Category: OLAYLAR,TARİH


2011-05-31_04_100 Kurum ve Kişiye Müracaat Sonuçları İnsanlık ve Adaletin Olmadığını İspatlıyor.jpg

2011-05-31_05_100 Kurum ve Kişiye Müracaat Sonuçları İnsanlık ve Adaletin Olmadığını İspatlıyor.jpg

    2011-05-31_06_100 Kurum ve Kişiye Müracaat Sonuçları İnsanlık ve Adaletin Olmadığını İspatlıyor.jpg

2011-05-31_07_100 Kurum ve Kişiye Müracaat Sonuçları İnsanlık ve Adaletin Olmadığını İspatlıyor.jpg

Reklamlar

            adsız

28.07.2011

Afrika Boynuzu’ndaki kuraklığın yaklaşık 12 milyon kişiyi etkilediği bildiriliyor. Onbinlerce kişinin komşu Kenya ve Etiyopya’daki mülteci kamplarına kaçtığı Somali’de ise durum gittikçe kötüleşiyor. Bölgede çalışmalarını sürdüren İHH İnsani Yardım Vakfı acil yardım ekipleri, açlık nedeniyle yollara düşen Somali halkına yiyecek ve tıbbi yardımında bulunuyor.

Açlık ve kuraklık nedeniyle yaşadıkları yerleri terk eden Somalilerin sığındıkları ülkelerin başında Kenya geliyor. Kenya`daki Dadaab mülteci kampına her gün yaklaşık bin 500 kişi kabul ediliyor. Ancak, kendisi de kuraklıktan etkilenen Kenya`da artık yeni gelenlerin sığınabilecekleri kamplar bulunmuyor. Dadaab mülteci kampında bulunan İHH Başkan Yardımcısı Murat Kavakdan, kamplara gelmek için yollara düşen insanların durumunun kamplara ulaşanlardan daha kötü ve ölümcül olduğunu ifade etti.
       SOMALİ’DE DURUM ÇOK DAHA KÖTÜ
Kenya`daki Dadaab mülteci kampında yaşam mücadelesi veren mültecilere yardımlarda bulunan İHH ekipleri, kampa gelmek için kilometrelerce yol yürüyen Somalilerin, daha kamplara ulaşmadan takatsiz kalarak çöllerde ölümü beklediklerini kaydetti. Bölgede bulunan İHH Başkan Yardımcısı Murat Kavakdan, “Kenya’nın sınır kasabası olan Liboy’dan, Somali tarafına geçtik. Somali sınırında bulunan Dobley kasabasında yüzlerce mülteciyle karşılaştık. Dadaab kampına sığınan insanlara bir şekilde yardım ediliyor, başkent Mogadişu’dan yola çıkmış ama kampa yürümeye mecali kalmamış insanların durumu çok daha kötü. Burada felaketin hangi boyutlara ulaştığını görebiliyorsunuz.” dedi.

       YOLLARDA KALAN İNSANLARA YARDIM EDİYORUZ

Somali tarafına geçen İHH ekipleri, kamplara ulaşmak için uzun yolculuklar yapan Somalili mültecileri araçlarla kampa yakın bölgelerden alarak, yardımın daha yoğun sağlandığı kamplara ulaştırıyor. Yollarda karşılaştıkları insanların durumunun içler acısı olduğunu vurgulayan Kavakdan,  “Yollarda, Somali’den Kenya’daki kamplara yiyecek bulmak için gelmek isteyen insanlara rastlıyoruz. Aralarında ihtiyar ve çocuklar var. Sıcaklığın yoğun olması nedeniyle bu insanlar ölümle pençeleşiyor. Özellikle ihtiyarlar yürümek için yardım almak zorunda kalıyorlar. Yolda, yiyecek bulmak için kampa ulaşmak isteyen bir aileyle karşılaştık. Bir anne ve çocuklarından oluşan küçük bir aile, 200 km yol yürümüşler, yürümekten bitap düşmüşler, kalacak yerleri yok, açık arazide uyuyorlar. Biz de 3 araçlık bir konvoy yaparak yollardaki insanların kaplara ulaşmasını sağladık. Yolda karşılaştığımız 50 kişilik bir grubu bu araçlarla daha güvenli yerlere ulaştırdık. Yollardaki insanların durumu kampta bulunanlardan çok daha kötü durumda. Bu yolculuklarda sıklıkla ölümler yaşanıyor. Biz de İHH olarak, Somali tarafında gerçekleştireceğimiz yardımlar için alt yapı hazırlıyor ve bu insanlar için neler yapabiliriz onları araştırıyoruz.” dedi.

      KAPMLARDAKİ HASTALARI TEDAVİ EDİYORUZ
İHH İnsani Yardım Vakfı, özellikle Kenya ve Somali’de yoğun yaşanan kuraklığın bölgede insani felakete dönüşmesinin önüne geçmeye çalışıyor. İHH’nın partner kuruluşu Uluslararası Doktorlar Birliği üyesi Mahmut Coşkun kamplarda bulunan hastaların tedavilerine yardımcı olduklarını belirtti. 150 çocuk sağlık taramasından geçirilirken hasta olanlara ilaç verildi.
İHH MÜLTECİLERE DESTEK OLUYOR
İHH Başkan Yardımcısı Murat Kavakdan acil yardım faaliyeti olarak bölgede süt, bisküvi, pirinç yağ ve undan oluşan 40 bin dolarlık yardım paketi ulaştırdıklarını kaydetti. Özellikle kamplara katılmak için gelmiş ancak kamplara girememiş insanlara yardım dağıtımında bulunduklarını ifade eden Kavakdan, Somali’deki bu büyük krizin normale dönmesi için daha fazlasının gerektiğini kaydetti.

3.000 TONLUK GEMİ SOMALİ’YE İLAÇ OLACAK!
İHH, açlıkla mücadele eden Afrika halkına kardeşlik vazifesini yapmak için tıbbi malzemeler ile birlikte buğday, mısır, un, sıvı yağ, toz şeker, süt tozu, bebe bisküvisi, pirinç ve makarna gibi temel gıda maddelerinden ve acil ilaç ve medikal malzemelerinden oluşan 3 bin tonluk acil yardım gemisi hazırlıyor.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI ACİL HAREKETE GEÇMELİ
Bölgede insani felaketin boyutlarının tarif edilemez olduğunu dile getiren Kavakdan, “Türkiye’deki bütün sivil toplum kuruluşlarını çağırıyoruz, Kızılay ve diğer yardım kuruluşları harekete geçmeli; burada durum gerçekten içler acısı, bizi insanlığımızdan utandıracak manzaralar var. Biz buradan Türkiye halkına acil çağrı yapıyoruz. Hep birlikte, insanlığın Afrika’da düşmesini engellemeliyiz." dedi.

http://www.ihh.org.tr/insanlik-afrika-da-oluyor-/

İHH SİTESİ

NOT: www.ihh.org.tr sitesinden online bağış yapabilirsiniz, cep telefonundan AFRIKA yazıp 3072’ye göndererek 5 TL bağışta bulunabilirsiniz. Yılda bir-iki kez değil, acil imdat çağrısı yapan bu dünyada yılda birkaç kere savaş mağdurlarına, felaketzedelere, yoksullara yardım etmek gerekir ! Bir gün sizin de “İmdat!” diyeceğiniz zaman gelebilir…

02.08.2011

Mimoza Universal Explorations

Bismillahirrahmanirrahim,

SORULARLA DÜNYADAKİ BATIL SİSTEMLERİN ÇÖKÜŞÜNÜ GÖSTERME…

                   Dünya halkının yaşantısı eğri olduğundan dünyanın ekseni eğrildi...

SORU 1: Japonya’da 11 Mart 2011’de yaklaşık 9 şiddetinde deprem ve ardından tsunami felaketi oldu. Duygularınız nasıldır?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 1: Dünyada hangi ülke ve halk olursa olsun, “Geçmiş olsun!” diyoruz ve Yüce Mevla kalanlara sabır ve acil şifalar versin! Bütün ülkeler ellerinden gelen yardımları yapmalıdır. Şimdi bir ülkede takdiri ilahi gereği musibet olduktan sonra, diğer halklar da felaketzedelere bakış acıları ve duyarlılıklarıyla imtihan olurlar! Bu acılı olaylar, Japon halkına Kur’an’daki , “Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz.” Ayetini hatırlamaya, Tek Tanrı’ya daha çok yönelip, ibadet görevlerini yapmaya dair minnettarlık duygusu kazanmalarına ve O’nun bütün peygamberlerine inanmalarına sebep olsun! Diğer fakir dünya halklarına merhamet etmeleri ve yardımcı olmaları gerekiyormuş.

SORU 2: Ferasetinize göre bu büyük felaketlerin hikmetlerini açıklar mısınız?

GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 2: Birincisi, “Depremin 9 şiddetinde olması, sizin 9 şiddetinde uyarılmanız gerekiyordu; çünkü dünyaya o kadar dalmışsınız ki bilim ve teknolojiyi tanrı edinmişsiniz. Asıl her şeyin sahibine yönelin, ibadet edin” anlamı vardır.

İkincisi, Japonya, dünyadaki en gelişmiş ülke olduğundan, “Siz dünyalıların en güçlü fabrikalarınız ve nükleer santralleriniz bile Yüce Yaratıcı’nın bir musibetiyle helak olur”, anlamı vardır. “Siz, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışıyorsunuz ama yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmıyorsunuz!”

Üçüncüsü, “Bütün tedbirler alınmasına rağmen felaketin önlenememesi, İlahi takdir dilerse sizin hiçbir tedbiriniz ve çözüm yollarınız işe yaramaz! Mutlak koruyucu Allah (c.c.)’tır. Buna dünyadaki her şeyden daha çok inanın!        

  

        

     SORU 3: Türkiye’ye İlahi musibet gelir mi?

     CEVAP 3: Evliyanın keşfine ve bendenizin murakabesine göre, Türkiye’ye musibet gelir; çünkü İslam Peygamberinin hadislerinde bozulan halkların ne yaparlarsa musibetin geleceği açıklanmıştır, hepsi mevcut. Acı gerçeklerle ilgilenen ve umursayan yok ki! Halk, “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” düşüncesinde bu yüzden yılan onlara da dokunacak! Sıra Japonya’da imiş, sonra Türkiye’ye gelmeyeceğinden gafil halk emin mi oldu? Türkiye’de kurumlar gariplere ve mazlumlara zulmediyor, kimse hakkını alamıyor! Ülkenin üzerinde bir lanet bulutu var! Kurumlar ve halk tamamen Şeytan’ın hizmetkarı olarak çalışıyorlar. Allah (c.c.)’ın nasıl çarpacağına herkes şahit olacak!

Yaşayan keşif sahibi bir veli, “İstanbullulara, İstanbul’u terk etmelerini, büyük şehirleri boşaltmalarını, en az bir aylık erzak stok etmelerini tavsiye ediyor! Hayat tarzınızı ve işinizi değiştirmek çok zor ama imkansız değil! Geleceğin dünyasında havanın, suyun, elektriğin, yakıtların, sağlıklı gıdaların zor bulunacağını anlamak için süper zeka gerekmiyor! 7 milyarlık dünyada 6 milyar insan, açık delillere rağmen son peygamberi ve kutsal kitap Kur’an’ı, Tanrı’ya ibadeti inkar ediyor! Zalim patronlarına yarım avuç para için 12 saat köle gibi çalışan işçiler, Tanrı’ya 1 saat ibadeti layık görmediğinde böyle bir insanlık neye layıktır? Bunca nimete, açık işaretlere rağmen milyarlarca gaflet ve nankörlüğün sizin adaletinizde karşılığı nedir acaba?

Yüce Mevla, saf kalplileri, iyiliksever, yardımsever ve merhametlileri felaketlerden korusun inşaallah!

   SORU 4: Kainatta asıl güç sahibi kimdir? ABD, İsrail, Çin, Japonya, Hindistan gibi ülkeler yenilmez ve ölümsüz müdür?

   GİZEMLİ SÜVARİNİN CEVABI 4: Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Fetih Süresi 7.Ayet)

Özgür Zülkarneyn,

Gizemli Süvari, 19 Mart 2011

                 
                   ABD VE AB HAYRANLIĞI İLE ATEŞE   KOŞANLAR:
Küresel Dünya yaşam alanı               :  1/3 kara,3/4 deniz.Trb.360 milyon km2.
Yaşayan insan sayısı                            :  Çeşitli ırklardan  Trb.  7 Milyar insan .
Dünya gemisinin çöpleri                     :  Kişi başına düşen  çöp,ABD.ve AB,17kg/gün.
Tarım alanları işgali(Şehirleşme)       : 120 Milyon km2.karaların .., %  13,ü.
Toprak,   Su ,Hava  ve hücre kirliliği : %30,sağlık,çevre,doğa,olumsuzlaştı
2009 yılı, Topraktan gelen,nimetler  : Trb.Dünya rızkı, 30 trilyon dolar.
Sanayi ve teknoloji  belaları              : Sağlık ve olumsuz yaşama %80 etkendir.
Yüksek karbon salınımı                      :  15km.yükseklikteki atmosferin %2 sini etkilemektedir.
Kimyasallar                                          :  Zehirleyici ve hücre dokusunu bozucu etken % 30
Katı,atıklar,çöpler vs.                         :  Metal,ametal,naylon,asfalt,beton,   % 33 etken.
Yanmış yağlar,deterjanlar,piller,vs.   :  Toprağı,suyu,canlıları olumsuz etkileme  ,%17
Radyoaktif, elektromanyetik üretimler: Hücre, doku,gen ,mikrobiyoloji olumsuzlukları  % 43
Harpler,İnşaatlar,patlamalar vs.          : Yaşam,çevre,doğa ve canlılar üzerinde, % 7 olumsuzluk var.
Ruhsal kirlenmeler,ahlak vs.                : Sağlık ve çevre olumsuzlukları  %80 ruh sağlığını bozmaktadır.
 
         86 ÇEŞİT RUHSAL HASTALIK, YAYGINLAŞMIŞTIR.
 
Aldatmak,yalan,dolan,haksız kazanç,bencillik,tembellik,doymamazlık, oburluk,saldırganlık,
Dedikodu, iftira,kibir, böbürlenmek,aşırı lüks yaşam arzusu, kimseyi umursamamak, menfaati
uğruna her kötülüğü yapmak, Para,makam,mevki,lüks yaşam uğruna,DÜNYAYI YAKMAK.
Aşırı sarhoşluk,eğlence düşünlüğü,faydasız bilim ve Dünya’yı kirletecekleri üretmek, 86 çeşit
Ruhsal hastalığın belirtileri olup, kıskançlık,çekememezlik hastalığından, ŞEYTANLAŞMAKTAYIZ.!!!
 
TARTIŞMASIZ,İNSANÜSTÜ,MÜKEMMEL İLAHİ YASALAR,TÜM VARLIKLAR İÇİNDİR.:
 
A- DİNLERİN AMİR HÜKMÜ.., Canlı ve cansız haklarına saygı duymalıyız.
B- İLAHİ YASALAR, YERKÜRENİN VE İNSANLIĞIN,CANLILARIN, SELAMETİ İÇİNDİR.!!!
C- ZARARIN NERESİNDEN DÖNÜLÜRSE KARDIR. YÜCE ALLAH,ÇOK AFFEDEN VE BAĞIŞLAYANDIR.
    (İNSANLIK ALEMİ, 1000 YILLIK GAFLET UYKUSUNDAN ARTIK UYANMALIDIR)
 
SONUÇ VE TEMENNİLER.   :
 
1- ABD ve AB. hayranlığı,Doğa’yı,Çevreği,Yaratılışı;nesli ve ürünleri yok edenlere uymaktır.!.
2- ABD ve AB, Yerküre gemisini,Ürünleri,havayı,suyu,toprağı,yaşamı,suretle bozmaktadırlar.
3- Genetik, Ahlak’i, Ailevi, bozuklukların, Temel sebebi,Lüks yaşam hastası.., ABD ve AB ÖZENTİSİDİR..
 
BİLİMSEL VERİLER  ….:
 
Aile,toplum,hücre ve çevre bozunumunun, temel unsuru yukardaki gibi, maddeyi ve ruhları bozmaktır.
Hormonal azalmalar,hastalıklar,savaşlar,feryatlar,kan,gözyaşı,,iç çekişmelerin gerçek kaynağı,
Adaletsiz davranmak,
Paylaşmamak, Gurur,kibir vs.
Doğa’yı ve çevreği bozmak,Paylaşmamak,bencillik,haksızlık,zulüm,işkence,Kibir,gurur ve
 BALIK VE PROTEİNLE BESLENMİŞ, ŞEYTANİ ZEKAYA SAHİP OLANLAR,
PEYGAMBERLER GİBİ,ARPAYA VE YULAFA HAMURLA
BESLENMENİN,ERDEMLİLİĞİNE ,ONURUNA RUHSAL HAZZINA, VARMAYANLARDIRLAR..!!!
Toplumları,Devletleri,Hükümetleri,Aileleri çökerten, İlahi felaketleri çağıranlar,
Rüşvet,
Haksız kazanç,
Yüksek faiz
Yalan,dolan,
Kumar,zina,içki içmek,kötülük üretmek. vs.
Lüks yaşam uğruna,çevreği kirletmek,
Bilinçsizce,Ahlakı ve maddeği bozanları GÜÇLENDİRMEK.
Kirlenen,ve sabote edilen Dünya gemisine kayıtsız kalmak.
Cahil,bilgisiz,mala,makama,paraya tapınanları desteklemek,
Bilim adamlarının,cesur insanların ve canlıların yok olmasına, tepki göstermemektir,
 
AKIL,BİLİM VE İMAN UYANIKLIĞINDA OLANLAR,
DİKKAT.. !!,DİKKAT..!!!,DİKKAT.!!!
ŞEYTAN’IN, DECCAL’İN, CEHALETİN KÖLESİ OLMAYALIM..!!!
 
DÜNYA İSTATİSTİKLERİ,
ÇIĞ GİBİ BÜYÜYEN DAVA DOSYALARI,
POLİS VE ASKERİN YETERSİZ KALDIĞI,ANARŞİ VE TERÖR..,
TÜM İNSANLIĞIN EMNİYETLİ YER ARAMA,,TELAŞLARI VS.
GERÇEK BİLİM ADAMLARI VE GRENPİEC YAKINMALARI,
KURTULUŞ VE ÇÖZÜM BEKLEYEN İNSANLIK SORUNLARI VERİLERİ.
BM.ÇEVRE KURULUŞLARI, BİLİMSEL VERİLER. S.O.S VEREN, KURUMLAR VS.
TARTIŞMASIZ,HERGÜN KÜ,TV. BASIN YAYIN MANZARALARI,FELAKETLER VS.
DÜNYAMIZ’DA, SON 15 YILDA , %30 ARTAN ,TEHLİKELİ DOĞAL AFETLER VS.
 
İNSANLIK ALEMİNİN %70 ‘İ,  GAFİLCE,CEHALETE GÜÇ VERMEKTEDİRLER.:
 
 
FİRAVUN VE CEHALET’E, GÜÇ VERENLERİN UŞAĞI OLMAMAK, (İMANDIR..!!!)
CESUR,AYDIN VE İLAHİ YASALARA SAYGI DUYANLARLA BERABER SAVAŞMAK,KAHRAMANLIKTIR.!!!
PEYGAMBER OCAĞI ORDU..,CESUR,DONANIMLI,BİLİM VE BİLGİ İLE MÜCEHHEZ.,ADALET ORDULARINA,
HER GÜN DAHA ÇOK  İHTİYAÇ VARDIR..
 
CEHALET VE DİNSİZLİK, YERKÜRE’NİN, EN BÜYÜK SAVAŞ VE KAYIP NEDENLERİNDENDİR.
(DİN : YARATILIŞA VE İLAHİ YASALARA KAYITSIZ ŞARTSIZ TESLİMİYET VE UYGULAMAKTIR.)
 
 
EN ÜSTÜN SAYGI VE SEVGİLERİMLE..

İLAHİ ADALET SİSTEMİ, GAZZE
KONVOYU’NA SALDIRININ ANALİZİ VE KARDELEN KÜTÜPHANE’NİN KEŞİFLERİ…




         Biz, sayısı bir
elin parmakları kadar ancak olan kardelenler, yoğun bir faaliyetle aylardan
beri, başlangıcını göz önüne alırsak  
yıllardan beri haksızlıkların, yolsuzlukların düzeltilmesi için başta
resmi kurumlara ve yetkili insanlara öğüt veriyor, manevi keşifleri belirtiyor,
haklarımızı istiyorduk; ama maalesef kimse insan hakları ve adalet için bir şey
yapmıyordu ! Sosyal korkunç hastalığın gaflet ve korku olduğunu bir çok
tecrübelerle gördük  ve bildirdik !!!

Halkın içinden bırakın 10 kişiyi, 100 kişiyi, 3 dürüst ve cesur yiğit ve
delikanlı kız çıkıp ta, “Haksızlıklara karşı yanınızdayız; iyi günde kötü
günde yardımcı olalım !”
demedi.

Herkes acı gerçeklerden ve
mazlumlardan kaçtı; bu nedenle Evrenin Hakimi Allahü Teala, başta Türkiye olmak
üzere birçok ülkeye bela üstüne bela ve musibet vermektedir ! Elbette biz iyi
ve masum insanların ölümüne üzülüyor, şehadetlerinin Allah’ın bir takdiri
olduğuna inanıyor ve onları öbür dünyada sonsuz nimetlerle şereflendirdiğine
inanıyoruz!  Ruhları şad olsun! Esas acı
çekenler ve itibarları sarsılanlar, dünyada kalan kusurlu siyasetçiler veya
zalim politikacılar oluyor !!! 

İlahi adalet, ayna gibi, ne yaparsan
karşında er yada geç onu sana gösteriyor!

Ne yazık ki onlar, ilahi uyarılara ve
evliyanın, tecrübeli ataların dikkat çekici sözlerine gönülden inanıp gereğini
yapmamışlardır ! Ünlü ve mevki sahibi kişiler neyi anlayamıyorlar? “Haksızlık
karşısında susan dilsiz şeytandır!” (Hadis),
“Zalim efendilere hizmetten
zevk alan ancak köpeklerdir!”(Ziya Paşa), “Zalimlere
asla meyletmeyin, aksi takdirde cehennem ateşi
size dokunur. Sizin, Allah’tan
başka dostunuz yoktur. Sonra yardım
göremezsiniz. (Kur’an, Hud Süresi, 113)
 
Asırlardır haykırılan bu gerçekleri anlayamıyorlardı.

         İsrail’in 31
Mayıs 2010’da Akdeniz’de  9 kişinin
ölümüyle sonuçlanan, Gazze’ye yardım götüren Türk Mavi Marmara Gemisine saldırı
olayı, koruyucu destek göremeyen mazlumlar ile saldırgan zalimlerin istediğini dünyanın
gözü önünde zorbaca yaptığına dair dünya çapında bir örnek olarak yankılandı! Böylece
dünya halklarının çoğunun zulüm karşısında ne kadar zayıf oldukları,
bazılarının korkak, bazılarının dilsiz şeytan oldukları ortaya çıktı! Öte
yandan duyarlı insanlar tarafından çok gösteriler yapılmakta ama caydırıcı güç
neredeyse hiç bulunmamaktadır !

         Mazlumların yaşadığı durumun aynısını ilahi adalet
yetkili siyasetçilere yaşatıyor.

Şöyle: *Mazlum vatandaşlar, adalet
bekledikleri resmi kurumlara, “Birlik olarak haksızlıkları düzeltelim,
zalimlere gereken cezalar verilsin!” diyorlardı
. Şimdi Türk devlet
adamları, çeşitli ülkelere, “Zalim İsrail’e karşı birlik olalım, kınayalım,
yaptırım uygulayalım!” diyorlar.
Amerika, İtalya, Norveç, Japonya gibi güya
gelişmiş ve uygar ülkeler zulme rıza gösteriyorlar veya zalimi kınamaktan
kaçıyorlar! İşte vatandaşın yaşadığı acı gerçek, uluslararası camiada da aynen
yaşanıyor ! İlahi adalet işte böyle tecelli ediyor!

         * Saadet lideri
Numan Kurtulmuş, “İnsanlar kurbanlık koyun gibi İsrail’in insafına
bırakıldı.”
Diye açıklama yaptı. İşte mazlumların hem memleket içinde hem
yurt dışında yalnız kaldığı acı gerçeği tekrar yaşanmıştır !

         * Uyarılara
Rağmen Ölümcül Hatalarda Israr Edilmesi: Bazı vatandaşlar feryat ediyor: “Filan
bürokratlardan adam olmaz, şu zalimleri alın görevden, yoksa elimizden kötü bir
şey çıkacak!”
Genellikle umursayan yok!

27 Mayıs’ta İsrail , “Mavi Marmara
gelmesin, yoksa vururuz!” diye açıkça ve resmen bildirmedi mi? (Özgen ACAR, Doğu Akdeniz’de Saldırılar, 4 Haziran 2010
tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden)
İşte inadın sonuna şahitsiniz!

*Dünyada Yaygın Korku Hastalığı,
Korktuğun Şey Başa Geliyor !

Mısır Hükümeti, İsrail korkusu ile
Filistin’le komşu Refah Kapısı’nı bile kapalı tutuyor.  (Özgen ACAR, Doğu
Akdeniz’de Saldırılar, 4 Haziran 2010 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden)

Peki yetkili bürokratlar, haksızlık
yapanlara neden cezai işlem yapmıyorlar? Çünkü korkuyorlar!
Onlarla uğraşmak zor! Peki Alemlerin
Rabbi’nin zalimlere gelecek şiddetli azabını neden düşünmüyorsunuz? Bir anda
sizi yok etmeye kadir değil mi?  

* “Zalimlere meyletmeyin yoksa size
ateş dokunur…(Hud S., 113)” Ayetinin tekrar tecelli etmesi: Türkiye iki
sefer zalim İsrail’i desteklediği için 
Türkiye’ye ateş dokundu!

İki olayda İsrail hükümetinin eline
büyük koz verildi. Birincisi, Eylül 2009’da İsrail’in elinde nükleer silah
bulunup bulunmadığı soruşturması Birleşmiş Milletler’de oylanırken, Türkiye
çekimser kaldı, büyükelçimiz oylamada bulunmadı. Böylelikle Türkiye, İsrail’e
önemli bir destek vermiş oldu.

         İkincisi, 27-28 Mayıs’ta İsrail’in
OECD üyeliği oylandı. Türkiye oy vermese, İsrail üye olamayacaktı. Ama Türkiye
orada da İsrail’i destekledi. Birkaç gün sonra da bu olay meydana geldi.” (5 Haziran 2010 tarihli Haber Vakti Sitesinden)

         Mazlum kardelenler 2009’da ve 2010’da 3 kez  ‘kahhar’ duasını okumuşlardı, Allahü Teala
dualarını kabul etmişti; Konya Depremi ve Haiti Depremi. Şimdi Türkiye aynı
bedduayı İsrail’e okuyor ! Üçüncüsü, münafık ve zalim bürokratların gerçek
yüzlerinin ortaya çıkarak birbirlerine girmesi, halen devam ediyor !..

         Ahmet ANAPALI
adlı yazar arkadaş, Haber Vakti Sitesindeki 1 Haziran 2010 tarihli “Ya
Kahhar, Biz Yetmedik Sen Kahret…”
başlıklı makalesiyle bizim aylardır
haykırdığımız gerçeği, meşhur olan bir olay nedeniyle bugünlerde de o
haykırıyor !..

         Fethullah Gülen’in Bakış Açısı:

A.B.D.’ yaşayan dini lider Fethullah
Gülen, Gazze konvoyuna yapılan saldırı konusunda “Gazze’ye yardım konvoyunun
İsrail’in rızası olmadan yola çıkarılması” nı eleştirmiş.  (www.habervakti.com’dan, 05.06.2010)

Kardelen Kütüphane’nin Yorumu: Bu 
ifade, tam da İsrail’in politikasına uygun, İsrail’in gururuna ve bakış
açısına paralel bir açıklama. İnsan, politikaya bulaşınca hareket ve sözleri
fırıldak gibi olmaya başlıyor ! Fethullah Bey, zalim İsrail’e destek veren
zalim Amerika’yı kınamak sizin dininizde doğru olan şey değil midir ? Zalimin
sarayında yaşarken onu savunana sizin dininizde ateş dokunmuyor mu ?

Siyonist İsrail, zaten
Filistinlilerin ölmesini, yok olmasını istiyor, hiç yardıma izin verir mi?
Türkiye’de olsun, başka bir ülkede olsun, dürüst ve mazlum bir vatandaş,
yetkilileri de ilgilendiren, “bu şehirdeki yolsuzlukları basına açıklamama izin
verir misiniz?” dese, izin veren kimleri gördünüz ?! Zaten politikacılarla
salih alimlerin ve  gazetecilerin savaşı
bundan kaynaklanmaktadır !!

Türk Yardım Gemisine İsrail
Ordusunun Saldırısının Gafil Dünyaya Olumlu Etkisi de Olur mu?

Olur! Haksızlıkları umursamayan, eğlenceye
düşkün, insanlık ve adalet adına bir şey yapmayan korkak insanların ve
halkların vicdanında  uyanışa sebep olur.
İsrail’in gerçek yüzü ve yardımseverlerin acıklı hali dünyada yankılanır. Gazze’ye
ablukanın kaldırılması için işbirliği ve yardımlaşmaya sebep olabilir
inşaallah!

Allahü Teala kime hikmet ve irfan
verirse, işte o büyük bir lütuftur! Her olaydan ibret alıp, kendini
geliştirebilenlere ne mutlu! Temiz kalplilerin ışıldayan gözlerini, gülümseyen
yüzlerini, önyargısız olanları, yüzünde nur olanları, iyiliksever salih
insanları seviyor, masum ve üzgün kalplilerin gözyaşlarına ise şefkatle
bakıyor, acılarını paylaşıyor, ikiz kardeşim gibi kucaklıyorum. İnsanların yüzlerine
bakınca çoğu kimsenin ruhlarını okuyabiliyorum !

Selametle…

Kardelen Kütüphaneden İyilik Perisi, 6
Haziran 2010 , 13:00

                     *     *     *     *     *

HAYAT SAPIK VE ZALİMLERİN GÖLGESİNDE NE ROMANTİK, NE AŞK DOLU (!)
(Korkaklar grubumuzdan çıkabilir, biz darılmayız; zaten korkağın faydası değil zararı olur !)
       


                            
             
                
         
     

      Kıymetli Kardelenler,

         3 Müthiş haber ve aralarındaki bağlantıyı resimli yazılı gazete kupürlerinden incelemenizden önce karanlık ormanda size modern uygarlığın fiyaskosu hakkında birkaç acı fıkra anlatalım.

Birinci labirentteki macera; Amerika’da 1968’den beri sapık ve seri bir katil olan Rodney Alcala, uzun yıllar boyu kuvvetle muhtemelen  100 kadar kadına saldırmış, öldürmüş, ne güvenlik güçleri ne halk farkına varıp yakalayamamış! İşte bilim-teknoloji, polisler, hakimler falan yaygın olsa da zekası yüksek ve avcı bir adamın toplumu nasıl yendiğini görüyorsunuz! Bu adam 66 yaşında, şimdi ölüm cezası verilse bile zaten ölüm vakti gelmişti ! 30 yıldır bu adamın davası sürüyor ! Adalet sistemi haa !

 

         İkinci labirentte, bulunduğunuz ilin en üst seviyedeki yöneticisi valiye gitmeyi düşünüyorsunuz… Hani bir toplumun çoğunda yaygın kötü bir adet olsa bile hepsini hiçe saymak, defterden silmek yanlıştır yani !… Bu dinen de ahlaken de doğru değildir !  Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, ne kadar ilginçtir ki Kürt vatandaşların da bulunduğu Konya’nın Yunak ilçesinde ‘’ Kürtten olmaz evliya olsa da sokma avluya’’  demiş! Hani bunu yazan bendeniz Kürt değilim ama zamanımızın evliya meclisinde Allah dostu ,yönetici Kürtler var ! Zamanlama açısından çok büyük ayıp ve hata olmuş! Allah-ü Teala evliyasına düşmanlık edene harp ilan ettiğini bildirmiş ! Bu iş takdiri ilahinin politikacılara hayret verici bir işareti ! Vali bey, gönülden inanıp duasını okusaydı, bunlar olmazdı ! Yani belli sınıflara önyargılı ve kötü zanla bakan valilerden de bir yardım alamayacağınızı anlıyorsunuz !..

 

         Üçüncü labirentte, politika alanına girdiniz, diyelim; ciddi bir derdiniz var. Bir politikacının çare bulmasını istiyorsunuz, gittiğiniz kişi de yıllarca por. film şirketi yönetmiş (arama motorları yazıyı engellemesin diye kısaltıldı), kadınları soymuş, mal gibi kullanmış ve politikaya temizlik getirmek isteyen  Anna Arrowsmith gibi bir milletvekili… Derdinize çare bulur  … Ay hiç güleceğim yoktu…

 

          Üzülme canım kardeşim, ben bir kardelen ve iyilik perisiyim. Bana ve diğer kardelenlere rastlarsan elimizden geleni yaparız. İnan bana dostum Yüce Yaratıcı’nın, bizim haklı olduğumuz konularda hep dualarımızı kabul ettiğine şahit olduk! Bu yüzden ne kadar şükretsek azdır! Bunu yazarken gözlerim yaşardı… Tek istediğimiz inanmanız ve güvenmeniz…

         Müminlerin 4 dostu vardır:

1.    Yüce Allah c.c.

2.     Hızır a.s.

3.     Mürşidi Kamil

4.     Kardelen ruhlu mücahid

Allah’a ısmarladık! 03 Nisan 2010 Cumartesi

 

HEDİYE: Bizi sevenlere Göktan’ın “Geri Dön!” parçası hediye olsun! Aşık Yunus, dergaha geri dön!

 

KARDELEN KÜTÜPHANE LEVHASI

·        Gerçeğin yolu geniş bir caddeye benzer, bulunması güç değildir; güçlük, insanların onu aramamasından kaynaklanır. (Konfüçyüs)

      (The way of truth resembles a broadway ; it is not difficult to find it! The  

      difficulty arises from that people don’t look for it !  (Confuchius)

·        Sonra biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Kur’an:Meryem S.,72)

·        Kendilerine hidayet geldiğinde insanları, iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep etmekten alıkoyan şey sadece, öncekilerin başına gelenlerin  kendi başlarına da gelmesini yahut azabın ansızın kendilerini enselemesini beklemeleridir! (Kur’an:Kehf S.,55 )

·        Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah azizdir, hakimdir. (Kur’an, Fetih S.,7)

 

·        Yoksa siz Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan Cennete gireceğinizi mi sandınız?

(Kur’an, Âl-i İmran S. 142)

·        İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur !

 

    (Kur’an, Ra’d S.: 28)

 

·        Ve “Şâyet biz (gerçeği) dinleseydik ve düşünseydik, elbette bu alevli cehenneme girenlerden olmazdık!” diye ilave ederler. (Kur’an: 67/10)

 

And they say: ‘If only we had listened and understood, we should not now be among the people of Hell.’ (Koran: 67/10)

 

·        http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com 

ZALİM DEREBEYLİKLERİNİN ZULÜM FIRTINALARI SAVAŞ KASIRGASIYLA YOK EDİLİR !…

ERMENİ SOYKIRIMI TASARISININ KABULÜNÜN HİKMETİ…

       

Sayın Vatandaşlarımız,

Türkiye’de
ilkbahar mevsimine girdik ama dünyanın her tarafında olduğu gibi
ülkemizde de zulüm fırtınaları bitmiyor! Mazlumlar çığlık atarken biz
nasıl eğlenebiliriz ! Dürüst ve masum bir Müslüman Türk, Kürt kardeşin
derdi, dürüst ve barışçı Hıristiyan bir arkadaşımıza yapılan zulüm veya
iftira bizi ilgilendirir, biz kardelenler buna razı olmayız !

Biz
asla “Kaçamadığın tecavüzden zevk almaya bak!.” gibi iyice sapıklaşmış
ve korkudan tavşan gibi kaçan kimseler gibi olamayız! Olanlara yazıklar
olsun!

Yaşanan
ve duyulan binlerce haberlerden anlıyorsunuz ki toplumlarda en kötü
olan yerler, gruplar, içki bayileri, kumarhaneler, gece kulüpleri
değil;
vatandaşı
hor gören, çiftçiyi, işçiyi,memuru,öğrenciyi ezen, hakimlerin bile
bıktığı orta düzey münafık, zalim bürokratlardır! Onlara karşı savaş
ilan ediyoruz !

Bülent
Arınç, Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül gibi dürüst ve kibar siyasetçilere
canımız feda olsun; fakat bir grup adil siyasetçilerle ülke
kurtulmuyor! Zalim münafıklar Deccal’ın prototipleridir; biz de Mehdi
(a.s) dahil Kıyametin 3 Kahramanı’nın öncü birlikleriyiz! Onlar zulüm
fırtınalarıyla şımarıp gururlanıyorlarsa, biz de adalet savaşçıları ve
kasırgasıyız !

Biz
tekelin ürettiği içkiyi, sigarayı savunmuyoruz ama hiçbir parti, dernek
adına slogan atmadıkları, kötü bir pankart taşıyıp küfür vb.
etmedikleri halde yakınları işçiler için gösteri yaptıklarından dolayı
uydurma suç isnat edilerek İstanbul’da 24 lise öğrencisinin okuldan
atılması zulümdür! Türkiye’de bir dönem okula gelmeyen nice öğrenci
sınıfı geçiyor. Gençlerin dersleri boykotla bir ilgilerinin olmadığını
en kıt akıllı vatandaş bile anlar! Mevki sahibi nice kimselerin
yakınları değil okullardaki görevine, hastaneler, kışlalardaki görevine
çoğu zaman gelmediğinde kim ceza işlemi yapıyor! Biraz yürek ister !
Ülkemizdeki zalim idarecilerin güç gösterisi, kahramanlığı
memura,işçiye, öğrenciye uygulanıyor! Çıkın milyonların önünde açık
oturuma, meydan savaşına, insanlığınızı, erkekliğinizi görelim !

Taraf
Gazetesi’nin 19 Mart 2010 tarihli sayısından mağdur lise öğrencilerine
atılan iftiraya bakalım! Bu ülkede bazı beldelerde sağlık ocağındaki
görevine hiç gelmeden şehirde yaşayarak maaş alan torpilli doktorlar
tespit ettik ! Kışlasına uzun zaman uğramayan iltimaslı subaylar yok
mu? Onlara hesap soruluyor mu? Darbe planındaki imzası gerçek çıkan
Albay Dursun Çiçek’in suçlanmasından bugüne süre neredeyse 1 yıla
yaklaşacak, ordu bir ceza veriyor mu? Tam bir ırkçı kabileci huyları
var! Kusurlarını kabul edip içine sindirebiliyorlar mı?

Öğrencilerin Tekel isyanı

Biz okulu boykot etmedik

Gökhan’ı
en çok üzen ise okuldan atılma gerekçesi olmuş. “Ders boykotu diyorlar.
Biz teneffüsü bekledik. Ayrıca bizim devamsızlık hakkımız da var. Dersi
neden boykot edelim. Öğretmenlerimizle hiçbir sorunumuz yok. Onları
seviyoruz” diyerek şaşkınlığını dile getiriyor.

Okulu bitirmesine bir yılının kaldığını söyleyen Gökhan, ayrılırken son
sözü “Her şeye rağmen liseyi bitireceğim, üniversiteyi kazanıp gazeteci
olacağım” oluyor.” (1)

  1. (Helin ALP, Taraf Gazetesi, 19 Mart 2010)

     Bugün 21 Mart 2010’da Türkiye’de TNT televizyonda gösterilen, merhum  Kemal Sunal’ ın “Koltuk Belası” filmi çok ibret vericiydi. TNT televizyonuna bu değerli filmi arşivlerden bulup insanlığın ibretine sunduğu için gönülden teşekkür ediyoruz!
Yani bir vatandaş, siyasal bilgiler okumadan ahlaksız bir topluma
dürüst bir yönetici olmanın da ne kadar çıldırtıcı olduğunu
anlayabiliyor! Halk mı çok münafık, yöneticiler mi daha münafık?
Cevabı, “Ne halde iseniz öyle yönetilirsiniz!”

Şimdi
zengin ve mevki sahibi kişilerin çoğunun sıradan vatandaşı nasıl hakir
gördüğünü yansıtan, “Koltuk Belası” filminden bir konuşma bölümüne
bakalım. Gerçek hayatta da aynı böyledir
;
politika gereği yüzüne karşı ağır hakaretler yapmazlar ama gizli
toplantılarda, perde arkasında bakış açıları genellikle halk tabakasını
hor görmektir.

* * * * *

İş
adamı Selim Bey, kanuna aykırı inşaat işlerini onaylaması için imar
iskan müdür yardımcısı Zühtü Bey’e (Kemal Sunal) 250 milyon rüşvet
teklif ettikten sonra, kendi otomobilinden inerken, “Ben iniyorum,
araba da sizin!” diyor.

Zühtü Bey:

Şoför? (diyerek şoförün kimin hizmetinde çalışacağını soruyor.)

Selim Bey:

Şoför de sizin!

Zühtü Bey:

Ne yapıyım ben bu adamı?

Selim Bey:

Döv, söv, ne istersen yap! Maaşını ben vereceğim. İt gibi kullan!

Zühtü Bey:

Bana bak it oğlu it ! Al paranı çek git! Bir daha da sakın karşıma çıkma!

                                   * * * * *

 Son sözümüz, bir halkın % 60’ı bozuk ise İlahi musibet gelir!

      SARI ALARM ! : “Yıllardır kabul edilmeyen Ermeni Soykırımı tasarısının şimdi kabul edilmesinin manevi hikmeti nedir?” diye hiç düşündünüz mü?

Söyleyelim:
İlahi adalet şöyle işler: Kendi dürüst vatandaşlarına iftira atılan,
zulmedilen ve sonra adalet adına hiç bir şey yapılmayan bir topluma ve
ülkeye de başka zalimler aynısını yapar ! Bunu anlayan ariftir ! Siz
yetkililer, mazlumların hakkını verin, haksızlığı düzeltin, “Acil” veya
“Kırmızı Alarm” başlıklı mesajların gereğini yapın; bakın işler nasıl
düzeliyor ! İlahi adalet muhteşem ve kusursuz !

Selam, hidayete tabi olanlara olsun ! 21 Mart 2010

Özlü Sözler:

* Düşman karınca ise de hor bakma ! ;

* Düşman ne kadar zayıf olursa olsun küçümsenmemelidir !

 http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

                             EY DÜNYALILAR ! SİZE FELAKET GELECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİK !

ÂD KAVMİNİN HELAKİ,YUŞA (A.S.)’IN KAVMİNDEN 100.000 KİŞİYE AZAP VE DOMUZ GRİBİ MUSİBETİ ARASINDA BAĞLANTILAR !…

(ANLAYANA KUL OL, ANLAMAYANA AĞA OLMA ! )

 

                                         

                

   

ÂD KAVMİNİN HELAKİ,YUŞA (A.S.)’IN KAVMİNDEN 100.000 KİŞİYE AZAP VE DOMUZ GRİBİ MUSİBETİ ARASINDA BAĞLANTILAR !…

(ANLAYANA KUL OL, ANLAMAYANA AĞA OLMA ! )


Âd kavminin hikayesi, peygambere inandıkları halde işlerine gelmediği için anlattığı gerçekleri kabul etmeyen başta mevki sahibi kişiler olmak üzere bütün halkın helakini anlatıyor !

Yuşa (a.s.)’ ın kavminden azap görecek 100.000 kişiden salih olan 40.000 kişi

de Allah’ın gadab ettiklerine gadap etmemişler yani haksızlık yapan zalimlere karşı mücadele etmediklerinden, onlarla birlikte olup yiyip içtiklerinden azaba maruz kalmışlardır!

Bu feci durumların aynısını günümüzde de dünyadaki nice insan yaşamakta ve şahit olmaktadır ! İşte Dünyaya yayılan domuz gribi gibi musibetler, haksızlıklar karşısında kendi rahatını, çıkarını düşünerek dilsiz şeytan gibi davranan, iyilik ve adalet adına hiçbir şey yapmayanlar ile zalim yöneticilere, zulüm krallıklarına, diğer bir deyişle sapıtan tüm dünyaya ilahi cezadır! Çünkü belli bir şehre, ülkeye deprem,sel gibi felaket geldiğinde sadece o bölge halkı acı duymakta, diğerleri o kadar endişe ve ıstırap duymamaktadır! Ama domuz gribi, köpek virüsü gibi hastalıklar dünyaya yayılınca herkes korku içinde yaşayacak, rahat uyuyamayacak, mazlumların çektiği sürekli acıyı ruhunun derinliklerinde hissedecekler! Yani ateş sadece düştüğü yeri yakarken bu virüsler dünyalıların ruhunu kemirecek!

Kardelen Kütüphane üyesi Konya’daki bir öğretmen yazar arkadaşın, 5 Aralık 2008’de “Ülkemizi ve Halkımızı Günah ve Suç Bataklığından Bin Nasihat mı Kurtarır Yoksa Bir Musibet mi Helak Eder ?! adlı makalesine, anayasanın 26.Maddesinde ifade özgürlüğü olduğu halde ve yasak olanın kamu görevlileri hakkında bilgi vermek olmasına rağmen ve onun kişi isimleri belirtmediği halde, insan haklarından olan yaşadığı haksızlıkları doğal eleştiriyle ifade etmesini Konya’daki bazı resmi kurumlar meseleyi saptırarak başka bir iftira suçlamayla 2 disiplin cezası verdirmişlerdir! Gafil ve zalim bürokratların, diğer birçok öğretmeni de uydurma suçlamalarla ve yalancı şahitlerle cezalandırıp baskı altında tutmaya çalışarak o lanetlenmiş koltuklarına yapışmaları sosyal anarşinin ve ilahi felaketlerin geliş sebebini açıklıyor aslında! Allah yolunda ve adalet uğrunda mücadeleden korkup korkmadığı sorulursa, “İmanının, ilahi aşkının ve cesaretinin daha da arttığını söyledi! “Turgut Özal, Rachel Corrie, Prenses Diana, Muhsin Yazıcıoğlu, Gavs-ı Sâni, Necmettin Erbakan, Recep Tayyip Erdoğan, Mimoza33 gibi kardelen savaşçılarının asla yılmayacağını” söyledi! Bakalım yalan ve hilelerle orta düzey bürokratlar güya mutlu ve başarılı krallıklarını sürdürebilecekler mi yoksa Kral Nemrud’ a musallat olan sivrisinek gibi küçücük virüsler mi onları mağlup edecek !

 

İnancı az da olsa mü’minler Allah’a daha fazla yönelecek, şükredecek, daha anlayışlı hale gelecek! İsterse dik ve inatçı kafalarıyla küfre devam etsinler, sonlarının nasıl olduğunu herkes görecek !!! Selam, hidayete tabi olanlara olsun!

                                                                                             Dedicated to Christa McAuliffe

31 Ekim 2009

* * * * * * *

ÂD KAVMİNE KORKUNÇ KASIRGA GELDİĞİ ZAMAN SARAYDA KRAL İLE KOMUTAN ARASINDA GEÇEN KONUŞMA:

Kralın Komutanı Şihab: Sizce tüm bunlar Hud’un (peygamberin) bahsettiği ceza

günü mü?

Kral Şaadi : Bunu bekliyordum. Fakat Hûd aramızdayken böyle olmayacağını

düşünmüştüm.

Komutan : Öyleyse siz Hûd’ un gerçek bir peygamber olduğuna inanıyorsunuz.

Kral :Evet,aslında herkes inanıyordu. Fakat Hûd’ un istekleri hiç kimsenin

işine gelmiyordu.

Komutan :Hûd’ un peygamber olduğunu bildiğiniz halde inanan insanlara baskı

talimatını siz verdiniz!

Kral : Evet, yoksa sahip olduğum makamdan indirirlerdi.

Komutan : Eğer şehir fırtınadan kurtulamazsa her şeyi yine kaybetmiş

olacaksınız!

Kral : Evet, ya sen? Ben krallığı feda edemedim.Sen neyi kaybetmekten

korktun? Bir maaşı mı?

Komutan : Benim bir ailem var. Çalışmak zorundayım.

Kral : Şimdi onlar için ne yapabiliyorsun? Sadece oturup bekliyorsun!

Ben krallığım için, diğeri zenginliği için, sen ailen için Allah’la savaştın,

hepsi bu! Halbuki tüm bunları veren zaten Allah’tı. Şimdi tek tek geri almaya başladı.

Komutan : Ben sizin kadar karamsar değilim.

Kral :Bu sonucu değiştirmeyecek !

Komutan : Efendim izninizle arkadaşlarımın yanına gideyim!

Kral : Tabii.

* * * * * * *

Fırtına başladıktan sonra Hûd Peygamber ve yanındakiler çok az bir

kimseyle şehri terk ettiler. Allah onları bu fırtınadan koruyarak şehirden çıkmalarını sağladı.

Ubar halkı akıllı sandıkları kişilere tabi oldular. Ölümü bildikleri halde ölümü unuttular. Allah’ı bildikleri halde uzaklaştılar.Şeytan ve nefs onlara yaptıklarını süslü gösterdi!

“ Âd halkına gelince, onlar da uğultu yüklü azgın bir kasırga ile helak edildiler ! (Allah) Onu 7 gece ve 8 gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti.Öyle ki o kavmin içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldıklarını görürsün. Şimdi onlardan hiç arta kalan (bir şey) görüyor musun?” ( Kur’an-ı Kerim,Hakka Süresi, 6-8 )


KAYNAK: Ad Kavmi Kayıp Şehir Ubar Video CD; Baraka Film Prodüksiyon,

Tevhid Seda Film Prodüksiyon, Konya

SONUÇ : Bir toplumda mevki sahipleri hep birbirinin tarafını tutarak zulümde ortak oluyorsa, “Haklı olan mazlumların değil, haksız olan güçlülerin tarafı tutuluyor” ise hatta adli kurumlar bile adaleti sağlayamıyorsa, o memlekete ilahi musibet yaklaşıyor demektir ! ! !

* * * * * * *

YUŞA PEYGAMBERİN KAVMİNDEN 100.000 KİŞİYE AZAP !

(VE DÜNYAYA GELEN DOMUZ GRİBİ GİBİ FELAKETLER…)

Allahü Tealâ, Yûşa’ Peygambere buyurdu ki:

― “Kavminden 40.000 sâlih kimseye ve 60.000 fâsık (günahkar) kimseye azap yapacağım!”

― “Yâ Rabbi! Fasıklar azabı hak etmiştir. Salihlere azap yapmanın hikmeti nedir?”

Cenab-ı Hakk buyurdu ki:

― “Benim gadap ettiklerime onlar gadap etmedi. Birlikte yediler ve içtiler.”

KAYNAK: www.ilahi-tr.org/peygamberler/231-musa-yusa-aleyhimusselam.html ,

Ekim 2009

YORUM: Bir toplumda iyi bilinen, kendilerini iyi zannedip fakat çok tehlikeli kötü bir işte bulunduğunu fark etmeyen salih kimseler, kötülüklere engel olmazlarsa, haksızlıklara susarlarsa, zalimlerle birlikte olup eğlenirlerse,davetlerinde bulunurlarsa, hayattaki diğer zulümleri para veya çıkar nedeniyle, korku nedeniyle, sosyal mevkisini kaybetme endişesiyle veya gaflet sebebiyle tasdik ederlerse, ilahi musibet geldiğinde azap aynı şekilde onları da çarpacaktır! İşte halk arasında çok merak edilen bir soru olan “felaketlerde iyi kişilerin de neden helak olduğu” nun bir cevabı da budur !

Gerçekten çocuklar gibi masum olan veya aziz olan insanların ölümüne gelince; Yüce Allah c.c. dilediğini kurtarıyor , bazılarını da acı çektirmeden kendine has koruyucu bir şekilde onların canlarını aldığına inanıyoruz.

Allah c.c., sâdıklarla beraberdir; iyilik yapanlarla beraberdir; sabredenlerle beraberdir…

Ekim 2009

                                        Dedicated to Christa McAuliffe

* Haberleşme için:

kardelenkutuphane_library@hotmail.com

   

         

XIANG FEI_GUZEL KOKULU PRENSES

                           

                   

                                                                     XIANG FEI (GÜZEL KOKULU PRENSES)

                                       TÜRKMEN KAHRAMANI DİLŞAD HATUN  

Yıl 1756. Yer Türkistan…

Ülke, Davaçi Hânın idaresinde huzur içinde yaşamaktadır. Ancak bazı beyler ikilik çıkarırlar. Kılıçlar çekilir, kanlı kavgalar başlar.

Hasımları Çin İmparatoru Chi-En-Lung’dan yardım isteyince, yırtıcılığı, inatçılığı ve öfkesi ile tanınan Komutan Şao-Hui’yi Türk ellerine yollar.

Türkler teslim olmaz. Şao-Hui kırık dökük kuvvetleri ezmekte zorlanmaz. Ancak Hoca Burhaneddin ile kardeşi Hoca Cihan, Başbuğ Davaçi’nin yanında durur, canları pahasına savaşırlar.

Hoca Cihan’ın hanımı Dilşad Hatun  tam bir Türkmen kızıdır. Erkek gibi ata biner, attığını vurur, vurduğunu yıkar. Şao-Hui bile hayran olur.

Hakkında bilgi toplar ve İmparatoruna yollar. Görenin başı dönüyormuş da filan…

İmparator bu sözlerin tesirinde kalır, uzaktan uzağa aşık olur.

Türkler İran hududuna çekilir, Komutan Bedehşan sığınmacıları içeri alır.

Şao-Hui’nin şehirde gözü yok, sadece Hoca Cihan ile Davaçi’yi ister o kadar. Şao-Hui iki mücahidin başlarını alıp Çin’e yollar.

Dilşad Hatun  olup bitenden habersizdir. Şao-Hui; “Dilşad’ı ver kuşatmayı kaldırayım.” der. Şah Ali direnir, ancak Şao-Hui’de oyun bitmemiştir. Türkistan eşrafından birkaç kocamışı zorlar. Onlar Dilşad Hatuna; “N’olur imparatora git, hâlimizi anlat! Yoksa soyumuzu tüketecekler! Belki Kocanı da kurtarabilirsin!” derler.

Efendisi için Dilşad Hatun  kabul eder. Bir heyetle Pekin’e gelirler. Halk Dilşad Hatunu görebilmek için camlarda, çatılarda, balkonlarda… Dilşad Hatun  İmparatorun huzurunda dimdik durur! Eğilmesini işaret edenlere aldırmaz. İmparator, Dilşad Hatuna vurulmuştur.

Ayağa kalkıp; “Hoş geldiniz!” der ki; bunu hiç kimseye yapmamıştır. Dilşad Hatun  belinden kılıcını çıkarıp İmparatora uzatır.

– İşte silahım. Askerinizi yurdumdan çekin!

– Sizin için bunu yapacağım!

– Peki ya kocam, Şah Cihan?

– Onu sonra konuşalım.

İmparator sarayının en güzel odalarını açar, bir dediğini iki etmez. Zavallı kadıncağız kocasının serbest bırakılacağını ve Kaşgar’a döneceklerini sanmaktadır.

İmparator resmen kara sevdaya kapılmıştır ve Dilşad’la evlenebilmek için her yolu denemekte karar kılar. Dilşad Hatuna kocasının öldüğünü duyururlar.

Dilşad Hatun  belinden hançerini sıyırıp İmparatora haykırır:

– Benden uzak dur!

İmparator, Türkmen ihtiyarlarından akıl sorar. Onlar da derler ki; “Bir Türk mahallesi kurdur. Minik bir hamamı, çeşmesi, mescidi olsun. Ezan sesi duyulsun…”

İmparator söylenenleri yaptırır. Dilşad Hatun  camını açtığında âdeta memleketini bulur karşısında. Türk mahallesi, demirciler, bakırcılar… yurdunda ne varsa.

İmparatorun yaptırdığı câmi (1765) yüksek kemerli, geniş avlulu ve çok ferahtır. Kitabesini bizzat kendi yazar. Bu hâdise de o kitabeden öğrenilir…

Aradan 8 sene geçer, imparatorun aşkı azalmaz, artar. Defalarca kapısını çalar yalvarır:

– Gel seni imparatorluğun en güçlü kadını yapayım, halkını kendin koru, kolla!

– Ben bir kâfirle evlenemem.

– Dinimi değiştirirsem bu mevkide kalamam.

– Birgün hançerimi kalbine sokacak, öcümü alacağım.

– Senin elinden olsun da, ölüme bile razıyım.

Buna benzer konuşmalar sıklaştıkça, Ana Kraliçe telâşlanır. İmparatorun şehirden ayrıldığı birgün cellatları evini basarlar.

Türkmen kızı sakindir. Sadece abdest alıp namaz kılacak kadar süre ister. Tam teşehhüde oturmuştur ki, ipek ipliği boynuna geçirirler… O iffetli kızımız âdeta tebessüm eder ve miskler gibi kokar. Çinliler ona “Şiang -Fei” (Güzel kokulu Prenses) der, hatırasını yaşatırlar.

İrfan Özfatura – Türkiye Gazetesi;20.04.2008

                 YILDA 6 MİLYON DAVA OLAN BİR ÜLKE HALKI RAYDAN ÇIKMIŞ DEMEKTİR !!!

     

                       TÜRKİYE`DE BİR HAKİME DÜŞEN DAVA SAYISI YÜZDE 29 ARTTI

Adalet Bakanlığı`nın `Adalet İstatistikleri`, Türkiye`de yargının iş yükünü gözler önüne seriyor. Bakanlığın verilerine göre bir hakime düşen dava sayısı on yılda yüzde 29.2 arttı. Ceza, Hukuk ve İdari Yargı Mahkemelerine 1998 yılında gelen toplam dava sayısı 4 milyon 101 bin 543 iken; 2007 yılında 5 milyon 934 bin 915`e ulaştı. Bir hakime düşen yıllık dava sayısı ise 1998 yılında 734 iken, 2007 yılında yüzde 29.2`lik artış oranı ile 948`e ulaştı.

Türkiye genelinde toplam 5 bin 342 mahkeme var. İdari yargı hizmetleri ise 156 mahkeme tarafından yerine getiriliyor. Mevcut 14 bin 697 hakim ve Cumhuriyet savcısı kadrosunun 3 bin 796`sı boş. 37 bin 262 adalet personeli kadrosunun ise 6 bin 911`i boş. Avrupa Konseyi Etkin Yargı Komisyonu`nun (CEPEJ) 2008 yılında yayımlamış olduğu verilere göre 100 bin kişiye düşen hakim sayısı; Türkiye`de 9, Almanya`da 24.5, İngiltere`de 16.6, Yunanistan`da 28.4. Avrupa ülkelerinde bir hakimin bakacağı azami iş sayısı yaklaşık olarak 200 iken, Türkiye`de bir hakimin yılda ortalama 1078, Cumhuriyet savcısının 1417 hazırlık ve 447 ilamat dosyasına bakıyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na son on yılda gelen dosya sayısı yüzde 155, Ceza Dairelerinde yüzde 138 ve Hukuk Dairelerinde ise yüzde 61.7 artış oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı`na 1998 yılında gelen toplam dosya sayısı 208 bin 474 iken, yüzde 155`lik artış oranı ile 2007 yılında 531 bin 660`a ulaştı. Dosyaların 181 bin 771`i karara bağlanırken; 349 bin 889 dosya ise 2008 yılına devretti.

Yargıtay Ceza Daireleri`ne 1998-2007 yılları arasında gelen dosya sayısı yüzde 138 oranında arttı. 2007 yılında gelen 323 bin 738 dosyadan 129 bin 420`si karara bağlandı, 194 bin 318`i 2008 yılına devretti. Yargıtay Hukuk Dairelerine 2007 yılında gelen dosya sayısı 1998 yılına göre yüzde 61.7 oranında artış gösterdi. Gelen 422 bin 81 dosyadan 326 bin 128`i karara bağlanırken; 95 bin 953`ü ise 2008 yılına devretti.

Danıştay dairelerine son on yılda gelen dosya sayısı da yüzde 62.7 oranında artış gösterdi. Danıştay dairelerine 1998 yılında gelen toplam dosya sayısı 127 bin 7 iken, 2007 yılında 206 bin 701`e ulaştı. Bu dosyalardan 88 bin 278`i karara bağlandı, 118 bin 423 dava ise bir sonraki yıla devretti.

CUMHURİYET BAŞSAVCILIKLARINA GELEN DOSYA SAYISI YÜZDE 113 ARTTI

Cumhuriyet Başsavcılıkları`na son on yılda gelen dosya sayısında da artış var. Cumhuriyet Başsavcılıklarına gelen dosya sayısı yüzde 113.2 arttı. 1998 yılında Başsavcılıklara gelen dosya sayısı 2 milyon 553 bin 64 iken, 2007 yılında 5 milyon 443 bin 37`ye ulaştı. Yine bu zaman diliminde başsavcılıklara gelen ilamlarda yüzde 28.2 artış oldu.

CMK 250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri Cumhuriyet Başsavcılıkları`na 1998 yılında gelen dosya sayısı 28 bin 208 iken; 2007 yılında yüzde 9.6`lık artış ile 30 bin 902`ye ulaştı. Yine bu süreçte CMK 250 maddesi ile görevli Ağır Ceza Mahkemeleri Başsavcılıklarına gelen ilamlar yüzde 13.8 artış gösterdi.

Ceza mahkemelerinde son on yılda gelen dava sayısı yüzde 37.2, Hukuk mahkemelerinde yüzde 39.6 ve İdari yargı mahkemelerinde yüzde 207.3 arttı. Ceza mahkemelerine 1998 yılında gelen dava sayısı 2 milyon 228 bin 788 iken, yüzde 37.2`lik artış oranı ile 2007 yılında 3 milyon 58 bin 701`e ulaştı.

1998 yılında hukuk mahkemelerindeki dava sayısı 1 milyon 717 bin 107 iken, yüzde 39.6`lık artış oranı ile 2007 yılında 2 milyon 397 bin 875`e ulaştı.

İdari mahkemelerine (Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemeleri) 1998 yılında gelen toplam dava sayısı 155 bin 648 iken; yüzde 207.3`lük artış oranı ile 2007 yılında 478 bin 339`a ulaştı. (CİHAN)

http://www.tumgazeteler.com/?a=4562766 ;

20.01.2009

*          *          *          *          *          *          *

HUKUK VE ADALET HAKKINDA SİRENLER ! …

* Adalet ve ahlakın olmadığı yerde, huzur ve başarı olmaz ! (Memduh ÖZCAN)

* Örümcek ağına benzer bugünkü kanunlar; kuşlar deler geçer, sinekler takılır kalır! (Ferit KAM)

*YORUM (Mimoza33): Yakın bir gelecekte zalim kuşlar helak olacak,  sineklerin takıldığı zalim kanun adamları da helak olacak; yalnız uğur böcekleri kurtuluşa uçacak !

*          *          *          *          *          *          *

                

 

KİM DEMİŞ KURUMLAR ARASI ÇATIŞMA YOK DİYE!

İbrahim KARAGÜL

02 Temmuz 2009 Perşembe

 

Haftalardır hepimizi rehin alan tartışmanın şekli tam bir Türkiye klasiği. Bir sorunu çözmekten çok, o sorun üzerinden kamplara ayrılma, safları belirleme, meydan muharebesine girme, hesaplaşma düşüncesi ve sorunu fırsata dönüştürme becerisi hiçbir ülkede Türkiye kadar gelişmemiştir. Çünkü hiç bir ülkede iç iktidar çatışması, paylaşım kavgası bu kadar derin, bu kadar sarsıcı, bu kadar uzun ömürlü olmuyor. Her ne kadar kurumların uyumuna dikkat çekilse de, yıpratılmaması uyarısı yapılsa da, Türkiye siyasi tarihinin en derin ve sancılı iktidar hesaplaşması yaşanıyor, bu bir gerçek.

“Belge”nin ortaya çıkışına, sahte-gerçek tartışmasına, imza üzerindeki spekülasyonlara ve son noktaya kadarki sürece özetle bakalım. Bakalım ve aslında kurumlararası koordinasyonla birkaç günde sonuç alınabilecek bir olayın neden bu kadar uzatıldığını sormaya hakkımız olsun. “Internethaber” ve “iyibilgi” gibi haber/yorum siteleri, her şeyi özetleyen, aslında bir çok köşe yazısından çok daha net bir tabloyla söylenmesi gerekenleri söylemiş. Birlikte okuyalım ve sorular soralım:

“26 Haziran: Askeri Savcılığın ‘kovuşturmaya gerek yok’ açıklamasının ardından Org. İlker Başbuğ, sürpriz bir basın toplantısı düzenleyerek kamuoyunun karşısına geçti. Başbuğ’un çizgileri netti: TSK yıpratılma kampanyalarına kat-la-na-maz. Mağdur bırakılmasına seyirci ka-la-maz. Dosyanın sivil yargıya sevkedildiğini belirten Org. Başbuğ, sivil yargıya Albay Çiçek’in suçlu olup olmadığını sormadıklarının altını çizdi; “Kağıt parçasının kim tarafından ve ne amaçla hazırlandığının bulunmasını istiyoruz. Bu devletin görevi” dedi. Genelkurmay Başkanı yeni bir emare bulunması durumunda da soruşturmanın açılacağı yerin kesinlikle Askeri Savcılık olduğuna işaret etti.

28 Haziran: Aradan 2 gün geçmeden Meclis’ten beklenmedik bir kanun geçti. Askere sivil yargı yolunu açan gece yarısı kanunu Meclis’ten geçti. Muhalefet ayağa kalktı.

29 Haziran: Org. İlker Başbuğ yine sürpriz bir atakla Başbakan’la perşembe günleri yaptığı olağan görüşmeyi 3 gün öncesine çekmeyi talep etti. Sabah saatleri…. Ancak bu kritik görüşmenin öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ziyaret eden biri daha vardı. Bu kişi MİT Müsteşarı Emre Taner’di. Gözler, MİT Müsteşarı’nın elindeki dosyalara takıldı.

Öğle saatleri… Emre Taner’den hemen sonra Org. Başbuğ ile Başbakan Erdoğan, Başbuğ’un isteği üzerine bir araya geldi. Görüşmeye Adalet Bakanı Sadullah Ergin de katılmıştı.

Ve aynı gün akşam saatlerinde MİT Müsteşarı Emre Taner, Başbakan’la görüşmesinin ardından bu kez Genelkurmay Başkanı’nı ziyaret etti. Bir gün içinde dikkat çeken bu kritik görüşme üçgeni, MİT Müsteşarlığı’nın da konuya dahil olduğunun göstergesiydi. Bu görüşme trafiği, MİT Müsteşarı’nın elinde Albay Dursun Çiçek hakkında başka bilgi dosyalarının da olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.

30 Haziran: MGK Zirvesi, tarihin en uzun ikinci oturumuna başladı. Aynı gün sabah saatlerinde Albay Dursun Çiçek, ifade vermek için İstanbul Adliyesi’ne geldi.

1 Temmuz: Ve artık takvim 1 Temmuz’u gösterirken, saatler 00.30’da Albay Dursun Çiçek’in tutuklandığı kararı basına duyuruldu. Askerin kovuşturmaya gerek görmediği Albay Çiçek’in tutuklanma kararının, son basın toplantısıyla çizgilerini keskinleştiren Genelkurmay Başkanı’nı zor duruma soktuğu görüşleri kulislerde yayılmaya başladı. Şimdi sivil-askeri yargı karmaşasına neden olacak bu tutuklanma kararının ardında başka dosyaların yattığı konuşuluyor. Bu dosyaların da MİT kaynaklı olduğu öne sürülüyor. Başbuğ’un daha önce bilmediği bu dosyaları, MİT Müsteşarı’ndan öğrendiği tahmin ediliyor. İstanbul savcılarının da elinde olabileceği tahmin edilen bu dosyaların askeri savcıdan neden saklandığı sorusu ise cevap bekliyor.”

Taraf gazetesinin ortaya çıkardığı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı”nın kısa hikayesi bu.

Ve can alıcı sorular

Albay’ın tutuklanmasını gerektirecek kanıt varsa bu neden gizlendi, paylaşılmadı? Asker kişilerin sivil mahkemede yargılanmasına ilişkin değişiklik mi beklendi? Askeri savcılık “kovuşturmaya gerek yok” derken gerçekten elinde kanıt mı yoktu yoksa Albay bir şekilde korunmuş mu oldu. Genelkurmay Başkanı 26 Haziran’daki konuşmasında nasıl bu kadar kendinden emin konuşabildi? Yoksa kendisi de mi hiçbir şey bilmiyordu?

Daha kötüsü, Albay’ı tutuklayacak kanıtları elinde bulunduranlar bütün Türkiye’de belge üzerinde bu şekilde bir tartışmanın yaşanmasını özellikle istemiş olabilirler mi? Eğer öyleyse, burada hedef kim; Albay mı, Genelkurmay Başkanı mı? MİT Müsteşarı ile Genelkurmay Başkanı daha önce görüşemez miydi? Eğer böyleyse “belge”nin aslını elinde bulunduranlar hakkında bir kanaat oluşmuyor mu? Belgenin aslı ellerindeyse neden şimdiye kadar koca ülkeye bir fotokopi üzerinde patinaj yaptırdılar?

Bu sonuç; bir darbe teşebbüsünün önlenmesi kadar, birilerinin “kontrollü kriz” planlamış olabileceği düşüncesini akıllara getirmiyor mu? Eğer öyleyse, MGK toplantısından sonraki “kurumlararası uyum” dileklerinin içeriği boşa çıkmıyor mu?

Ve daha bir çok soru var cevaplanması gereken.

Gerçekten böyleyse, “kontrollü kriz” çerçevesinde daha bir çok belgenin yakında kamuoyuna sızdırılacağını söyleyebiliriz. Kim demiş kurumlar arası çatışma yok diye! Ortada çok keskin bir hesaplaşma var ve bu kurumlar arası çatışma boyutunun da ötesinde.

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un 26 Haziran konuşmasına tekrar bakalım. Gerçekten de çok zor bir durum…

 

http://www.habervakti.com/news_details?page=articles&id=1443 ;

 

02.07.2009

JET TAHLİYE HAKİMİ YİNE ŞOK ETTİ !

02 TEMMUZ 2009 PERŞEMBE 18:20

 

14. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin izinli hakimi yerine atanan hakimin görevlendirme süresinin 1 hafta olduğu bildirildi.

 

Anadolu Ajansı, İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığı’nın Beşiktaş’ta bulunan 14. Ağır Ceza Mahkemesinin bir üyesinin izinli olması nedeniyle hakim Faik Saban’ı, bu mahkemede hafta başından itibaren geçici üye olarak görevlendirdiği bildirmişti.

Öte yandan Aktif Haber.com sitesi ise Anadolu Ajansı’nın Albay Çiçek’e tahliye kararı verilmesinde oyuyla etkili olan Mehmet Faik Saban’ın “pazartesi” günü itibariyle geçici olarak görevlendirildiğini haberini servis ederek bütün medyayı yanılttığını duyurmuştu.

Jet tahliye hakimi Saban’ın yerine geçici olarak atandığı üye Yakup Hakan Günay pazartesi günü normal mesaisindeydi. Günay Salı günü izne ayrıldı. Çarşamba günü ise Albay Çiçek’in tutukluluk haline itiraz edilmesi üzerine Saban öğleden sonra atandı. Ve Saban’ın atanmasıyla değişen dengeler sonrası Albay Çiçek 2’ye karşı 1 oyla tahliye edildi. Saban atanmasaydı bu denge tersi yönde 2’ye 1 şeklinde olacaktı.

Şimdi kamuoyu, vicdanları rahatsız eden kararın altındaki imzanın sahibi Saban’ın görevlendirme süresini ve bu kısa sürede görevi emanet eden mahkemenin verdiği kararı konuşuyor.

Tuhaflık bu kadarla da sınırlı değil
İstanbul Adalet Komisyonu, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ikinci heyetinin hakimlerinden Faik Saban’ı 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne atadı. Daha 7 gün zaman olmasına rağmen, yine genel uygulamanın aksine mahkeme hemen Ergenekon savcılarından mütalaa istedi. Mütalaayı alan heyet, mesainin bitmesine aldırmayarak toplandı. Önlerinde 7 gün olmasına rağmen dosya hakkında önceden hiçbir bilgisi olmayan hakimler incelemeyi bitirip tahliyeye hükmetti. Karar hemen Hasdal Cezaevi’ne fakslandı. Bu süreçten geriye bazı önemli sorular kaldı. Avukat itirazını gece yazsa da, mesai saatleri içinde yani 09.00’da işleme konulması gerekiyor. Sabah 09.00’dan itibaren mahkeme heyetinin belirlenip, sonra da savcılardan görüş istenmesi, görüş geldikten sonra dosyadaki bilirkişi raporları, ifadeler, yazışmalar, yaklaşık 10 saat süren savcılık ve mahkeme ifadelerinin okunması ve sonuç olarak bir karara varılması nasıl bir güne sığdırılabildi?
 http://www.habervakti.com/news_details?page=news_details&id=12453 ;

02.07.2009

 

PÜF NOKTA: “Bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış! Kuyudaki taş ancak kerametle çıkar! J Politik oyunları, yüzlerce  akıllı araştırmacı inceliyor, çoğu zaman yine de çözemiyor! Ha ha ha!

*Erenler himmeti de olmasa, neredeyse Dünyayı bombalamak isteyeceğiz! İnsanın zihninden geçeni okuyorlar ! Beni hayatta açıkça destekleyen 1 kişi var herhalde derken, 11.30 civarında “Mübarek çaycı amca” geldi, zahirde 2 kişi destekliyor, fakat o ricalü’l gaybın temsilcisi. Çevremde görünmeyen bir ordu var !

Bir de ben, “Seylan Çayı da içiyorum”, deyince, “İçme!” dedi. Bir hikmeti vardır herhalde ! Mimoza33, 04.07.2009

 

*HEDİYELERİ DERLEYEN, TOPARLAYAN, PAKETLEYEN , BAZEN DE GİZEMLİ BULMACALARIN ANAHTARLARINI İLİŞTİREN  J :

http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com