Category: Tarih


KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN-EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 1
Bismillahirrahmanirrahim


Hz. Ebû Bekir’den sonra halife seçilen Hz. Ömer’in on yıllık halifeliği zamanında İslâm orduları, tarihte ender görülen zaferlere sahip olmuşlar; Suriye, Filistin ve İran imparatorluğunun geniş toprakları Müslümanların eline geçmiş idi. Böylece tarihte Araplar ilk defa büyük bir devlet kurmuşlardı. Hz. Ömer’in hilafetinin onuncu yılında şehit edilmesi üzerine bu yayılma ve genişleme yavaşlamıştır. Hz. Ömer’in ardından Hz. Osman ve Hz. Ali’nin de şehit edilmesi üzerine Muaviye halife olmuştur. Muaviye’nin hilafetinin başladığı 661 yılı Emevi Devleti’nin kuruluş yılı olarak kabul edilir.
Muaviye Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hasan’ı zor kullanarak hilafetten uzaklaştırarak soyunun adı olan “Ümeyye” ye nispet olarak Emevi Devletini Hicretin 41. Milâdi 661 yılında kurmuş oldu.

       Praying
Emevi Halifeleri (Ömer b. Abdülaziz hariç) peygamberimizin sülalesi.”Ehli Beyt”e karşı çok insafsızca davranmışlar; çok katı bir asabiyete dayanan ırkçı bir politika takip ederek; İslâm’la şereflenen Türkleri, Arapları “mevâli” yani azadlı köle olarak kabul edip, hor ve hakir görmüşlerdir. Araplar içerisinde bile sülale asabiyetini takip ederek Ehli Beyt’i ortadan kaldırmak için her türlü çabayı göstermişlerdir. Devlet kademelerine atamalar da ehliyet ve liyakat unsuruna hiç bakılmamış, Ümeyye Oğulları’ndan olmak yeterli sayılmıştır. Emevilerin en büyük suçları hilafete son vererek, Halifenin seçimle ve biatla iş başına gelme usulüne ortadan kaldırarak Hilafetten saltanata geçmiş olmalarıdır. Bu bakımdan Hz. Ali’den sonra iş başına gelenler “Halife” değil hepsi birer “Sultan”dırlar.

Muaviye, oğlu Yezid’in kendinden sonraki halife olarak kabul edilmesini daha hayattayken garantiye almaya çalıştı ve Yezid’i veliahd olarak tayin etti. Taraftarlarına Yezid’e bağlılık yemini ettirdi. Yezid başa geçince ilk iş olarak Medine valisine bir mektup yazarak Hüseyin bin Ali’ye değil, kendisine itaat etmesini, aksi takdirde bunu canıyla ödeyeceğini bildirdi. Bu arada Hüseyin Küfe’lilerden kendisine bağlılıklarını sunan mektuplar alıyordu. Halife olduğunu ilan ederse Hüseyin’i destekleyeceklerini söylüyorlardı. Hüseyin bu teklifleri ciddiye aldı ve Küfe’deki taraftarlarının gerçekte olduğundan çok daha fazla olduğunu zannetti. Yaklaşık 70 taraftarı ve ailesi ile Küfe’ye doğru yola çıktı.
”Eğer bu bedenler ölmek için yaratılmışsa, yiğidin Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha faziletlidir“ (HZ. HÜSEYİN (r.a.) İslam tarihinin en acı faciası şüphesiz Kerbela faciasıdır. 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) Üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen hiç unutulmamış, kalplerden sökülememiş ve zihinlerden silinmemiştir. Bir tarafta tarihe altın harflerle, yiğitlik, fedakârlık, iman, cihat ve hak uğruna her şeyinden geçmenin vefalı örneğini oluşturmak için cennet gençlerinin efendisi, Resulullah’ın gözünün nuru, Fatımatüzzehra’nın yadigarı Hz. Hüseyin’in komutanlığında toplanan az ama salih, ama vefalı, ama sadık, ama fedakar bir gurup, diğer tarafta ise Bedir’de ölen atalarının intikamını almaya yemin etmiş bir haramzadenin komutasında, dünya ve makam sevgisi, zalimlerden korkmak, çeşitli batıl taassuplar, kinler, cehaletler, ihanetler gibi batıllarla hareket eden ve zulüm ve fesat güçlerinin hedeflerini amelen simgeleyen iki ordu karşı karşıya gelmişti.Bu facianin neden bu kadar önemli olduğunu ve insanlara verdiği mesajı anlayabilmek için önce İmam Hüseyin’in kıyamının-başkaldırısının mahiyetini bilmek gerekir. Halife Muaviye ibni Ebu Süfyan ölmeden önce oğlu Yezidi halife tayin ederek Müslümanlardan oğluna biat etmelerini ister. Yani İslam tarihinin ilk saltanatını kurma çabasındadır.

YÜZ BİN İMZALI MEKTUPLA
GÖREVE ÇAĞRILDI
Yezid ilk baştan gayr-i İslami yolla hilafet koltuğuna oturmuş, hemen biat toplamaya başlamıştı. Silah zoruyla ya da beyt-ül maldan para vererek. Hz. Hüseyin’i de unutmamıştı bu arada. Bir haberci göndererek biat istemişti. Ama İmam Hüseyin (a.s) Yezidin kim olduğunu biliyordu. Bu haksızlığa karşı tavrını şöyle dile getirmiştir; “Ben Peygamberin ehlibeytindenim, Allah insanları yönetmeği bizimle başlattı ve bizimle bitirecek. Ama Yezid şarap içen, facir ve suçsuz insanları öldüren birisidir. Benim gibisi O’nun gibisine biat etmez. İslam ümmeti Yezid gibi bir idareciye kaldıysa İslamla vedalaşmak gerekir.” Bu sırada Yezidin eline düşmemek için toplanan Kufeliler, bizim Hüseyin gibi bir öncümüz var, Hak İmam O’dur, O’nu Kufe’ye davet etmeliyiz, diyerek İmam Hüseyin’i bir değil, bin değil, 18 bine yakın imzalı mektupla çağırmışlardı.

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2808&islem=tr&lg=tr

KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN-EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 2

Bazı mektuplarda birkaç, bazılarında hemen hemen 100 kişinin imzası bulunmakta, toplamda 100 bine yakın kişinin imzası ile Kufe’ye çağrılmıştı Hz. Hüseyin.Hüseyin ise bu kadar ısrara karşı olumlu cevap vermişti, yola çıkmadan önce dedesinin Medine’deki kabrine gitti; uzun bir veda konuşması yaparak şöyle dedi:

“Ey Dedem! Bir Yezid türedi atalarının putları gibi, bir halk var ki koyun sürüsü gibi korkak. Ben ki, biat etmediğim için başı vurulmak üzere olan torunun Hüseyinim. Dininin bekçiliğini, fedailiğini yapmak üzere Kufe yolunu tutacağım.”Haccını yarıda bırakarak, hakkı haykırmak için bütün aile efradıyla, yeryüzünün en şerefli ailesinin yine yeryüzünün en kanlı akibetine uğrayacağı yere yönelmişti. Bunu kendisi de kesin olarak biliyordu.


NE YEZİDİN ASKERLERİ KATLİAMDAN VAZGEÇTİ, NE DE HÜSEYİN ÖLÜM YOLCULUĞUNDAN.
Hz. Fatıma’nın (s.a) acısından sonra Hz. Ali şehid edildi, ardından büyük oğlu Hz. Hasan zehirlendi ve şimdi ise sıra Hüseyin ve kardeşlerindeydi.Bir vasiyet yazdı ve üvey kardeşi Muhammed Hanefiye bıraktı. Ne para, ne şöhret, ne hilafet, ne de kahramanlık yalnız ve yalnız Allah’ın dinini yüceltmek için yola çıkmıştı.Acı Veren Zorluklar Değil, Acı Olan Vefasızlıktı, İhanetti.Başlangıçta 30-40 bin yandaş topladı Hüseyin’in Kufe elçisi Müslim ibni Akil, daha sonra Ubeydullah vali olarak atandığı Kufe’de halka hitaben tehditvari bir konuşma ile Hüseyin’e destek veren herkesi öldüreceğini söyledi. Paniğe kapılan halk evlerine kapandı. Durumun vahim olduğunu gören Müslim hemen 4 bin yandaşıyla hükümet konağını kuşattıysa da Yezid ordusunun Şam’ dan geldiği söylentileri ile çekildiler. Müslimle saf tutan 300 kişi, yatsı namazında 30’a, bitiminde ise 3 serdengeçtiye indi. Başlangıçta 100 bin davetçiden arda kalan sadece 3 kişiydi. 3 salih insan, 3 fedakar, 3 yiğit.Eğer imam Kufe halkının davetini önemsememiş olsaydı ve bu facia farklı bir şekilde gerçekleşseydi, o zaman 100 bin kişi “İmam neden bize sığınmadı, biz onun yanında olurduk” diyecekti.Dolayısı ile onların “biz kıyama hazırız” demeleri karşısında, İmam’ın konumu ve vazifesi gereği “Ben de hazırım” demeliydi. Yani İmam Hüseyin’in vazifesi, davet eden kişiler davetlerinde sadık oldukları müddetçe onlara olumlu cevap vermekti.
Eğer Hz. Hüseyin davete icabet etmese idi hem tarih önünde ham de Allah önünde sorumlu olur ve tarih onu suçlu bulur ve korkak diye kayda geçerdi.

KUFELİLERİN GÖNLÜ SENDEN, KILIÇLARI YEZİD’DEN YANA
“İnsanlar dünya kuludur, din ise sadece dillerinde dolaşır; dininin sayesinde geçimleri iyi olduğu müddetçe onun etrafında dolaşır (dindar görünürler) zorluk ve belayla karşılaştıklarında ise dindarlar azalır.” (Tuhef-ül Ukul, s.174)
Henüz yoldayken, karşılaştığı şair Ferezdek, “Ey Hüseyin! Gel vazgeç! Kufelilerin gönlü senden yana, kılıçları ise Yezidden yanadır” diyerek uyarmıştı İmamı.Ama cevabı açıktı Imam’ın; “Ölüm ar’ı kabul etmekten evladır, ar’da ateşe girmekten evladır.”"Ey Allah’ım; sen biliyorsun ki, bizim kıyamımız saltanat için yarışmak ve dünya mallarından bir şeye ulaşmak için değildir; bizim kıyamımız senin dininin gerçek nişanelerini ortaya koymak, beldelerinde ıslahat yapmak, mazlum kullarını kurtarmak ve senin farz, sünnet ahkamına amel edilmesi için yapılan bir harekettir." (Tuhef-ul Ukul, s.239) Hz. Hüseyin bundan sonra Kufe’de olup biteni öğrenir ve akıbetini göre yola devam eder. Zalimlere karşı bir kıyam başlatmıştır ve bunu sürdürmeye de kararlıdır, canı pahasına olsa da.. Çünkü Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Âl-i imran suresi 104. âyette:
“Siz, Ey Müslümanlar, insanların faydası için yeryüzüne çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder e Allah’a inanısınız” buyurmuştur.


Lokman suresi 17. âyette ise:
“Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emir ve tavsiye et, kötülükten sakındır. Bu yüzden maruz kalacağın şeylere katlan” buyurulmaktadır.
Peygamber Efendimiz ise:
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”, “ Benim ümmetimin fertleri, haksıza, “Sen haksızsın!” demekten korktuğu ve çekindiği zaman onlardan ayrıl” buyurmuştur.
Hz. Hüseyin Kufe yakınlarında Ibni Ziyad ordusuyla karşılaşır. Ordu komutanı Hürr ibni Riyahi, Hz. Hüseyini Kufe’ ye götürüp Yezide biat ettirmekle ayrıca Hz. Hüseyin ve kafilesinin su ve otlardan yararlanmasını önlemekle görevlendirilmiştir. Ancak Hürr, hür bir insan gibi davranarak Hüseyin’den etkilenir ve hakkın yanında yer alarak zalimin verdiği görevini yerine getirmez.

Muharrem Günay,

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2811

     2010-10-Camda Yagmur Damlaları ve yüz

Reklamlar

KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN – EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 3

Bunun üzerine ibni Ziyad 30 bin kişilik bir orduyu gönderir.
Yezid’in valisi ibn Ziyad 30 bin kişilik bir orduyu Hüseyin’in üzerine gönderdi. Askerler kampın etrafını sardılar ve Hüseyin ile görüşmelere başladılar.
Hüseyin, kuşatmanın kaldırılmasını, kendisi ile birlikte ailesi ve taraftarlarının da Irak’ı terketmesine izin verilmesini istedi. Ordunun komutanı Ömer bin Sa’d bu teklifi makul buldu ve üstlerine iletti. Bu teklif ibn Ziyad’ın da hoşuna gitti ancak yönetimde söz sahibi olan Emevilerden Şimr bin Zi’l-Cevşen, Bahteri bin Rebia ve Şeys bin Rebia karşı çıktılar. Ömer bin Sa’d’a Hüseyin ve beraberindekileri öldürmesini, yoksa kendi canından olacağını söylediler.

   2011-Çok Şimşek
Muharrem ayının 7’sinde Ömer bin Sa’d çemberi daralttı ve kampın su yollarını kesti. Artık Hz. Hüseyin ve ashabı kurak bir yerde bir yudum sudan mahrum bırakılmıştır. Allah’ın verdiği sudan."Eğer dininiz yoksa ve kıyamet gününden de korkmuyorsanız, hiç değilse dünyanızda hür olarak yaşayın." (Maktel-i Harezmi, c.2, s.33)Hz. Hüseyin ashabına şöyle diyor; “Sizlerin üzerinizdeki hakkımı kaldırıyorum. Teşekkür ediyorum. Hepinizden memnunum. Bunların davası benimle, siz gidin isterseniz.” Bu sözleri söylüyordu çünkü son derece samimi ve serbest olarak yapmalarını istiyordu. “Ben sizi mecbur etmiyorum, gecenin karanlığından faydalanıp kaçabilirsiniz.” Diyerek sadece bilinçli serbest seçim yapmalarını istiyordu. İşte Kerbela şehitlerine değer verilmesi de bu yüzdendir. Kendisiyle kalıp mutlak ölümü yaşamaları için zorlanmamıştır. Öyle bir şehadetin değeri de yoktur. Ama İmam ne ben engel oluyorum ne de düşman. Hangisini isterseniz seçin, serbestsiniz diyordu.Hz Hüseyin’in ashabından kimisi bunu bir fırsat bilip gitti ama kimisi de Müslim ibn-i Avsace (r.a) gibi; (Ey Ebu Abdillah)! Eğer beni yetmiş kere öldürüp yakar ve sonra yine diriltirlerse yine de son nefesime dek senden ayrılmam; oysa ki, sadece bir kere öldürülmek var ve senin için öldürülmek sonsuz bir yücelik ve keramettir. (İrşad-u Mufid, s.215)Diyerek tarihe altın harflerle vefa ve fedakarlığın örneğini yazmışlardır..


Ölüm – kalım mücadelesi Muharrem ayının 9’unda, kampın su kaynakları tükendi ve önlerinde sadece ölmek ya da teslim olmak seçeneği kaldı. Hüseyin, İbn Sa’d’a sabaha kadar ibadet etmek istediklerini söyledi ve bu nedenle mühleti uzatmasını istedi. İbn Sa’d isteğini bir kez daha kabul etti.
Hüseyin adamlarına, teslim olmaya niyeti olmadığını, savaşacağını söyledi. Sayıca çok yetersiz oldukları için, öldürülecekleri aşikardı. Yine de hepsi ölmeyi tercih etti. Hüseyin herkesin kampı terkedip, gece karanlığından yararlanarak kaçmakta serbest olduğunu söyledi ancak hiçbiri yerinden kıpırdamadı.


Ertesi sabah Hüseyin’in adamları düşman ordusunun ön saflarını yanaşıp teker teker düşman ordusundaki akrabaları ve arkadaşları ile konuştular. Savaşmamalarını istediler. Hüseyin düşman askerlerine uzun bir konuşma yaptı. Bu konuşma öylesine etkili oldu ki,
Yezid’in generallerinden Hur, devasa düşman ordusunu terkedip, Hüseyin’in bir avuç ordusuna katıldı.
İbn Sa’d diğer adamlarının da saf değiştirmesinden korkup, Hüseyin’e ilk oku atarak savaşı başlattı. Savaş önce düello şeklinde cereyan etti. Hüseyin önce Temim bin Kahta ile döğüştü. Onu bir kılıç darbesiyle öldürdü. Sonra Arap aleminin korkulan savaşçısı Zeyd Ebtahi’yi ikiye böldü.
Hüseyin’in taraftarlarından ilk olarak Hur, Habib bin Mezahir gibi Hüseyin’in ve babası Ali bin Ebu Talib’in yakın arkadaşları döğüştüler ve birer birer hayatlarını kaybettiler. Bunlardan sonra Hüseyin’in akrabaları döğüştüler. Peygamberin sülalesi Haşimoğulları birer birer yok oldu. Ölenler arasında Hüseyin’in oğlu Ali Ekber, kardeşi Hasan’ın oğlu Kasım, tek taraftan kardeşi ve sancaktarı Abbas (Alemdar) da vardı. Bu arada Yezid’in ordusu çok fazla kayıp vermişti.
Kadınlar ve çocuklar çadırlarda birbirlerine sarılmış, savaşın bitmesini bekliyorlardı. Hüseyin’in oğlu imam Zeynelabidin de, savaşamayacak kadar hasta olduğu için çadırdaydı. Hüseyin diğer oğlu Ali Asgar henüz altı aylıktı ve susuzluktan ölmek üzereydi. Hüseyin oğlunu kucağına aldı ve Yezid’in ordusunun karşısına dikildi. Çocuğa bir yudum su vermelerini istedi. Ama Hurmala bin Kahil, Ömer bin Sa’d’ın emri ile çocuğu okla vurdu. Boynundan vurulan bebek oracıkta can verdi.
HZ. HÜSEYİN’İN ÖLÜMÜ ZİLLETE BOYUN EĞİLMEZ “Şu rezil oğlu rezil, şu haramzade oğlu haramzade emiriniz Ubeydullah ibni Ziyad bana kılıçla zillet arasında seçenekli olduğumu haber verdi; Hüseyin nerede, zillet nerede!? Hüseyin zillete tahammül eder mi?!

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2815&islem=tr&lg=tr

KERBELA’DA BİR YİĞİT HZ. HÜSEYİN – EMEVİLERİN YIKILIŞI VE TÜRKLER- 4
Allah bizim için zilleti istemez, yakıştırmaz. Peygamber benim için zilleti beğenmez. Dünyadaki bütün müminler kıyamete kadar insanlar bu konuda konuşacaklar, daha sonraları gelecek olan müminlerin hiçbiri Hüseynilerin zillete boyun eğmesini sevmezler. Ben zillete boyun eğer miyim?! Ben ilmin kapısı Hz. Ali’nin elinde büyümüş olan bir kişiyim, ben Kadınların efendisi Zehra’nın göğsünden süt emdim. Biz zillete boyun eğmeyiz.” Hasta olarak yatan ve imameti devam ettireceği için Hz. Hüseyin (a.s) tarafından savaşa girmesine izin verilmeyen oğlu Zeynelabidin (as)’den başka kimse kalmayınca, Hüseyin, kadın ve çocukları bacı Hz. Zeynep ile oğlu Hz. Zeynelabidine emanet etti. "Hak yolunda ölmek, zillet içinde ve zalimlerin gölgesi altında yaşamaktan daha iyidir." Anlamında bir beyit okuyarak savaş meydanına girdi. ”Eğer kanım dökülmeden ayakta durmayacaksa ceddim Muhammed’in dini! Ey kılıçlar, haydi doğrayın bedenimi..!” Yapılan bir saldırıda atından düşürüldü. Yetmiş’i aşkın sayıda kılıç, ok ve mızrak yarası aldı. Yezid’in komutanlarından biri olan Şimr, Hz. Hüseyin(a.s)’in mübarek boynuna ve göğsüne mızrak sapladı. Ve Hz. Muhammed(s.a.a)’in sık sık öptüğü o mübarek boğazı keserek başını bedeninden ayırdı. Kafası mızrağa takıldı ve herkese gösterildi. O zaman Hüseyin’in vucudunda 33 mızrak ve ok, 34 kılıç yarası var idi. Ayrıca kadınların üzerinde ne varsa aldılar, öyleki kadınların sırtındaki elbiseyi çıkartıyor; çıplak kalan kadınlar feryadı basıp, lanet yağdırdılar. Hasta ve yatakta olan Ali Asgar b. Hüseyin (Zeynü’l-Abidin) de öldürülmek istendi; fakat Ömer b. Sad ve başkaları mani oldular. Hz. Hüseyin’in arkadaşlarından şehit edilenlerin sayısı 72 kişi idi. Yezid b. Muaviye askerlerinde 88 kişi öldürülmüştü. Yaralılar bu miktara dahil değildir. Ubeydullah bin Ziyad’ın emri üzerine Hüseyin’in cesedi canice atlara çiğnetildi. 72 ölünün cesedi El-Gadiriye köylüleri tarafından ertesi gün defnedildi
Bir feryattır Kerbela özgürlük sevdalılarının kalbinde, Bir gözyaşıdır Kerbela mazlumların gözünden akan, Bir aşkın sembolüdür Kerbela şehadeti arzulayanların gönlünde, Bir vuslattır Kerbela…Tüm salih inkılaplar kendilerine layık olan, bu inkılaptan öğrenmişlerdir şüphesiz. Hüseyni kıyam, bütün bu inkılapların yol göstericisi konumundadır. İmam Kerbela’da iken elemeler başlamıştı ama bu elemlerde Kerbela’da olmayıp ta samimiyetiyle şehit olanlar da vardı. Ehlibeyt dostu olan Züheyr, Esedoğulları kabilesinden 400 atıyla Kerbelaya yetişmeye çalışıyordu. Ne çare, yolları kesildi ve büyük bir kısmı şehid edildi, kalanı ise geri döndü.
Şehit Hüseyin’in kesilmiş başı Küfe’ye getiril-diği zaman, Ubeydullah b. Ziyad, elindeki asası ile Hüseyin’in dudaklarına vurdu. Zeyd b. Erkam veya Eslemli Ebü Berze dayanamayıp, asasını çekmesini, çünkü Peygamberin dudağının, öpmek üzere, bu dudağa çok temas ettiğini gördüğünü söyledi. Ubeydullah b. Ziyad, bu hareketi ile iktifa etmeyerek, Hüseyin’in esir edilmiş masum kız kardeşi ve kızları ile alay etmiş idi. Ömer b. Sad, iki gün sonra Küfe’ye giderken beraberinde Hz. Hüseyin’in kızlarını, kız kardeşlerini ve onlarla beraber bulunan bütün çocuklarını alıp gitti. Bu yolculuk sırasında şehit Hüseyin’in ve şehit edilen arkadaşlarının yanında geçerken kadınlar feryada başladılar ve yüzlerine vurdular. Bu sırada Hz. Hüseyin’in kız kardeşi Zeyneb şöyle bir ağıt okudu:
“Ah ya Muhammed! Semanın bütün melekleri sana selat’ü selam etsin. İşte Hüseyin düzlükte yatıyor, kanlara boyanmış, azaları kesilmiş. Senin kızların ise esir alınmış, zürriyetin tek-tek öldürülmüş. Rüzgar onların üzerine toprak savuruyor.” diyerek hem kendisi ağladı, hem de dost ve düşman herkesi ağlattı. Daha sonra Yezid b. Muaviye, Numan b. Beşir ile Hz. Hüseyin’in çocuklarını Medine’ye gönderdi.
Said b. Raşid Ye’la b. Merre’den Resulullah(S)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin`denim. Allah, Hüseyni seveni sever. Hüseyin köklü soylardan bir soydur." Kerbela vakası üzerinden 13 asrı aşkın bir süre geçmesine rağmen taşıdığı ilahi özellikleri yüzünden, yeni meydana gelmiş bir olay gibi müminlerin kalbin de etki yapmaktadır.- Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah’ın(s.a.a) ve babam Ali’nin (a.s) çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim.— Hüseyin’in (a.s) kıyamı sadece zalim bir hükümetin aleyhine başlatılan siyasi ve iktisadi bir hareket değildi. Aynı zamanda bu hareket Emevi rejiminin temsil ettiği ve halifelerinin sahiplendiği bir takım bozuk ve düşük değerler aleyhine başlatılan bir kıyamdı.

Muharrem Günay,

http://www.kocatepegazetesi.com/kosedetay.asp?id=2817&islem=tr&lg=tr 

NOT: Kerbela Faciası, insanoğlunun korkaklığını, dönekliğini, zalimlere kul köle oluşunu ve bir avuç asil kahramanın Allah yolunda ölümüne savaşını haykıran Kıyamete kadar unutulmayacak bir destandır!

Editör: Meryem Kahraman