Category: OLAYLAR,TARİH


   ACI VE GÖZYAŞI İÇİNDE KAHRAMANMARAŞ’TAKİ HELİKOPTER KAZASINDA DALAVERELER !..
   
 
 

Bölüm 1:

! ! ! HELİKOPTER KAZASINDA ŞÜPHELİ TESPİTLER VE PÜF NOKTALAR !!!

1- Muhabir İ.G. , basına verilen 26 Mart 2009 Tarihli telefon konuşması metninin bir yerinde;  “Ölen de var herhalde. Bu arkadaş kim ya.” Diyor. Orada bilinçli olarak yüzünü tanımadığı birini görmüş gibi. CNN’de, Haber Vakti Sitesindeki videoda, orijinal telefon kaydındaki konuşma metninde ise ayrıca şöyle konuşma geçiyor;

 “112 Görevlisi: Diğerleri yanınızda değil, değil mi? O diğer 5 kişi yanınızda değil, şu anda..

İ.G. :Biri yanımda…Biri ayağımın altında…Biri…

 

(Tam o sırada 112 Görevlisi  sanki dinlemek istemiyor, kesmek ister gibi “Hıh, siz cevap alabiliyor musunuz sorduğunuzda?” diyor. Orada kuvvetle muhtemel başka yabancı biri, suikastçı biri var, o kişi kimsenin bilmediği silah zoruyla binmiş veya gizlice helikoptere binmiş biri de olabilir ! Telefon konuşmasındaki ‘Biri yanımda..Biri ayağımın altında…Biri…’ kısmının  basında çıkan telefon metninde verilmemesi de şüphe doğuran, noksan ve yanlış bir iş ! Ve o kadar konuşmayı net yapan kişinin meçhul şahsı tanımayacak kadar bilinci yerinde olmaması imkansız gibi ! 

2- Yazıcıoğlu, helikoptere binmek isteyen biri değil. Basına da yansıdığı kadarıyla, bunu kendisine teklif edenlere, "Beni öldürmek mi istiyorsunuz?" demişti.

(Kaynak: “Muhsin Yazıcıoğlu Kazasındaki Tuhaflıklar “ Köşe Yazısı, Zaman Gazetesi, 28.03.3009)

            YORUM: Kendisi de, belki güvenlik veya önceki suikastler nedeniyle ya da  kış günü karlı ve sisli bir havada yolculuk yapılmayacağını tahmin ederek böyle bir hissini ve endişeni belirtmiş! Fakat isteyerek mi yoksa zorla mı bindiği meçhul!

3- BBP Genel başkan yardımcısı Remzi çayır,: “Miting devam ederken helikopter bir yere gitti.Nereye gitti, ne yaptı bilen yok.”

(Zaman Gazetesi; 27.03.2009)

Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını almadan önce helikopterin bulunduğu yerden ayrılıp bir müddet sonra döndüğü söyleniyor. Helikopter sadece yakıt mı aldı, kimler yanına yaklaştı?

(Kaynak: “Muhsin Yazıcıoğlu Kazasındaki Tuhaflıklar “ Köşe Yazısı, Zaman Gazetesi, 28.03.2009)

YORUM: Helikopter yakıt almaya gitme bahanesiyle ayrıldığında, kaza sonrası muhabirin, “Bu arkadaş kim ya?” dediği muhtemel sabotajcı, suikastçı şahsın binmiş olabileceği anlaşılıyor ! Ayrıca ipucu ve kanıt bırakmamak için gerekli hazırlıkları yaptıkları tahmin ediliyor. Helikopteri kendisi de varken dağa intihar çarpışı yapmaya zorlanmış olabilir.

Diğer bir görüşe göre de; bu kişinin, helikopteri belli bir mesafeden takip eden başka bir helikopterden gelen, kazadan sonra oraya inip dağa çarpıtılmış helikopteri kontrol ederek sinyal kesici cihazı çalıştıran ve işi bittiğinde diğerleri tarafından öldürülen kişi de olabilir.       

4- Helikopterin düştüğü bilgisinin gelmesiyle ciddi olarak aramalara başlanması arasında geçen zaman aralığı ihmal edilmeyecek kadar önemli. Bu arada bir tür "bilgi kirliliği" ortalığı kapladı, helikopterin bulunduğu, yaralıların Kayseri’de tedavi altına alınmak üzere yola çıkarıldığı söylendi. Ciddi arama, karanlık bastıktan sonra başladı. Bu bilgileri kim ve hangi amaçla yaydı?

(Kaynak: “Muhsin Yazıcıoğlu Kazasındaki Tuhaflıklar “ Köşe Yazısı, Zaman Gazetesi, 28.03.3009)

            YORUM: Helikopterin kiralandığı şirket ile yalan haberi yayan kişi veya medya grubu şüphe altındadır ! İncelenmelidir!

         5- Sürpriz Tanık

         ILICA beldesi-Göksun İlçesi arasında servis şoförlüğü yapan 35 yaşındaki Selami Kökünüz’ün, üç gün önce Sarpma Kaya Yaylası’na keklik avına gittiğinde helikopterin düşüşünü gördüğü ancak kimseye haber vermediği ortay çıktı. Televizyon izlemediği için enkazın bulunamadığından habersiz olan Kökünüz, ertesi gün kriz merkezini aradı. Sivil Savunma Müdürlüğü ekipleri Ilıca beldesine giderek bu kişiyi alıp, Kahramanmaraş DSİ 20. Bölge Müdürlüğü’ne götürdü.

*Sabah Gazetesi; 28.03.2009 Sayfa:18

6-BBP’li Tunç: 31 saattir ‘Yanlış yer aranıyor’ diyoruz

BBP Genel Başkan Yardımcısı Üzeyir Tunç enkazın yanlış yerde arandığını söylediklerini belirtti. Tunç şunları söyledi: "Kısa bir süre önce partili 4 mühendisin temin ettikleri GPS cihazıyla koordinat belirledik. Bu koordinat Ilıca beldesi yakınlarında Hacıbudak mevkisi. Aynı zamanda AKUT tarafından da Nasuh Mahruki ve arkadaşları tarafından da tespit edilen nokta. 3’üncü bir teyit ise köylülerden öğrenilen bölgede aynı nokta. Bu koordinat dağın güney tarafında ama birkaç saat öncesine kadar dağın kuzey tarafında arama yapılıyordu. Bunu anlayabilmek, izah edebilmek mümkün değil, biz bunu anlayamıyoruz. Tabanımıza ve büyük Türk milletine bu beceriksizliği yapanların, bu durumu bir an önce izah etmelerini bekliyoruz."

*Sabah Gazetesi; 28.03.2009 Sayfa:18

KIRMIZI ALARM !!!

YORUM: 5 ve 6 nolu haberlere dikkat ederseniz, 26 Mart 2009’da vatandaş, ilk günde de diğer köylüler, Kriz Merkezine, Sivil Savunma Müdürlüğü’ne kaza yerini, BBP yetkilileri de daha ilk günden kamu görevlilerine kaza yerinin yanlış yerde arandığını bildirdiği halde, ya umursamadıkları , ya aptal oldukları, ya inatçı oldukları, ya da korku veya tehditten dolayı organize suç grubunun içinde oldukları anlaşılıyor!

İŞTE 3000 KİŞİLİK KURTARMA GRUBUNUN VE 1000 HABERCİNİN UĞRAŞISIYLA FİYASKO VE MEÇHUL SONUÇ ORTADA!

         7-“Dağdaki cesetlerin üzerini iki parmak buz kaplamış” başlıklı haberden anlaşılan çelişkili ve yalanı yansıtan ifade:

        Akşam saatlerinde ise Sivil Savunma ekipleri "6 kişinin de cenazesine ulaşıldı" açıklaması yaparak, Yazıcıoğlu’nun da öldügü bilgisini verdi.

            Korucu Bahri Karataş, şöyle konuştu: "Kestirme yola girelim dedik. Burada helikopterin kırmızısını gördük. Helikopter paramparçaydı. Üstü karla kaplıydı, diğer parçaları da çevreye savrulmuştu. 5 kişinin cesedini bulduk. 2 parmak kadar buz var yüzlerinde." Döngel köyü muhtarı Zekeriya Koca da cesetlerden dördünü helikopterin içinde gördüğünü, ikisini ise helikopterin altında ve üzerleri karla kaplı olarak bulduklarını söyledi.

*Sabah Gazetesi; 28.03.2009; Sayfa:18

            YORUM: Sivil Savunma ve Döngel Köyü muhtarı , “6 cenazeye ulaşıldı” diyor. Korucu Bahri Karataş, 5 ceset bulduk, diyor. İki farklı haber de şöyle doğru olabilir. Muhabir 30 Mart 2009 günü 500 metre uzakta bulunduğuna göre ve onunla 7 ceset ettiğine göre; 6 ceset bulanların, bulduklarının biri helikopterdeki bilinmeyen yabancı kişiye ait. Bu hemen saklanarak, diğer vatandaşlara 5 ceset gösterilmiştir. O kadar kişi orada beş mi, altı mı ceset var, fark edemiyor mu ? Bakalım çözebilecekler mi !

8-Kaza bir komplo mu?

………………………………

Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, muvazzaf olduğu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapan şüpheli Hasan Atilla Uğur’un yaptığı görüşmelerde suikast yöntemleri ile ilgili ilginç bir konuşma yer alıyor. 25.04.2008 tarihinde saat 20.14’de Eyüp ile yaptığı görüşmede H.A.Uğur’un "(Uydu kanalıyla istedikleri yerde istedikleri aracı bak bu yolda giden araç ta olabilir, kaza yaptırabiliyorlar, uçağı düşürttürebiliyorlar, gemiyi batırttırabiliyorlar, bu çok özel bir Yahudi Grubun elinde…) dediği belirtiliyor. Yapılan bu konuşma bile insanın kanını durdurmaya yetiyor ve bu tür kazalar hakkında insanın kafasında birçok soru işareti bırakmaya yetiyor.

http://www.habervakti.com/?page=articles&id=799 ;

28.03.2009

 
 

Bölüm 2:

KORKUNÇ HELİKOPTER KAZASININ HABERLERİ VE AYRINTILAR…

 

ÖNNOT: Siz, dürüst ve masum insanların uğradığı felaketleri inceleme ve ibret almaya 30 dakika ayıramıyorsanız, bir gün siz de kimsenin umurunda olmayacaksınız !..

Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta ölümü anlatmıştı

 Serdar ÖZGÜR/KARAMAN,(DHA)

BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı ve Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu, geçtiğimiz hafta Karaman ziyaretinde ölüm üzerine bir konuşma yaparak, “Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok” şeklinde konuşmuştu.
Önceki gün 5 kişiyle birlikte bindiği helikopter düşen ve hala kendisinden haber alınamayan BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, 19 Mart günü partisinin Karaman Seçim Bürosu’nda şunları söylemişti:
“Şimdi bakın yoldan geldik, yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bunun da nerede geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız. Olmasak da, milletle olmayacağız. Yarın ahirette Allah, bize ‘Niye iktidar olmadın’ diye sormayacak. Sorsa da ‘Vermediniz’ diyeceğiz.”

http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&KategoriID=15&ArticleID=1076228&Date=27.03.2009&b=Yazicioglu, gectigimiz hafta olumu anlatmisti&ver=80 ;

27.03.2009

YORUM: “Bazen söz, kader olur!” diye bir vecize vardır. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu da böyle konuştuğu veya malum olduğu için, pusuda bekleyen kurtlar da ona uygun bir suikast hazırlamış olabilir! Şüpheler böyle olabileceğine işaret ediyor. Zaten şüpheli birkaç kez kaza atlatması da ona suikast için sürekli fırsat gözetleyen karanlık bir güç grubunun olduğunu gösteriyor!

*     *     *     *     *     *     *

HELİKOPTERDEN SON SÖZLER

(Önnot: Bu metin canlı telefon görüşmesinin birebir eşiti değil !..)

26 Mart 2009 Perşembe 17:17

 BBP liderinin helikopterindeki İHA muhabirinin 112 acil servisle yaptığı konuşmanın kaydı yayınlandı. BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun Kahramanmaraş’tan Yozgat’a giderken bindiği ve düşen helikopterde bulunan İHA muhabiri İsmail Güneş’in 112 Acil Servis görevlisi arasındaki telefon görüşmesi kayıtlara şöyle geçti:

112 görevlisi : 112.

İsmail Güneş (İ.G): Ben İHA Muhabiri İsmail Güneş, helikopter ile düştük.

112 : Nerede? Neredesiniz?

İ.G : Bilmiyorum nerede olduğumuzu. BBP Genel Başkanı Yazıcıoğlu ile birlikteydik.

KÖTÜYÜM AYAĞIM KIRIK

112 : Neredesiniz?

İ.G : Hatırlamıyorum.

112 : Etrafınıza bakın, ne görüyorsunuz?

İ.G : Her taraf kar, sis. Her taraf sis.

112 : Helikopteri nereden kiraladınız?

İ.G: Bacağım kırık olduğu için konuşamıyorum. Erhan ağabey nereden çıkış yapmıştık. Çağlayancerit orada bir yerde düştük. Hangi yere düştüğümüzü hatırlamıyoruz, her taraf sis, göremiyorum. … 35 00 benim numaram.

112 görevlisi: Telefonu kapatmayalım, yerinizi tespit etmeye çalışıyoruz.

İ.G : Kahramanmaraş’ın dağlarından, her taraf sis. Göremiyorum.

112 görevlisi: Parti merkezinden kiminle görüşebiliriz, sizinle ilgili?

ERHAN AĞABEY IHLAYARAK CEVAP VERİYOR

İ.G : Bilmiyorum, şarjım bitmek üzere. Alo. Biz nereye gidiyorduk? Yozgat tarafında bir yere gidiyorduk hanımefendi.

112 görevlisi: Kapatmayın yerinizi tespit etmeye çalışıyorlar.

İ.G : Erhan ağabey, nereden geldik, nereye gidiyoruz. Şu an Çağlayancerit’ten gelip, nereye gidiyoruz. Yozgat-Yerköy mü? Çağlayancerit’ten, Yozgat-Yerköy’e gidiyoruz. Burası çok soğuk. Alo. Yer tespit edemiyor musunuz?

112 görevlisi: Siz kapatmayın beyefendi telefonu.

İ.G : Hanımefendi şarjım bitecek.

112 görevlisi : Alo, Alo. İyi misiniz?

İ.G : Kötüyüm, ayağım kırık.

112 görevlisi: Şu anda siz helikopteri görebiliyor musunuz?

İ.G : Şu anda helikopterin içindeyim.

112 görevlisi: Alo. diğer beş kişi yanınızda değil mi şu anda? Size cevap verebiliyorlar mı?

 İ.G : Diğerlerinden ses yok. Erhan ağabey, Erhan ağabey de ıhlayarak cevap veriyor. Alo, hanımefendi, yerimizi tespit edemediniz mi?

112 görevlisi: Şu anda emniyet bulmaya çalışıyor, sakin olun.

İ.G: Erhan ağabey, ıhlıyor sadece. Bende üşümeye başladım. Ben sakin olmaya çalışıyorum.

112 görevlisi: Sakin olmaya çalışın, tespit etmeye gayret ediyorlar.

İ.G: Muhsin Bey’i göremiyorum.

112 görevlisi: Aynı helikopter ile mi havalandınız?

İ.G: Evet. Ayağım çok kötü kırıldı. Ölen de var herhalde. Bu arkadaş kim ya.

112 görevlisi: Ayağı kırık, yerinden kımıldayamıyorum. Emniyetle görüşüyorum.

İ.G: Alo, hanımefendi.

112 görevlisi: Açık kalsın telefon.

İ.G: Şarjım bitmek üzere. Benim numaramı görebiliyor musun?

112 görevlisi: Kapatmayalım, ulaşıyorlar, kapatmayalım numarayı. Sizin nereye gittiğinizi anladık. Yozgat-Yerköy’e gidiyoruz dediniz.

İ.G: Alo. Sakin olalım da şu anda donuyoruz burada, ayağım da kırık.

112 görevlisi: Kapatmayın, bir saniye.

İ.G: Alo. Erhan ağabey, Erhan ağabey. Sen kalkabiliyor musun yerinden? Hanımefendi.

112 görevlisi: Şarjınız bitinceye kadar açık kalsın, aramaya devam ediyorlar çünkü. Kapatmayın alo.

İ.G: Alo. Ayağım kırıldı.

112 görevlisi: Başka yerinizde kanama var mı?

İ.G: Gözükmüyor.

112 görevlisi: Kravatınız var mı? İp gibi kravat gibi bir şeye elinizi uzatabilir misiniz?

İ.G: Kravat yok. Şu anda gözükmüyor.

112 görevlisi: Polis ekipleri yerinizi bulmaya çalışıyor. Siz moralinizi yüksek tutun. Zaten sizin yerinizi tespit edecekler. Edemediler daha. Tespit etmeye devam ediyor.

İ.G: Herkes öldü herhalde.

112 görevlisi: Kanamadan dolayı sessiz kalmış olabilirler, endişe etmeyin, sizi kurtaracaklar.

İ.G: Erhan ağabey, Erhan ağabey. Kırık ayağımın altında, kaval kemiğinde. Kanama değil, kırıldı ya.

112 görevlisi: Alo, beyefendi. Şu anda bacağınızın durumu nasıl?

İ.G: Ağrıyor. Alo. Yeri tespit edemediniz mi? Donmaya başladım, üşümeye başladım. Üşüyorum. Tipi var. Helikopterin içine girdim. (İnleme sesleri) Buradakiler öldü herhalde ya. Erhan ağabey, Erhan ağabey. Yok. Kimseden ses gelmiyor, gelmiyor. Eyvah çok kötü.

112 görevlisi: Ayağınız sıkıştı mı?

İ.G: Evet. (inlemeler) Tespit edemediler mi ya. (inleme) Ayağımı oynatamıyorum.

112 görevlisi: Emniyet yerinizi tespit etmeye çalışıyor.

İ.G: Erhan ağabey. Ağabey bir kendine gelmeye çalış. Bak ben kendime gelmeye çalışıyorum. Yatıyor ıhlıyor.

112 görevlisi: Başka kimseden ses gelmiyor mu?

İ.G: Yok, yok. Çok kötü ayağım kırıldı. (İnleme) Hanımefendi hala bulamadınız mı yerimizi? Burada donacağız, diğer insanlar öldü herhalde. (İnleme sesleri) Ayağımı oynatamıyorum. Çok pis kırıldı ayağım. Yerimizi ne zaman tespit edeceksiniz hanımefendi

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=185435   ;

 26.03.2009

SORUYORUZ!!!

26 Mart 2009 Perşembe 22:48

HaberVakti kimselerin sormaya cesaret edemediğini soruyor! NEDEN? VİDEO-İZLE

Türkiye’de dünden bu yana adeta hayat durdu!

 Herkes BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin enkazına neden ve nasıl ulaşılamadığını sorguluyor…

 Akıllara onlarca yanıtsız soru geliyor..

 Arama çalışmaları ”Arama ve Kurtaramama” operasyonuna döndü!!

 Bu haberle biz, mevcut bilgi kirliliğine karşı yanıtsız sorular olarak gördüğümüz konuları siz okuyucularımızla paylaşmak istedik..

 Bugün HERKES CNN Türk’te yayınlanan, yaralılardan İHA muhabiri İsmail Güneş ile 112 acil yardım merkezinin yaptığı konuşmaya kilitlendi..

 Konuşmayı bizde dinledik ve aklımıza bazı sorular takıldı!

 Konuşma tam 8 dakika 55 saniye sürüyor…

 

Konuşmanın 6. dakikası 30. saniyesine kadar yaralı İsmail Güneş, 112 acil yardım merkezi yetkilisine yaralı olduğunu, havanın soğuk olduğunu, Muhsin Bey’in helikopterinde olduklarını, bilinmeyen nedenle düştüğünü vs bilgileri aktarıyor ama o ana kadar kesinlikle helikopterde kaç kişi olduklarını söylemiyor, böyle bir ifade de bulunmuyor en azından yeralan kayıtlarda böyle bir ifade yok..

 Konuşma kaydının 6. dakikasının 29. saniyesinde 112 acil yardım merkezi görevlisi yaralı muhabire bir soru soruyor ve diyor ki: ”Diğer 5 kişinin durumu nasıl?”

 ”CNN’nin yayınladığı ses kaydında 112 Acil yardım görevlisinin bulunduğu yerde arkadan sesler geliyor, o sesleri ayrıştırdık ve dinledik, helikopterin 14:30’da kalktığı ifade ediliyor ama yolcu sayının kaç kişi olduğu söylemi gelmiyor yada duyulmuyor..” ( Not: Belki de bu konuşma kaydı yayına verilenden daha uzun süreli olabilir, bizim iddiamız mevcut kaydı baz almaktadır) 

 IHA MUHABIRININ, 112 ACIL YARDIM MERKEZI ILE KONUSMA KAYDI IÇIN TIKLAYINIZ

 

Akşam saatlerinde gelen bir haberle ortaya bir gerçek daha çıktı, İHA muhabiri 112’yi aradıktan sonra İHA Genel Müdürlüğü ile konuşuyor… Muhabir Yer tesbitinin sağlıklı yapılabilmesi için 112 ile konuşması gerekirken, ”şarjım bitiyor” demesine rağmen, 112 görüşmesini kapatıp İHA merkezini arayıp dakikalarca konuşuyor! Hangi akılla bunu yapıyor? Kaza şoku ile mi?

Muhabir kaza şokunda, peki bir akıllı çıkıp demiyor mu ”sen yer tesbiti için bizimle konuşmayı bırak ve güvenlik güçlerini ara”

 Ve işte, bu andan itibaren aklımıza onlarca soru takıldı!

 Tam 18 kez kaza atlatan, sadece son 6 ay içinde 3 büyük kazadan sağ kurtulan, Ergenekon operasyonuna karşı milletten yana cuntaya karşı tavır alan Muhsin Yazıcıoğlu, derin bir operasyona kurban mı ediliyor?

 Bu milletin yetiştirdiği nadide evlatlarından olan, dürüst ve inançlı siyasetçi Yazıcıoğlu, Ergenekon yapılanmasının hedefinde miydi?

 Hükümet Başbakan düzeyinde olaya el koydu?

İçişleri tam kadro mesai yapıyor, halk dağlarda!

 İktidarın gayretleri takdire şayan bir düzeyde ama Yazıcıoğlu’nun ve enkazın bulunamaması nasıl açıklanabilir??

 30 KM‘LİK ALANDA 3 BİN KİŞİ ARAMA YAPIYOR, KİŞİ BAŞINA arama alanı 10 METREKARE DÜŞER, ENKAZ NASIL BULUNAMIYOR?

 ”YARALILAR HASTANEYE KALDIRILDI SAĞLIK DURUMLARI İYİ” DİYE AÇIKLAMA YAPAN KİŞİ KİM?

 ARAMA EKİPLERİ YANLIŞ BİR YERE YÖNLENDİRİLİP ULAŞILMASI MI ENGELLENİYOR?

ÖYLEYSE BUNU KİM-LER YAPIYOR?

 

BU BİR DERİN OPERASYON MU?

 BUGÜN DİYARBAKIR’DA ÇATIŞMA ÇIKTI ORTALIK KARIŞTI

ORTAM YAVAŞÇA GERİLİYOR!

 SEÇİMLERİ ENGELLEMEYE YÖNELİK BİR DERİN TEZGAHLA MI KARŞI KARŞIYAYIZ?

   MUHSİN BEY 1 YILDA TAM 3 KEZ KAZA ATLATTI

ARAŞTIRILDI MI?

 BU ”KAZA-SUİKAST-KAÇIRILMA-ROKETLİ SALDIRI” İLE SİVİL İRADE ÜZERİNE BİR OYUN MU TEZGAHLANIYOR??

 Ve kimselerin sormaya cesaret edemediği en kilit soru!!

 Video haberimizi izleyin DİĞER SORULARIMIZLA BİRLİKTE EN KİLİT SORUMUZU görün!!!

 http://www.habervakti.com/?page=news_details&id=7453 ;

 26.03.2009 Saat 22.48

*       *       *       *       *       *       *

güncellenme zamanı 14.39 | 27.3.2009

             Helikopterin yeri tespit edildi

            İçişleri Bakanı Beşir Atalay, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekileri taşıyan helikopterin enkazına ulaşıldığını açıkladı. Enkaza ulaşan korucu ilk önce 5 kişinin cesedine ulaşıldığını ve Yazıcıoğlu’nun olmadığını bildirdi. Daha sonra ise BBP liderinin cesedi de bulundu. Sivil Savunma ekipleri de, 6 kişinin cesedine ulaşıldığını açıkladı. BBP’den yapılan basın açıklamasında ise "Liderin suratını görmeden öldüğüne inanmayız" dendi.            BÜYÜK Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu‘nu çarşamba günü Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit İlçesi’nden Yozgat’ın Yerköy İlçesi’ne götürürken düşen helikopterin enkazı, aradan 47 saat geçtikten sonra köylüler tarafından bulundu. Helikopterdeki 6 kişiden kurtulan olmadı. 

            Göksun- Kahramanmaraş yolu üzerindeki Şahinkayası Beldesi yakınlarındaki Keş Dağı’nda bulunan enkazda, helikopterde yaşamını yitiren 6 kişinin donduğu, üzerlerinde iki parmak kalınlığında buz oluştuğu görüldü. 

            Enkazı, dün akşam Döngel Köyü camisinden anons yapıp, gönüllü olarak dağa çıkarak bulan 17 kişilik köylü ve korucu grubu da donma tehlikesi geçirdi.

            Helikopterin bulunduğu noktanın cep telefonu sinyalleri ile kooordinat olarak belirlenememiş olmasına, baz istasyonlarının dağlık bölgedeki ‘yansıma yanıltması’nın yol açmış olabileceği belirtildi. 

            Enkazın, arama bölgelerine 30 kilometre kadar uzakta bulunması ile birlikte, bölgede arama yapan binlerce görevli ve helikopterler, bu kez en yakın yerleşim birimine yaya 4-5 saat uzaklıkta olan dağlık bölgedeki enkazı ve cesetleri taşımak üzere yönlendirildi. Helikopter kurbanlarının bulunduğu mevkinin adının ‘Kanlıçukur’ olması da dikkat çekti. 

            ZAMANA KARŞI YARIŞ 
            Çarşamba günü Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit İlçesi’nden Yozgat’ın Yerköy İlçesi’ne gitmek üzere saat 14.42’de havalanan ancak Göksun İlçesi’nin dağlık kesiminde düşen helikopterden Muhsin Yazıcıoğlu ile yanındaki 3 partili bir gazeteci ve pilota ulaşmak için arama- kurtarma ekipleri zamana karşı yarış başlattı. Helikopterdekilerin sağ kurtulmuş olabileceğine ilişkin zaman zaman yeşeren umutlarla sürdürülen arama ile ilgili ilk somut sonuç, bugün saat 15.00’de alındı.
Göksun’daki kriz merkezinde bulunan İçişleri Bakanı’na aktarılan bilgiyi Bakan Beşir Atalay heyecanla açıkladı ve “Enkaza ulaşıldı” dedi. Ardından da enkazla ilgili ilk bilgiler, enkaz ve cesetlerin yanında bulunan Döngöl köylülerinin cep telefonları ile görüşülerek alındı. 

            MEVKİ: KANLIÇUKUR 
            Göksun- Kahramanmaraş karayolunun doğusundaki Şahinkayası Beldesi yakınlarında Döngel, Sisne, Ahmetçetik, Kızılöz köylerinin çevrelediği Kanlıçukur mevkiinde 2 bin 500 rakımlı Keş Dağı’na düşen enkazı köylüler buldu.
Gönüllü olarak arama çalışması yapan 17 köylü ve korucunun enkazı bulmasının ardından alınan ilk bilgilerde 3 ceset bulunduğunun söylenmesi, Yazıcıoğlu ve helikopterdeki 2 kişinin hala yaşadığı umudu doğmasına neden oldu. Ancak kar kalınlığı 2 metre olan enkaz bölgesindeki köylüler, yarım saat içinde diğer cesetleri de buldu.
Umutla gelecek haberler beklenirken, enkazı bulunan korucu Abidin Karataş ile diğer köylülerin televizyonlarda yapılan telefon bağlantılarında, 3 cesedin helikopterde diğer cesetleri de dışarıda gördüklerini söylemesiyle umutlar tamamen söndü. 

            KARATAŞ TEKRAR TEKRAR BAĞLANDI 
            Helikopter enkazını ilk gören 17 kişilik gruptan korucu Abidin Karataş, 2 metre karla kaplı alana düşen helikopterin parçalanarak 50- 60 metre çapında alana dağıldığını söyledi. Helikopterde önce 3, sonra 5 cesedin bulunduğunu söyleyen Abidin Karataş, olay yerinde gördüğü manzarayı şöyle anlattı:
“Parçalanan helikopterde 5 ceset gördük. Donmuş haldeler. Muhsin Yazıcıoğlu’nu göremedik. Aramalarda kimsenin aklına gelmeyen bir yer burası. Açık bir alan. Burada hiç arama yapılmadı. İki metre kar var. Sadece bizim izlerimiz var, bizden önce kimse gelmemiş. Enkazın bulunduğu yer Göksun’a çok uzak. Burası Keş Dağı’nda Kanlıçukur denen yerin arkasında, Kurudere diyorlar. Bildiğimiz bir yer değil.”
Abidin Karataş ve diğer köylüler bir sonra da Muhsin Yazıcıoğlu’nun cansız bedenini de bulduklarını söyledi. Korucu Karataş, yanındaki köylülerle birlikte zor durumda olduklarını, sis nedeniyle 200 metre önlerini göremediklerini, ısınmak için ateş yaktıklarını söylerken, “Bizi kurtarın” dedi. 

            MUHTAR CAMİDEN ARAMA ANONSU YAPTIRDI 
Döngel Köyü’nden muhtar Yılmaz Tilki’nin amcasının oğlu Abdullah Tilki, enkazı bulan 17 kişilik grubun nasıl yola çıktığının öyküsünü DHA muhabirine şöyle anlattı:
“Dün akşam muhtarımız camiden anons yaptırıp, başkanımızı aramak için gönüllü olanların sabah 06.00’da toplanmasını istedi. Fazla bir erzak almadılar. Birkaç korucu, öbür köylerden birkaç kişi ile toplanıp 17 kişi olmuşlar. Bazen konuştuk, sonra bulduklarını söylediler. Hava kararacağı için dönüyorlarmış, o zaman bulmuşlar.”
Döngel Köyü’nden gönüllü olarak dağa çıkanların Köy muhtarı Yılmaz Tilki ile Osman Bolat, Zekeriye Koca, Abidin Karataş, Alaattin Akpınar, Cumali Gök, Oruç Gök, Remzi Gök, Osman Yılmaz, Necati Gök, Cihangir Karataş, Çevrepınar Köyü’nden Hidayet Demir ve yol üstündeki köylerden isimleri belirlenemeyen 5 kişi olduğu kaydedildi. 

            EKİPLER ULAŞMAYA ÇALIŞIYOR 
Bu bölgenin de arama yapılması planlanan noktalar arasında olduğu, ancak hava koşulları nedeniyle yeterli arama yapılamadığı belirtildi. Bölgeye sevk edilen çok sayıda arama kurtarma ekibi çalışmaya başladı. Ambulansların da gönderildiği bölgeye gelen BBP’liler de yollarda önlem alan jandarma tarafından geri çevrildi. Partililer ile jandarma arasında zaman zaman gergin anlar da yaşanırken bazı partililer de bölgeye ulaşmaya çalışan gazetecilere karşı da taşkınlıklar yaptı. 

            BBP’DEN BASIN AÇIKLAMASI
            BBP Yüksek İstişare Kurulu üyesi Hasan  Çağlayan, düşen helikopterdeki Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu ve diğer 5 kişiye ilişkin haberlerin "olumsuz" olduğunu ifade ederek, bölgedeki arkadaşları "ben  gördüm" demeden durumun kendileri için "kesin olmadığını" bildirdi.
            Çağlayan, parti genel merkezi önünde yaptığı açıklamada, olayı duyduğumuz günden bugüne kadar "yetkili kişilerin sıkıntılı olduğunu ve mevzuyu açıklayamayacak durumda bulunduklarını" kaydetti.
            Hasan Çağlayan, "Şu ana kadar aldığımız haberler, helikopterde bulunan 6 kardeşimiz için de, bize ulaşan haber ve bütün televizyon kanallarının olay yerinden intikal ettirdikleri haberler olumsuz. fakat bizim bizzat olay yerinde bulunan görevli kardeşimiz ’ben gördüm’ deyinceye kadar bizce kesin değil" diye konuştu.
            Yetkililerle temaslarının sürdüğünü anlatan Çağlayan, "Bizim bu hassasiyetimizin inşallah devletin yetikli kurulları da anlar da onlar da size saygı gösterir ve bize kesin neticeyi ulaştırır" dedi.
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1076222&Date=27.03.2009&b=Helikopterin yeri tespit edildi&KategoriID=15&ver=91;
27.03.2009 Saat: 14.39 

YORUM: Kaza kalıntılarını gören şahidlerin, “Sadece bizim izlerimiz var, bizden önce kimse gelmemiş.” İfadesinde de yoğun tipi olan dağlarda bir gün içinde izler kapanabilir. Doğru olduğunu var saydığımızda, şöyle bir ihtimal doğuyor. Bu helikopterin kaza geçirmesini isteyen kişiler, ELT cihazının çalışmaması gibi helikopterin normal donanımında bozukluk oluşturarak dağa çarptırmışlar ve geç ulaşılmasını sağlayacak yalan haberle güya hiçbir iz bırakmadan ölmelerine neden olan başarılı bir dalavere yapmışlardır !..

Ayrıca 30 Mart 2009 günü muhabir 500 metre uzakta bulunduğuna ve sürünerek gideceğine göre; “Sadece bizim izlerimiz var, bizden önce kimse gelmemiş.” Sözü geçici gözlemin doğruluğunu iptal ediyor !

*       *       *       *       *       *       *

Enkaza ilk gün ulaşılabilirdi

27 Mart 2009 Cuma 20:52

Enkaza kazanın ilk günü ulaşılabilirdi. Bu iddia bölgede görev yapan korucuya ait. Hatta yanık kokusunu bile hissetmişler!

         BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüne neden olan kazayla ilgili tartışmalar sürüyor. Kazayla ilgili ilk gün ihbarda bulunduklarını söyleyen bir korucu, ihmal tartışmalarını biraz daha alevlendirecek!

         Helikopter enkazının bulunduğu bölgedeki koruculardan 37 yaşındaki Selim Işık, kazadan hemen sonra enkazın bulunduğu yer ile ilgili olarak ihbarda bulunduklarını söyledi. Işık, “Üç gün önce biz o bölgeye gittik, kablo kokusu aldık. Tipi var diye korkup döndük. Söylediğimizde gidilseydi, o muhabir arkadaş kurtarılmış olurdu” dedi. Selim Işık, şunları söyledi:
        
"BİZ İHBARDA BULUNDUK"

         Kaza olduğu gün saat 15.15 civarı Sisne köyü yakınlarında köylüler büyük bir ses duymuş. Köyden Yaşar Özhan bana iletti. O bölgeye gittik, kayalıkların üzerinde çamlar arasında bir enkaz gördük. Kablo kokusu geliyordu. Sonra kurtuldular diye duyduk. Tipi de olunca korkup döndük. Sonradan bulunmadığını öğrendik, bunun üzerine ertesi gün Göksun’da Büyük Birlik Parti yöneticisi Kemal Yavuz ile Muhsin Bey’e bildirdik gördüğümüzü. Genel Merkez’e de izah ettim. Bu bölge aranmayınca Başbakan geldiğinde korumalara da iletildi. Ama kendisi ile irtibat kuramadık. Orası 2 bin metre yükseklikte bir yer. Bu sabah 05.00’te tekrar o bölgeye çıktık. 500 metre kadar yaklaştık. Pervane kopmuştu. Çok zor bir yer. Kayanın başı, çamlık. Çok yorulmuştuk, döndük.”

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=185721 ;

 27.03.2009 Saat 20.52

         *        *        *        *        *        *        *

Kaza bir komplo mu?

……………………………

        26.03.2009 tarihinde STV Habere konuşan uzman bir pilotun verdiği bilgiler doğrusu çok ilginçti. Pilot; bu tür uçuşlarda mutlaka uçuş yolunun gerekli yerlere fakslanması gerektiğini ifade ediyordu. Eğer fakslanmışsa doğrusu bende çok merak ediyorum diyordu. Ayrıca helikopterin radardan kaybolduğu an koordinatlarının belli olabileceğini ve bunun da derhal bildirilmesi gerektiğini vurguluyordu. Ancak Med Air firması her nedense bu konuda net bir bilgi vermiyor.Hatta şimdilerde santral operatörü hariç hiçbir yetkiliye ulaşılamıyor! Bu kazanın Türkiye’nin gündemini uzunca süre meşgul edeceği bir gerçek.Ve meşgul etmesi de gerekiyor..Bir siyasi parti genel başkanı bu denli karışık ve esrarengiz bir kazaya kurban gitmemelidir.Varsa derin komplo sonuna kadar gidilmeli ve sorumlular ortaya çıkartılmalıdır.Bu ülkede artık işler böyle yürümemelidir..Her dönem yitirdiğimiz insanlarımız oluyor.Ve nasıl oluyorsa göz göre göre oluyor.Yazık değil mi? Böylesi durumlar hala orman kanunlarının geçerli olduğunu göstermiyor mu?            Ergenekon davasının 2. iddianamesinde, muvazzaf olduğu dönemde Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanı olarak görev yapan şüpheli Hasan Atilla Uğur’un yaptığı görüşmelerde suikast yöntemleri ile ilgili ilginç bir konuşma yer alıyor. 25.04.2008 tarihinde saat 20.14’de Eyüp ile yaptığı görüşmede H.A.Uğur’un "(Uydu kanalıyla istedikleri yerde istedikleri aracı bak bu yolda giden araç ta olabilir, kaza yaptırabiliyorlar, uçağı düşürttürebiliyorlar, gemiyi batırttırabiliyorlar, bu çok özel bir Yahudi Grubun elinde…) dediği belirtiliyor. Yapılan bu konuşma bile insanın kanını durdurmaya yetiyor ve bu tür kazalar hakkında insanın kafasında birçok soru işareti bırakmaya yetiyor.
            BBP Genel Sekreteri Yalçın Topçu yaptığı bir açıklamada helikopterin düştüğü yerin koordinatlarının BBP bünyesinde dört mühendisin belirlediğini ifade ediyor. Hükümetin bu konudaki gevşekliğini vurgu yapıyor. Böylesi acil bir durumda bürokrasi engeline isyan ediyor.Evet bunlar daha enkaza ulaşılmadan beliren soru işaretleri…Şüphesiz bu kaza normal bir kaza da olabilir.Takdir-i İlahi de olabilir.Ancak bizler bu ülkede öylesine garip olaylara alıştırıldık ki ve öylesine olaylara tanıklık ettik ki insan ister istemez şüpheleniyor.Bütün bu belirsizlikler,şüpheler inşallah giderilir.Allah sevdiklerine sabır versin…
 http://www.habervakti.com/?page=articles&id=799 ;

28.03.2009

                                        

                                     

                          DİKKAT ! HER YERDE SAPIK,MÜNAFIK,BOZGUNCU OLABİLİR !

Heyyy ! Sen, özgür olduğunu mu zannediyorsun? Belki farkındasınız belki değilsiniz; şahsen ben birkaç yıldır doğal hayattaki özgürce ve mutluca yaşama zevkini kaybettim. Çünkü yarı açık ceza evinde yaşıyor gibiyiz. Çünkü artık insanlar içinde hoşgörüyle, iyi düşünceyle bakanlar azalmış…İnsanların kalplerinde kötü zan, bakışlarında ya gaflet, ya kıskançlık ya nefret var!..

Artık böyle bir dünyada bilim ve teknoloji daha çok Şeytani işlerde  kullanılıyor ve egemen olmuş durumda. Aklınıza gelen ve saçma denebilecek şeylerin gerçek olabileceğine inansanız daha iyi olur! Şoka uğrama ihtimaliniz azalır!..

Uzun zamandır yazarlık tarzıma dikkat ettiyseniz kendi hayatımızda gerçekten yaşanmış ibret olabilecek olay varsa ve gerekmedikçe şahsi ve kurumsal isim vermeden , fazla ayrıntılara girmeden tecrübe edilmiş olayların püf noktalarını aktarmaya çalışmışımdır. Nedeni insanlar pişman olup tövbe edebilir, düzelebilirler diye. Fakat son tespitlerime göre gerçekten insanoğlunda değişme oranı  ‘yok’  denecek kadar az!.. Hani, “Yedisinde neyse yetmişinde o !” derler ya, aynen öyle!.. İnsan değişmiyor!.. İstisnalar kaideyi bozmaz !.. Çocukluğunuzdan beri kendinizde bile var olan olumsuz huylarınızın, alışkanlıklarınızın ne kadarı değişti ? Yalnız iken ve ıssız zamanlarınızda bir oto kontrol yapın!..

Emniyet müdürlüklerinde de şöyle bir tespit vardır: Bir kimse 2 kere bir suçu işlerse, o alışkanlık yaparmış ve hep işlermiş… O yüzden yaşadığımız hayatta birinin 2 kere yalanına, hilesine, sahtekarlığına tanık olursak, bilelim ki o kişi kolay kolay değişmez! Ve tekrar aldanırsanız suç sizdedir ! Haa şöyle itiraf ederse, “Ya bir gaflet anıma geldi, bunu yaptım!” , “Çok zor durumda kalmıştım, istemeyerek o hatayı işledim, inşaallah bir daha olmaz!” gibi samimi duygularını belirtirse inanıp güvenebilirsiniz. Ama hiçbir üzüntü ve mazeret ifadesi yoksa, o kişi o yanlışlığı politika ve huy edinmiştir ve tekrar işler !..

Birkaç yıl önce apartmanımızda karşı komşunun seyyar telefonlu sabit telefon hattına biri girip kullanıyor ve fatura çok fazla geliyormuş. Bir komşu sohbetinde bizim  apartmana bitişik arka taraftaki komşu da, “Ya bir enayi bulduk, onların telefonunu kullanıyoruz, epeyce konuşuyoruz !” diyerek övünüyormuş. Sonra gerçek ortaya çıkınca herhalde mahcup bir şekilde şaşırmıştır. Şimdi ben doğal olarak, bu adam, “Duvardan bir delik filan açmış olup gözetliyor da olabilir!” diye düşünüyorum. İşte böyle b.ktan bir dünyada yaşıyoruz! Az sonraki haberleri duyunca siz de aynı kaygıları her yerde yaşayacaksınız!

İnanın; hayata geniş bakış açısıyla ve araştırmacı olarak baktığımdan çeşitli yerlerde tuvaletlere girerken  bir ara, “Buralarda da gözetliyor olabilirler!” diye düşünmüştüm. Bakın, aynısı gerçek hayatta yaşanıyor işte! Ne kadar iğrenç değil mi ?

Böyle durumlarda da dinimizde her ayetin belli bir etkisi olduğu gerçeğini hatırlarsak Yasin Süresindeki 9. ayet okunabilir:  Ve cealnâ min beyni eydîhim sedden ve min halfihim sedden fe ağşeynâhum fe hum lâ yubsırûn.”

TÜRKÇESİ: “Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler.”

İnsanlar hakkında her şeyi bilmek, dedikoduları dinlemek, koğucuları tasdiklemek, hapishane ve askeri bölgeler vb. yerler hariç kameralarla her yeri gözetlemek, arkadaş gruplarında samimi dertleşmeleri ve sözleri ajanlardan alıp kişiler aleyhinde kullanmak bunlar mutluluk ve başarı değil ! Bu tür işler, insanları korku altında bir şey konuşamayan ve nefretle dolu bireyler haline getiriyor. Kendi çocuklarımız ve yakınlarımız bile bazen bizimle çatır çatır tartışıp kafa tutmuyor mu ! İnsanın bakış açısı ve anlayışı hayat boyu sürekli değişir. “Öğrenme, araştırma ve olumlu yeniliklere açık insanlar, maddi ve manevi gelişme sağlarlar! Bu acizane kendi özdeyişimdir.

Hayatta mümkün olduğu kadar dikkatli ve tedbirli yaşamanızı tavsiye ediyor ve her gün dualarla Yüce Mevla ile bağlantı ve dostluk kurarak İlahi Sırra ve azizliğe ermenizi diliyorum. Yeni keşiflerde buluşmak dileğiyle Allah’ a emanet olunuz! Mimoza33 ; 13.03.2009 Cuma

Öğretmen tuvaletine gizli kamera

Erol TAŞKAN

16.01.2009

İlköğretim hademesi, kadın öğretmen tuvaletine kamera yerleştirdi. Veli Ö.’nün görüntüleri bilgisayara kaydettiği öne sürüldü..

Çorum’un Sungurlu ilçesinde bir köy okulunun öğretmen tuvaletine kamera yerleştirdiği iddia edilen hizmetli gözaltına alındı. Aşağı Fındıklı köyü İlköğretim Okulu’nda görev yapan hizmetli Veli Ö. (32) bir internet sitesinden sipariş vererek aldığı kalem kamerayı tatil gününde kadın öğretmenler tuvaletinde kırık bir fayansın arasına yerleştirdi. Veli Ö., görüntüleri bilgisayarına kaydetti. Tuvaletteki kamerayı fark eden bir kadın öğretmen durumu okul idaresine bildirdi. Okul yöneticileri daha önce kamerayı öğretmenlere gösteren Veli Ö. hakkında suç duyurusunda bulundu. Gözaltına alınan Veli Ö. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Milli Eğitim Müdürlüğü hizmetli hakkında idari soruşturma başlattı.

http://www.sabah.com.tr/haber,D4E08D103E5047F8BD0036FB0B1068D3.html  

16.01.2009

 

Kadınlar tuvaletinde gizli kamera

13 Mart 2009 Cuma 16:58

Olay bir hastanede gerçekleşti. Kadın doktor personelin kullandığı tuvalete girdi. Parlak bir cisim dikkatini çekti. Ve her şey açığa çıktı.

Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin kadın doktor ve hemşirelerinin kullandığı tuvaletinde gizli kamera bulundu.

Hastane çalışanlarını şok eden olay yaklaşık bir ay önce meydana geldi. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Polikliniği’nde görevli kadın doktorlardan biri, kadın doktor ve hemşireler ile kadın personelin kullandığı tuvalete girdi.

LAVABONUN ALTINA YAPIŞTIRILMIŞ

Kadın doktor lavabonun altında bir cihaz gördü. Kablosuz cihazı söken kadın doktor, cihazı incelediğinde objektif dikkatini çekti. Kadın doktor bulduğu cihazı diğer doktorlara da gösterdi. Hastanede görevli doktorlar cihazı alarak Fatih Cumhuriyet Savcılığı’na götürerek şikâyette bulundu. Savcılık, cihazı İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne göndererek teknik özelliklerinin belirlenmesini istedi.

100 METREYE GÖRÜNTÜ AKTARIYOR

Yapılan incelemede cihazın 100 metre mesafedeki herhangi bir bilgisayara wireless sistemiyle ses ve görüntü aktarma özelliğine sahip gizli kamera olduğu tespit edildi.

Savcılık konuyla ilgili soruşturma başlatırken Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri de cihazı koyan kişi ya da kişileri arıyor.

Bu haber toplam 33020 defa okunmuştur

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=183639 ;

13.03.2009

*        *        *        *        *        *        *

KARDELENLERİN HAKLI OLANLARI GÜÇLÜ KILMADAKİ DAYANIŞMASI VE ASİL BİR KARDELEN: BÜLENT ARINÇ

 

Aslında bir süre inzivaya çekilip Allah c.c.’ı daha çok tesbih edeyim diye niyet etmiştim; akşam televizyonda Bülent Arınç Ağabeyin TSK ile  tartışma konusu olan konuşması haberine rastladım. Onu doğru söylediği bu sözlerinde savunmak bana borç olmuştur! Çünkü o bir kardelen ruhlu asil bir insandır! Dünyanın neresinde olursa olsun bir kardelen, diğer kardelenin ikiz kardeşidir. Allah dilerse ve lütfederse gerektiğinde ışınlanarak gelir !

Hayatta kim olursa olsun, hangi kurum olursa olsun suçu, yalanı, hileyi, sahtekarlığı savunmak ve gerçekleri örtbas etmek, daima hüsranla sonuçlanacaktır !  Bütün zalimler er yada geç daima yenilirler!

Bazı askerler veya polisler gerçekten oyun ve eğlenceye düşkünse ve kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyip devletini ve vatandaşını zarara uğratıyorsa onlara gereken ceza günümüz dünyasında ne kadar veriliyor, onların kutsal dokunulmazlığı mı var ! Bazı askerler veya polisler, zor zamanda kendi elemanlarını kurtarmaya gitmeyip onları ölüme mahkum etmişse (ki böyle birkaç olay Türkiye’de yaşanmıştır, raporlarla ve kanıtlarla sabittir) ; gece yarısı bir subay fuhuştan gelip hizmet işlerini askerine vatan görevi deyip yaptırıyorsa; er, erbaş, uzman çavuş, yedek subaya zor görevleri yıkarak kendileri mesai saatinde iskambil, okey oynayarak  ve astlara karşı birbirlerinin tarafını tutarak saltanat sürüyorsa (ki bu örnek olayı da bendeniz yaşadım)  bu kutsal vatan görevi mi oluyor !   

           

Acı gerçekler tabii ki insanları incitir!

Türk Ordusu hala kuzeye ve batıya karşı füze kalkanları kurmadı değil mi !!! (‘Sarı Alarm’ mı desem ‘Kırmızı Alarm’ mı desem kestiremiyorum !)

            Çoğu zaman Alp Er Tungalar ölür; meydan Las Vegas Gazino İşleticilerine kalır! Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali r.a. şehid edildi; Hz.Hüseyin r.a. şehid edildi; 5. adaletli halife Abdullah b.Ömer zehirlenerek şehid edildi; Sultan Alp Arslan şehid edildi; Fatih Sultan Mehmed Han zehirlenerek şehid edildi; İskilipli Atıf Hoca Şehid edildi; Malcolm X şehid edildi; Orgeneral Eşref Bitlis şehid edildi; merhum Turgut Özal zehirlenerek şehid edildi!.. Bu kadar şehid haberi dinleyince dürüstlükten ve adalet uğruna mücadeleden yılmamak lazım! Çünkü şehidler ölmez! Onlar gerektiği zaman tekrar bedenlenip dünyada görünen ve Cennette kendilerine bahşedilen muhteşem ikram ve nimetlerden dolayı dünyaya dönüp 10 kere şehid olmayı isteyen muhteşem savaşçılardır!

         Bu dünyada dürüst ve adil kişiler genellikle yalnız kalır, yalnız süvarilerdir onlar! “Kartallar yalnız uçar, kargalar sürüyle.” “Altın ateşte, insan mihnette belli olur!” vecizleri de bu acı gerçekleri yansıtır. Fırtına çıktığı zaman dost bilinenlerin çoğu ortadan kaybolur! Engin çölde Mecnun gibi dürüst ve asil seyyahların, çoğu zaman Allah (c.c.)’tan  başka kimsesi kalmaz ! Aslında bunun hikmeti Allah’ın sevdiği kulunu kendine yönlendirip daha yakın kılması içindir. Ama herkes anlayamaz! Ve zahirde yalnız ve garip görünen yolcuların okuduğu Kur’an ayetleri sebebiyle kendisine eşlik eden meleklerden, cinlerden hizmetkarları ve “Ricalü’l Gayb” adlı görünmez alemin erenlerinden dostları vardır. Onları yalnız görüp saldırmak isteyen zavallılar çoğu zaman çarpılmaktadır ! Çünkü ilkel 5 duyuya göre değerlendirme yaparlar! Zaten bütün insanlar her şeyin Üst Sistem tarafından gözetlendiğini ve yazıldığını, bir gün hesap vereceğini düşünse hiçbir kötülük işleyemez! Püf noktalardan biri bu!

         “Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Ve şüphesiz ki Allah iyilik yapanlarla beraberdir. (Kur’an-ı Kerim, Ankebut Süresi, 69.Ayet)  

Allah’a emanet olun, selam ve iyi dileklerle!..

Mimoza33; 13.03.2009 Cuma

WEB SİTESİ:

·         http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

·         Kardelen Mesaj Grubu Üyeliğine Katılmak İsteyen Diğer kişiler; kardelenkutuphane_library-subscribe@yahoogroups.com  adresine;

·         Kardelen Kütüphanesi e-posta listesinden çıkmak isteyenler ise kardelenkutuphane_library-unsubscribe@yahoogroups.com  adresine boş e-posta göndermeleri gerekir.

·         Mesaj Grubundan âcil durumlar hariç ayda ortalama 1-8 mesaj gönderilmektedir. Esen kalın !

 

*          *          *          *          *         

·         Sonra biz Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız. (Kur’an; Meryem Süresi:72)

·         Gelmiş geçmiş en büyük keşif, insanın düşünce biçimini değiştirerek yaşamını değiştirebilmesidir! (Albert Schweitzer)

·         Gerçeğe inanmak için 5 adım gerekir: 1-Önyargısız geniş görüş 2-Cesaret 3-Yaklaşım 4-Dinlemek/ Düşünmek 5- Anlamak (Mimoza33)

·         Bir zencinin rengini değiştirebilmenin tek yolu, beyaz adama beyaz yürekler vermektir!

·         Ölümsüz çiçekler, ‘kardelen’ ruhlu, veli insanların kalpleridir !

·         Kardelen çiçekleri, beyaz-yeşil veya beyaz-mor olur.

·        Anahtar gibi bir bilgi veya haber, hayat kurtarabilir!

 

GERÇEKLERİ İNKAR VE ÖRTBAS EDEN MASKELİ ZALİMLERİN BUMERANGI ALLAH’IN GAZABINA DÖNÜŞÜR !

Bölüm 1:

  

                         

Geçenlerde kötülük yapanların, zulmedenlerin yaptıkları işlerin neye benzediğine dair tekrar düşündüm. BUMERANG aklıma geldi. İnsanları dinlemeyen, değer vermeyen, gariplerin mazlumların haklarını yiyerek onları dışlayanlar, gurur kibir veya şöhretinden dolayı sıradan insanları hakir görenlerin ve gerçekleri inkar edenlerin veya örtbas edenlerin işleri “Bumerang” a benziyor.

Bumerang’ı uzağa atarak kurtulduğunu zanneden insanoğluna o bir süre sonra tekrar geri geliyor ve kendini vuruyor!

         “Yüzyılın Fırtınası” Filminde kendileri geçici süre kurtulmak ve rahat etmek için, kasabaya kötü etkilerde bulunan Şeytan’a kura çekerek çocuk vermek isteyenlerin hepsi sonradan ilahi belalara maruz kalıyorlar ! Kasabanın tek dürüst şerifi, kasaba halkına darılarak terk ediyor! Bazılarımız günümüzde tıpkı o kasaba şerifi gibiyiz ! Veya bazılarımız kötü cadılar arasında garip “Külkedisi” gibiyiz. 1 milyonluk, 10 milyonluk kalabalık kentlerde kimsemiz yok; yapayalnızız !.. Allah’tan ve birkaç yanık ve saf kalpli kardeşten başka ilgi gösteren , dost ve yardımcı bulunmuyor… Bu yüzden külkedilerinin gözyaşları nükleer füzeye dönüşerek bütün zalim kentleri, ülkeleri vuracak… Taş üstünde taş kalmayacak…

         Şöhret, para, mevki, çıkar için arkamızı kodamanlara dönecek karakter bizde hiç oluşmadı ! Arkamızda kimse yok ! Annem bana hamileyken çok Kur’an okuyup dua etmiş o yüzden bendeniz ilahi gerçeklere göre programlanmışım ! Nerde bir garip, mazlum, yetim görsem, haklıysa onu savunurum ! Benim işim, menfaatim, şöhretim tehlikeye girer gibi farenin, tavşanın korkusunu hissetmem ! Para için her yanlış şeyin altına yatacaksak, o zaman orospu kızdan ne farkımız kalır ? Sinsi politikayla uğraşmam !

 

“SUÇU TOPLUM HAZIRLAR, SUÇLU İŞLER !” ATASÖZÜNÜ YANSITAN GERÇEK VE TRAJİK BİR HAYAT HİKAYESİ…

1956-2002 yılları arasında yaşamış ve 7 kişiyi öldürmüş Amerikalı kadın seri katil  Aileen Carol Wuornos, hayat hikayesinin bir yerinde, çocukken babasının bir arkadaşının kendisine tecavüz ettiğini, ve bunu babasına söylediğinde, babasının kendisine inanmayarak kızarak dövdüğünü ifade ediyor! Tabii bu gibi gerçekleri inkar, kabul edememe  ve mazlumların dışlanmaları, toplumsal nefretin doğmasında önemli rol oynuyor.

            Aileen Carol Wuornos’un  Hayat  Hikayesinden  Bir Diyalog:

Otostopçu Ayleen ile yaşlı bir adam fuhuş için ormana gidiyorlar. Orada hazırlanırken aralarında şöyle konuşma geçiyor:

Ayleen: Söylesene evlisin değil mi? Neden yapıyorsun bunları ?

Yabancı kızlarla buraya gelip iğrenç şeyler yapıyorsun oysa bir karın var, neden haa? Tecavüz edebilmek için mi?

Yaşlı Adam: Hayır, Yüce Tanrım!

Ayleen : Lanet erkekler ! Bunlardan nefret ediyorum.

Yaşlı Adam: Öyleyse neden fahişesin?

Ayleen :  Ben fahişe değilim! Çünkü ben erkeklerle yatmam, yatardım!..Ama o da isteğim dışındaydı. 8 yaşındayken yaşlı bir adam bana tecavüz etti, babamın çok iyi bir arkadaşıydı. Babama gidip neler olduğunu anlattım, bana inanmadı. Ve arkadaşı  bana yıllarca tecavüz etmeye devam etti…Hikayenin ilginç tarafı, benim babam bunun için beni dövdü. Anladın mı? Bu arada sen nereye gittiğini sanıyorsun?

Yaşlı Adam : Bak bunu yapmayacağım, senin için üzüldüm! Şehre bırakmamı istersen gelsen iyi olur !

Ayleen :   Şehre bırakmana gerek yok dostum, arabaya ihtiyacım yok!

(Silahını çıkarıyor…) Çünkü senin arabanı alacağım. İçinde silah varken o arabaya dönecek kadar aptal olduğumu mu sanıyorsun ?! BANG BANG !

Ayleen : (Otomobile dönerken)  Victor Born, adı buydu. Babamın arkadaşı, ne arkadaş ama…Yıllar sonra bir araba kazasında öldüğünü öğrendim, buna sevinmiştim. Çünkü sonunda Tanrı onu  kötülükleri  için cezalandırmıştı, bayılmıştım. Yapılan pislikler yanına kalmıyordu!..Er ya da geç gelip seni buluyorlardı. (Adamın polis olduğunu kimliğinden görünce) Lanet olsun !..

                                   *          *          *          *          *          *          *

 

         Kainatın Hakimi Allahü Teala inşaallah en kısa sürede yeryüzünde ne kadar  münafık, kafir, zalim, sapık vb. varsa helak etsin !!! Çünkü onlar masumları da bozup şeytanlaştırıyorlar!..

         ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdadıma saldırdı mı,hatta boğarım!…
-Boğamazsın ki!
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım.
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam;
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu…
İrticanın şu sizin lehçede ma’nası bu mu?

Mehmet Akif Ersoy

ZULÜM VE ZALİMLERLE İLGİLİ AYETLER:

  • İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi. (Kur’an:2/165)
  • Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, “Biz gerçekten zalim kişilermişiz.” Demelerinden başka bir şey olmadı. (Kur’an:7/5)
  • Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatılıp da ona sırt çevirenden, kendi elleriyle yaptığını unutandan daha zalim kim vardır! Biz onların kalplerine, bunu anlamalarına engel olan bir ağırlık, kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayete eremeyeceklerdir. ( Kur’an:18/57)
  • Kendileri de bunlara yakinen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak! (Kur’an: 27/14)
  • Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalıyıverdi. (Kur’an: 29/14)
  • Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir. (Kur’an: 33/72)

 

Mimoza33; 21 Şubat 2009

   

                                                     

 

Bölüm 2:

ALKIŞ TUTANA, İFTİRA ATANA KANIP İNANMA

Türkiye, "bilinmezler" ülkesi. Türkiye`de her an her şey olabilir. Başını örttüğü için üniversitelere alınmayan hanım kızlarımızın, üniversite tahsili tamamen imha edilebilir.

Kendilerini "halkın egemenliğinden" daha egemen görenler, "Bu ülke bizim, biz ne istersek o olur" diyerek, evrensel hukuku bir kenara atıp, hukuk dışı, siyasi bir karar verebilir. Burası Türkiye, burada her şey olabilir.

Banker Kastelli olarak bilinen, bir zamanların en şaşalı imparatoru Cevher Özden`in "hazin" ölümü de, ayrıca Türkiye`de her an her şey olabilire bir örnek. Ölümünün ardından konuşulanlar da, kimin dost kimin düşman olduğu konusunu bir kez daha gündeme getirdi. İnsanın dost sandığı çevresi, eğer gerçek dost değilse, insana en büyük kötülüğü yapar. İnsanları olduğundan güçlü göstermeye kalkar.

Bu da onun sonu olur. Eski zamanlarda padişahlara, büyük törenler sırasında, kalabalık görevliler grubu tarafından haykırarak söylenen bazı sözlerle, dualar vardı. Bu işe "alkış tutmak" denirdi. "Alkış tutma" işini yapanlar, "Alkış çavuşu" adını alırdı. Padişah sarayından çıktığı, büyük bir törene katıldığı yahut "Cuma selamlığı" denilen Cuma Namazı merasimine gittiği sırada, sarayın kapısında bekleyen alkış çavuşları, hep bir ağızdan, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var“ diye haykırmaya başlar, Türkçe olarak uzun bir dua okurlar ve alkış, “Allah yardımcın ola, ömrün uzun ola“ sözleriyle biterdi.

                            *        *        *        *        *        *        *

Bu haftanın hikayesi şöyle: Genç ve başarılı bir yönetici, yeni Jaguar`ıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyor ama, park etmiş arabaların arasından, yola aniden çıkabilecek çocuklara da dikkat ediyordu. Bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı. Arabasını yavaş sürüp caddeden geçerken, hiçbir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla fırlatıldığını fark etti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü.

Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu park etmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı; "Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?" İyice sinirlenerek devam etti: "Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya mal olacak. Bunu neden yaptın?" Çocuk yalvararak cevap verdi: "Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı" Park etmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.

"Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü. Ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır." Bu durumdan son derece duygulanan genç yönetici, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu.

Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve adamın ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek "Teşekkür ederim efendim, Tanrı sizden razı olsun" dedi. Genç yönetici, küçük çocuğun, ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü.

Genç yönetici, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü, "hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması" için öylece bıraktı. Tanrı, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazan, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır. İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin. Tercihi siz yapın…

Can AKSIN;

Bugün Gazetesi, 07.06.2008

GERÇEKLERİ İSTER TANRI’NIN İLHAMIYLA HİSSEDİN İSTER ATILAN TUĞLAYLA; İKİSİYLE DE ANLAMAZSANIZ HESABINIZ ALLAH’A KALMIŞ !

İşte hikayedeki gibi muhtaç veya mağdur çocuklara,insanlara bırakın ilgi ve yardımı, böylelerini hor görerek, “Bana ne sana yardımdan ve senin derdinden!..” diyen zengin ve mevki sahibi, vicdani duygularını kaybetmiş insanların çoğaldığı bir toplumda felaket yakın değil midir?

Külkedisi dertli, gözü yaşlı; zalim cadılar şatoda cirit atıyor! Vay dünyanın haline !..

Son söz olarak Mahatma Gandhi’nin zalimlerle ilgili ibret verici vecizesini sunmak istiyorum.

“Gerçeğin ve sevginin daima galip geldiğini hatırlarım. Her zaman zalimler ve caniler olmuştur, bir süre için yenilmez görünebilirler ama sonunda hep yenilirler, her zaman bunu düşün. “ (Mahatma Gandhi)

Mimoza Evrensel Keşifler,

P.K. 269, Nalçacı 42001 KONYA

* http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

  

      ZALİM YAHUDİLER Mİ MÜNAFIK MÜSLÜMANLAR MI DAHA KÖTÜ !?

DİKKAT ! Hz. Peygamber (asm) şu ifadeleriyle insanlık alemindeki ihtilaf gerçeğine işaret eder: "Yahudiler 71 fırkaya bölündü, Hıristiyanlar 72 fırkaya. Ümmetim ise 73 fırkaya bölünecek. Biri dışında hepsi ateşte olacak. Kurtulan fırka benim ve ashabımın yolundan gidenlerdir."

(Tirmizi, İman,18; İbnu Mace, Fiten, 17; Ebu Davud, Sünne, 1)

         Ey Dünyalılar ! (Ben de dünyalıyım J) Geçenlerde “Evrenin derinliklerinden gelen kükreme sesi bilim adamlarını şaşkına çevirmiş. Şimdiye kadar evrenden kaydedilen tüm seslerden 6 kat daha kuvvetli olduğu açıklandı. Kaynağının ne olabileceği konusunda tüm olasılıklar gözden geçirildi ama hiç birine uymadı. Bilim adamları, evrenin derinliklerinden gelen bu ses karşısında şaşkınlıklarını gizlemedi.”
(
http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10744359.asp ;09.01.2009 )

            Kanaatime göre bu uyarı sesi, Dünya düdüklü tenceresinin kaynadığını algılayan Marduklulardan, Sirius’tan, bir görüşe göre bir gezegene hapsedildiği bildirilen Ye’cüc-Me’cüc veya başka bir Gayb Aleminden Dünyalılara ihtardır!

         Dünyadaki ülkelerin ve milletlerin anormalleştiği, maskeli canavar olduğu  birçok hareket, davranış ve sözlerinden belli olmuyor mu? En pis ve korkunç işleri yapanlar bile kendilerinin “iyi iş” yaptığını, barış ve demokrasi için binlerce insanın parçalanıp ölmesinin kaçınılmaz olduğunu, üzülerek söylemek gerekirse istenmeyen bazı kurbanların olduğunu kibar bir şekilde ifade ediyorlar.

         * Birkaç olaya değineceğim ki masum insanlar ne kadar sinsi, maskeli ve korkunç bir dünyada yaşadığını anlasınlar ! Birkaç yıl önce bir Türk gazetecinin İsrail Cumhurbaşkanıyla röportajını izledim. İsrail Cumhurbaşkanı diyor ki: “1948’te İsrail kurulduğundan beri bir gün bile rahat uyku uyumadık!” Valla, 400 nükleer silah ve diğer modern silahlara, en zengin şirketlere, dünyaca ünlü  eğlence sektörlerine vb. imkanlara sahip olduğu halde mülteci kamplarındaki sivilleri, çocukları bile topluca katlederken uyuyamamaları doğal ! Ölenlerin çığlıkları kâbus oluyordur! İsrail’in Gazze’de BM Okulunu ve sivil vatandaşların sığındığı binayı bile bilerek vururken Dünyayı ve insanlığı umursamadığı ve hiçe saydığı açıkça anlaşılmaktadır!

         * ABD’de gizli egemen güçler , Afganistan ve Irak’ı işgal etmek için bahane olarak 11 Eylül 2001’de yıkılması planlanan gökdelenlerde o gün işe gelmeyen 4000 Yahudi hariç kendi vatandaşları da dahil 66 ülkeden yaklaşık 3000 kişiyi kurban ettiler ! Buna, çoğunluğun mutluluğu için azınlığın feda edilmesi, deniyor!

            Sözde Müslümanların Birbirlerini Yok Etme Planları

*11 Eylül`den iki gün önce Afganistan`ın en önemli lideri Şah Mesud intihar saldırısıyla öldürüldü.

ABD ve Butto için Mesud bir tehditti

AB`den siyasi destek alan, ekonomik ve askeri destek sözü alan Mesud`a aynı zamanda Rusya da askeri yardım yapmaya başladı. Taliban`ı devirmek için Hindistan`ın başkenti Yeni Delhi`de bir toplantı bile yapıldı. 27 Kasım`da öldürülen Benazir Butto da, Şah Mesud`un Hindistan`a yakınlaşmasından rahatsızlık duyuyordu. Ne de olsa Benazir Butto, ABD politikalarına uygun olarak Taliban`ın mimarları arasında yer alıyordu. Mesud`un ölümünü hazırlayan politikalar içinde yer aldı Butto. Kaderin cilvesine bakın ki, aynı politika altı yıl sonra Butto`nun da canını alacaktı! Çünkü Butto`nun öldürülmesi, aynı senaryo için aynı bölgede işlenen ikinci cinayetti. Afganistan bir liderini kurban vermişti. Şimdi Pakistan da bir liderini kurban veriyordu. Hesap aynıydı!

(Yeni Şafak Gazetesi; 28.03.2008)

         * Arap liderlerin İsrail’den şok isteği

"Arap liderler neden suskun?" sorusuna tüm dünya cevap ararken, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, "Arap liderler, özel konuşmalarımızda bize (Hamas’ı sona erdirin) diyor" dedi.

85 yaşındaki İsrail Cumhurbaşkanı Peres, Katalan gazetesi La Vanguardia’da bugün yayımlanan röportajında, Lübnan’da Hizbullah ve Gazze’de Hamas‘ı "İran’ın uyduları" olarak niteleyip, "Hizbullah ve Hamas, Arap dünyasının en büyük düşmanları. 350 milyonluk Arap dünyası var. Onlarca milyonluk İranlı, Ortadoğu’ya hükmetmek istiyor. Bu Arapların hoşuna gitmiyor, bunu istemiyorlar" diye konuştu.

( http://www.hurriyet.com.tr/dunya/10746516.asp?gid=229 ; 09.01.2009)

        

        * “KALE İÇTEN YIKILIR !” VECİZESİNİ YANSITAN ACI VE İHANET OLAYLARINA ÖRNEK:

HAMAS İsrail işbirlikçilerini idam etti

İsrail’in Filistin’in Gazze Şeridi’nde başlattığı katliam kampanyası devam ederken, İsrail uçaklarına HAMAS’ın karargahları konusunda bilgi veren birçok altıdan fazla kişinin idam edildiği bildirildi.

İSRAİL UÇAKLARINA BİLGİ VERİYORLARDI

İsrail uçaklarına hedefler konusunda bilgi verdiği bildirilen en az 6 kişi HAMAS tarafından idam edildi. Cep telefonlarının çalışmadığı Gazze’de İsrail ile işbirliği yapan üç kardeşin cep telefonuyla konuşmalarından şüphelendikten sonra yakalandığı, birinin yakalanmadan önce kullandığı SIM kartını yuttuğu bildirildi.

KIZ KARDEŞLERİNİN HUZURUNDA İTİRAF ETTİLER

Filistin güvenlik kaynaklarının bildirdiğine göre, İsrail’e bilgi sağlayan kardeşlerin, bu durumu kız kardeşlerinin huzurunda itiraf ettiği ve kız kardeşlerinin de kamuoyuna açıklama yaparak, işbirlikçi kardeşlerini reddettiği kaydedildi.

HAPİSHANENİN BOMBALANMASINDAN SONRA KAÇTILAR

Aynı aileden bir diğer kişinin ise işbirliği suçundan tutuklu bulunduğu hapishanenin bombalanmasından sonra kaçtığı, ancak daha sonra tutuklanarak idam edildiği kaydedildi. Hapishaneden kaçtıktan sonra idam edilen dördüncü kişinin Filistin Halk Kurtuluş Cehpesi liderlerinden Amar Karmut’un öldürülmesinde rol oynadığı belirtildi.

İsrail’in bombaladığı hapishanede işbirlikçilik suçundan tutuklu bulunan ve daha sonra yakalanan diğer üç kişinin de idam edildiği kaydedildi.

(habervaktim.com – Dış Haberler; 08.01.2009)

http://habervaktim.com/haber/50892/hamas_israil_isbirlikcilerini_idam_etti.html )

* Şimdi de masa başı kurnazlığı

         Saldırının başlangıcında kullanılan taktik ise insanları kitlesel halde katletmek suretiyle yıldırmak, korkutmak ve teslim olmaya zorlamaktı. İşgalcinin ilk saldırıda özellikle polis okulu mezuniyet törenini, öğrencilerin çıkış saatlerine denk getirerek okul çıkışlarını hedef alması ve çoğu çocuk 200 kişiyi bir çırpıda katletmesi bunun içindi. Gerçi bu taktiğini saldırının başından itibaren hiç terk etmiş değil. Ama kara saldırısında tıkandığını anlaması üzerine de BM’ye bağlı UNRWA’ya ait okulu hedef alarak 43 insanı bir çırpıda katletmesi, 45 insanı da yaralaması söz konusu taktiği daha etkin bir şekilde devreye sokma amacına yönelikti.

Bu kadar çok sayıda insanı bir çırpıda katledebilmesine ise BM’nin vurdumduymazlığı, aldırmazlığı imkân sağlamıştır. Çünkü normalde söz konusu okulun aynı zamanda BM’nin güvenli noktası olarak kullanılması gerekiyordu. Zaten bu özelliğinden dolayı insanlar canlarını kurtarma amacıyla oraya sığınmışlardı. BM yetkilileri de İsrail askeri yetkililerine okulun bütün koordinatlarını verdiklerini dile getirdiler.

Okulun koordinatlarının verilmesinin amacı normalde buranın güvenli nokta olarak bilinmesi ve vurulmaması içindir. Dolayısıyla koordinatları tespit edilmiş ve saldıran tarafa bildirilmiş güvenli nokta hedef alındıysa bunda kesinlikle kasıt vardır. BM yetkililerinin açıklaması da böyle bir kasıt olduğunu ortaya koymaktadır.
İşgal güçleri ise BM yetkililerinin okulun koordinatlarını kendilerine vermelerini yeni bir katliam gerçekleştirmek ve saldırının başlangıcında başvurdukları taktiği daha etkili bir şekilde devreye sokabilmek amacıyla değerlendirmişlerdir.
Tıpkı Kana katliamında yaptıkları gibi. Bu durumda işgal devleti birkaç savaş suçunu birden işlemiş olmaktadır.
         …………………

         Ne yazık ki aynı aymazlık Avrupa Birliği’ne, Arap Birliği’ne, İslâm Konferansı Teşkilatı’na ve daha başka uluslararası teşkilatlara da hâkimdir. İşte bundan dolayı Filistin halkı ümmetin yetim çocuğudur.

(http://www.habervaktim.com/yazar/10578/simdi_de_masa_basi_kurnazligi.html; 10.01.2009)

        

ŞEYTANİ KİBİR, ŞÖHRET, MEVKİ VE MENFAAT İÇİN ZAVALLI İNSANLAR ÜZERİNDE KUMAR OYNAYAN CANAVARLAR !…

* Gazze Saldırılarının Perde Arkası ve Başbakan Erdoğan’ın Gezisi

         Geçtiğimiz Cuma günü, İsrail’in üç önde gelen lideri bir araya geldi, İsrail hükümet sözcüsünün dün akşamüstü yaptığı açıklamaya göre.

Hedefler seçilmişti.

Savaş uçakları hazırdı.

Gazze üzerinde bulutsuz bir gökyüzü bekleniyordu.

Saatler sonra da İsrail saldırısı başladı.

İsrail saldırısını bir tek komutan yönetmiyor. Üçlü bi sacayağı var. Seçimlere bir ay kala, bu üç kişiden ikisi İsrail Başbakanlığı’na hazırlanıyor.

Bunlardan biri Ehud Barak, Savunma Bakanı. Diğeri Tzipi Livni Dışişleri Bakanı. Bunların ikisi de, önceleri Filistin’le barış sağlamak için çalışıyormuş gibi yaptı, şimdilerdeyse Gazze’de taş taş üstüne koymayarak İsrailliler’in oylarını almayı tasarlıyor.

Bu arada Başbakan Ehud Olmert, aday olmayacak ve büyük bir olasılıkla, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle yargılanacak. Dahası, 2006 yılında Lübnan’da, Hizbullah’a karşı başarısız olunca, tefe konup çalmışlardı adamı.

Burada asıl önemli kişi Binyamin ‘Bibi’ Netanyahu. Ta ne zamandır, Gazze’yi yerle bir etmekten söz edip duruyordu. Eğer Gazze’den, uyduruk roketler İsrail’e atılmaya devam ederse, seçimi kazanmasına kesin gözüyle bakılıyordu.

Ama Gazze saldırıları başladı başlayalı, Livni Barak ikilisi, son anketlere göre, Likud Partisi Başkanı Netanyahu’yla arayı kapattı iyice.

Netanyahu şimdi, salt Gazze’yi değil Hizbullah ve İran’ı da yerle bir etmekten söz ediyor!

Filistinliler, bu saldırıları tümüyle İsrail’in iç politikadaki çekişmelerine bağlıyor. Geleneksel olarak, seçim kampanyaları sırasında şiddet, şahinlere oy akmasını sağlıyor. İşte 1996’da Lübnan’daki Hizbullah’a yönelik saldırılar ve Tel Aviv’de, otobüslerde kendini ve yolcuları havaya uçuran intihar bombacıları Netanyahu’ya seçim kazandırdı. Ardından hem 2001 hem de 2003’te Ariel Sharon, ikinci Filistin ayaklanması başlayınca, seçimleri uzak ara önde bitirdi.

Gazze saldırıları başladığından bu yana, İşçi Partisi’nin, 120 kişilik parlamentoda 15 sandalye kazanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Daha önce ancak 9-10 milletvekili seçtirebilir deniyordu.

Gazze saldırıları Barak’ı siyasi mezardan çıkardı!

Netanyahu’ysa dün CBS televizyonuna ‘Hamas’ı… Belki şimdi değil… Ama önünde sonunda yok etmemiz gerekecek’ açıklamasını yaptı.

Bütün bunlara Bush’un yapabilecek hiçbir şey olmamasını ekleyin, Obama’nın da 20 Ocak’a kadar elinin kolunun bağlı olduğunu düşünün… Vah ki Gazze’deki garibanlara vah! Ha bu arada İsrail tanklarının Gazze sınırına geldiğini, 9 bin askerin daha İsrail’de silah altına alındığını da unutmayın!

Bütün Arap alemi, ellerini ovuşturup, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ muhabbetini sürdürürken…. Sokaktaki insandan, halklardan değil, taht taç sahibi, Sevr sonrası, İngilizce kurulan devletçiklerden, petrol trilyonlarını har vurup harman savuranlardan söz ediyorum…. Sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı İsrail’e dur demek için bölge ülkelerini, ite kaka da olsa, harekete geçirme gezisine çıktı.

( http://www.stargazete.com/gazete/yazar/aziz-ustel/gazze-saldirilarinin-perde-arkasi-ve-basbakan-erdogan-in-gezisi-159368.htm ; 02.01.2009 )

 

BİR İSRAİLLİ İLE BİR MİKROBUN İNANILMAZ BENZERLİĞİ

        Diş ağrısını iyiden iyiye hissetmeden doktora gitmeyen, yağmurdan ıslanmadan şemsiye almayan bir topluluğuz maalesef… Acı, bir nimettir… Vücudun herhangi bir yerindeki arızayı bize önceden bildirir. Aksi halde ne böbreğimizdeki taşlardan haberimiz olurdu ne de dişimizi çürüten bakterilerden…
         Yahudileri birer mikrop olarak algılıyorum… Normal mikroplardan sadece iki farkları var. Şekil olarak insanlara benzemesi, bir de yaptıkları tahribatlardan sorumlu olmaları… Aksi halde hiçbir farkları yoktur mikroplardan…
         Bu günlerde Yahudiler, ümmete sanki şöyle sesleniyor;
Ey dünya müslümanları! Dünyayı sevmenizden ve cihadı gündeminize almayışınızdan dolayı Allah, kalplerinize korku saldı… Sizlerin amansız düşmanları olan bizler, hristiyanlarla birlikte sizleri parçalara ayırdık ve aranıza kalın duvarlar ördük… Birbirinizi tanıyamaz oldunuz…
         Bir mikrop, canlı bir hücreye nasıl acımazsa bizler de müslümanlara, özelliklede Filistinlilere öyle acımayız… Yaptıklarımıza bakıpta ‘bunu insan yapamaz!’ demeyin… Bizler insanız… Bizleri anlamanız için din değiştirmeniz lazım…
         Bizler, siz müslümanlar için çok önemliyiz… Müslümanları şehadete uğurlayan bizlerin kurşunları değil mi? Allah içinizden şehidler almak istemiyor mu? Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini görmek istemiyor mu? Uğrunda cihad edenlerle oturanları ayırmak istemiyor mu?
         Can ve mal ile cihad ibadetini ifa etmeniz için bizler birer fırsatız… Varlığımız sizin bu ibadetleri tatmanız için güzel bir fırsat değil mi?
         Oruç ibadeti yılda bir ay, hac ibadeti ömürde bir kez… Kurban ibadeti yılda bir kez… Mal ve can ile cihad ibadeti ise yılın her günü… Çeçenistan’da… Afganistan’da, Irak’ta… Patani’de… Ve bizlerin başlattığı Filistin’de…
         Tüm dünya müslümanlarına cihad ayetlerini, gece namazlarını, gözyaşlarıyla süslenen içten duaları hatırlattık… Milyonlarca müslümanların, imanlarını sorgulanmalarına vesile olduk… Bunun bir bedeli olmamalı mı?
         Her ibadetin maddi ve manevi bir bedeli vardır… Cihadın da bedeli kan, gözyaşı, yetim-dul kalmalar ve yaralanmalar…
Filistine üzülmeyin! Siz sadece Filistin sorusunu çözemediğinize üzülün… Allah’ın, ölümüne takdir ettiği canları avlıyoruz biz… Allah’ın dilemediği cana kurşun atamayız… Başınıza gelen her musibet Allah’ın izniyle yazmıyor mu kutsal kitabınızda!
         İnsan vaktinde ölür… Filistin halkının ecelini öne almak gibi bir gücümüz olsaydı Fırata kadar olan bölge çoktan bizdeydi…
Filistinden sonra mutlaka size de uğrayacağız… Şimdiden düğün hazırlığınızı yapın… Sizden öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi sanıyorsanız uyumaya devam edin…
         Sizleri meydanlarda görmek ve bizlere lanetler okumanız bizleri üzmüyor… Şeytana lanet etmeyin diyen bir peygamberin ümmetisiniz, unutmayın…
         Siz toplanan kalabalıklar bir günlük yevmiyelerinizi mal ile cihad ibadetine kullanmış olsaydınız işte o zaman bir kaşık suda boğardınız bizleri… Sizleri şimdilik kuru kalabalık olarak algılıyoruz… Ne zaman ki kalplerinizde dünya sevgisini çıkarır ve dünya müslümanı olmaya karar verirsiniz, işte o zaman zaferler kazanmanız kolay olur…
         Bizim firmaların ürünlerini almaya devam edin… Her kuruşunuzu birer kurşun olarak filistinli kardeşlerinizin göğüslerine birer fidan gibi dikmeye devam ederken, sizler de ekran karşısında bizleri ah! Vah! Diyerek izleyin…

http://www.habervaktim.com/yazar/10544/bir_israilli_ile_bir_mikrobun_inanilmaz_benzerligi.html ; 09.01.2009

 

SONUÇ: İNSANLIĞIN ÖLDÜĞÜ, MÜSLÜMANLIĞIN KOMADA OLDUĞU OLDUĞU BİR ÇAĞDA MATRIXLER, CANAVARLARIN İÇİNE GİRMELİ !

 

 

                        Kurban aynı, ihanet aynı, alçaklık aynı…

     

 30 Aralık 2008 Salı

Kurban aynı, ihanet aynı, alçaklık aynı…

Bir hatırlatma önce: Yüzlerce insan katledildi, binlerce insan elleri ve gözleri bağlanarak toplama kamplarına götürüldü, binlerce kadın ve çocuk evlerinden kovuldu, genç kızlar ve kadınlar işkence altında tutuldu, yüzlerce ev yerle bir edildi, hastaneler çalışamaz hale getirildi, elektrik ve su kesildi, sokaklarda çürüyen cesetlerin gömülmesine ve yaralıların tedavisine izin verilmedi, ambulanslar askeri hedef gibi ateş altına alındı, kuşatma altındaki insanlara ilaç ve yiyecek yardımları engellendi, sokağa çıkana ateş açıldı, evlere baskın yapılıp insanlar kurşunlandı, esir alınanlar kurşuna dizildi, doğum yapan kadınların hastaneye götürülmesine izin verilmedi, evlerin/hastanelerin bahçelerine mezarlar kazıldı.

Üç yüz tank ve zırhlı araçla, binlerce asker bir kasabayı kuşattı. Bir kilometrekarelik mülteci kampına yüzlerce füze atıldı, sadece bir saatte 50 füze fırlatıldı, F-16 savaş uçakları ve Apache helikopterleriyle durmaksızın bombalandı. Silahlı-silahsız, kadın-erkek, çocuk-ihtiyar ayırımı yapmadan insanların evleri başlarına yakıldı, bölge toplu mezara dönüştürüldü, bir halkın özgürlük ruhu, yaşama hakkı ve mahremiyeti ayaklar altına alındı. Camiler, yollar, dükkanlar, evler, devlet daireleri, Filistin halkının ekonomik değerleri yok edildi. Cinayet, yıkım, vandalizm, yağma ve terör dehşetine, katledilen kadın ve çocukların cesetlerinin buldozerlerle toplu mezarlara sürüklenmesine karşı bütün dünya sustu, susturuldu.

Tarih; 3-15 Nisan 2002, yer; Cenin’di… Bugün Gazze’de olanlar… Altı yıl oldu, ne değişti! Düşman aynı, kurban aynı, yöntem aynı, ihanet aynı, ikiyüzlülük aynı, alçaklık aynı, kan üzerinden hesap aynı, çirkinlik aynı…

Arap dünyası o zaman da kan üzerinden siyaset yapıyordu. Dünya o zaman da İsrail’in dokunulmazlığına esir olup kalmıştı. Böyle kaç olay var yaşadığımız, acısını hissettiğimiz, öfkesini büyüttüğümüz. Ürdün Kralı, 20. yüzyılın en büyük insanlık suçlularından Ariel Şaron’un çiftliğini gizlice ziyaret ediyor ardından Şeyh Ahmed Yasin füzelerle şehid ediliyordu. Elli yıl öncesine gitmeye gerek yok. Altı yılda olanlar bile; bir devletin yeryüzünü nasıl fesada sürüklediğini, insan ırkına bakışının ne kadar sapkınca olduğunu, bu devletin kontrolsüzlüğü üzerinden komşularının nasıl ucuz hesaplar yaptığını, kan üzerine nasıl da iki yüzlü davranabildiğini, bir yandan ağlarken diğer yandan katillerle gizli pazarlıklar yürüttüğünü daha kaç kez anlatacak bize.

Ortada güvenlik kaygısı yok, siyaset yok, varoluş mücadelesi yok, yaşama hakkını garantiye alma yok, ekonomik sebep yok, etnik mesele bile yok. Ortada bir toplumun sapkın anlayışı var, ırkçı bakışı var, sadece Filistinlilere değil bütün insanlığa bakışındaki sakatlık var.

İsrail Türkiye’ye yalan söylemiş!

Birkaç gündür Gazze’de olanlar; yüzlerce bombardıman, hiçbir hesaba sığmayan ölçüsüz saldırganlık, insan ırkına duyulan nefretten başka bir şeyle açıklanamayacak hınç, dünya ile alay edercesine bir azgınlık, Hitler zulmünün hesabını sorarcasına bir ahlaksızlık, kendi mutsuzluğunu şiddet olarak ihraç eden bir ülke.

Gazze’deki vahşeti izlerken, en az o kadar nefret edici bir gerçek daha vardı. Filistin Kurtuluş Örgütü temsilcisi, “İsrail Gazze’de Hamas’ı devirdiği anda orayı kontrol etmeye hazırlanıyoruz. Tabii bu İsrail’in Hamas’ı devirip deviremeyeceğine bağlı” diyordu. Arafat’ın zehirlenmesinde bile parmağı olan Mahmud Abbas, o sonradan görme tüccar, İsrail silahlarıyla iç savaş başlatan ABD/İsrail ataması Devlet Başkanı, Batı Şeria’da ve Gazze’de ABD/İsrail istihbaratıyla birlikte savaş veren kukla, Gazze’ye yönelik son saldırının da içinde. Bakmayın kınamasına, bakmayın görüşmeleri askıya almasına, bu işte İsrail’le ortak hareket ediyor. Kendi halkının kanı üzerinden, bir trajedi üzerinden, yok oluşu yaşayan bir halkın acısı üzerinden iktidar sağlamaya çalışıyor. Bütün mesele seçimleri kaybetmemek. “Hamas’ı tefsiye edeceğiz” diyen İsrail’in amacıyla Abbas’ın amacı aynı. Arap rejimleriyle Abbas rejimi İsrail’in bu cürümlerinden muaf olabilir mi?

Şu işe bakın. Bir devlet, altı ay barış görüşmeleri yapıyor. Kahire’de, Ankara’da barış sürecini tartışıyor. Türkiye’ye ve daha bir çok ülkeye taahhütlerde bulunuyor. Sonra bakıyorsunuz ki, bu saldırı altı ay önce planlanmış. Ateşkes istihbarat toplamak için kullanılmış. Bu ülkeler üzerinden Gazze’ye saldırmayacağı güvencesini verirken aynı zamanda bile bu hazırlıkları yapıyormuş. Böyle bir devlet nasıl güven verebilir. Türkiye dahil, her ülkeyi aldatmış, devlet değil adeta bir çete yönetimin.

Şimdi, ABD’nin Bağdat’ı bombaladığı gibi Gazze’yi bombalıyor. Dün Lübnan’a atılan füzeleri kutsayan hahamlar bugün Filistinli çocukları katleden bombaları, füzeleri, tankları Tevrat okuyarak kutsuyor. Yarın Gazze’ye girdiklerinde daha feci sonuçlarla karşılaşacağız. Belki Lübnan’a yeniden saldıracaklar, 2006’daki senaryoyu yeniden yaşayacağız. Ama ne Hizbullah’ı ne de Hamas’ı tasfiye edebilecekler. ABD de, İsrail de, Mahmud Abbas da avucunu yalayacak.

İ.Karagül ;Yenişafak Gazetesi;

30.12.2008

*          *          *          *          *

İsrail, Türkiye ve Mısır’ı avladı

         Sürprizin iki sazanı
         Türkiye ve Mısır Dışişleri bakanları Ankara’da "acil" toplantı yapıp İsrail’e "saldırıları acilen durdurması" için çağrı yaptı.
Sabah şerifleri…
Ben baktım, acaba iki "öfkeli" bakanın yüzlerinde biraz kızarma var mıydı diye, pek seçemedim.
Oysa her ikisi de, hükümetleri ve devletleriyle birlikte, maalesef, "İsrail’in kanlı sürprizi"nin iki önemli ayağı olmuştu.
         Dün bütün dünyanın da öğrendiği gibi, "Bu saldırı için İsrail’in 6 aylık planları ve çalışması" mevcuttu. Hadi o bir yana, 19 Aralık’ta İsrail kabinesi 5 saatlik toplantıda "kesin kararı" vermişti.
         İsrail Başbakanı bundan sonra, 22 Aralık Pazartesi Ankara’ya geldi.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile görüştü.
"Ne dedi, ne demedi" meçhul.
         İsrail’in muhtemel müstakbel başbakanı, şimdiki Dışişleri Bakanı da izleyen perşembe günü Mısır’a gitti. Yani saldırı kararı almışlarken, saldırıya birkaç gün kala, biri Ankara’yı, biri Mısır’ı işletti!
         İşletti, çünkü İsrail büyük saldırının büyük sürpriz olabilmesi için, Hamas’ı, Filistinlileri, bu durumda çocukları, kadınları, yaşlıları gafil avlayabilmesi için büyük bir kandırmaca stratejisi hazırlamıştı.
         Birincisi; hiçbir haber sızdırılmadı.
         İkincisi; saldırı günü olarak İsrail’in asla saldırmayacağının düşünüldüğü kutsal günü seçildi.
         Üçüncüsü; uzun süredir abluka altında inleyen Gazze’ye biraz yardım girebilmesi için İsrail saldırıdan bir gün önce kapıları gevşetti.
         Dördüncüsü; bir sonraki kabine toplantısında durumun görüşüleceği söylenip durdu. Ve en esaslısı; bölgede önemli iki ülke, üst düzeyde ziyaret edilerek, böyle bir saldırının gündemde olmadığı havası verildi. Kısacası, bomba, füze, katliam yağdırmak için İsrail; Türkiye ve Mısır’ı da kullandı.

         Şimdi iki bakan çıkmış birbirine baka baka "acil şey" istiyor.
Aslında azıcık utanmaları gerekirdi. Tabii ki öncelikle kullanıldıkları, kandırıldıkları, "sürpriz katliam"ın daha kanlı olabilmesi için sazan yerine kondukları için!
         Lakin, bir de şu var: Mesela, İsrail Başbakanı buraya gelirken, koskoca Türkiye’nin sıfır istihbaratının olması, işletilmeye, uyutulmaya müsait hale getirilmesi…
Ve daha vahimi:
         İsrail’in saldırı planının Ankara’da da, Kahire’de de çıtlatılmış olma ihtimali!
Bu sonuncu ihtimal, elbet en vahimi. Çünkü, "sazanlık"tan "kana kankalık" rezilliğine sürüklüyor sizi. Onca çocuk, onca insan can vermişken, burada bir devletin üstüne yapışmış iki ihtimal bu olur mu:
         a) Kandırılmış, kullanılmış.
         b) Kandırmış, kana kanka olmuş.
         Mısırlıları bilemeyiz ama, burası ne de olsa bir demokrasi.
Hükümet ve devlet organları bu rezaletin cevabını vermeli!
         a) mı, yoksa b) mi?
         Yarı ölüyü tam öldürmek!
         İsrail’in en gıcık olduğu uluslararası şahsiyetlerden biri Richard Falk. Princeton Üniversitesi Uluslararası Hukuk profesörü. 2001’de Birleşmiş Milletler’in Filistin topraklarından sorumlu İnsan Hakları Yüksek Komiseri olarak görev yaptı. Bu yıl da BM İnsan Hakları Konseyi’nin, Filistin’deki İsrail eylemlerini soruşturma sorumlusu oldu.
Yani, mesela Gazze’de olup bitenler, daha doğrusu "abluka altındaki" Gazze’de bitip olmayanlar onun konusuydu. Ama İsrail Falk’u asla oraya sokmadı. Çünkü, bırakın katliamı, daha abluka için, "Uluslararası Suç Mahkemesi"nin soruşturma yapmasını, İsrailli sivil liderler ile komutanların ablukadaki sorumluluklarının belirlenip hukuku çiğnedilerse yargılanabilmelerini talep etmişti. Çünkü, Gazze’deki çocukların yüzde 46’sının açlık, ilaçsızlık, travma yüzünden akut anemiden muzdarip olduğunu, bombalar yüzünden çocuklarda sağırlığın yaygınlaştığını, 12 yaş altındaki çocukların yarısının yaşama arzusu kalmadığını duyurmuştu.
         İsrail işte o "zaten yarı ölü" çocukları da "yüzde 100" öldürüyor!
Bu arada, unutmadan… İsrail devletinin nefret ettiği Falk, Amerikalı ama Yahudi!
         İsrail daha önce Gazze elektrik santralını imha ettiğinde "Bu savaş suçudur" diyebilen B’tselem İnsan Hakları Örgütü üyeleri de Yahudi tabii, üstelik İsrailli.
         Bazı yerlerde öylesine hemen "hain" derler, değil mi!

 

Umur Talu – Sabah Gazetesi; 2008-12-30

 

YORUM: Zalim, Siyonist İsrail Devleti, ateşler saçan bir dinozordur! Haksızlık karşısında susan ve gereken hiçbir yardım ve iyiliği yapmayan başta İslam Ülkeleri ve Müslümanlar dahil sözde medeni diğer ülkeler de “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!” Böyle bir dünyada garipler kan ağlamaz mı !? Zalimler için yaşasın Cehennem !

         Kıymetli Okurlar, bazı olayların hikmetini keşfetmek için 100 gazete veya kitap okumaya gerek yok! Son Peygamber a.s.’ın açıkladığı gibi, Kıyamete yakın Müslümanların kalbinde “dünya sevgisi ve ölüm korkusu var!”  Bu yüzden, diğer milletler zayıf ve fakir gördükleri Müslüman ülkelere devamlı saldırıyorlar ! “Bana dokunmayan yılan, bin yaşasın!” düşüncesine inananlar , hakikaten aptaldır veya korkaktırlar ve  şereflerini kaybetmişlerdir! Daima huylu huyundan vazgeçmez! Yılan, sinsidir ve sokar! Tilkinin yapısı ise hile yapmaktır ! Akıllı bir Müslüman iki kere aldanmaz!

         Ölümcül dövüşte kazanmak için iyi kalpli insanlar, önce zihninde ve ruhunda korkularını yenmelidirler! (Mortal Combat)

         Ey asil kan taşıyan iyiliksever garip ve yiğit gençler! Şimdi gafletten uyanış zamanı! Gazanız mübarek olsun! Allah c.c. yar ve yardımcınız olsun!  

 Kardelen Kütüphane Mesaj grubu; 2 Muharrem 1430 (30.12.2008)

    

                                   

 
                                   Turkish: Allah, Nasıl Çarptığını Çin’de Gösterdi !
                     English: Divine Justice strikes like lightning!

*       *       *       *       *

Yalan yemin etti, çarpıldı !

30 Ağustos 2008 Cumartesi 16:25

 

Hani derler derler ya ‘yalan yere etme yemin, çarpılırsın’. diye. İşte o söz gerçek oldu. Adam güpegündüz çarpıldı.

 

Çinli adam yalan yere yemin edince komşularının gözleri önünde çarpıldı.

Olay Çin’in Fuqing şehrinde gerçekleşti. Xu adındaki komşusuna üç yıl önce borç para veren Huang isimli Çinli adam, parasını geri alabilmek için komşusu Xu’nun evine gitti. Kapıyı açan Xu, kesinlikle böyle bir borç almadığını iddia ederek Huang’ı evinden kovdu.

Komşusunun bu borcu kendisinden yakın arkadaşının düğünü için aldığını belirten Huang, Xu’ya eğer tüm komşularının önünde Tanrı’ya gönülden yemin ederse Xu’nun borcundan feragat edebileceğini söyledi.

Xu da Huang’ın isteğini yerine getirerek Tanrı’ya bu borcu almadığına dair yemin etti. Tam yemin ettiği sırada Xu gökten gelen garip bir ışıkla çarpıldı. Tüm komşularının önünde ilginç bir şekilde yere düşen Xu hastaneye zor yetiştirildi. Doktorlar tedavisi için yoğun çaba harcıyor.

Bu haber toplam 60137 defa okunmuştur.

 

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=154668

 

İLGİNÇ GERÇEK: Haberin Çin’deki İngilizce ‘Shanghai Daily’ Gazetesi’ndeki aslında olay daha ayrıntılı ve açıklamalı !

İlk paragrafı şöyle: “Tuhaf bir olayda, Doğu Çin’de bir adam, eğer arkadaşından para almışsa Tanrı’nın kendisini cezalandırmasına dair yemin ederek demir bir çubuğu tam başının üstünde kaldırdığı sırada şimşekle çarpıldı !”

Başka bir haber başlığı da şöyleydi: “Adalet yıldırım gibi çarpar!” (Justice strikes like lightning! ) Tabii ki bu “İlahi adalet” için doğru bir söz ! Beşeri adalet, Dünya’da genellikle güçlüler ve zenginlerden yana işliyor! Hatta “TNT” Televizyonunda “Law and Order” adlı filmi tanıtan güzel bir söz var: “Suçluyu masumdan ayırmada adaletin terazisi çoğu kez dengesiz!”

Burada gülümseyerek bir paragraf daha eklemek istiyorum. Materyalistlerin bakış açısına alıştığımız için, “Hasat Zamanı” filminde materyalist bilim kadınını canlandıran Hilary Swank’ın İlahi felaketlere önce maddi sebepler ve açıklamalar getirdiği gibi, bazıları da, “Hah, tamam işte! Demir çubuğu kaldırdığından dolayı elektriklenme olmuş, şimşek çarpmış! Tanrı’yı şahit tuttuğu ve yalan yere yemin ettiğinden dolayı değil!” diyecektir. Nasıl inanmak istiyorsa herkes, öyle inansın! Şunu da unutma; Tanrı herkesi her günahından dolayı çarpacak olsaydı,yeryüzünde bir tane insan kalmazdı! İmtihan dünyası olduğu için bazı uyarılar, işaretler, mucizeler ve kerametlerle ders veriyor, bunca işaret ve âyet yetmiyor mu? Merak edilmesin; daha büyükleri de gelecek … Akşam bu haberi araştırırken bazı sitelerde haber altındaki  yorumlarda, “İnanmayın, görürsem inanırım!” gibi her zamanki lafları edenler olmuş…Şunu da unutma; tarihte birçok mucizeye şahit olanlar, bizzat gördükleri halde yine yalanlamışlar; inkar edenlerin sayısı çok olmuş…

Bu olay 26 Ağustos 2008 Salı günü meydana gelmiş. Son yıllarda Çin’de mucizevi birçok olay oluyor. Çin, Dünya’nın en kalabalık ülkesi olduğundan ve çoğu semavi dinlere inanmadığından orda gerçekleşmesinin hikmeti var !…

Ayrıca şunu tekrar belirtmekte fayda var; Dünya’nın her yerinde bazı gerçekleri söylemek, savaş cesareti ister! Bakın, Sharon Stone, “Deprem, ilahi bir ikaz!” dediği için Çin’de nasıl kızıp kadını tenkit ettiler! Filmlerine boykot uygulayarak aleyhine kampanya düzenlediler! İşte şöhret ve menfaat dünyasındaki hayat politikasından dolayı kadın özür dileyip vazgeçti…

Ama İslamiyet’te Âlemlerin Rabbi Allah c.c., mü’min kulunun dostu,  yardımcısı,vekili olduğuna dair açıkça bildirmesine rağmen, Müslümanlar iman zayıflığından dolayı ilâhi koruma ve güvenlik kalkanına pek inanamamışlar ve son birkaç yüzyıldır hep zulme maruz kalıp yenilgiye uğramışlardır!…İşte belki Türkiye’de hiçbir sitede bildirilmeyen “Beş Kaf Âyeti” adlı müthiş koruma etkisi bulunan dua bu http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com adlı sitemizde, ‘Sosyoloji_Yardımlaşma Dayanışma’ kategorisinde 23 Mart 2008 Tarihli “Dikkat! Hayatın Acı Gerçekleri…” adlı makalede vardır !!!! “Beş Kaf Âyeti” gizli bir hazinedir, koruyucu bir kalkandır! Kaç kişi o günden beri az da olsa okumaktadır, bilemiyorum! Okuyanlar varsa bana bildirirlerse gerçekten çok sevinirim. Kaç kişinin merak edip uyguladığını bilmek isterim !..

Dualar, gerçekten inananı korur! Selam ve iyi dileklerle…

Mimoza33, 04.09.2008

 
 
                                 

                            Lightning strikes as man takes oath

By Yang Li  |   2008-8-28  |     ONLINE EDITION

IN a bizarre incident, a man in eastern China was struck by lightning just as he lifted an iron bar over his head to swear that god would punish him if he had taken money from his friend.

The man, who was identified as Xu, had borrowed 500 yuan (US$73.21) from a close friend surnamed Huang three years ago. Xu, who lived in Fuqing City, Fujian Province, later forgot all about it, according to a news Web portal in Fujian.

But Huang remembered and complained before other friends that Xu had taken money from him.

On Tuesday, Huang took a wooden rod and rushed to Xu’s home asking him to return the money. Xu too confronted Huang with an iron bar and stood his ground.

Huang then told Xu that he should swear before god that he was not in his debt. Xu lifted the iron bar over his head and said if he owed Huang  money, the god would punish him. Just then he was struck by lightning.

He was later taken to hospital, and doctors said his injuries were not serious.

http://www.shanghaidaily.com/article/?id=371915&type=Odd ;

 

01 September 2008

             

                                

                                                     
                                                                   THE MYTH OF THE MAIDEN’S CASTLE

(DESTINY)

       One of the kings who dwell in Korykos invokes God for a daughter night and day. His prayers are answered eventually and as she grows up she earns hearts and admiration of everyone with her beauty.

Then one day, a fortune teller comes to the town. The king sends for the fortune teller and wishes to find out what the future holds for his daughter. As the fortune teller reads her palm, she gets frightened but says nothing. When  the king insists that she reveal his daughter s fortune, she says “my dear king” Your daughter will be biten  by a snake, nothing can prevent this from happening, not even the king himself. Then she leaves.

The king says nothing to his daughter and broods over it. Then the king decides to get  a castle built on an islet nearby using white Stones and locks his daughter up therein.

Unaware of the going-ons around her, His daughter gets upset about it and starts cracking up. Then one day, a viper hides in a basket of fruit that was sent to her by her father. The snake bites her in the finger, causing the princess to die.  

*      *      *      *      *

KIZKALESİ EFSANESİ

(KADER)

Korikos’ta yaşayan krallardan biri , bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrı’ya yakarmaktadır. Sonunda dileği yerine gelir ve kız büyüdükçe güzelliği ve yardımseverliği ile herkesin sevgisini kazanır.

Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral onu saraya çağırtır, kızının geleceğini öğrenmek ister. Falcı prensesin eline bakınca irkilir ama bir şey söylemez.  Kral zorlayınca “Kralım” der, “kızınızı bir yılan sokacak. Bu yazgıyı hiçbir şey bozamayacak,” der, ve “siz dahi engel olamayacaksınız” deyip oradan ayrılır.

Kral, kıza bir şey söylemez ama düşüncelere dalar. Sonunda kıyıya yakın küçük bir adacık üzerinde, ak taşlardan bir kale yaptırmaya karar vererek kaleyi yaptırır ve kızını buraya kapatır.

Olan biteni bilmediğinden kızı üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan kaleye gönderilen bir üzüm sepetinin içinden çıkan bir yılan kızı sokar ve öldürür.

*      *      *      *      *

                         

                             

ENGLISH:

A VİCTORY FOR EHREN WATADA — AND FOR FREEDOM OF THE PRESS

 

        FIRSTLY CONGRATULATION : I regard Boxer Muhammad Ali and Lieutenant Ehren Watada as heros and kiss their foreheads because they didn’t participate in the tyranny by unjust and illegal wars. Mimoza33, 31 July 2008, Turkiye

         *       *       *       *       *

Army First Lieutenant Ehren Watada saw his case move one step closer to resolution earlier this month when a federal court issued a preliminary injunction against a second court martial. The Army’s prosecution of the first officer to publicly refuse to deploy to Iraq has been in legal limbo since a February court martial ended abruptly when the military judge threw out a stipulation agreement and declared a mistrial.

In June 2006, Lt. Watada held a press conference where he declared that the Iraq War was illegal, and that it was his duty to refuse orders to deploy. Lt. Watada was charged with violations of articles 87 and 133 of the Uniform Code of Military Justice for refusing to deploy to Iraq, and publicly explaining his reasons for doing so. If convicted, he faced up to six and a half years in prison.

Following February’s mistrial, the Army refiled charges against Lt. Watada, and prepared for a second court martial. The defense argued Fifth Amendment protection against being tried for the same crime twice, and filed appeals with every level of military court. Lt. Watada’s claims to constitutional protections were not heard in court until the case reached the civilian, federal district court, in Tacoma, Washington.

Lt. Watada’s refusal to deploy to Iraq launched him into the public spotlight. His refusal to obey direct orders made him the center of controversy, and he drew sharp criticism from many fellow members of the officer corps. At the same time, many active duty soldiers expressed gratitude to the Lieutenant for giving voice to the rising opposition to the war among those being asked to fight it.

Prior to the beginning of his first court martial, Lt. Watada faced four years in prison, for explaining his opposition to the Iraq War. In attempting to prove those charges, the Army subpoenaed two journalists and a number of peace activists. Sarah Olson interviewed Lt. Watada before his public announcement, and objected to the Army’s attempted use of journalists to criminalize and prosecute speech.

The Center for Media and Democracy joined numerous professional organizations, journalists and media outlets in supporting Olson’s claims that hauling a journalist into military court to testify as a prosecution witness against their source creates a chilling effect on personal speech and dissenting political voices, and that subpoenaing journalists, especially in cases where speech itself is the crime in question, erodes the necessary separation between press and government, and encourages the public to see journalists as agents of government prosecution.

The Center for Media and Democracy formed the Defend the Press coalition that sent thousands of letters and emails to Ft. Lewis, demanding that the Army respect the spirit of the First Amendment requiring the press be free from government intimidation, and that the public have access to a vigorous debate on important issues — including whether or when the military should go to war.

As the Army proceeded with plans for its second court martial, it subpoenaed all of its witnesses except the journalists involved, and as it becomes clear that Lt. Watada will have his Fifth Amendment rights upheld, it is also a victory that he will not be prosecuted for speaking about his opposition to the war. Members of the military are opposing the Iraq War in growing number. Many of them are acting on this opposition: The Army reported recently that the number of AWOL soldiers had grown 80 percent since the beginning of the Iraq War, and GI rights advocates say the Army’s data still represents only a fraction of AWOL soldiers.

Without actually hearing from these men and women, public debate is dominated by the Bush Administration. A vigorous and free debate cannot be had on any issue when one side has all the power and access, and the other is barred from even speaking to the media. But, as Lt. Watada’s case appears to be headed for what supporters call a victory, it’s useful to remember that the original issues Lt. Watada raised — those of the illegality of the war, and a soldier’s obligation to refuse orders thought to be illegal — have not yet had their day in court.


Sarah Olson; 26 Nov 2007

http://www.prwatch.org/node/6740

 

*     *     *     *     *

 

      OFFICER’S REFUSAL OF IRAQ DEPLOYMENT DIVIDES THE JAPANESE AMERICAN COMMUNITY: THE CASE OF LT. WATADA
                                   


By Charles Burress

A U.S. Army officer’s refusal to go to Iraq has touched off an intense, at times furious debate among Japanese Americans, reopening an unhealed wound that dates back to World War II.

Many news articles, op-ed pieces and emotional letters to the editor in the Japanese-American press have featured the case of 1st Lt. Ehren Watada, a Japanese American native of Honolulu stationed at Fort Lewis in Washington state. Army officials say he’s the first commissioned officer to refuse orders to deploy to Iraq, on the principle established by the Nuremberg war-crimes trial that he is obliged to disobey illegal or immoral orders.

The 28-year-old Watada is expected to be court-martialed and faces a possible seven years in prison, not just because of his refusal to deploy on June 22 but also because of public comments accusing the Bush administration of lying to Congress and the American people about the justifications for the invasion of Iraq. His statements, according to the Army charges against him, make him guilty of “contempt toward officials” and “conduct unbecoming an officer and a gentleman,” each of which are crimes under the Uniform Code of Military Justice.

*   *   *

The case, which could put the war’s legality on trial in a military courtroom, has garnered a moderate amount of mainstream media coverage, as well as an amicus court filing from the American Civil Liberties Union, which supports his free-speech rights. It also drew three well-known and distinguished critics of the war who testified on his behalf at a preliminary hearing at Fort Lewis on Aug. 17: Denis Halliday, former UN Assistant Secretary General in charge of humanitarian relief in Iraq in the late ‘90s; retired Army Col. Mary Ann Wright, who began a second career at the State Department and was the number two official at the U.S. embassy in Mongolia in March 2003 when she abruptly resigned in protest of the Iraq invasion, making her the highest ranking among the three diplomats who quit in protest that month; and Francis Boyle, an expert in international law at the University of Illinois College of Law and a specialist on military law and civil disobedience.

…………………………………………………………………………….
Watada himself does not frame the issue in terms of his Japanese American identity. He has cited his duty as an American citizen and U.S. Army officer. In public statements quoted by the Army at the Aug. 17 hearing, Watada made clear the principles behind his objections to the war:

“My moral and legal obligation is to the Constitution and not those who would issue unlawful orders,” he said in a June 7 statement. “…It is my conclusion as an officer of the Armed Forces that the war in Iraq is not only morally wrong but a horrible breach of American law. Although I have tried to resign out of protest, I am forced to participate in a war that is manifestly illegal… My participation would make me party to war crimes.”

“This is a war not out of self-defense but by choice, for profit and imperialistic domination,” he said in an Aug. 12 speech at a Veterans for Peace convention in Seattle. “WMD, ties to Al Qaeda, and ties to 9/11 never existed and never will…Our narrowly and questionably elected officials intentionally manipulated the evidence presented to Congress, the public, and the world to make the case for war…. Neither Congress nor this administration has the authority to violate the prohibition against pre-emptive war — an American law that still stands today. This same administration uses us for rampant violations of time-tested laws banning torture and degradation of prisoners of war.”

*   *   *


“‘I was only following orders’ is never an excuse,” he said. “The Nuremberg Trials showed America and the world that citizenry as well as soldiers have the unrelinquishable obligation to refuse complicity in war crimes perpetrated by their government. Widespread torture and inhumane treatment of detainees is a war crime. A war of aggression born through an unofficial policy of prevention is a crime against the peace. An occupation violating the very essence of international humanitarian law and sovereignty is a crime against humanity.”

Watada had a very different view in March 2003 when the U.S. invaded Iraq. A senior at Hawaii Pacific University, he enlisted in the Army that month in response to President Bush’s call to join the war on terrorism and began active duty after graduating that June.

After serving in Korea, he learned he would be dispatched to Iraq.

“I realized that to go to war, I needed to educate myself in every way possible,” he told journalist Sarah Olson in an interview for Truthout.org. “Why were we going to this particular war? …I began reading everything I could.

“One of many books I read was James Bamford’s Pretext for War. As I read about the level of deception the Bush administration used to initiate and process this war, I was shocked. I became ashamed of wearing the uniform. How can we wear something with such a time-honored tradition, knowing we waged war based on a misrepresentation and lies? It was a betrayal of the trust of the American people. And these lies were a betrayal of the trust of the military and the soldiers.

“The deciding moment for me was in January of 2006. I had watched clips of military funerals. I saw the photos of these families. The children. The mothers and the fathers as they sat by the grave, or as they came out of the funerals. One really hard picture for me was a little boy leaving his father’s funeral. He couldn’t face the camera so he is covering his eyes. I felt like I couldn’t watch that anymore. I couldn’t be silent any more and condone something that I felt was deeply wrong.”

Watada’s offered to resign or to serve in Afghanistan instead but was turned down.

When his unit, the 3rd Stryker Brigade, 2nd Infantry Division, left Fort Lewis on June 22, he refused to board the plane. He has been reassigned to administrative tasks on base while the Army reviews his case and is free to come and go when off duty.
……………………………………………………………………………………….

Watada has said he is prepared to accept the consequences of his decision.

In the Pacific Citizen interview, conducted by Executive Editor Caroline Aoyagi-Stom, he said, “I knew joining the Army, whether it was fighting in a foreign war or now fighting for the rights of soldiers, meant sacrifice. In combat, you may lose a limb, bodily functions, or your life. Speaking out against an authoritarian government and refusing to obey their unlawful orders may mean loss of liberty and other less than pleasant things. These are both sacrifices and commitments made to the American people as an American soldier. I gave my life to protect freedom and democracy — a sacrifice I am willing to make by doing the right thing.

“In a way I’m already free. Physically they can lock me up, throw away the key, leave me to rot and contemplate my ‘crimes.’ For a long time I was in turmoil. I felt compelled to fulfill the terms of my contract despite what I knew to be utterly wrong. Only when I realized that I served not men and institutions but the people of this country, did I believe there was another answer. That choice was to do what is right and just.”

Following standard procedure, the Army is reviewing its investigating officer’s report before deciding the next step. Watada’s attorney, Eric Seitz of Honolulu, put the likelihood of a general court-martial at “100 percent.”

For Michael Honey’s video film, A Soldier’s Duty?, on Lt. Ehren Watada’s
Story challenge to President Bush’s invasion and war in Iraq,
see:

Charles Burress covers Asia-Pacific and Asian-American affairs for The San Francisco Chronicle.
He wrote this article for Japan Focus. Posted on September 12, 2006.

Find the full text of the Pacific Citizen’s August 30, 2006 interview with Lt. Watada here.

Find the full text of John Rockwell’s Counterpunch report: Citizens of Conscience: Military Resistance from the Vietnam War to Iraq here.

 

http://japanfocus.org/products/details/2221

 

*      *      *      *      *

WEB SITE:

·        http://kardelenkutuphanelibrary.spaces.live.com

·        The way of truth resembles a broadway ; it is not difficult to find it! The difficulty arises from that people don’t look for it ! ! ! (Confuchius)

·        “Then We shall rescue those who kept from evil and leave the evil-doers therein crouching !” (Koran; Sûrah Mary: 72)

·         If Your Excellency or your friends want to receive important and interesting messages such as sunshine and clean air,you can join for free by sending empty email to“3heroes-subscribe@yahoogroups.com 

·         To unsubscribe from group, please send empty e-mail to 3heroes-unsubscribe@yahoogroups.com

·         Opportunity is like a wind, it is a skill to catch it while it blows. Life is also an opportunity that never comes back!

 
                           

TURKISH:

 

AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’NİN HAKSIZ VE YASA DIŞI IRAK SAVAŞI’NA “HAYIR!” DİYEN TEĞMEN WATADA

BAŞLANGIÇ TEBRİĞİ: Boksör Muhammed Ali ve Teğmen Ehren Watada gibi cesur yiğitlere, haksız ve adaletsiz olarak başlatılan savaşlardaki zulme ortak olmamalarından dolayı kahraman gözüyle bakıyor ve alınlarından öpüyorum ! Mimoza33; Temmuz 2008-07-31

 

IRAK’A GİTMEYİ REDDEDEN ASKERİN DAVASI BAŞLADI

      Irak’a gitmeyi reddeden ve barışçıların simgesi haline gelen Amerikalı teğmen Ehren Watada’nın davası, Seattle kentinin güneyindeki Fort Lewis askeri üssünde bulunan askeri mahkemede görülmeye başlandı.
      Teğmen Watada, duruşma başında suçsuz olduğunu söylerken, yoğun polis önlemleri alınan üs önünde, Watada’ya destek olmak için tanıklık yapmak isteyen 200 kişinin toplandığı belirtildi.
      Askeri mahkemenin Watada’nın davasını ele almaya başlaması dolayısıyla New York’tan Los Angeles’a kadar, başkentteki Beyaz Saray’ın önü de dahil ülke çapında 20 kadar gösteri düzenlediği bildirildi.
      28 yaşındaki Ehren Watada, 2003’te orduya katılmıştı. Haziran 2006’da birliğinin Irak’a gönderilmesi söz konusu olunca da kamuoyuna çekincelerini açıklamış, açıklamaları ve Irak’a gitmeyi reddetmesi üzerine de hakkında dava açılmasına karar verilmişti. Watada’nın, "Bush yönetiminin bu savaşı başlatmak ve sürdürmek için söylediği sayısız yalanı okuduğumda şoke oldum. Başkan Bush benim güvenime ihanet ettiyse benim de benden yapmamı istediği şeyi gözden geçirmemin zamanı gelmiştir" dediği belirtildi. 4 yıl hapis cezasına çarptırılma riskiyle karşı karşıya bulunan Watada, Irak’a gitme emrine açık açık karşı gelen ilk Amerikalı asker olma özelliğini taşıyor. Ordu, bir askerin emir komuta zincirine uymak zorunda olduğunda ısrar ederken Watada, meşru olmayan bir emri reddetmenin anayasada yer aldığını savunuyor. Uluslararası Afg Örgütüne göre, 3 Amerikalı asker, Irak savaşına katılmayı reddettiği gerekçesiyle 12 ila 15 aylık hapis cezalarına çarptırıldı. Davasını beklerken Fort Lewis’teki üsteki bir göreve alınan Watada’ya birçok tanınmış isimden de destek geliyor. Bu isimlerden biri de Nobel Barış ödüllü Güney Afrikalı eski başpiskopos Desmond Tutu. Tutu, Watada’nın cesur ve ahlaki davranışını beğeniyle karşıladığını belirtirken Amerikalı oyuncu Susan Sarandon da Watada’nın gerçek bir vatansever olduğunu söylüyor.

 

http://www.milliyet.com.tr/2007/02/06/son/sondun06.asp

SAVAŞA `HAYIR` DEDİ TUTUKLANDI

ABD`de savaş karşıtlarına askerler de katıldı. Irak işgalinin `yasadışı` olduğunu söyleyerek Irak`a gitmeyeceğini açıklayan 28 yaşındaki teğmen Ehren Watada, tutuklandı. Watada askeri mahkemede yargılanacak.

        Irak işgali ABD ordusunu da ikiye böldü. Savaşa karşı çıkan askerler artık Irak `a gitmek istemiyor. ABD `de ilk defa üst rütbeli bir asker Irak`a gitmeyi reddetti. Ancak emre itaatsizlikten ordu tarafından tutuklandı. Amerika `da ve tüm dünyada büyük yankı uyandıran olayın kahramanı Honolulu kökenli 28 yaşındaki teğmen Ehren Watada , ABD Genel Kurmaylığı tarafından geçen ay Irak `a gitmekle görevlendirildi. Fort Lewis `teki Stryker muharebe birliğinde görevli olan teğmen Watada , üstlerine bu emrin yasadışı olduğunu çünkü Irak savaşının `yasadışı` olduğunu söyledi. Ve bu görevi kabul etmeyeceğini bildirdi. MAHKEMEYE ÇIKACAK 7 Haziran`da basına ve kamuyouna konuyu ailesi ile birlikte aktaran teğmen Watada , ordu içinde bulunduğu 3 yıl içerisinde disiplinsiz bir davranışta bulunmadığını belirterek `yasadışı` bir savaş için görev yapmayacağını açıkladı.Teğmen Wata`nın konuyu basına aktarması ile harekete geçen ordu ise subayı Washington `daki askeri üsde gözaltına aldı ve avukatı dışında kimseyle görüştürmedi. Honolulu kökenli subay, üç yıllığına orduya girmişti ve sözleşmesi 2006 sonunda bitiyordu. Watada `nın, askeri mahkemede yargılanacağı tahmin ediliyor. Teğmen Watada , Irak `a gitmeyi alenen reddeden ilk Amerikan subayı oluyor. ÜLKE ÇAPINDA GÖSTERİLER Konuyla ilgili açıklamada bulunan anne Carolyn Ho `O, bir subay olarak yasadışı emre itaatsizliğin bir görev olduğuna inanıyor. Oğlum ocak ayında istifa etmek istemişti` dedi. Oğlunun Irak`ın işgal ediliş gerekçeleri nedeniyle böyle bir karara vardığını söyleyen anne Carolyn Ho oğlunun kararını vatan hainliği olarak değil `yurtseverlik` olarak gördüğünü söyledi. Teğmene destek amacıyla oluşturulan savaş karşıtı komite, 4 gün sonra büyük kentlerde gösteriler yapılarak Watada`ya destek olunması için çağrıda bulunuyor. Teğmen için ülkede büyük çapta bir kampanya oluşacağı tahmin ediliyor. WASHINGTON     Muhammed Ali de Vietnam `a gitmemişti Dünya boks tarihinin efsane ismi Muhammed Ali de 1965`te ABD`nin Vietnama başlattığı savaşa karşı çıkmış ve 22 yaşında elde ettiği `dünya ağır siklet boks şampiyonluğu` ünvanını kaybetmişti. O dönem lisans hakları da geri alınan Muhammed Ali`nin savaş karşıtı şu sözleri çok büyük yankı bulmuştu: `Hiçbir Vietkonglu bana zenci demedi. Bu yüzden onlarla benim bir alıp veremediğim yok`. ABD yönetiminin baskıları sonucu hiç bir eyalette maça çıkamayan Muhammed Ali adeta `vatan haini` ilan edilmişti. Ve bu süre içinde küçük bir trafik suçundan da hapse atılmıştı. Muhammed Ali , ancak 1967`de lisansını geri alabilmişti.

2006-06-24 Yeni Şafak