadığı “Özür dilerim!”, “Kusura bakma, şöyle bir hatam oldu!” “Hakkını helal et!”, “Şöyle bir gaflet ve Şeytana uyma yaramazlığında bulundum!” gibi  insani erdemleri kazandırma dersi işleyeceğiz!

         Yeterince örnekler verilecek ama hayattaki her durumu, her olayı örneklemek mümkün değil. Herkes kendi hayatına uygun vicdanında itirafı yapacak, tövbe edecek, kalplerin pası giderek cilalanacak, aynalarda sonsuz evrenin güzellikleri daha iyi yansıyacak!

         Kimse istisnaları göstererek, “Ben şu meslekteyim, bu tür durumları hiç yaşamadım, olmaz böyle şey!” demesin ! Gizli dünyada nelerin olduğu çoğu kimsenin hayaline bile gelmez ! İnsanoğlunun, mesela 10 katlı bir apartmanda 40 dairede nelerin döndüğünü duvarlar arkasından izleme yeteneği olsaydı, kafayı bozar, anormalleşirdi ! Şu dairede hırsızlık olur, diğerinde cinayet işlenmektedir, bir başkasında zina yapılmaktadır, bir diğerinde politikacı muhaliflerini yenebilmek için hileler planlamaktadır vs…

         Meleklerden üstün derecelere ulaşacak insan sayısı çok az olacaktır! İnsanların ve cinlerin çoğunun Cehenneme gideceğini Yüce Rabb bildirmektedir! O yüzden gaflet ve günah bataklığından kurtulup ne kadar erken ilahi aydınlık yola girebilir ve ilahi buyruklara uyarsak, o kadar aziz ve erdemli oluruz !

         Hem yaşadığımız dünyadaki hayat hikayelerinden, hem tarihteki önemli olaylardan, hem de filmlerden ibret verici alıntılar yapılacaktır. Ding Dong !!! Başlasın !

 

         *(Şeytan): 70.000 yıl ibadet ettim. Meleklerin katına çıktım. Dünyada fesad çıkaran cinlere karşı ordu komutanı olarak görevli gittim, zaferler elde ettim. Gururlandım. Adem, insan olarak topraktan yaratılınca kıskandım, ona secde emredilince kibirlenip secde etmedim! Yüce Alemden kovuldum. Kıyamete kadar bana mühlet verildi ! İnsanları ve cinleri İlahi yoldan saptırmaya yemin ettim !

         *(Kabil): Mizacımda hased vardı. İlahi emirle diğer ikiz kardeşlerden olan kızla evlenmem gerekirken, kardeşimin evlenmesi gereken kendi ikizim  Alkame ile evlenmek istedim. Yani güzel olanı kapmak istedim! Kurban adamamız buyruldu. İçimde kötüyü ikram etme duygusu olduğundan bostandaki kötü mahsulü kurban olarak verdim.  Kardeşim Habil en iyi koçu kurban sundu. Onunki kabul edildi. Hasedim gitmedi. Ona tuzak kurup öldürdüm. Lanetlendim. Başka diyara yerleştim. Beni de kendi neslimden bir çocuk, “Kardeşini öldüren atamız şu mu?” diyerek o da taş atarak beni öldürdü !  ( “Eden bulur!” atasözü gerçekleşti.)

         * (Nuh Peygamberin oğlu Kenan): Babama inanmayanlardandım! Babam 950 yıl insanlara İlahi mesajı tebliğ etti, gemiye 83 kişi bindi. Ben binmedim. Dağa sığınma gibi işler beni kurtarır, diye düşündüm. Yanılmışım, boğulup gittim !

         * (Musa Peygamberin kavmini kovalayan Mısır Firavunu ) : “Nil Nehri’nin Tanrısı benim ! Bu nehirler benim için akar!” gibi ilahlık iddiasında bulundum. Bu yüzden deniz ikiye ayrıldığında boğuldum. Boğulurken Musa’nın Rabbine inandım ama kabul edilmedi ! 20. Yüzyılda cesedim bulundu, İngiltere’de müzede sergileniyorum!

         *(Bel’am ibni Baura): Ben menfaat için veya korkudan kötü kavimden yana olarak Musa Peygamber aleyhine beddua ettim. Dilim sarktı, çarpıldım ! Ben, para ve çıkar karşılığında gerçekleri satan ilim adamlarını temsil ediyorum. Aynı zamanda insan, alim ve salih iken değişip kötü olabileceklere bir örneğim !

         * (Zalim Komutan Calut): Güçlü ve zalim idim. Kimse yenemez zannediyordum. Peygamber ordusunda, çocuk yaştaki Davut Peygamber beni sapan taşlarıyla yendi!

         * (İsa peygamberin Yerini Haber Veren havari Yahuda İskaryot (Katil Yahuda):  İsa Peygambere ihanet edip yerini haber verdiğim için, önceden de  Hz. İsa’ya benzediğimden , ihaneti sonrası insanlara Hz. İsa suretinde gösterildim ve bizzat kendim çarmıha gerildim.

 

         * (Peygamber Hz. Muhammed’e Düşmanlık Eden Amcası Ebu Leheb): Yeğenimin peygamberliğini hiç kabul edemedim. Böyle yetim, öksüz bir çocuğa peygamberlik gelmiş ha! Neden itibarlı birine gelmiyor da ona gelmiş! Karımla her türlü kötülüğü düşmanlığı yaptık. Allah, “Adese” denilen “Kara Hasba” adındaki bir hastalıktan öldürdü. Zira Kureyşliler, “Kara Hasba” dan vebadan sakındıkları gibi sakınırlardı. Ölümümden sonra cesedim 2-3 gün evde kaldı. Gömmediler. Cesedim pis pis koktu..

         *(Kont Dracula ; 15.Asır) Esas adım III.VLad’dır. Fatih Sultan Mehmet zamanında Eflağın prensiydim ve Türkleri kazıklara çakıp kanlarını içmem nedeniyle bana ‘Dracula’ yani kan emen lakabı verilmiştir aynı zamanda Türkler arasında ‘kazıklı voyvoda’ ismiyle ün salmışımdır.

         * (Keriman Halis Ece): Bin yıldan fazla zamandır örtünen Müslüman kadınlardan sonra soyunarak Yahudilere kendimi alkışlattım. Ve özellikle “Güzellik Kraliçesi” olarak seçildim. Yani gayri Müslimler savaşmadan ilk Müslüman güzellik kraliçesini yarı çıplak seyrettiler.

         * (Milli Türk Dansöz Şarkıcı): Uzun yıllar normal kıyafetli şarkıcılardan sonra ekip olarak dansöz şeklinde Türkiye’yi temsil edenlerden biri de bizdik. Allah, örtünün dediği halde biz soyunarak, üstelik “İnşaallah kazanır, birinci oluruz!” diye niyet ederek Allahın yasakladığı bir şeyde ondan yardım isteme gibi bozuk bir bakış açısına sahibiz !

         * (Hırsız Rektör): Yabancı bir ülkedeki bilim adamının eserini çaldım, uzun yıllar koca ülkede rektörlük yaptım, kimse yerimden edemedi. Fakat 1-2 cesur ve vaveyla koparan gazete aslan gibi devamlı üzerime saldırdı, sonunda pes ettim !

         *(Plaja Giden İmam): Her ne kadar plajda yarı çıplak kadınları görerek haram işleyecek olsam da bir imam karısını deniz kenarına götürmemeli ! Kadın örtünerek evde kalsın, elalemin magandalarına karımı mı baktıracağım !

         * (Faiz Yiyen İmam): Hoca, bizahmet ilçeye gidiyorsan şu hesaba bu parayı yatırır mısın? (Hesap vadeli mevduat, imam yatırırsa ayıp olur ! 🙂

         * (Kar-zarar Ortaklığı Olan Finans Kurumu): Bizde faiz yok, vade farkı var! Mesela otomobil için 20.000 Tl lazımsa bize vade farkıyla şu kadar yılda 36.000 TL ödeyeceksiniz. J

         * (Yarı Dindar Yarı Günahkar Bir Gazete): Biz yaz gelince mayo reklamları da veririz, filan ünlü kadının frikik pozlarını da yayınlarız; Ramazan gelince de Kur’an’ı anlatan, İslam’dan bahseden konular yayınlarız. Her kesime hitap etmek lazım değil mi? Ayrıca at yarışları, spor toto oynayan, piyango çeken de çok; onların ihtiyacına da cevap vermeliyiz!

         * (‘Ejder’in Öpücüğü’ Filminde Şehrin Emniyet Müdürü): Evliliğin ilk zamanlarında kadını sokakta fuhuş için pazarlamaya başladım! Para, şöhret ve güç için her türlü kirli işi gizli çevirmeliyiz! Adamlarımız var, güçlüyüz !

         * (Boondock Saints (Şehrin Azizleri ) Filminde Homoseksüel Emniyet Müdürü): Amerika’da gittikçe yaygınlaşan Türk diliyle ibne karakterini oynamak için erkek erkeğe filmde öpüştüm !

         * (Ünlü Bir Gazetenin Köşe Yazarı): Her ne kadar dini bir gazete de yazsam da herkesin günahsız olduğu anlamına gelmez! Bir kere hırslı bir adamım, arzuluyum, bir de kötü bir evliliğim oldu, bu yüzden mazeretim var; para karşılığında bir genç kızı düzenli olarak okşadım, sevdim !

         * (Koltuk Hırsı Olan Bir Okul Müdürü): Her ne kadar kusurlarımız olsa da hatayı kabul etmemeliyiz. Her hangi bir ceza almamalıyız. Personelin çoğunu uydurma sebepten ödüllendirip teşekkür belgeleri vererek tavlayalım ! Bizim aleyhimizde bir beyanda bulunmasınlar ! Haklı olan muhaliflere de ağır cezalar verdirmeye çalışalım ! Gerektiğinde yalancı şahitlik te yaptık !

         * (Kariyer ve Çıkar İçin Çalışan Bir Doktor): Ben uzman bir doktor, doçent, profesör olarak mevki sahibi, zengin bir hasta geldiğinde kendim en iyi şekilde tedavi edeyim. Ama garip, yoksul bir hasta geldiğinde bizim asistana deneme ameliyatı yaptıralım, aksilik olursa da başımıza bir şey gelmez! Ayrıca kariyerimde buluş yapabilmem için yoksullarda bilimsel deney yapmam lazım!

         * (İnternette Kendi Resmini Koymayıp veya Güzel bir Kadın,Prenses Resmi Koyanlar): Kendi fotoğrafımı koyarsam şimdi tanınırım, rahatsız edilirim. Kendimi güvende tutmalıyım. Hem benim resmim o kadar cazip değil ! Erkekler böyle güzel yüzlü , gizemli, peçeli kadınlara bayılırlar. Muhakkak bu resme sulanarak, dolayısıyla bana ilgi gösterenler çok olur! Hayallerindeki kadına bağlantı kurmaya çalışıyorlar!

         * (Bir Şehrin Milli Eğitim Müdürü): Böyle her hakkını isteyen, adaletten bahsedene olumlu cevap verecek olursak yandık! Hak isteyenlerden kurtulamayız, en iyisi biz yalanlayalım, iftira atalım! Disiplin cezası verdirelim! Böylece korkarlar, bir daha hak hukuk isteyemezler! Bastırma ve sindirme politikası izleyelim! Nasılsa müfettişler de bizim adamımız ! Bizim lehimize hüküm verir !

         * (Bir İlde Çekingen bir Vali Yardımcısı): Ya ben her şeyi, her olayı incelemem mümkün değil! Birim müdürleri evrakları hazırlıyorlar, bizim onayımıza sunuyorlar. Hem orta düzey bürokratların suçları olsa bile onlar hakkında işlem yapmak zor, onların arkaları kuvvetlidir ! Kurum idarecileri hep birbirine çıkar açısından bağlıdır, bu yüzden birbirimizin tarafını tutmalıyız ! Orta düzey bürokratların suçlarını örtbas etmeliyiz ! Kolay yol bu ! Ama, Evrenin Hakimi Allah’ın dilediğinde bir anda insanı çarpabileceğini unutuyorum galiba !

         * (Vatandaşın Önemli Sorusuna Cevap Vermeyen, İhtiyacına Yardım Etmeyen Gazeteciler) : Ya ben ülke çapında meşhur, zengin bir gazeteciyim. Öyle her vatandaşın sorusuna cevap veremem, önemli adamlarla, kurumlarla ilgilenirim! Benim itibarımı sarsabilir. Hem bağlantım ortaya çıkar; filan çiftçiye, işçiye, memura takılmışsın! gibi. Ayrıca bazı ülkelerin gizli servisleri kiminle bağlantısı var, diye izlerler! Politikacıların yaptığı gibi biz de meşhur 7 sınıfa ilgi gösterip hizmet ederiz!

         *(Kendini İyi Zanneden Tahrik Edici Müslüman Kadın): Şu erkekler de dik dik bakıp duruyorlar, sulanıyorlar ! Üzerimde de dar kot pantolonu var, kalçam da çekici, moda böyle! Tişörtüm dekolte veya göğüslerim belli ! Oldukça seksiyim. Şöyle herkes bana hayran olsun, gözü bende kalsın da, rahatsız etmesinler! Magandalar takılmasın! Böyle kendimi güzel hissediyorum, mutlu oluyorum!

         * (İyi ve Kibar Görünen Erkek Bir Devlet Memuru): Eee, bütün sinema, televizyonlar, basın hep kadını çekim aracı olarak kullanır da erkek bunlardan etkilenmez mi? İyi insanımdır da, şu sigarayla, ara sıra çıplak mankenlere bakma alışkanlığından kurtulamadım ! 

         * (Cinselliği Reyting İçin Kullanan Ülkenin En Ünlü, Büyük Yayın Kuruluşlarından Bazıları ):

1.       18.06.2009: http://www.internethaber.com’da,

         * ‘Foto Galeri’ Bölümünde ‘Mini Etek Kazaları’,

         *Ayşe Arman öyle pozlar verdi ki!

         * ‘Magazin’ Bölümünde, ‘İşte Pekkan’ın bacaklarının sırrı’

         2.       19.06.2009: http://tr.msn.com Sitesinde:

         * İç çamaşırsız işe gitmeyin !

         * Onu ilk 1 saatte etkileyin. (Masanın altında eliyle kadının bacağına dokunan adam resmi) [Çok faydalı metotlar öğretiyorsunuz (!) ]

                   21.06.2009 :

         * Yoksa biri mi soyunuyor?

         3.       21.06.2009, http://www.e-kolay.net Sitesinde:

         * Havluya sarın, yatakta bekle,duş alıp geliyorum.

         * 10 erkeğe tecavüz etti ! İçkilerine ilaç katıp, cinsel organlarını bağladı…

         * Çıplak otobüs şoförü.

         4.       21.06.2009 http://www.mynet.com Sitesinde:

         * Bu pozlar ortalığı sarsacak !

         5.       21.06.2009 http://www.radikal.com.tr Sitesinde:

         * “Yaşam” kategorisinde Giselle Bündchen anneliğe hazırlanıyor. (Sütyenli, tahrik edici fotoğrafı. Onun anneliğe hazırlanması kimin umurunda ahbap ! Amaç, iç çamaşırlı kadın haberi olsun! )

         * Sports Illustrated’ in mayolu kızı Bar Refaeli.

        

6.       21.06.2009 , http://www.aksam.com.tr Sitesinde:

         * Hadise’nin kalçalarıyla bu kadar !

         29.06.2009 :

         * J-Lo frikikten kaçamadı.

         7.       21.06.2009, http://www.hurriyet.com.tr Sitesinde:

         * Çılgın Tatil: İngiltere’nin en popüler magazin figürlerinden biri olan ve kendisinden daha ünlü göğüsleriyle sık sık basına konu olan Price, yine objektiflerden kaçamadı…

         * İşte Jordan’ın Ibiza kaçamağı (Foto Galeri)

         8.       21.06.2009 , http://www.haberler.com Sitesinde:

         * Evli Erkek Arada Sırada Aldatmalı (Hülya Avşar’ın Haberi)        

         * Hülya Bilerek Üstsüz Yakalandı.

         * Eva Mendes Üstsüz.

         * Silikonlu Güzeller

         * Bu sahneler rekor kırdı.

         * Torunuyla 10 yıldır Aşk Yaşıyor (72 yaşındaki Morgan Freeman ile 27 yaşındaki üvey torunu E’Dena Hines İlişkisi)

         9.       21.06.2009, http://www.gunes.com Sitesinde,

         * Günün Güzeli köşesinde sürekli mayolu kadınlar gösterisi.

         * “Magazin” Bölümünde Sibel Can’ın “Bu yaştan sonra pavyona düşmem” haberinde, ‘boyunca çocukları olduğunu’ söyleyen Sibel Can’ın dekolteden de beter göğüslerinin yarısı açık olan fotoğrafını özellikle seçmesi, yetişkin çocuklu bir anneyi kötü niyetle sergilemek değil de nedir !?

         10.  21.06.2009 , http://www.stargazete.com

         * Cinedergi reklamında , Haziran 2009 sayısının kapağında dekolte elbiseli müstehcen Megan Fox fotoğrafı.

*        *        *        *        *        *        *

SONUÇ: Hepiniz az veya çok sapıksınız ! Tartışmanıza ve kendini bilmeden, düzeltmeden başkasını tenkit etmeye gerek yok ! Haydi, Yüce Mevla’ya namaza, tövbeye ve tesbih çekmeye !

                                                       

                                                                  Yazan: İyilik Perisi

                                                      11.07.2009

                

 

  TURKISH: (Dr. MASARU EMOTO  ve  SU KRİSTALLERİ  MUCİZESİ)

  ( ENGLISH: THE HIDDEN MESSAGES IN WATER ! )

 (THANKS TO Dr. MASARU EMOTO FOR HIS CONTRIBUTIONS  TO HUMANITY AND DISCOVERIES )

                                

 

ALLAH’IN 99 ADI İLE OLUŞAN KRİSTALLERİ GÖSTERECEK

28 Mart 2009

İPEK DURKAL GÜNAYDIN

Su ile ilgili kitapları dünyada ‘en çok satanlar’ arasına giren Japon bilimadamı Dr. Masaru Emoto kendini İslam’a yakın hissettiğini söyledi: Allah’ın 99 adının su üzerindeki etkisini kitabında anlatacak.

‘Sudaki Mucize’, ‘Suyun Bilinmeyen Gücü’, ‘Sudaki Gizli Mesajlar’, ‘Su Müzik Dinliyor’, ‘Aşkın Şekli’ adlı kitapları ve ‘Ne Biliyoruz ki?’ isimli filmle ünü tüm dünyaya yayılan Dr. Masaru Emoto Türkiye’deydi. Doğa Koleji’nin sponsorluğunda ‘5. Dünya Su Forumu’ çerçevesinde gelen Emoto; sudaki şifanın gizemini, düşünce ve duyguların fizik realiteyi nasıl etkilediğini anlattı. Dinleyicilere güzel sözler, güzellikler ve güzel duyguların su kristalleri üzerindeki etkisini fotoğraflarla gösterdi. Bu seminer sonrasında röportaj yapma fırsatı bulduğumuz Emoto; vücudumuzun yüzde 70’inin sudan oluştuğuna dikkat çekerek, suya iyi davranmamız gerektiğine, böylece daha sağlıklı ve sevgi dolu bir dünya kurulabileceğine işararet ediyor. Kendisini İslamiyet’e yakın hisseden Emoto, Suudi Arabistan’da Esma-Ül Hüsna’nın (Allah’ın 99 adı) su üzerindeki etkisini gösteren bir kitap çıkarmaya hazırlanıyor.

SUYLA KONUŞUN
* Alternatif tıpta çalışmalarınız kabul görüyor. Peki, iyi ve güzel düşünmenin; suya iyi davranmanın insan vücudu üzerindeki etkisi nedir?
Bu benim 7.5 yıllık çalışmam. O sürede, kanser ve benzeri hastalara iyi, güzel, şefkatli konuşulmuş bu sulardan içirildi ve hastalıkları tedavi etmede olumlu etkisi görüldü.

* Bu, tıp dünyasında kanıtlandı mı?
Evet, bu suları için kişiler iyileşti ama ‘neden, nasıl iyileşti?’ sorularının cevabını kesin olarak vermek mümkün değil. Eğer bilimsel kanıt istiyorsanız, tıp alanındaki bilim adamları bunun doğruluğunu onaylamıyor çünkü o zaman kendi işlerine son vermiş olacak!

SUYUN DA DUYGULARI VAR
* İnsanın kendi kendine sizin teorinizi uygulayabilecek gücü var mı? Vücudu ile konuşarak kendisini tedavi edebilir mi?
Evet, tabii ki… Suyun da insan gibi, duygulara sahip olduğunu düşünüyorum. Vücudumuzda, görmediğimiz suyu hayal ederek ona şükranlarımızı sunmamız, onun hakkında iyi düşünmemiz, sağlığımız için de faydalı bir yol olacaktır.

* Suyun hafızası ve duygusu olduğunu, kelimeleri anladığını anlatıyorsunuz. Aslında anladığı ‘teşekkür ederim’ cümlesi değil de, insanların bunu söylerken yaydığı enerji herhalde değil mi?
Kelimeler bazı titreşimlere sahip ve bunlarda bir enerji yükü var. Elma derken farklı bir enerji veriliyor ve bu enerji iyi ya da kötü titreşimler üretiyor. Suya etki eden de işte bu enerjidir.

* Onca ülke gezdiniz. Sizce suyla ve pozitiflikle en ilgili ülke hangisi?
Müslüman ülkelerde daha iyi bir reaksiyon ile karşılaştım. Özellikle Güney Amerika’da… ‘Water’ isimli filmin de etkisi olsa gerek Rusya’da da çok iyi karşılandım. Aslında her gittiğim ülkede güzel reaksiyonlar aldım. Fakat Japonya’da bu kadar iyi değil.

* Kendi ülkeniz size karşı mı çıkıyor?
Japonya’da bana karşı olan bir grup var. Bilim adamları çalışmalarımı yıpratmaya çalışıyorlar. Çünkü yenilikten, birilerinin öne çıkmasından hiç hoşlanmıyorlar.

DESTEKÇİM YOK

* Bilim dünyasında bu araştırmanıza destek olan kimse yok mu?
Halkın büyük ilgisini görmeme rağmen bilim çevresi, ağırlıklı sağlık grupları, maalesef desteklemiyorlar. Nedenini sorarsanız, biraz önce bahsettiğimiz gibi kendi pozisyonlarını korumak istemeleri. Bilim çevresi ile bizim uyuşamama sebebimiz; benim yaptığım şeyler üç boyutlu ifade edilemiyor. Fiziksel bir şey değil. Olmayan bir şeyin resmini çekiyor, olmayan bir şeyi gösteriyorsunuz. Ruh gibi, hayalet gibi… Dolayısıyla bunu rakamsallaştıramadığımız için bilim adamları ile tartışamıyoruz. Farklı boyutlarda düşünüyoruz.

* Buna rağmen bu kadar kitap yazdınız ve dünyanın pek çok ülkesinde seminerler veriyorsunuz…
Bütün bilim adamları teorimin karşısında değil, destekleyenler de var. Örneğin Almanya-İsviçre sınırında soğuk füzyon deneyi yapılıyor. Bu deney ispatlandıkça, bana az da olsa destekte bulunan bilim adamlarının söylemleriyle benim şu anda tüm bu anlattıklarım altyapısını hazırladığım halkaya tam oturur. Ben şimdi sadece altyapıyı oluşturuyorum.

* (Tercümanımız soruyor) İslamiyet’te ‘kıyametten önce güneş batıdan doğacak’ inancı var. Bu deney sonrası da kuzey ve güney kutuplarının yer değiştireceği söyleniyor. Bu muhtemel mi?
Evet, dünya dönecek ama güneş ters taraftan doğacak. Ben, İslam’ın bu teorisini doğrulayabilirim…

 Dr. Masaru Emoto kimdir?

Yokohoma Üniversitesi Sosyal Bilimler mezunu olan Emoto 1992 yılında alternatif tıp dalında doktora yaptı. Beş kitabı bulunan Dr. Masaru Emoto’nun kitapları toplam 70 ülkede 45 dile çevrildi ve dünya çapında en iyi satanlar listesine girdi. UNESCO tarafından Barış Elçisi seçilen Dr. Emoto, donmuş suda oluşan kristallerin, kendilerine belirli düşünceler yoğun olarak yönlendirildiğinde değişiklik gösterdiğini keşfetti. Özel bir teknikle bunların fotoğrafını çekmeye başladı.

        *      *      *      *      *      *

Her su içişimde özür diliyorum

Günde kaç bardak su içiyorsunuz?
Bir litreye yakın.

İçmeden önce suya bir şey söylüyor musunuz?
Özür diliyorum ve teşekkür ediyorum.

Neden özür diliyorsunuz, içtiğiniz için mi?
Hayır, ömrümün 50 senesini suyun ne kadar önemli bir nimet olduğunu bilmediğim ve onu göz ardı ettiğim için… Araştırmalarımdan sonra suyun gerçekten Allah’a giden bir yol ve onun bir mesajcısı olduğunu anladım.

*       *       *       *       *       *

Acaba İslam adamı mıyım?

     Seminerinizde, zemzem suyunun kristalleri ve Besmele yazısının gösterildiği suyun kristal parçacıklarını gördük. İkisi de şahane bir görüntüye sahipti. Sizin İslamiyetle ilişkiniz ne boyutta?

     Şintoizm (Japon milli dini) ile Müslümanlık birbirine benziyor zaten. Allah’ın 99 adını gösterdiğimiz kristaller çok güzel oldu. Tam benim düşündüğüm gibi şekiller oluştu ve bunun üzerine düşündüm de; aslında ben İslam ile ilgili bir adam mıyım, İslamın bana mesajı mı var? Beni kendine mi çekiyor gibi düşüncelere kapıldım. Yakında Suudi Arabistan’da bir kitabım yayınlanacak. Esmaü’ l Hüsna’yı suya göstereceğim ve oluşacak kristallerin fotoğraflarını çekeceğim.

 

http://kultur.sabah.com.tr/kit103-200-20090328-200.html ;

28.03.2009

 

HABERLEŞME İÇİN: kardelenkutuphane_library@hotmail.com ;

Web : http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

      (ENGLISH)

                      MESSAGE FROM MASARU EMOTO

This is a slide (in attachment) that I show at my lectures all over the world. Most of the concepts I seek to share with people are contained within this slide, so I would now like to explain the things I am saying with this slide. 
                                            

First, "Upper Class" indicates "King", an absolute monarchy both in old times and today. These are the capitalists, politicians, and scientists, who make up the system of power in the world. "Fire" indicates the material world and "Water" represents the spiritual world. Of course, "Public" means the general population. If the information that human beings are capable of knowing is 100%, then according to this slide currently the information we actually do know is only very small, as represented by the top portion of the iceberg.

         I am telling people the percentage of information we actually know is currently only about 3%. The genetic scientist from the University of Tsukuba, Japan, Prof. Kazuo Murakami explains this concept in his book, Divine Code of Life. He states in his book that the activation level of our DNA is currently around 3%. I am thinking along similar lines as Prof. Murakami.

         I am thinking the other unrevealed 97% is contained in Hado and water.

         Most of the things in the material world have been elucidated by the efforts of excellent capitalists or scientists. But the rest of the information out there, the 97% we don’t know yet, I believe is found in Hado and water. The general population now needs to begin an investigation of this new area of information.

         A new "field" has to be established to elucidate these two things, and the creation of this field has to be through the people’s collective efforts.

         It might be difficult to believe that the thinking level of humans can only be around 3% in this present age when we are living in a seemingly ultimate scientific civilization. However, if we think about our history in terms of the following example, you will begin to understand why this is so.

         The birth of the earth is said to be four thousand six hundred million years (4,600,000,000 years) ago, and the birth of human beings is said to be four million years (4,000,000 years) ago.   Therefore, if we suppose the history of the earth is one year, the birth of human beings would be sometime on Dec 31st. Looking at the world in this way, we can say that the age of human beings is still very, very young. We are all still infants in the history of the earth.

         Let’s now suppose that the four million years of human history is just one year, and think about where the position of 20th century is contained in that one year? Everyone would agree that we had an amazingly huge improvement in our scientific civilization during the last 100 years. But actually, it was only a 3% improvement because we have still only activated 3% of our DNA. This means we currently only use 3% of what the creator created in us. You might wonder why human beings are still at this 3% level, even though we have already had four million years of history, but we really should not complain about this. I think we should rather show our gratitude to those ancient people who worked very hard for human beings to survive and advance. I know there have been a lot of fearful things and sacrifices in the past, but when we think about how our life is now convenient when compared with the past, you can understand what I am trying to say. So let’s give our gratitude to all of the capitalists, scientists, and politicians. In other words, let’s affirm everything. With that in our mind, human beings must now begin on a journey to discover the rest of the 97% of DNA and information. In this 21st century we need to work to further build our culture, art and knowledge on shoulders of the foundation already laid down by our many advances in technology and science.

         This new journey will be very exiting, full of fun, and the true charm of mankind can now begin to emerge. As I said before, the keywords here are Hado and water.

         This e-Hado magazine is a community bulletin for all the 21st century people of the world who resonate with this new way of thinking. I would like to ask you to join us on this journey by sending in your ideas, and exchanging information with us. Let’s unite through our collective works, and work together to create a peaceful world with no wars for future generations. Please also ask your friends to join with us too.

With love and thanks,
Masaru Emoto

 

http://www.masaru-emoto.net/english/e-hado_message.html ;

 

April 2009

   

   

      1. HZ.MUHAMMED (A.S.)’ I GÖRMEK VE HZ.GAVSLARI, MÜRŞİDLERİ ZİYARET

         Bizim bölgede Gavs Hazretleri’nin sofisi bir Binbaşı vardı. O başından geçen bir olayı şöyle anlattı:

“Benim yaşlı bir annem var. Kendisi çok küçük yastan beri Kadiri dersi çekmekteydi. Hatta zikir çekerken, ‘Seher vaktinde kuslar geliyor, onlarla beraber zikir çekiyorum,’ derdi. Ben kendisine: “Anneciğim, zamanın Gavsı Abdülhakim ElHüseyni Hazretleri’dir. Gel ona intisap edelim,” derdim. Benim teklifimi reddederdi. Bir gün beraber hacca gittik. Hac vazifemizi ifa ediyorduk. Arafat’ta vakfeye durduğumuzda annem yaşadığı bir hâli anlattı:

"Oğlum; yakaza (uyku ile uyanıklık arası bir hâl) ben bir hâl yaşadım. Peygamber Efendimiz (sav) Arafat’a gelmiş. Bütün hacılar sıraya geçip elini öpmeye başladı. Ben de sıraya geçtim ve sıra bana geldi. Tam Peygamber Efendimiz (sav)’in elini öpecektim ki bana şöyle dedi: “Kızım Zehra, benim elim Adıyaman Menzil’de bulunan oğlum Seyyid Muhammed Raşit’in elinin üzerindedir. Git, elimi orda ziyaret et!” dedi.
Ben heyecanlanmıştım. Hac vazifesini yaptıktan sonra memlekete döndük. Annem bu gördüğü hâli unutmuştu. Aradan hayli zaman geçti. Bir gün annem beni çağırdı ve gördüğü rüyayı anlattı: “Gece teheccüd namazından sonra uyumuşum. Rasulullah (sav) Efendimiz’i gördüm. Bana: ‘Arafat’ta sana ne emir buyurmuştum? Hala gitmedin mi?’ dedi, ‘sabahleyin unutmayasın sana bir işaret veriyorum.” Mübarek şehadet parmağını iki kaşımın arasına bastırdı. Sabahleyin kalktığımda aynaya baktığımda iki kaşımın arasında parmak izini gördüm. Oğlum, beni mürşidinin yanına götür!” deyince çok sevinmiştim.

Beraberce Menzil’e gittik. Seydâ Hazretleri hiçbir kadına elini öptürmezdi. Annem çok yaşlıydı. Arabadan inince Seydâ Hazretleri karşımızdan geldi ve şöyle dedi:

“ Biz hiçbir kadına elimizi vermiyoruz, ama emir büyük yerden geldi!” Elini uzattı. Benim gördüğüm manzarayı annem de görmüştü ağlayarak mübareğin elini öpmüş. Seydâ Hazretleri’nin elinin üzerinde Peygamber Efendimiz (sav)’in elini gördük ve Seyda Hazretleri anneme buyurdu: “Şimdiden sonra bizim vekilemizsin. Dadı talimatını versin.”

Binbaşının anlatacakları bu kadar.

 

(Gönderen "sevgi_yolu0234@hotmail.com" adres sahibi arkadaşa teşekkürle beraber, selamlar ve iyi dilekler! )

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla,

2. GAYB ALEMİ VE ÜST SİSTEM

         Kıymetli Kardeşler ve Okuyucular,

"İnanmak, görünmeyen aleme inanmaktır; mükafatı ise görülmeyeni görmektir!" vecizesinde de belirtildiği gibi  tarih boyunca semavi dinlerde hep Gayba inanmaya önem verildiği halde, günümüz dünyasında müminlerin, Alemlerin Yaratıcısı Allah’ın Üst Sistemine ve Kainatı muhteşem adaletiyle yönetimine dair inançları zayıftır!

      Az da olsa sadık rüyalar, kerametler, metafizik olaylar, olağanüstü gerçeklere ilgisi ve aşinalığı olmayan kişilere böyle olayları anlatmak, onların dar görüşle itiraz edip tartışmalarına, kıskançlıklarına ve nefrete yol açıyor ! Sadece beş duyuyla ve materyalist bilimsel sonuçlara göre gerçekleri değerlendirenlerin normal ötesi olaylar yaşayanların halini anlaması beklenemez !

      Bir zamanlar, İstanbul’da bulunan UFO S.U.A. Merkezi Başkanı Haktan Bey, bir UFO olayını net şekilde videoya kaydeden vatandaşın yaşadığı olayı televizyonda konu alan açık oturuma katılmıştı. Dünyanın çeşitli yerlerinde yıllardan beri binlerce insan UFO lara tanık olup kayıtları, belgeleri olduğu halde programa katılan bilim adamı, "Nedense bunları hep köylüler görüyor!" diyor. Yani kendisi böyle bir şey yaşamadığı için, mesleki ünvanı da yüksek olduğu için küçümsüyor! Ya ben evden izlerken sinirlendim; ülke çapındaki böyle programlara geniş görüşlü, ‘hayatta her şey olabilir…’ geniş bakış açısına sahip insanları çıkarsınlar!  Ama Nasreddin Hoca’nın işaret ettiği gibi, "Ye kürküm ye!" aldatıcı görünüşe aldanma devam ediyor!..

      Evrendeki gizemli varlıklar, zaman ve mekan yolcuları sadece Allah’ın sırrına ermek ve hikmetleri öğrenmek isteyenleri bulup geliyorlar! Bendeniz yarı dindar yarı günahkar olduğum halde, Bişr-i Hafi Hazretleri gibi Allah’ın adını ve O’nun Sistemini yüceltmeyi sevdiğim için ve iyi niyetten dolayı evliyalar, azizler gerektiğinde bu fakir gezgini bulmuşlardır ! Bazılarının imtihanı düşüncesinden olmaktadır; yani imamlar,öğretmenler, yazarlar,alimler, yöneticiler vb. bakış açılarından ve düşüncelerinden imtihan edilmektedir!.. Çoğu kimsede az veya çok kendini beğenme, kibir, başkasını bazı günahları veya hatalarından dolayı hakir görme, hased gibi gizli kötü huyları vardır. Bu da kötülük olarak yetmektedir. Bu yüzden farkında olarak veya olmayarak günümüz Müslümanlarının inancı zayıftır ! Yani çoğu kimse,insana değer vermeyişi ve gafletiyle beraber yalanla, hileyle,sahtekarlıkla işlerin yürüyeceğine, böylelikle başarı ve mutluluğa ereceğine inanmaktadır!.. Dürüst kişilikle nasıl kazançlı çıkacağına ve başarıya ulaşacağına aslında inanmamaktadırlar !

         Bu çağda dünyada egemen, zalim emperyalist ülkeler, milyonlarca insanı yalanla ve hileyle kandırmaktadırlar! Allah c.c. onları, gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar ertelemektedir ! Bazılarının cezasını da bu dünyada vermektedir.

         Yüce Rabb, bir işi yapmak dilerse örneğin saniyenin binde biri bir zamanda bütün Kainatı durdurur, sadece “Ol!” demekle, o iş olur! Hani çok sevdiğimiz dizeler vardır takdir ile ilgili:

“Rast giderse kişinin işi,

Mermeri keser dişi;

Rast gitmezse eğer kişinin işi,

Muhallebi yerken kırılır dişi!”

Mesela değerli bir eşyanız kayboldu; içtenlikle dua ederseniz ve hak ediyorsanız, o şey Allah c.c. tarafından doğrudan veya görevli melekleriyle, cinleriyle, himmet sahibi evliyalarıyla gelir…

         Kanuni Sultan Süleyman zamanında, kendisi, Yahya Efendi ve kayıkta bulunan Hızır a.s. yolculuk yaparlarken padişah bir ara elini suya daldırdığında yüzüğünü denize düşürür, üzülür. İskeleye yaklaşırken, Kanuni’nin Hızır a.s. olduğunu bile fark etmediği genç zat, elini suya daldırarak yüzüğü çıkarır, ona verir.

         Bir diğer keramet anısı da Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri zamanından.

Birgün de “Sultan Ahmet” bazı sevdikleriyle,
Gitti bir koruluğa, gezinmek gayesiyle.


Bir yerde oturarak, istirahat ederken,
Hizmetçiler bir koyun kestiler ona hemen.


Kızartıp padişaha eylediler onu arz,
O, elini uzatıp, kopardı etten biraz.


Tam yiyecek idi ki, elindeki lokmayı,
Birden beliriverdi, “Aziz Mahmud Hüdâyi”,


Ve ona buyurdu ki; (Padişahım dikkat et,
Sakın onu yeme ki, zehirli zira o et.)


Bu ikaz üzerine, yemedi onu sultan,
“Hüdayi”de bir anda, gaib oldu ortadan.


O etten biraz kesip, bir köpeğe verdiler,
Hayvanın onu yiyip öldüğünü gördüler.


Zamanın padişahı, bir gün vezirlerinden,
Birini azl ederek, mührü aldı elinden.


Yerine başkasını vezir tayin ederek,
“Mührü” ona gönderdi, bir kimseye vererek.


Üsküdar yakasında, otururdu o ise,
Bu yüzden bir kayığa gidip bindi o kimse.


Ve lâkin götürdü o mühürü elinden,
Denize düşürünce, geriye döndü hemen.


Padişah o kimseyi “Yüzüğü bulsun” diye,
Gönderdi Üsküdar’da, “Hazreti Hüdayi’ye.

O gelip arz edince, sultanın dileğini,
Seccadenin altına soktu hemen elini.


O mühürü çıkarıp, koydu onun avucuna,
Suları damlıyordu, çok şaşırdı o buna.


İşte bu mübarek zat, vefat etmeden önce,
Bütün sevdikleriyle helallaştı güzelce.


Vasiyetini yazıp, söyledi şehadeti,
Sonra “Allah” diyerek, ruhunu teslim etti.


Türbesi Üsküdar’da, kendi dergahındadır,
Ziyaret eyleyenler, çok faydalanmaktadır.

 

         İşte böyle; yaşayanların daha iyi anladığı gibi, “Evliyanın himmeti yaydan çıkan oku geri çevirir!” Günümüzde bir mermiyi, bir roketi vs. Tabii Allah’ın dilemesi ve izniyle.

         Evliyalar, gerçek evren gezginleridir! Dünyanın ham kralları ise, topa sahip olmak için tartışıp kavga eden çocuklara benzerler. Çünkü onlar topu kucağında tutmak ve sahip olmak isterken, azizler toplar üstünde, alemler arasında uçarak yolculuk yaparlar!  

         Bu mesajımı gönül dostu Yunus Emre’nin dizeleriyle bitirmek istiyorum. Sizi Allah’a emanet eder, erenler kervanına katılmanızı gönülden dilerim! Allah’ın lütfu, evliyanın himmetiyle bu haftaki kahve sohbeti de tamamlandı. Allah c.c.’a hamd olsun; son peygamber Hz. Muhammed (a.s)’a salat ve selam olsun!

         Mimoza33; 16.01.2009 Cuma

AŞIK MI DİYEM
Erenlerin gönlünde ol sultan dükkan açtı
Nice bizim gibiler anda konuban geçti

Cümle erenler uçtu dağlar yazılar geçti
Aşk kazanına düştü kaynayıbanı pişti

Bu dünyanın meseli benzer murdar gövdeye
İtler gövdeye düştü Hak dostu kodu geçti

Aşıkmı diyem ona can terkini urmadı
Aşık ona diyeler kim melamete düştü

Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görelden
Meğer onun gölünden bir cur’a şerbet içti
                               Yunus Emre

E-Posta Adresleri:

* kardelenkutuphane_library@hotmail.com,

* mimoza33m@yahoo.com,

* morgul33f@yahoo.com 

                            

 

EFSANEVİ ADAM HANS VON AIBERG’İN ANADOLU FIRTINASI VE GİZLİ GERÇEKLER !

(1981’DEN 2008’E BİR HAYAT HİKAYESİNDEKİ MACERA…)

!!! Sultanım , alacakaranlık vakit başladı yine ! Ormandaki bu gizemli kulübemizde Seylan çayımız demlenirken, sabırla ve merakla dinlemenizi isteyerek Şehrazat gibi ilginç öyküleri sunmaya devam edeceğim…

        Dikkatinizi çekmek için önce hayret verici birkaç püf noktayı göstermek istiyorum. Türkiye’de 25 yıldır esen, ünlü bir adamın çoğu kişiyi etkileyen fırtınası var!..

        Bu fırtına İlahi midir, Şeytani midir, halk anlayamıyor!

        Birinci sorumuz, Hans Von Aiberg adlı Bülent Ayberg’in 25 yıldır kitapları yüz binlerce hatta milyonlarca satıyorsa ve çoğu kişi  inanıyorsa ve uzun yıllar önce sadece çok az sayıda kişi onun “sahtekar” olduğunu bildirmişse ve gerçekten sahtekarsa halkın çoğu cidden gaflet ve cehalettedir ! Ferasetleri yoktur!

        İkincisi, anlattığı çoğu önemli ve değerli bilgiler doğruysa ve Hans Von Aiberg haklıysa, kendisi ve eşi, politikacıların da girişimiyle Balıkesir Emniyet Müdürlüğü’nce 07.06.2006’da tutuklanıp 2,5 yıl dava süresince halkın çoğu bu sefer “Yalancı ve hilekarmış!” diyorsa yine halk anlamadığı için gaflet ve cehalettedir! Ülkenin birçok ünlü yayın kuruluşunda bir zamanlar çalıştığına göre bunların basiretleri kapalı ve şöhret, para peşinde oldukları anlaşılmıyor mu? Bunca bilimsel ve teknolojik gelişmeye rağmen 25 yıl sonra mı anlaşıldı gerçek?

        Üçüncüsü onlarca eserleriyle din-bilim, gizemli konular, astrofizik vb. konularda bilgiler veren bir adamın evinde porno Cd ler bulunması ve bunları yayınladığına dair hiçbir kanıtın bulunmaması şüpheli ve hayat tarzı paralelliği gerçeğine aykırı değil mi?

        Dördüncüsü bir vilayette savcılık ve emniyet müdürlüğü gibi güçlü kurumlar birini suçlayınca, güçlü olanın tarafı tutularak görünürdeki birkaç delile göre suçun kesinliğine hemen inanmak doğru mu? Olaylar zincirinde aradaki küçük ip uçlarına kaç kişi dikkat ediyor acaba?

        Beşincisi, değerli mesleki diploma ve belgelere sahip olmayıp profesör olmasa bile çok sayıdaki üst düzey bilimsel veya kurgusal eserleriyle insanları şok eden biri, şimdi “Elazığlı lise mezunuymuş” diye küçümsenince bizi daha mı üstün yapıp gururlandırıyor!

        Altıncısı, onlar da sitelerinde cevap olarak diyor ki, “…bu cazip tekliflerin ve şantajların hepsine RED-HAYIR karşılığı veren Hans Aiberg sadece eski cumhurbaşkanı Turgut Özal’la danışman olarak çalıştı.” Cumhurbaşkanıyla danışman olarak çalışmak herkese nasip olmaz! Hemen doğruluğunu savunmak olarak anlaşılmasın da “Kedi uzanamadığı ciğere “pis !” dermiş !” atasözü de insanın aklına geliyor!

Yedincisi,http://hanifislam.com/hablemitoglu/BAV_AdnanOktara_Komplo.htm sitesinde Fethullah Gülen Cemaatinin kendilerinden olmayan, isterse müslüman olsun diğer  gruplara ve ünlü kişilere nasıl iftira ve komplo attıkları yaşanmış olaylarla desteklenerek bizi düşündürmüş ve hayrette bırakmıştır! İsterse babamızın cemaati olsun, çok sayıda ve yetkili cemaat üyesi politikacı böyle yalan, hile ve komplolara karışıyorsa, yazıklar olsun!” onlara! Bir zamanlar Hıristiyan ve diğer gayri Müslimlerin, dürüst ve adaletli Müslüman halifeleri özlediği gibi, biz de yarım münafık Müslümanlarla yaşamaktansa, dürüst ve adaletli Hıristiyan veya Budist yöneticileri tercih ederiz! 

Bu gerçekleri duyunca normal vatandaşımız, yabancı düşmandan daha fazla bunlardan ürperir hâle gelmiştir !

         Önce dikkat çekici bu haber paragraflarına bakalım:

         “ 3) Fethullah Gülen Türkiye’de İslami cemaatçilikte ve yayıncılıkta ses veren\kamuoyu oluşturan yazarların\isimlerin ya kendi "vatan haini örgütüne\cemaatine" katılmasını teklif eder\gayret gösterir.
         4) Eğer amacına ulaşamazsa yani teklif ettiği kişi kendi örgütüne katılmazsa o kimse hakkında sinsi karalama gözden düşürme operasyonları uygulatır hatta yasa dışı yollarla ortadan kaldırma yöntemlerine başvurur.

Fethullah Gülen’in felsefesine göre kendi "vatan haini örgütü\cemaati" her zaman İslami yayıncılıkta ve cemaatçilikte her zaman "BİR NUMARA\ EN BÜYÜK" olmalıdır.
         Fethullah Gülen İslami Alemde kendi "vatan haini örgütüne" karşı rakip olabileceğini düşündüğü diğer ses getiren\kamuoyu oluşturan kişilere cemaatlere ve kurumlara her zaman sinsi karalama, iftira hatta komplo uygulamayı sürdürür.
         Fethullah Gülen ALLAH’ın emrettiği şekilde "İslami Kardeşlik" hükmüne göre değil, İblisin emri "Sinsi Kalleşlik" yöntemiyle diğer İslami cemaatleri sindirmeye, gözden ve güçten düşürmeye gayret gösterir.

         Ayrımsız Fethullah Gülen diğer İslami gruplara, cemaatlere ve kişilere bu yöntemini uygular.
         Fethullah Gülen’in bu sinsi gözden düşürme, iftira hatta komplo girişimlerine maruz kalan bir başka isim "Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı" dır.
         Kendi kapasitelerinde insanları aydınlatma gayretiyle yayıncılık yapan, kitaplar, dergiler yazan, konferanslar veren Bilim Araştırma Vakfına ve Adnan Oktar’a yönelik iftira, karalama hatta komplo girişimlerinin perde arkasında gizli organizatörlerinden biri de Fethullah Gülen’dir.
         Fethullah Gülen, emrinde gizli bir nurcu olan Sadettin Tantan aracılığıyla, devletin gücünü kullanıp çok iğrenç komplo bile düzenletti.


KAYNAK:http://hanifislam.com/hablemitoglu/BAV_AdnanOktara_Komplo.htm

 

         Sekizincisi, İnsanların zaman içinde inancı, fikirleri, görüşleri değişebileceğinden, Hans Von Aiberg’in İslam’ın temel kaynakları Kur’an ve hadislere açıkça ters olan veya dinde yeni hükümler, bidatler içeren görüşleri ileri sürüldüğünde elbette kabul edilemez!  Bazı hikmetler varsa, onlara inanmak ta kişilerin feraset ve basiretlerine kalmıştır!

         Dokuzuncusu, 26 Ocak 2007 tarihli duruşmada serbest bırakılıncaya kadar 7 ay gözaltında tutularak bilgi toplama ve yeterli delil toplamak için bekletilmesi ve 31 Ekim 2008 tarihine doğru 2 yıldan az hapis cezalarının adli para cezasına dönüştürülmesi de ciddi bir suçlarının olmadığını göstermektedir !

         Onuncusu, aslında Hans Von Aiberg, Ahir Zamanda halkın anlayacağı dilde ve şekilde konuşmuş! Yani, Nasreddin Hoca, taa 1200 lerden ,”Ye kürküm, ye!” demiş ya. O da insanları ikna edebilmek için, bazı gizli gerçekleri ve önemli bilgileri benimsetebilmek için “Dünyaca ünlü fizikçi”, “Nasa Uzmanı” gibi etiketleri kullanınca insanlar dinliyorsa, o da o metodu kullanmış! Dikkat ettiniz mi, günümüzde halk artık etikete göre insana değer veriyor! Şurada yolda garip bir yolcu şeklinde Hz.Hızır a.s ile sakallı Hz.İsa a.s. geçseler, kim fark eder ? 25 Yıl, 60-70 milyonluk ülkede halka takma sıfatlarla kendini inandırmış ve kabul ettirmiş birine aslında “En İyi Tiyatroculuk Ödülü” vermek lazım değil mi?

 

         25 Yıl sonra halkımız, hayran olduğunu etiketten dolayı küçümsemeye başladı! Aslında O, aynı zamanda insanoğlunun etikete göre dinlediğini de ispatlamıştır! Hans Von Aiberg’in yanlışları olabileceğini belirtmekle beraber, eserlerinin ve bilgilerinin boş olmadığını belki hiçbir yerde rastlayamayacağınız bir örnekle vereyim. O, bir eserinde Himalayalar’ daki efsanevi kar adam “Yeti” den bahseder. Sonra o bölgeye yakın Tibet’e Alman General Haushofer’in zaman yolculuğu yapan taşıtı bulmaya gittiğini ve Tibet’li rahiplerin aracın çalındığını, bildirdiklerini anlatır. Kar adamı Yetiye benzeyen adamın benzeri Mars fotoğrafında görünmüştü ! Dikkatinizi çekerim!..

Bu yıl da Şubat 2008’de Mars’ta bir adam göründüğüne dair Nasa’nın yayınladığı fotoğraf konusunda bakın 2 farklı ülke bilim adamları ne diyor! Hemen etiketi iyi olana mı inanmak gerekiyor! İlginç ve normal ötesi konularda  televizyonlarda veya basın açıklamalarında ülkemizin bilim adamlarının, bazı ünlü yazarlarının açıklamalarını gerçekten dar görüşlü, gururlu ve kibirli, sadece bizim bilimimiz bilir, gibi ruh halinde gördüm!.. Biri Ömer Çelakıl’ ın kitabını tanıtım açık oturumunda; diğeri de UFO S.U.B.A.M. Başkanı Hakan Akdoğan Bey’in Tv’deki açık oturumunda. 

Şimdi Mars’tan gelen fotoğraf hakkında ülkemizin ve İngiltere’nin uzmanlarının görüşleri şöyle:

1- Burak GEZEN/Ersan KÜÇÜKKURU/ÇANAKKALE, (DHA)
ÇANAKKALE Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ulusal basında yayımlanan Mars’a ait bir fotoğraftaki insana benzer görüntünün fotomontaj olduğunu açıkladı.
Basında yer alan fotoğrafın kendilerinin de ilgisini çekmesi üzerine NASA’nın web sitesinde bir araştırma yaptıklarını belirten ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi ve Astrofizik Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan, ‘Sprit’ adlı uzay aracının Mars’tan dört yıl önce geçtiği fotoğrafların orijinallerini NASA’nın internet sitesinden incelediklerini, ancak insana benzer bir varlığa rastlamadıklarını söyledi.

 

         2-…Spiritin geçtiği fotoğrafları 4 yıldır en ince ayrıntısına kadar inceleyen uzmanlar,fotoğraflardan birisinde küçük yeşil bir “yaratık”ın olduğunu fark etti. …..

İngiliz Daily Mail’in haberine göre, uzun süredir fotoğrafları inceleyen uzmanlardan biri görüntüyle ilgili olarak ‘Bu fotoğraf çok şaşırtıcı. Mars’ta çıplak bir “yaratığın” gezindiğini görünce gözlerime inanamadım’ dedi.

(http://www.zurna.com/photos/photo_505598.htm)

 

         Sonuç olarak, “Görünen olaylardan çok gizli gerçekler vardır!” Ve gizli gerçekleri anlamak için bazen kanıta ihtiyaç yoktur veya olmayabilir; Altıncı his, feraset, basiret gibi erdemli özellikler gerekir! Bir atasözünde, “Duyduklarının hiçbirine; gördüklerinin yarısına inan!” deniyor. Yâni duyulan ve görülenlerin % 75’i yalan oluyor! İnsanları daima alışkanlıklar, gelenekler, önyargılar, etiketler vb. aldatır!.. Bu yaygın âdet böyle gelmiştir, böyle gider!..  Mimoza33; 14.11.2008

        

ARZDAN ARŞA SONSUZLUK KULESİ (YALAN KULESİ) HANS VON AİBERG

www.sevgi.us/dunya-edebiyati…” sitesinden ‘Aksiyon’ Dergisinin Araştırması

Bir zamanlar bütün kitaplarını aldığım ve yutarcasına ve altlarını renkli kalemlerce çizerek okuyup dipnotlar eklediğim "ARZDAN ARŞA SONSUZLUK KULESİ" yazarı meğersem sahtekarın teki imiş… Gerçi o zaman bazı kişiler bu şahsın sahtekar olduğunu söylemişlerdi… Ama kitapta bahsi geçen konular ve işlenişte genelde bir problem yok… Problem kimlik meselesinde.. Zaman Gazetesinden Abdullah Aymaz bu şahsın sahtekar olduğunu ta önceki yıllarda belirtmişti.. O zamandan beri soğuk duruyordum… Ama şimdi tam da yakalanınca foyası ortaya çıktı… Aşağıda AKSİYON dergisinin araştırması yer alıyor. İslami camiadan hemen hemen çoğu kimse bu kitap serisini şöyle veya böyle okumuştur. İslami kitabevlerinde sürekli satılan bir kitap serisi idi…
ARZDAN ARŞA YALAN KULESİ

25 yıldır kendini din âlimi, UFO ve fal uzmanı, Kültür Bakanı danışmanı, gazeteci ve NASA görevlisi olarak sunan Bülent Ayberk, Balıkesir’de tutuklandı.

——————————————————————————–

‘Danimarka dilinde adım Hansen vån Æiberg’dir. Ama Faroyar diliyle Hansen Aiberg von Heiberg denir. Türk ve Müslüman olduktan sonra kitap yazınca daha kolay okunsun diye Hans Ayberg yaptık. Vaftiz ismim Peter, orta ismim de Edström. Bunları hiç kullanmadım. Son zamanlarda Hunnes Ayberk yapayım diyordum. Çok isim taktılar bana, Bülent filan dediler. Alman mıyım, Danimarkalı mı, yoksa Malatyalı mı ben de bilmiyorum artık…”

8 Haziran 2006 tarihinde Balıkesir’de eşi Mesude ve 4 kişi ile birlikte gözaltına alınan Bülent Ayberk’i sorgulayan polis, yukarıdakine benzer bir isim listesiyle karşılaştı. Polis, bir zamanların meşhur Hans von Aiberg’inin ortalıkta görünmediği on yıl boyunca internette Hacı, Hacı Ali, Darwin, İznogoud ve daha bir dizi isimle faaliyet gösterdiğini gördü. 10 yıldır zaman gezgini Jana’nın maaşı ve Ayberk’in okuttuğu altı öğrencinin bursları için para gönderen onlarca ‘Hanif dini mensubu’nun nasıl aldatılmış olduğunu da…

İslam dinini istismar ederek bilişim yoluyla para toplamak ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından Balıkesir Adliyesi’ne sevk edilen Bülent Ayberk ve eşi savcılık tarafından da sorgulandı. Ardından nöbetçi mahkemede tutuklanan ve cezaevine gönderilen Ayberk çifti, Türk Ceza Yasası’nın 158. maddesine göre 2 yıldan 7 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak. Serbest bırakılan 4 zanlı ise tutuksuz yargılanacak.

Bülent Ayberk ile Balıkesir Üniversitesinde öğretim üyesi olan eşi Mesude’nin, Balıkesir ve Bursa’daki banka hesaplarına yurtiçi ve yurtdışından 100 kişinin her ay düzenli olarak para aktardığı tespit edildi. Çiftin hesaplarında 158 bin YTL ile 100 bin dolar bulunduğu belirtildi.

Hans von Aiberg, 1980 ihtilali sonrası ortaya çıktı. Sarı peruğuyla kendini ‘Müslümanlığı seçen Alman’ olarak tanıtmış, bu da ona bir hayli popülarite kazandırmıştı. 1983-1986 yılları arasında Posta ve Sabah gazetelerinde yıldız falı köşeleri yazdı. 1986 sonlarında din ve bilimi buluşturduğunu iddia ettiği kitaplarıyla İslamî camiaya el attı. Arzdan Arşa serisi olarak bilinen kitapları zamanın en çok satanları oldu.

YALANCI ŞÖHRETİ İZLEYEN KAYBOLUŞLAR

Kitapları derin fizik bilgisinin yanı sıra muhteşem enaniyet sahibi bir kalemin ürünüydü. Gerçekten de astro-fiziğin ulaşılmamış noktalarında dolaşıyordu. Bu arada Avrupa’da birçok farklı üniversiteyi bitirdiğini, NASA’da çalıştığını, henüz piyasaya sürülmemiş pek çok ürünün mucidi olduğunu anlatıyordu. Böylesine büyük bir dâhinin hem Müslüman hem de Türk olmayı seçmiş olması, 80’li yıllarda ideolojiden arındırma sürecinde milliyetçi-muhafazakâr gençlik için bir cazibe merkezi haline gelmişti. Üniversitelerde muhafazakâr gençler göğüslerini gere gere Ayberg’in kitaplarını okuyordu. Ne de olsa o kendini dünyaya ispat etmiş bir İslam kahramanıydı. Dahası NASA’da ve Avrupa üniversitelerindeki çalışmaları sırasında onlarca Batılı bilim adamının Müslüman olmasını sağlamıştı. Kitapları kapışıldıkça parlayan bu özgeçmiş, sonunda Alman asıllı Türk ve Müslüman Ayberg’in Kültür Bakanlığı’nda danışmanlık görevine getirilmesini sağladı. Namık Kemal Zeybek kendisine danıştığı kişinin Elazığlı Bülent Ayberk olduğunu, elle tutulur bir eğitiminin dahi olmadığını öğrendiğinde iki yıl süren danışmanlığı da sona erdi.
1990’ların ilk yarısında sessizliğe bürünen Ayberk, 1997’de Yaşar Nuri Öztürk’ün Flash TV’deki programına ‘kuantum âlimi’ olarak katılınca onu yakından tanıyan gazeteciler sahtekârlığını yazıp çizdi. Yine de Öztürk çok etkilendiği bu şahsı ‘uzman’ sıfatıyla programına taşıdı. Programda kimliği sorgulandığında Ayberk Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Faroe Adaları’nda doğduğunu söyledi. İddialarını ispat etmek için de 50 saat izin istedi. 50 saat, 50 gün, 50 hafta oldu, Ayberk’ten haber duyulmadı. Ta ki her kaybolmuşun arandığı interneti, internet de onu keşfedene kadar.

Bülent Ayberk’in hayatı yalanlar üzerine bina edilmiş şöhret ve bu yalanların ortaya çıkmasıyla yaşanan kaçışlarla dolu. Bilinen ilk şöhretini 1980’de aaagâhını İstanbul Üniversitesi yakınlarına kurduğunda kazanmıştı. Öğrencilik yıllarında ‘Müslümanlığı seçen bir Alman aaaafizikçisi’ olarak tanıdığı Hans von Aiberg’i hatırlıyor Sibel Kilimci. Anlattığına göre Aksaray’da bir otele yerleşen Aiberg evrenden, uzaydan, insanın içindeki güçlerden, reenkarnasyondan, cinler ve perilerden bahsederek çoğunluğu kızlardan oluşan bir hayran kitlesi toplar etrafına.
Aiberg’in ‘karizma’ arayışından üniversiteli kızlar zarar da görür. Kilimci’nin anlattığına göre bir kız arkadaşına kendisinin doğaüstü güçleri olduğunu, uzaydan geldiğini, kalp atışlarının insanlarınkinden farklı olduğunu söyler. Bir başka kızı nişanlısından ayırır. Kafaya taktığı bir kızın da ‘rüyalarına girebileceği’ tehditleriyle psikolojisini bozar. Kızcağız sonunda okulu bırakarak memleketine dönmek zorunda kalır. Aiberg’in gruba zarar verdiğini gören biri, bu gizemli kişinin gerçek kimliğini araştırmaya başlar. Sonunda asıl adı Bülent olan bu kişinin havaalanında bir ofiste ozalitçi olarak çalıştığını tespit eder. Bu bilgi üniversitede yayılınca Aiberg ortalıktan kaybolur.

GÜNAYDIN’IN ÇATISINDAKİ UFOLAR

Kaybolur ama bu kez Günaydın grubunun çıkardığı Posta Gazetesi’nde yıldız falı yazarlığı yapmak üzere. Gazetenin Yazı İşleri Müdürü Tevfik Yener, Türkçesinde sonradan öğrenilmişlik emaresi olmayan Aiberg’in özellikle bayan okuyucuları nasıl çarptığını hatırlıyor. Sabah’ta yayınlanan hatıralarında Yener, Aiberg hayranı kadınların gazete kapılarında onu beklediğini, bazı kehanetlerinin isabetli çıkması üzerine ününün daha bir arttığını kaydediyor. Nitekim Posta Gazetesi zamanla yıldız falı ve astroloji köşesini yarım sayfaya, sonra tam ve nihayet iki sayfaya çıkarır. Aiberg bu muazzam ‘bilgisinin’ kaynağının cinler ve bazı ölmüş bilim adamlarının ruhları olduğunu söyleyerek gazete içinde de bir karizma sağlar kendine.

Aiberg’in Günaydın grubundaki şöhreti kısa sürede yayılır. Her sözü merak uyandıran Aiberg, gazetenin çatısında UFO seyretme seansları başlatınca dikkatleri üzerine toplar. O yılları hatıralarında kaydeden Selahattin Duman, gazetede Aiberg rüzgârına kapılanların gece yarılarına kadar çatıda UFO beklediklerini, bu arada getirdikleri nevaleyi de Aiberg’le paylaştıklarını anlatıyor.

Aiberg’in Günaydın grubundaki macerasını alacaklıları noktalar. Taksitle mal aldığı kişiler gazetenin kapısına dayanmaya başlayınca Aiberg yine kayboluverir. Daha sonra bir müddet Bilinmeyen Dergisi’nde, peşinden de Sabah Yıldızı Gazetesi’nde çalışır. Ancak her ikisinden de etrafa borç takarak sırra kadem basar. Aiberg bu yıllarda yaptığı ‘market araştırması’ndan İslami kesimin kitap tüketiminin hızla artmakta olduğunun farkına varmış olsa gerek ki bundan sonra ‘mendilini’ cami avlusuna sermeye karar verir. 1986 sonlarında piyasaya çıkan ilk kitabı Arz’dan Arş’a Sonsuzluk Kulesi-1’de kendisini anlatırken tamamen Kur’anî bilgilere dayanarak ortaya attığı teorilerin nasıl kabul gördüğünü, uydu-roket, astrofizik ve nükleer fizik dallarında ödüller aldığını, yaşayan ‘6 kara delik ve 2 ak delik uzmanı’ndan biri olduğunu, tek başına kurduğu teoremleriyle fizik dalında ve ‘beşinci işlem’ ile matematik dalında alternatif Nobel ödülüne aday gösterildiğini iddia eder. Aiberg’in İslami camiada tanınmak için aradığı fırsat 22 Mart 1987 tarihli Nokta Dergisi’nin ‘Tanrısızlar artık özgürlük istiyorlar’ başlıklı kapağıyla gelir ayağına. Karşı cevap için Tercüman Gazetesi’ne giden ‘Prof. Hans von Aiberg’in “Ben bir Allahsızdım” başlıklı söyleşisi Tercüman’da yayınlanacaktır. Gazete röportajdan önce duyurusunu yapar. Aiberg’in gerçek kimliğini bilen eski iş arkadaşları Tercüman’daki yayını durdurur. Ama sürmanşetten yapılan reklâm dahi yeterlidir Aiberg’in eselerinin kapışılmasını sağlamaya. Yıldız falı köşesinden başlayan yolculuk inançlı üniversite öğrencilerinin elden düşürmediği kitapları ortaya çıkarır.

ZAMAN GEZGİNİ DEĞİL WEB GEZGİNİ

Tercüman Gazetesi’nin yayını durdurmasından sonra Aiberg eski çevresiyle ilişkisini keser. Nokta Dergisi Aiberg’in arkasına düşmüş ve bütün kirli çamaşırlarını ortaya dökmüştür çünkü. Bu kez Ankara’ya taşınır. Orada Kopenhag Üniversitesi’nde astrofizik doçenti ve Freiburg Üniversitesi’nde Trans-Psikoloji Kürsüsü öğretim görevlisi olduğu yalanı kulaklara hoş gelir. Başka ortamlarda Lahey ve Bohr Üniversitelerinde profesör olduğunu söyler. Bu isimlerde üniversitelerin olmadığı gerçeğinin dahi kimse farkında değildir.

Aiberg’in Ankara’daki tatlı günlerini Adnan Kahveci’nin ilgisi bozar. Tevfik Yener’i arayarak ‘senin gazetede çalışmış bir falcı’ diye bahsettiği Aiberg’in boş adam olmadığını, ama bu tiplerin sonradan tarikat kurup başa bela olabileceklerini söyleyen Kahveci’nin takibatına rağmen Aiberg yalan çarkını 1996’ya kadar çevirmeyi başarır. 27 Nisan 1996’da Milli Gazete’den Ali Murat Güven, Bülent Ayberk’in nüfus cüzdan bilgilerini yayınlayarak Aiberg efsanesine bir nokta koyar. Ancak bu bile Aiberg’in 13 Mart 1997’de Yaşar Nuri Öztürk’ün Işığa Çağrı programına çıkmasına engel olamaz. Programdaki meydan okumadan sonra Aiberg ortalıktan kaybolarak Balıkesir’e yerleşir. Artık Aiberg, o tatlı yalanlarını anlatabileceği yeni bir ortam bulmuştur: İnternet.

Bülent Ayberk 1990’ların sonlarını Balıkesir’deki evinin sessizliğinde geçirdi. Mayıs 2001’de açtığı AİBERG e-posta grubu ile hayran kitlesiyle yeniden iletişime geçerek kısa zamanda ‘sanal âlemin din ve aaaafizik âlimine’ dönüştü. İnternet üzerinde verdiği fetvalar, içkiye haram diyenlerin İslam’dan çıkacakları, suyla abdest almaya üşenenlerin ayakkabılarındaki tozla teyemmüm yapabilecekleri, başörtüsünün Kur’an’da olmadığı gibi cesur yalanlar içeriyordu. Namazların vakit ve rekât sayısını değiştirmiş, hadislerin çoğunun uydurulmuş olduğunu ilan etmişti. O dönemlerin moda tartışmalarından Kur’an’ın korunmuşluğu meselesine yeni bir boyut ekledi: “Neyse ki ZİKR korundu. Hiçbir şey eksik değil, sıra bozulmuş, kendi içinde yer değiştirmiş, iskambil destesi karılmış, ZİKR sırası (serisi) değiştirilmiş ama deste tastamam aynı duruyor. BİZLERE düşen görev, onu İNDİRİLİŞ sırasına göre sure-sure, sonra ayet ayet, en sonra da kelime kelime yerli yerine koymak.” (3 Aralık 2003, e-posta no:10265)

Ayberk’in Arz’dan Arş’a serisinde ortaya attığı yeni kavramlar internet ortamında hızla büyüdü. Zamanla büyüyen sanal tarikatının müritlerinden para toplama sevdasına düşen Ayberk, bu paraları kullanacağı ‘meşru bir kanal’ oluşturmalıydı. Bunu da sanal âlemin gelmiş geçmiş en fantastik hikâyelerinden birini uydurarak yaptı: Zaman Gezmeni Jana.

Jana, Aiberg ve Stephen Hawking ile birlikte 2300’lü yıllardan UFO ile zamanda geriye doğru gelerek yeniden doğmuş bir ‘zamanlarüstü asker’dir. Olağanüstü telepatik yetenekleri vardır ve ‘kötü cephe’nin hesaplarını bozmaktadır. Ancak yeteneklerinin tam gelişebilmesi için zamana ve tabii bu arada paraya ihtiyacı vardır. Brezilya’da mankenlik yapmaktadır ama yine de Aiberg’in ona para göndermesi gerekmektedir. Ayberk, Jana için ne fedakârlıklara katlandığını anlatır durur. Bu masala inanmayanlar için burs verdiği altı öğrenciden, yapacağı kanser ilacı için Japonya’dan getirilmesi gereken malzemeden, kendisine yönelik bir suikastı ancak bir arabası olursa atlatabileceğinden, laptopunu Jana’ya gönderdiği için internet sohbetlerine bir müddet ara vermek zorunda kaldığından bahseder.

Ayberk’e para gönderen müritleri de ödüllendirilir. Balıkesir Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan eşinin İş Bankası hesabına para gönderen kişilerin bir kısmını Hanif, diğer bir kısmını Süfyani ilân eder. Bu ‘haniflik’ ödülü o kadar tutar ki Ayberk bunu örgütlü bir dine dönüştürmeye kadar vardırır. Önceleri ‘Protestan İslam’ adını koyduğu Haniflik Dinini yaymak için bir dizi site ve forum kurar. Bunların tamamında kendisi moderatör ve bazı tartışmalarda bizzat eleştirmen olarak yer alır. İlk yıllarda mesaj geçen kişilerin IP adreslerinden tanınabileceğini bilmediğinden olsa gerek aynı siteye Aiberg, Hacı, Hacı Ali, Haiberg, İznogoud, Mes-Aj-anda gibi farklı isimlerle yazdığı mesajların aynı IP adresinden, yani aynı bilgisayardan yazıldığının fark edildiğini bilemez. Ancak daha sonra IP adreslerini gizleyen programlar kullanır.
Bülent Ayberk’in yalanlarının arkasında kişisel çıkar ve şöhret tutkusunu tatmin arzusu yattığı açık. Peki, sadece internette yazıştıkları birinin arkasından niye koşuyor insanlar? Neden Brezilya’da yaşayan ve 2300 yılından zamanda gezerek geri gelmiş bir sarışın mankene para gönderiyor? Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Ali Murat Yel, toplumların kriz ve bunalım dönemlerinde bu tür paranoyak ruhların kendilerine hareket alanı buldukları kanaatinde. Toplumların dini dışladığı ve dinin toplumsal hayattan bireysel hayata indirgendiği durumlarda bireysel fedakârlıkları dindarlığın gerçek yüzü olarak görüyor gençler. Bu bazı durumlarda intihar saldırganlığına kadar varıyor, bazı durumlarda da maddi fedakârlıklar seviyesinde kalıyor.
NİYE İNANIYORLAR?

Ali Murat Yel, insanların, tapınma ihtiyacını oturmuş dinlerin tatmin etmediği durumlarda, marjinal arayışlara yöneldiğini söylüyor. Ona göre Avrupa sekülerleşmesine kıyasla küçük kilise dindarlığına hareket alanı tanıyan Amerika’da bu tür arayışlar kilise çatısı altında tatmin buluyor. Avrupa’da ise kıyamet kültleri ortaya çıkıyor.

Psikolog Prof. Nevzat Tarhan bu tür oluşumların Türk gençleri arasında rağbet bulmasının temel sebebinin Türk insanının ‘biri gelsin kurtarsıncı’ karakteri olduğu kanaatinde. Tarhan bu tür ‘sahte mesih’lerin bir hastalık sonucu her dönemde ortaya çıkabileceklerini, ama yandaş bulmalarının daha çok toplumsal kırılma dönemlerinde mümkün olduğunu söylüyor. Tarhan’a göre bir hastalık veya maddi beklenti sonucu kendi ‘seçilmişliklerini’ ilân eden kişilerin hiçbir kabiliyeti olmadığını söylemek doğru olmaz. Tarhan bazı hastalarının kendi içinde tutarlı, altıncı hisleri çok gelişmiş, karşısındakinin zihnini okuyabilen, duyu ötesi algılamaları olan kişiler olduğunu hatırlatıyor.

Bülent Ayberk dehasını maddi kazanç için kullanmış bir sahtekar mı? Yoksa kendi yalanlarına inanmış bir paranoyak şizofren mi? Bu sorunun cevabı Ayberk’i ve ailesini ilgilendiriyor. Değişmeyen gerçek ise mistik âlemin şizofrenisinin de dehasının da cazibesini koruduğu…

İKİ FARKLI YAPILANMA

İnternet aracılığıyla 5 yılda 2 bin 161 kişiye ulaşan Bülent Ayberk’in, 767 kişiyi organizasyona dahil ettiği tespit edildi. Organizasyon, ‘Şura-Jüri’ ve ‘Komite-Amazonlar’ olarak iki yapılanmadan oluşuyor.

AİBERG MASALLARINDAN SEÇMELER

Eylül 2003’te yurtdışına çıkıp Hawking ve Jana ile buluştum. JANA’nın ve HAWKİNG’in yol ücreti dâhil ve de benimki başta, SİZLER ödediniz!

Jana’nın görevi bitmedi. 2099’a kadar Turan Birliği’ni gerçekleştirecek.

Hanif Candaşlar YIKIN ATALARINIZIN DİNİNİ! ALLAH İNDİNDEKİ EN MAKBUL İSLAMİYET TÜRÜ OLAN HANİFLİĞE KOŞUN. Hadis dinini bırakın, kinleriyle ölsünler.
Jana KUTSALDIR. Meryem kadar olmasa da kudsiyeti vardır. Jana Kudüs kadar, bayrak kadar, milli marş kadar kutsaldır.

300 kadar Avrupalı meşhur bilim insanının Zig-Zag (zamanda ileri-geri seyahat) öğretisi sayesinde Müslüman olmalarını sağladım.

İki kez doğup iki kez ölenlerdenim. Bir kez ölüm günümü bile kutladım dersem inanmayacaksınız.

Dostlarım ben MOBİLE yaşıyorum. Elbette sizlerle buluşmaya can atıyorum. Ama bir daha ÖLME şansım yok. O tam ölüm olur ve biter. Şayialar çıkararak, yerimi gizliyorum.

Kadir gecesi bana “Hans ül Emin” adının beratı verildi. (Çüüüüşşş)
Ben şimdi hidrojen bombası yapacak güçteyim. Tabii malzeme verilecek olursa. Ama o malzeme 120 tane Yahudi şirketinin vereceği şeyler. Onları verecekler, takma, geçme, fabrika kuracak devlet. 120 ayrı firma, 5’i Fransız, 17’si İngiliz. Bu mümkün değil.

Ben artık sadece sanal kitap yazıyorum. Çok keskin yeminlerim vardır. Yemin ettiğim anda gazeteciliği bırakıyorum. O zaman genel yayın yönetmeniydim. Yemin ettiğim anda Cumhurbaşkanı danışmanlığından ayrılıyorum. Yemin ettiğim anda kitapları bırakıyorum. Bir daha kitap yazmayı düşünmüyorum.

(Devamı 2. Bölümde…)